SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Demirtaş haklı mı?           (gösterim sayısı: 2.382)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
umut
[ umut yarın ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.105
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: umut
Konu Tarihi: 28.03.2015- 09:46


Demirtaş haklı mı? - Metin Çulhaoğlu  

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın geçenlerde gündeme gelen AKP değerlendirmesini hatırlayalım.

Demirtaş'a göre AKP'nin ana referansı İslam değildi; bu parti kapitalizmin nimetlerine göz dikmiş neoliberal bir partiydi. AKP'ye muhalefetse, bu da ''emek teorisi'' ve ''anti-kapitalist teori'' üzerinden yapılmalıydı.

Demirtaş'ın bunları neden söylediğini kestirmek güç değil. İşin burasını fazla kurcalamayalım ve devam edelim.

Ama sorarak: Demirtaş haklı mı?

Pek değil gibi görünüyor.

Aynı mantıkla örneğin 1930'larda şu da söylenebilirdi: ''Bu Almanya'daki Naziler aslında faşist falan değil; Alman kapitalizminin ve onun büyük tekellerinin çıkarlarını sonuna kadar kollayan bir siyasetin temsilcileri''.

Neyse, burada bırakalım.

***
Marx'ın kapitalizme ilişkin çözümlemeleri, soyutlamanın, somuta doğru birbirini izleyen düzeylerinden oluşur. Kapitalist üretim tarzı veri alındığında, soyutlamanın en üst düzeyinde zaman ve mekân etkenlerinden bağımsız temel gerçeği, özü buluruz: Meta üretimi, artı ürüne el konulması ve sermayenin hareket yasaları...

Bunlar kapitalizmin temel ve evrensel özellikleridir. Kapitalizmin şu döneminde de bu döneminde de, kapitalist üretim tarzının hâkim olduğu o ülkede de bu ülkede de aynıdır.

Başka bir tarafa, emek gücünün yeniden üretimine baktığımızda da benzer bir durum görürüz. Proleter, ertesi gün emeğini yeniden kapitaliste sunabilmek için belirli bir gün içinde tükettiği emek gücünü yeniden üretmek zorundadır. Öz budur; her dönem ve her mekân için geçerlidir. 19. yüzyılda böyleydi, bugün de böyledir. Bugün, ABD'deki işçi de Bangladeş'teki işçi de bu açıdan tıpatıp aynı konumdadır.

Soyutlamanın en üst düzeyi diyoruz, böyledir...

Başka türlü ifade edersek, soyutlamanın bu üst düzeyi, devletten, ideolojiden, siyasetten, kültürden (toplumsal formasyonun bütününden) arınıktır.

Gelgelelim, artı değer üretimi de, emek gücünün kendini yeniden üretmesi de somut koşullarda, dolayısıyla kaçınılmaz olarak verili siyasal, ideolojik, kültürel vb. ortamlarda gerçekleşebilecek süreçlerdir. Burada, soyutlamanın daha alt düzeyine, yani biraz daha somuta inmiş oluyoruz. Bu düzeye inildiğinde, artık devletten, ideolojiden, siyasetten ve kültürden ''arınık'' süreçlerden söz edemeyiz.

Evet, artı değer üretimi gene aynı yoldan gerçekleşir; ama teknolojisinden emeğin örgütlülük durumuna, ideolojiler alanından devletin müdahalelerine ya da kültürel yapıya kadar pek çok etmen bu süreçte devreye girer.

Evet, emek gücünün kendini yeniden üretmesi de gene aynıdır; ama örneğin Batı Avrupa’daki bir emekle Şili’deki bir emeğin kendini yeniden üretebilmesi için karşılanması gereken ihtiyaçlar arasında önemli farklılıklar vardır.

O zaman bu bölümü bağlayalım: Kapitalizme karşı siyasal mücadelenin, en üst soyutlama düzeyindeki gerçeklerden hareketle, salt bunlara odaklanarak ve bu düzeyde verilmesi mümkün değildir.

Hiçbir yerde olmamıştır ve bundan sonra da olacağı yoktur.

Anti-kapitalist mücadele, kapitalizm kendini somut olarak hangi düzeyde gerçekliyorsa o düzeyde verilebilir.

***
O zaman bir adım daha atalım, Türkiye'ye dönelim ve lafı dolandırmadan söyleyelim:

Dinci ideoloji/dinci gericilik (bu kavramları beğenmeyen yerine istediğini kullanabilir), metalaştırmadan artı değere el konulmasına; birikim süreçlerinden finansman ve pazar arayışlarına, oradan emek gücünün yeniden üretimine kadar Türkiye kapitalizminin en üst soyutlama düzeyinden bir alt düzeye, yani toplumsal formasyon düzeyine inmesinin başat aracılarından biri haline gelmiştir...

İsterseniz şöyle söyleyelim: AKP’den kurtulmuş, AKP'siz bir Türkiye düşünebiliriz; ama dinci ideolojiden büsbütün bağımsız bir birikim süreci ve toplumsal formasyon tasavvur etmek bu saatten sonra mümkün değildir.

Bugün gelinen noktada, Türkiye kapitalizmini bu ideolojiden, bu ideolojiyi de Türkiye kapitalizminden ayıramayız.

Yani Demirtaş haklı değildir.

Varsın haklı olmasın; kendisi ve temsil ettiği siyasal hareket dinci ideolojiyle hiç uğraşmadan salt ''emek teorisi'' üzerinden anti-kapitalist mücadele vermeye niyetliyse öpüp başımıza koyarız.

Gerisini de biz hallederiz...





Bu ileti en son melnur tarafından 21.01.2020- 03:07 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
munzur
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.12.2013
İleti Sayısı: 1.075
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: munzur
Cevap Tarihi: 28.03.2015- 12:22


HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın geçenlerde gündeme gelen AKP değerlendirmesini hatırlayalım.

Demirtaş’a göre AKP’nin ana referansı İslam değildi; bu parti kapitalizmin nimetlerine göz dikmiş neoliberal bir partiydi. AKP’ye muhalefetse, bu da “emek teorisi” ve “anti-kapitalist teori” üzerinden yapılmalıydı…

Demirtaş’ın bunları neden söylediğini kestirmek güç değil. İşin burasını fazla kurcalamayalım ve devam edelim.


Demirtaş bunları sola göz kırpmak için söylüyor. AKP'nin referansının İslamcılık olmadığını söylemek, İslamcılığa soyunma yönünde adımlar atmalarını önemsizleştirmektir. AKP islamı ne kadar kullanıyorsa, HDP de tüm bileşenleriyle o kadar kullanıyor. Demirtaş bu gerçeğin üzerini örtmek için bu açıklamayı yapmış. İçlerindeki şeriatçı ve gericilerin görmezlikten gelinmesini amaçlamış. Gericiliği önemsizleştirme gayreti içine girmiş. Emek sömürüsünün dini ambalaj içerisinde gerçekleştirildiğini ya anlamamış, ya da anlamazlıktan gelmiş. B

Diğer söylediğine ne kadar inanalım? Kürt hareketi anti kapitalist bir hareket mi, emek sömürüsüne mi karşı çıkıyor? Emek sömürüsünün dinci motifler içinde gerçekleştirildiğini ve kendilerinin de aynı noktalara uğrayarak emek sömürüsünün kıskaç altına alınmasına katkı verdiğini görmeyelim mi? Bu hareketten SYRİZA çıkmasını bekleyenler varsa daha çok beklerler.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
yorum2006
[ yorumcu ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 15.08.2013
İleti Sayısı: 772
Konum: Gizli
Durum: Gizli
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: yorum2006
Cevap Tarihi: 29.03.2015- 02:22


Alıntı Çizelgesi: munzur yazmış

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın geçenlerde gündeme gelen AKP değerlendirmesini hatırlayalım.

Demirtaş’a göre AKP’nin ana referansı İslam değildi; bu parti kapitalizmin nimetlerine göz dikmiş neoliberal bir partiydi. AKP’ye muhalefetse, bu da “emek teorisi” ve “anti-kapitalist teori” üzerinden yapılmalıydı…

Demirtaş’ın bunları neden söylediğini kestirmek güç değil. İşin burasını fazla kurcalamayalım ve devam edelim.


Demirtaş bunları sola göz kırpmak için söylüyor. AKP'nin referansının İslamcılık olmadığını söylemek, İslamcılığa soyunma yönünde adımlar atmalarını önemsizleştirmektir. AKP islamı ne kadar kullanıyorsa, HDP de tüm bileşenleriyle o kadar kullanıyor. Demirtaş bu gerçeğin üzerini örtmek için bu açıklamayı yapmış. İçlerindeki şeriatçı ve gericilerin görmezlikten gelinmesini amaçlamış. Gericiliği önemsizleştirme gayreti içine girmiş. Emek sömürüsünün dini ambalaj içerisinde gerçekleştirildiğini ya anlamamış, ya da anlamazlıktan gelmiş. B

Diğer söylediğine ne kadar inanalım? Kürt hareketi anti kapitalist bir hareket mi, emek sömürüsüne mi karşı çıkıyor? Emek sömürüsünün dinci motifler içinde gerçekleştirildiğini ve kendilerinin de aynı noktalara uğrayarak emek sömürüsünün kıskaç altına alınmasına katkı verdiğini görmeyelim mi? Bu hareketten SYRİZA çıkmasını bekleyenler varsa daha çok beklerler.




Demirtaş sosyalist değildir. Kürt milliyetçisidir. Görevi de, dincisi dahil, değişik siyasi görüşten Kürtleri parti çatısı altında toplamaktır. Arada sol sloganlar atması Batı'dan da oy alabilmek için. Ayrıca HDP denilen örgüt bağımsız bir parti değildir. PKK'nin legal uzantısıdır. Partinin gerçek yöneticileri de İmralı ve Kandil'de. Yani Demirtaş emanetçi. Emanetçilerden çok fazla şey beklenmez. Sırf konuşsun diye   sahneye çıkarmışlar işte. Ondan boş konuşuyor. Zaten bu ülkede "dolu" konuşan kaç kişi var ki? Burjuva siyasetinde kimse dolu konuşmuyor. SYRIZA'nın bunlarla ne alakası var? SYRIZA'nın arkasında etnik milliyetçi bir silahlı örgüt mü var? SYRIZA Yunan halkının içinden çıkmış, ayrıca Yunanistan'daki tüm etnik grupların desteğini almış bir parti.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.011
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.01.2020- 02:22


Nette başka bir yazıyı okurken yazıda Metin Çulhaoğlu'nun yazısına atıfta bulunulurken bizde Umut'un bu alıntısına link verildiğini görerek bu sayfaya ulaşabildim. Şimdi de o netteki yazıyı kaybettim:).

Üç yazı var burada ve üç yazıda o kadar önemli şeyler söyleniyor ki...Üste çıkarmamın nedeni de bu. Örnekse Demirtaş'ın AKP'nin İslamcı omadığına ilişkin sözleri... Çulhaoğlu'nun sınıf mücadelesinin pratikte nasıl işlediğine ilişkin kısa değinişi...Yorum 2006 arkadaşın ''Demirtaş sosyalist değildir'' saptaması ve sonrasında söyledikleri, şimdi olsa belki günlerce tartışma konusu haline getirilebilir.

Zaman zaman değiniriz.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.011
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 22.01.2020- 05:22


Başlıkta söylenenlere daha sonra da gelebiliriz. Bugün SOLhaber'de Fatih Yaşlı'nın yazısıyla buradaki Çulhaoğlu'nun yazısı bir anlamda birbiriyle örtüşüyor. Fatih Yaşlı dinci gericilik konusunda kimi yorumlarda bulunduktan sonra yazısını şöyle tamamlıyor: ''...Türkiye’de artık sermaye düzeniyle mücadeleden ayrı bir dinci gericilikle mücadele programı da, dinci gericilikle mücadeleden ayrı bir sermaye düzeniyle mücadele programı da mümkün ve hayata geçirilebilir değildir. Solun, ikisini birden karşısına almak dışında başka bir seçeneği yoktur, buradan yürümenin zemini ise belki de hiç bu kadar müsait olmamıştır.'' Tartışmasız doğru, AKP gericiliğine karşı mücadele sermaye düzeniyle mücadele etmektir. Tıpkı Çulhaoğlu'nun siyasal mücadele konusunda soyutlamadan somut olana yöneldiğimizde karşımıza çıkan gerçeğin altını çizmesi gibi.   Bir ekleme yapılacaksa Çulhaoğlu'nun söylemeye çalıştığı daha da somutlaştırılıp daha da derinleştirildiğinde Fatih Yaşlı'nın söylediklerinden çok daha farklı ve anlamlı bir ''sınıf mücadelesi'' çözümlemesi haline gelebilir; böyle bir potansiyeli var.

Şunu söylemeye çalışıyorum.

Sosyalist mücadele ve sınıf mücadelesi dediğimizde aklımıza gelen ve genellikle içinde dönenip durduğumuz şey, sosyalizmin belli başlı çıktılarını ( kuramsal doğrularını da diyebiliriz) sürekli yinelemekten ibaret. Yani komünist toplumun üst aşamasında alacağı biçimden, Troçkizmin ezbere dönüştürdüğü ve aslında Ekim devrimi'yle çoktan aşılmış olması gereken bir başka gerçeğin -sosyalizmin komünist toplumun alt aşaması olduğu ezberinden ve proleter diktatörlüğünün gerekliliği ve zorunluluğunun sürekli yinelenmesinden...- söz ettiğimizde sosyalist mücadeleyi ete kemiğe büründürüyor algısı içindeyiz. Oysa bu tavrın hem kolaycılık, hem yüzeysellik ve hem de ''siyasetten kaçış'' anlamına geldiğinin altını çizmek gerekiyor. Daha da ileri gidersek bu tavrın, yani sürekli olarak kuramsal olanla meşgul görünüp siyasete gözleri kapamak, bir anlamda siyasetten de sınıf mücadelesinden de kaçmak anlamına da gelmektedir. (Bir dönem   ''enternasyonalist olmak'' bile bilerek veya bilmeden bu işlevi yüklendi. Ülkedeki iklimin de uygunluğu sınıf mücadelesini kuramda Marksist görünmeye çalışmak, pratikte ise kuyrukçuluktan başka bir şeyi savunmamak anlamında yorumlandı.)

Sınıf mücadelesi, sosyalist mücadele Metin Çulhaoğlu'nun altını çizdiği şekilde ülke nesnelliğiyle doğrudan ilgili bir pratik üzerinden yürütülür. Yani o dönemde halkın haklı tepkisi neredeyse o konu siyasal mücadelenin içine alacağı bir somut gerçektir ve öyle olmalıdır. Lenin'in ''bütün iktidar Sovyetlere'' çağrısını erken bulanlara söylediği ''Eğer iktidar savaştan çekilirse halk muhalefeti sönümlenir'' sözünü de bu bağlamda görebilmek mümkün. Yaşanan gerçeklik sınıf mücadelesinin o nesnelliğin yarattığı çatlaklar üzerinden yürütülür. Dinci gericilik gerçeğinin sürekli yinelenmesi ve sınıf mücadelesinin temel bir gerçeği olmasının nedeni de budur. AKP karşıtlığının siyaseten merkezi bir anlam kazanması da bu bağlamdadır ve ideolojik mücadelenin ete kemiğe bürünmesinden başka bir şey değildir. AKP ile mücadeleyi es geçerek, komünist toplumda yönetim işinin nasıl bir şekil alacağının tartışmaya açılmasının savunulması ve daha ''komünistçe'' bir tavır olduğunun sanılması en çok içine yuvarlandığımız yanlışlıklardan biridir.

Siyaset ideolojik olanın pratikle, nesnel olanla uyumudur. Yaşanan süreçler, nesnellik, ve somut olanın çözümlemesi yapılmadan ve o nesnelliğe uygun bir pratik geliştirilmeden sınıf mücadelesi içinde bulunulamaz. ''Sosyalistler iktidarı değiştirmek ister, hükümeti değil'' ezberi aslında bir dönem siyasetten ve sınıf mücadelesinden kaçmanın ve -açık konuşalım- kuyrukçuluk yapmanın alt yapısını kurmaktan başka bir şey değildi. Oysa siyasi iktidarı iktidardan etmenin mücadelesini vermek sınıf mücadelesinin pratiğe dönüşmüş hali ve bu anlamda sosyalist mücadelenin ta kendisiydi.

Fatih Yaşlı dinci gericiliğin artık yerleşiklik kazandığı ve bu yüzden dinci gericilikle mücadelenin sermaye düzeniyle mücadele anlamına geleceğini söylüyor. Haklı ama eksik. Dinci gericilik yerleşiklik kazanmasa da onunla mücadele yine sermaye devletiyle mücadele anlamına gelir. Daha başka bir deyişle sınıf mücadelesi o nesnellikte karşısına siyasi iktidarı alarak verilir, başka türlü değil. Çulhaoğlu'nun soyut somut ilişkisinde altını çizdiği konu da budur.



NOT: Fatih Yaşlı'nın yazısı için bakılabilir:   https://haber.sol.org.tr/yazarlar/fatih-yasli/seriat-coktan-geldi-hem-de-faiziyle-278850



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.011
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.01.2020- 08:35


Demirtaş haklı değil(di). Sosyalistlere ''AKP islamcı bir parti değil, siz emek-kuramı ve anti-kapitalizm üzerinden AKP'yi eleştirin'' demesinin de iki temel yanlışı vardı. Bunlardan birincisi AKP'nin İslamcı olmadığına ilişkin görüşüydü; ikincisi ise malum ve üstte de bu konuda yanıtlar verilmeye çalışıldı.

AKP'nin dinci, İslamcı olmadığına ilişkin görüşün bu ülkeyi ne hale getirdiğini gördük, yaşıyoruz. Sağlı sollu liberalleri, kuyrukçu solu, forumlarda enternasyonalist olduğu algısı yaratmaya çalışan ve gerçekteyse şovenizme varan bir milliyetçilikle liberalizm temelinde keskin solculuk oynayan tiplere kadar hemen her kesimin bugünlerin oluşmasında parmağı olduğunu söylemek hiç yanlış sayılmamalı. ''Oldu bitti, geçti artık, önümüze bakmalıyız'' gibi yorumları da çok fazla ciddiye almamak gerek. Özeleştiri veriliyor mu; yapılan bir büyük yanlışın çözümlemesi yapılıyor mu? Yok, hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediliyor; sorun da bu.

CHP'nin Kılıçdaroğlu önderliğinde T24'deki   sol liberallerle buluşmasına da böyle bakılabilmeli. Bu tiplere, bu siyaset anlayışına yeniden bir meşruiyet kazandırmaktan kaçınılmalı. Liberalizm sosyalist ideolojiyle birlikte ortaya çıkış sürecinden bu yana sola sosyalizme bulaşmaya çalışan bir virüstür. Kapitalizmin ideolojisinden başka bir şey de değildir. Liberalizm sosyalizmin karşıtıdır; en geniş anlamıyla sol sosyalist siyasetle de bir ilgisi ve bağıntısı yoktur. Liberalizm son çözümlemede   sömürüyü ambalajlamak, güzel ve gerekli göstermek uğraşından başka bir kapıya da çıkmamakta, burasının da solla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Sol liberallerin bugün AKP karşıtı bir pozisyonda yer almalarının önemi sadece bu pozisyon nedeniyledir. Yoksa hem bu tiplerin ve hem de bu tiplerin yaptığı karartmanın herhangi bir yerinde yer alanların söylemlerine de eylemlerine de çok fazla   önem verilmemelidir.

Demirtaş'a dönülecekse, ''bir yerde bizler de yanlış yapmış olabiliriz'' demesi bile önemsenmelidir. Demirtaş, her şey bir yana samimidir; ve Temelli'nin de söylediği gibi ''bu ülkede barış süreci devam edecek ve bu da AKP'yle olmayacaktır!''

Bu söylem yeterli mi yetersiz mi ayrı konu, tartışılabilir   ama en azından az şey değil!




Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör İmamoğlu, HDP ve Demirtaş... melnur 0 88 15.03.2020- 09:39
Konu Klasör Selahattin Demirtaş'ın açıklamaları... melnur 3 635 28.02.2019- 08:44
Konu Klasör N.Demirtaş: Oylarımız çantada keklik değil. melnur 4 520 24.05.2019- 18:27
Konu Klasör Demirtaş ve Yüksekdağ'ın tutukluluğu ve solun durumu... melnur 3 351 01.12.2019- 07:03
Konu Klasör Selahattin Demirtaş: HDP'li hükümet tartışılmalı... melnur 1 172 17.02.2020- 22:07
Etiketler   Demirtaş,   haklı,  
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS