Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Eylem ve Mitingler
 »  Aydınlanma Hareketi'nde 'Ben de varım' diyenler

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Aydınlanma Hareketi'nde 'Ben de varım' diyenler           (gösterim sayısı: 2.104)
Yazan Konu içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 01.03.2016- 14:25
Alıntı yaparak cevapla  


Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nde 'Ben de varım' diyenler İzmir'de toplanıyor

24 Şubat'ta kamuoyuna duyurulan bir deklarasyonla yola çıkan Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, ilk kitlesel toplantısını İzmir'de yapacak. 5 Mart Cumartesi günü Tepekule Kongre Merkezi'ndeki toplantıya ilk çağrıcılar Barış Terkoğlu, Hüseyin Aygün, Enver Aysever, Orhan Gökdemir, Kemal Okuyan ve Özlem Şen Abay da katılacak.

Resim Ekleme

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, yoluna devam ediyor. 24 Şubat'ta bir deklarasyonla kamuoyuna duyurulan girişimin ilk kitlesel toplantısı ise İzmir'de gerçekleşitirilecek.

Bayraklı'daki Tepekule Kongre Merkezi'nde yapılacak toplantıya, konuşmacı olarak, ilk çağrıcılar olan Barış Terkoğlu, Hüseyin Aygün, Enver Aysever, Orhan Gökdemir, Kemal Okuyan ve Özlem Şen Abay da katılacak. Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nden yapılan açıklamada, gericiliğe karşı savaşımda "Ben de varım" diyen herkes bu toplantıya davet edildi.

Resim Ekleme

Sol


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 06.03.2016- 11:52
Alıntı yaparak cevapla  


Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nde 'Ben de varım' diyenler İzmir'de buluştu

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi ilk kitlesel toplantısını İzmir'de gerçekleştirdi. Tepekule Kongre Merkezi'ndeki toplantıya, haraketin ilk çağrıcıları olan Barış Terkoğlu, Enver Aysever, Hüseyin Aygün, Kemal Okuyan, Orhan Gökdemir ve Özlem Şen Abay konuşmacı olarak katıldı.

Resim Ekleme

Özgür Cem Boynueğri

24 Şubat’ta bir deklarasyonla yola çıkan Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi ilk kitlesel toplantısını İzmir Tepekule Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdi.

Toplantı, ilk çağrıcılar Barış Terkoğlu, Enver Aysever, Hüseyin Aygün, Kemal Okuyan, Orhan Gökdemir ve Özlem Şen Abay'ın katılımıyla yapıldı.

"15 YILLIK DESPOTİK REJİMİN BAŞARISIZLIĞI BİZ OLACAĞIZ"

Resim Ekleme
İlk konuşmayı gazeteci-yazar Barış Terkoğlu yaptı. Terkoğlu şunları söyledi:

Bu topraklarda son 15 yılda despotik rejimi yaratan AKP, kendisine kendisi gibi bir muhalefet yarattı. Demek istediğim şu: Yıl 1946, Türkiye'de gericilik yeniden canlandığında, türbeler açıldığında, ilkokullara din dersi konulduğunda, imam hatipler açıldığında o dönemin Başbakanı, bundan 70 yıl önce, gericilikle ancak onun politikalarıyla mücadele edebileceğine inanıyordu. Bu büyük bir hataydı. 70 yıl sonra aşağı yukarı aynı yerdeyiz. Gericilik anaokullarına kadar girmişken, 'biz gericiliğin daha iyisini yaparız' demek ya da cuma namazlarına çağrıyla muhalefet yapılacağını sanmak... Hiç lafı uzatmaya, eğip bükmeye gerek yok. Laiklik anayasada, parti programlarında, duvarlarda, kitaplarda var ama laikliği savunmak, laikliğin arkasında durmak adeta yasaklanmış durumda. Biz laikliği savunmak için, laikliği politik bir mücadelenin ana unsuru haline getirmek için yola çıkmış bulunuyoruz. Biz kişisel ve özel yaşamın konusu olan inancın, toplumsal ve siyasal kuralları belirleme aracı haline getirilmesine karşıyız. Aklın ve bilimin hakim olduğu bir toplumsal düzeni istiyoruz. Okullarda, işyerlerinde, sokaklarda dinsel dayatmalara, dinsel baskılara karşı durmanın yollarını arayacağız. Bu gidişatı tersine çevireceğiz. Bu topraklarda, gericilikle mücadele için zemin var, buna inanıyoruz. Nefes aldığımız her yeri bu gerici anlayıştan temizleyeceğiz. Bunu yaparken ne emperyalistlerden, ne büyük sermayeden hiçbir şekilde korkmayacağız. Bu 10-15 yıllık despotik rejimin başarı olarak kaydettiği ne varsa, biz o despotik rejimin başarısızlığı olacağız. Bugün burada ilk toplantımızı İzmir'de yapıyoruz. İnanıyorum ki İzmir'in dağlarında daha kırmızı çiçekler açtıracağız.

"İMAM HATİPLEŞME PROGRAMININ ÜÇ ADIM SONRASI IŞİD'TİR"

Resim Ekleme
İkinci konuşmayı yapan CHP eski Milletvekili Hüseyin Aygün ise şunları söyledi:

Gericilik uzun yıllar yasaklanan bir sözcüktür. Gericilik dendiğinde dindarlar incinir deniyordu. Oysa gericiler ve gericilik vardır. İnsanların kafasını kesiyor, Diyanet'in içinde yuvalanıyor, sapıkça fetvalar veriyor. Gericinin var olduğunu göstermek için, insanlığın birikimini yok etmek isteyen bir güç olduğunu kanıtlamak için, bu hareketin adını Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi koyduk. Gericilik ilericiliğin zıddıdır ve insanlığın akıl mantık yoluyla tüm birikimini yok ettiler. İslamcı faşizm sözü bile pek çok soruşturmaya konu oldu. Faşizmin en saf, en rafine hali İslamcı faşizmdir. Biz bunu söylemekten imtina etmeyeceğiz. Hareketimiz başlar başlamaz bir şey dikkatimi çekti. Ak-it denen çete, bizleri hedef gösterdi, isimlerimizi yayınladı. Bu alçaklar takımı, daha önce Danıştay üyelerini hedef göstermişti ve türban kararından dolayı Danıştay üyesi öldürülmüştü. Yine bu alçak takımı Anayasa Mahkemesi üyelerini, Can Dündar ve Erdem Gül'ü bıraktılar diye hedef gösteriyorlar. Aydınlanma Hareketi, Ak-it ve benzerlerinin düşmanıdır, bunu burdan ilan edelim. Can güvenliğimiz için, bu alçaklara Türkiye'yi bırakmamak için ilan edelim. Dindar nesil dediler. Açık konuşalım, dindar nesil dedikleri şey IŞİD'tir. Bunu ben söylemiyorum. İhsan Eliaçık adlı müslüman hareketin içinden gelen ve bazı olumlu özellikler de taşıyan bir yazar söylüyor. Şu andaki imam hatipleşme programının üç adım sonrası IŞİD’tir. O halde Aydınlanma Hareketi, dindar nesil projesini de karşısına alacak ve savaşacaktır. Ilımlı islam diyorlar, ılımlı islamı ABD yarattı. Dünyanın başına bela oldu. Aydınlanma Hareketi olarak, ılımlı islam diye bir şey olmadığını da olmadığını söylemeliyiz. İslamcılığın siyasallaşmış her türlüsü faşizmdir ve son hali insanların kafasını kesmeye adaydır. Din sadece insanların vicdanlarındadır. Onun dışında hiçbir alanda yer almamalıdır.

"GERİCİLİĞİN ENSESİNDE BOZA PİŞİRECEĞİZ"

Resim Ekleme
Kemal Okuyan konuşmasında şunları vurguladı:

Gericilikle mücadele Türkiye'de yeni başlamıyor ama çok mevzi kaybettik. Bir başlangıç ilkesi koyduk bu harekete başlarken. Şudur o ilke: Bizler, savunmaya çekilerek, günü kurtarmaya çalışarak devam edemeyiz. O zaman bize yaşam hakkı tanımayacaklar. Biz kaybettiğimiz mevzileri ancak üstlerine giderek kazanabiliriz ve sandığımızdan daha zayıf olduklarını da görürüz. Çok somut olacağız bu mücadelede. Tüm okulları imam hatip mi yapmaya çalışıyorlar? İmam hatipleri kapatacağız. Zorunlu din dersi mi koydular? Mücadeleyi ortaklaştıracağız, zorunlu derslere karşı mücadele edeceğiz. Diyanet İşleri denilen münasebetsizlikle mücadele edeceğiz. Yeni kimlik kartlarının çiplerine insanların din kayıtlarını mı gizlemeye çalışıyorlar? Devletin elinde insanların inancına dair tek bir kayıt bırakmayacağız. Dinselleşmeye karşı, halkın örgütlü özgücüyle mücadele edeceğiz. Örgütlü gücümüz dışında hiçbir şeye güvenmemeyi öğreneceğiz. Güvene güvene bu hale geldik. 27 Mayıs sonrasında dahi dinselleşmenin önünün açılmasında TSK’nin payı vardır. Herkes Kenan Evren’e bağlar ama ondan önce de 'din dersi almayanlar anarşist oluyor' diyen Cevdet Sunay vardı. Dinin siyasal alana girişinin nedeni, insanların uyanmasını engellemektir. Sermaye sınıfı bunun için dinselleşmeden yanadır. TSK de düzen bekçisi de son tahlilde. İçinde yurtsever, antiemperyalist unsurlar olabilmiştir ama TSK’den laikliğe sahip çıkmasını beklemek kuzuyu kurda teslim etmek demektir. TSK’den laikliğe dönük bir hamle beklemiyoruz zaten. Sanılıyor ki Türkiye'de profil olarak çağdaş görüntü veren, tırnak içinde 'çağdaş sermaye', gericiliğe karşı bir güvence. Böyle bir şey yok arkadaşlar. Koç grubunun SAKP dönemindeki kâr oranlarına bakarsanız, neden büyük sermayenin gericiliğin önünde durmayacağını görürsünüz. Gericilik ile toplum çıkarlarına saldırılar atbaşı gider. Siyaseti ve toplumu din ele geçirirse, orada toplum diye bir şey kalmaz, cemaatleşirsiniz. Tüpraş, Tekel, Sümerbank'ın özelleştirilmesidir Türkiye'de gericilik. Siz hiç bu insanların emekçinin hakkından bahsettiğini duydunuz mu? Ama emeğinin hakkını aramak için mücadele eden işçilere bildiri dağıtıyorlar, 'patronun rızkını yiyorsunuz günaha giriyorsunuz' diyorlar. Nerde bir işçi direnişi varsa, orda İslamcılar bildiri dağıtıyorlar. Gericiliğin arkasında para vardır ve emperyalizm vardır. Obama 'ılımlı islam yayılmalıdır' diyor. Ilımlı islam diye bir şey yok. İnsanların vicdanlarında inanma ve ibadet etme hakkı var o kadar, ılımlı islam gericiliktir. Toplumsal hayat ve devlet illeri, dine göre organize edilmez. Bunun kavgasını vereceğiz ve avantajımız çok büyük. Türkiye'de bu konuda sanılanın çok ötesinde büyük bir tepki var. Biz bu tepkiyi açığa çıkarmak için çıktık yola. Aklımızla ve örgütlülüğümüzle bu işin üstesinden geliriz. Gericiliğin ensesinde boza pişireceğiz."


"CUMHURİYETİ ÇOKTAN ÖLDÜRDÜLER, ÖLÜYÜ KALDIRMAK İÇİN İMAMLARI İKTİDARA GETİRDİLER"


Resim Ekleme
Orhan Gökdemir de konuşmasında şunları ifade etti:


Cumhuriyeti öldüren sadece AKP değil. Cumhuriyeti Kenan Evren ve yandaşları öldürdüler, ölüyü ortada bıraktılar. Ölüyü kaldırmak için imam gerekiyordu. Bu imamları iktidara getirdiler. Ancak bu arkadaşalr imam olmakla yetinmediler, sarayda sultan oldular. İlerici ve laik değerlerden geriye ne kaldıysa hepsini yok ettiler. Şu anda Türkiye'yi getirdikleri bir ehliyetsizlik halidir. Ama cumhuriyeti düzleyemeyecekler ve karşılarında büyük bir direnç görecekler. İşleri o kadar da kolay değil. Kendileri de zaten bunun farkındalar. 90’lı yıllarda 'Huzur islâm'da' diye arabaların arkasına yazarlardı. Böyle diyerek geldiler, Ortadoğu'yu kan gölüne çevirdiler. Bu aydınlanma mücadelesi sadece Türkiye'yle ilgili değil tüm Ortadoğ'nun kaderiyle ilgili bir olay. Yeni bir dünya yaratmak zorundayız. Bu gericilik karşısında ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız.

"BU ÜLKENİN KADINLARININ FITRATINDA BOYUN EĞMEMEK VARDIR"


Resim Ekleme
Özlem Şen Abay ise şöyle konuştu:

Bu karanlıktan en fazla nasibi alanlar, karanlık içinde boğulan kadınlar. İlki Cansel. Cansel Kayseri'de babasının tabancasıyla intihar etti. Çünkü taciz edilmek bir çeşit suçtu ve karalanmaktı. Aynı kader İstanbul'un orta yerinde bir başka kadın arkadaşımızın başına geldi. O kadın arkadaşımızın başına gelen değil de, o arkadaşımızın neden o saatte dışarda olduğu tartışıldı. Gerçek failleri gizlemek içindir bu tartışmalar. Gerçek failleri çok iyi tanıyoruz. Gerçek fail bu düzenin kendisidir. Asıl fail, gerici düzenin ta kendisidir. Bir yandan kadınlar ucuz işgücü olarak görüp sömürülüyor, bir yandan da onları 'namuslu kadın' imajı yaratılarak evlere hapsedilmek isteniyor. Özgürlüğü ve eşitliği savunan, sokağa çıkan kadın ise namussuz olarak yaftalanıyor. İşte bu düzen hüküm sürsün diye, bu cinayetlerin failleri iyi hal indirimleriyle adeta affediliyor. Gericilik tahakkümü, tahakküm ise şiddeti doğuruyor. BUnun sonucunda da kadın cinayetleri çığ gibi artıyor. Bu düzen, kadınların sokağa çıkmasını istemiyor. Bu ülkenin kadınlarının fıtratında boyun eğmeme var. Tüm boyun eğmeyen kadınları Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nde örgütlenmeye davet diyorum. Bu gericiliği bu topraklardan hep birlikte def edeceğiz. Bu karanlıktan nemalananları da hiç unutmayacağız. Zorunlu din dersi okullardan kalkmadan gericilikle mücadele olmaz. Resmi evraklardan din hanesi kaldırılmadan gericilikle mücadele olmaz. Ülkemizi bu karanlığa mahkum eden herkesten hesap soracağız. Tüm hak ihlallerini hukuki ve siyasi zeminde mücadele edeceğiz. İl il, sokak sokak dolaşarak tüm hak ihlallerine karşı örgütleneceğiz. Bu karanlıktan ancak örgütlenerek çıkarız.

"BU HAREKETİ İMZA TOPLAMAK İÇİN DEĞİL SOMUT MÜCADELE SÜRDÜRMEK İÇİN KURDUK"


Resim Ekleme
Enver Aysever konuşmasında şunları söyledi:


Biz bu hareketi beş yüz kişiden imza alalım sonra eve gidelim diye kurmadık. Twitterdan sallamak için de kurmadık. Moda olan bildirilerden değil bu. Kimseden dilencilik yapmayacağız. CHP’den de HDP’den de bir şey istemeyeceğiz. Peki napacağız? Somut işler yapacağız. Elimizde bir gündem var. İmam hatiplerin eski haline dönmesi, bir ihtiyaç varsa imam okullarının ihtiyaç kadar olması için mücadele vereceğiz. Resmi evraklardan din hanesinin kaldırılmasının için mücadele edeceğiz. Zorunlu din derslerinin kaldırılması için mücadele eedeceğiz. Bunun için tüm hukuki girişimlerde bulunacağız. Türkiye’nin her yerinde, gericilik yönünde atılan adımları teke teker takip edeceğiz ve hukuki girişimlerde bulunacağız. Bu toplantıları Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleştireceğiz. Ve buradan bir adım bile geri adım atmayacağız.

Sol



__________________

Bu ileti en son denizcan tarafından 06.03.2016- 11:54 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

dayanışma
[özgürlük]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 13.12.2013
İleti Sayısı: 1.918
Şehir: Zonguldak
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 07.03.2016- 11:44
Alıntı yaparak cevapla  


‘İlericilik’, ‘gericilik’ ve ‘aydınlanma’ sınavında sol!

ENVER AYSEVER

 
Dün aydınlanma toplantısı için koyulduk yola. İzmir’deydik. Kimi dedi ki; “Kolaycılık yapıyorsunuz İzmir güvenceli kent, yiyorsa Sivas’a, Kayseri’ye gidin de görelim sizi!” Bu bile ne denli haklı olduğumuzun kanıtı işte. Neden gidilemiyor o kentlere? Çünkü belleğimizde acı hatıralar var; Sivas’ta insanlarımızı yaktılar daha dün. Üstelik şimdi onların birçoğu devlet kadrolarında ülkeyi yönetiyor. Demek ki tehlike büyük, çok büyük! Eğer ülkemin kimi yerlerinde yobazlığın ateşi, güzel insanları, aydın yüzleri yakıyorsa, herhalde sadece bizim değil, herkesin düşünmesi gerekir bunu.

Bazısı dedi ki; “Gericilik nedir? Artık bu kavramın kendisi gerici!” Anlatayım; eğer iki yaşında çocuğun başı bağlanıyorsa… Babasının kızına cinsel arzuyla bakmasının olağan olduğuna dair fetva yayınlanıyorsa… Bilimin yerine hurafeler kafalara zerk ediliyorsa, müzik dinlemek yasaklanıyorsa… Kadınlar eve mahkûm hale geliyorsa… Bütün okullarda mezhepçi dayatmalar varsa… İbadetini yerine getiren/getirmeyen ayrımı yapılıyorsa… Üniversiteler imamlara teslim edilmişse… Diyanet denen kurum hayatın tümümü kapsamaya başlamışsa buna gericilik denir kardeşim! Adı budur! Dönek solcular, kerameti kendinden menkul liberaller, yandaş kalemler böyle diyemiyor diye biz susacak değiliz!

“İlericilik nedir? Kim tayin ediyor bunu?” diye soruyorlar. Ona da yanıt verelim. İnsanlığın ortak birikimine saygı duyan kimsedir ilerici. Bunun ölçütünü de tarih koyar. Yani; bilimin verilerine ve akla inanan… İnsanın insanı sömürmediği bir dünya için mücadele veren… Edebiyat, sanat, felsefe eşit biçimde insanların hizmetine sunulsun diye çabalayan ve buna gerekesinim olarak duyan… Kadını eve tıkmayan, cinsiyetçi davranmayan, ırkçı savrulmalar yaşamayan, din ve mezhep ayrımına gitmeyen… Dünyayı hepimizin evi sayan… Patronlar dünyasına boyun eğmeyen, diğer canlılara ve doğaya da saygı duyan… Kısacık ömrünü kötülüğe değil de iyiye ve güzelliğe adayan, vicdanının Tanrı’sı olduğunu bilen, herhangi bir ödül olmaksızın doğru, dürüst olan… Padişahlara dalkavukluk etmeyen ve ne pahasına olursa olsun özgürlüğü isteyen kişidir ilerici!

Demek ki neymiş; bu kavramlar tam da bugün günceldir ve ısrarla anımsatılması gerekir. Gerici/yandaş basın hemen yaygaraya başladı. Niye? En korktukları budur da ondan. Aydınlık denince, sosyalizm denince, özgürlük, eşitlik, adalet denince ödleri patlıyor. Hemen “Sizin efendiniz kim?” diye soruyorlar. İlahi! Herkesi kendiniz gibi mi sanıyorsunuz? İlla bir yerlerden beslenip semirmek mi gerekir sizin gibi! Evet, bizim patronumuz var. Çocuklarımız, vicdanlarımız, etik değerlerimiz, öğretilerimiz. Aynaya bakınca utanmıyoruz biz.

Bazıları sordu: “Dine karşı savaş verilerek, ülkede kimseyi yanınıza alamazsınız, nasıl olacak bu iş?” diye. En yersiz ve korkutucu soru budur. Dine karşı niye olalım? Gayet yalın hedefimiz; Kimse sarayın istediği gibi inanmak, giyinmek, ibadet etmek zorunda değil! Bu kişinin kendiyle ve Tanrı’sıyla ilgili bir meseledir. Bunu güncel yaşamdan çıkarmak gerek. Hepsi bu. Ben mecbur muyum çocuğumu sarayın dinine göre eğitmeye? Kadınlarımız mecbur mu sarayın istediği gibi giyinmeye? Tersine, aydınlanmayla yani laiklikle inananlar özgürleşecek, hesap vermekten kurtulacak! Sabah akşam dini tartışmalar yapmak zorunda mıyız? Ne denli inançlı ya da inançsız olduğumuzun hesabını vermek zorunda mıyız? Laiklikten en çok din tacirleri ve siyasete dini alet edenler korkar. İnancından dolayı zenginlik elde etmeyen, güç devşirmeyen kimse neden korksun ki özgürlükten, laiklikten!

Gelelim cemaat ve özgür basın meselesine. Şöyle diyeyim; konu bizim dışımızdadır. “Ne istediler de vermedik?” sorusunu açmak gerek. Demek uzun süre bayağı kardeş kardeş yaşamışlar ve alışveriş yolunda gitmiş. Sonra da kavga çıkmış. Bu aile içi bir tepişmedir ve basın özgürlüğüyle, hukukla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Yarın yeniden anlaşıp, laiklere, ilericilere, solculara, aydınlara yine birlikte saldırabilirler.

Şu “Başörtülü bacım” meselesi de kabak tadı verdi. Kimseler işkence görmesin, yerde sürülmesin elbette. Ama başörtülüye özel hassasiyet niye? Bu vurgu başlı başına geldiğimiz noktayı özetler. Ben kimse acı çekerken “oh olsun” demem. Lakin asla dayanışmaya girmem. Kavga aydınlanma için verilmeli. Eğer bu kavga verilir ve kazanılırsa, başı kapalı veya açık tüm kadınlar özgür yaşar. Kaldı ki tesettüre girmenin de özgürlük sorunu olduğu zırvası da dönek solcuların ve liberallerin dayattığı bir sahte gündemdir.

Artık Tuncay Özkan’ın laiklik mitingleri özrüyle, Selahattin Demirtaş’ın toplu namaz çağrısıyla buralardan bir aydınlanma hareketi çıkmayacağı iyice belirginleşti. Askerin yıllarca gericiliği beslediği ve aydınlanmanın önünde engel olduğu öteden beri biliniyor. Yeni ve koca bir alan var. Özgür, kardeşçe yaşamanın alanı! Kafamızı yalan yanlış kavramlarla çöp kutusuna çevirenlere inat, savunmada kalarak değil, tezlerimizi yüksek sesle haykırarak derdimizi anlatmalıyız.

Milyonlarca insan bu düşünceleri paylaşıyor.

Yalnız olduğumuz yalanına sakın kanmayın!


Söz, yetki, karar, iktidar HALKA!
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.03.2016- 12:09
Alıntı yaparak cevapla  


Av. Özlem Şen Abay: 'Bu karanlıktan örgütlenerek çıkacağız'

“Çağrımız son derece açık. Gericiliğe karşı hep birlikte örgütlenerek bu karanlıktan çıkmayı hedefliyoruz. Kadınların aydınlanma mücadelesinde hem elleri güçlü hem de yolları çok daha açık.”

Resim Ekleme


8 Mart ve Türkiye denilince akıllara gelen en önemli problemin tüm ülkeyi ama özel olarak kadınları çevreleyen gerici kuşatma olduğu ortada. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir çağrı metni ise gericilikle mücadele konusunda son zamanlarda atılmış en anlamlı adım olarak görülüyor. Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nden söz ediyoruz. Hareket adına çağrı metnine imza atan 6 isimden birisi de hukukçu Özlem Şen Abay.

Abay'la yaptıkları çağrının ne anlama geldiğini, gericilikle mücadelenin kadınlar açısından nasıl bir önem taşıdığını konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde “Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi” adına sizin de aralarında bulunduğunuz 6 imzalı bir çağrı yayınlandı. “Türkiye'nin bir İslam Devleti olarak ilan edilmesine ramak kalmıştır” tespitini yaptığınız ancak gericiliğin kader olmadığını vurguladığınız bir mücadele çağrısıydı bu. Gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin bu şiddette bir dönüşümün eşiğinde olduğu doğru mu, yoksa bu, durumun vahametini göstermek için bilerek şiddetlendirdiğiniz bir dil mi?

Doğru olan vahameti şiddetlendirilmiş bir dönüşüm durumunda olduğumuz. Öyle ki, nicedir Türkiye İslami kanunlarla olmasa bile İslami referanslarla yönetiliyor. Yani tabloyu daha kötü resmetmeye çalışmıyoruz, tablonun kendisi vahim bir görüntü sergiliyor. AKP iktidarı boyunca şiddetlenen laikliğin tasfiyesi süreci ile karşı karşıyayız. Uzun yıllardır bu referansları Türkiye halkına hukuk olarak belletmek için atılmadık adım kalmadı. Böylece İslami dünya görüşü yıllar içinde siyasal alana ve kamu yönetimine tümüyle egemen hale getirildi. Dinin siyasete egemen ve araç olması yetmedi, aynı zamanda bunun da sonucu olarak toplumsal ilişkiler de dinsel kurallarla yönetilmeye başlandı. Hukuktan, eğitime, sağlıktan, kadın erkek ilişkilerine, özetle toplumsal alanda her ilişki biçimi bahsettiğimiz süreçten payını aldı. Şimdi artık insanlar kendilerini, kendi küçük yaşam alanlarında daha da sıkışmış ve hapsedilmiş hissediyorlar.

Çağrı metninin kadınlar açısından ayrı bir anlamı olduğunu düşünüyor ya da bu hareketin kadınlarla buluşmasını özel olarak önemsiyor musunuz?


Anlatmaya çalıştığım hapsedilmişlik duygusunu en fazla kadınlar hissediyor. Genç, yaşlı, eğitimli veya eğitimsiz, çalışan veya evde çalışan, toplumun her kesiminden kadınlar toplumun dışına itilerek evlerine hapsedilmeye çalışılıyor. Onlara biçilen kader “kutsal annelik” ve mümkünse “en az üç çocuk” doğurmaları. Karşısına çıkardıkları “özgür kadın” imajı ise bir şekilde hep suçlu. İstanbul’da tecavüze uğrayan genç kadının öncelikle o saatte sokakta ne işi olduğu sorgulanıyor. Şiddete uğrayan kadının ise “sınırları ve sabrı zorladığı” yönünde genel bir kanaat oluşturuluyor. İşte bu tabloda kadınların kendi tercihlerine ve yaşamsal konularda karar verme haklarına sahip çıkmaları çok daha elzem. Hareketimiz dinci gericiliğin defedileceği özgür ve aydınlık bir gelecek için kadınları mücadeleye çağırıyor.

Metinde bir özgürlük tanımına da kapı aralıyorsunuz, örgütlü davranmanın bir ön koşul olduğu vurgusu var sanki. Öte yandan özgürlük kavramı yıllarını “türban sınavı”na verdi, inancını yaşama özgürlüğü büyüktür inançsızların özgürlüğü denklemi kuruluyor. Sizin yaklaşımınız ne olacak bu meseleye?

Kişilerin inanç ve ibadet özgürlüğü elbette asıldır. Ancak bu inanç sisteminin siyasallaştırılarak kamusal alanı düzenlemesinin tümüyle karşısındayız. Bu konuda çok net bir yaklaşımımız var.   Çünkü dinsel referanslarla yönetilen kamu düzeninde herhangi bir denklemin eşitlikte sonuçlanması mümkün değil. Her durumda hakim olan, dini anlayış büyüktür diğer her şey oluyor. Zira egemen olan düşünce bilimsel olanın çok dışında ve karşısındadır.

Çok dillendirilen bir tutum var, “muhafazakâr” erkek kamusal yaşama girebiliyor da kadın neden giremiyor diye? Türban özgürlükçülerinin temel argümanlarındandı. Haklı değiller mi?

Üniversitelerde kılık kıyafet yönetmeliğinin tartışılmaya başladığı dönem 90’lı yılların ortaları, türbana özgürlük kampanyasının tepe noktası ise 96-98 yıllarıydı. Kılık kıyafet yönetmeliğinin değişmesi için mücadele veren, türbana özgürlüğü savunan harekete destek veren sol kesimler olduğu da hatırlardadır. O yıllarda ben de üniversite öğrencisiydim ve “türban neyi örtüyor” başlığıyla bir siyasal kampanya yürütmüştük. Ne kadar doğru bir yerde konum aldığımız şimdi çok daha net. Zira bugün nihayet türban ilköğretime kadar girmiş vaziyette. Çünkü sorun muhafazakâr erkeğin ya da türbanlı kadının kamusal yaşama girmesinde değil, türbanın kamusal alanının dinselleştirilmesinde bir silah olarak kullanılmasında. Biraz önce değindiğim gibi, dinin bir doğası var ve toplumsal yaşamı düzenleyen kuralları bu doğaya tabi kıldığınızda kendi mantıksal sonuçlarına doğru ilerlemesi kaçınılmazdır. Bugün iki yaşındaki kız çocuklarının örtülere hapsedilmesi, türbanın bir özgürlük talebi haline getirilmesinin bedelidir.

Resim Ekleme
Av. Özlem Şen Abay - 5 Mart 2015, Aydınlanma Hareketi İzmir toplantısı

Kadınlar üzerinde büyük bir kuşatma var. Dinsel kurallara göre yaşamayan kadınlar ahlaksız olarak kabul edildiği gibi, her türlü baskı ve tacizi hakettiği fikri benimsetilmeye çalışılıyor. Aydınlanma Hareketi buraya nasıl müdahale edecek? Somut adımlar planlıyor musunuz?

Kadınlar üzerinde son dönem yoğunlaşan şiddet ve baskı ortamı münferit bir takım vakalarla, 3. sayfa haberleri ile resmedilemeyecek kadar derin ve sistematik bir problem. Çünkü muhafazakâr yaşamın temel nesnesi kadın. Erkeğin ahlakı dahi evdeki kadının ne kadar ahlaklı olduğuyla ölçülüyor. Ancak aynı ahlak anlayışı bir yandan da küçük yaşta kız çocuklarına duyulan şehveti normal karşılayabiliyor. Dolayısıyla kadına karşı baskı her alanda sistematik olarak örgütleniyor ve susmaları için şiddet teşvik ediliyor. Çağrımız son derece açık. Gericiliğe karşı hep birlikte örgütlenerek bu karanlıktan çıkmayı hedefliyoruz. Kadınların aydınlanma mücadelesinde hem elleri güçlü hem de yolları çok daha açık. Türkiye’nin dört bir köşesinde, az çok demeden yapacağımız her toplantıda kadınların öncü olmasını diliyoruz.  

Siz bir hukukçusunuz da. Kadınların mağdur edildiği, iyi hal indirimlerinin havada uçuştuğu bir adalet atmosferi var ülkede. Öne çıkan davalar oluyor, bazen adliyelerde buluşuyoruz. Meselenin özünde özgün bir kadın düşmanlığı mı var yoksa bahsettiğiniz “İslam Devleti”ne sürüklenişin bir etkisi de var mı?

Problemin temelinde yatan sorunlar kamusal alandaki düzenlemelerden besleniyor. Mesele ‘bir takım kötü adamlar kadınlara zarar veriyor’dan ibaret değil, yukarıda bahsettiğimiz gibi. Zira kadın cinayetlerinde iyi hal indirimi temel bir indirimmiş gibi her vakaya uygulanıyor. Teşvik eden yasal düzenlemeler mevcut, kadınları şiddetten korumaya çalıştıkları ise çok büyük bir yalan.  

Gericilikle mücadele çağrınızın “en geniş birliktelik” arayışı olacak mı? Kimler bu çağrının kapsama alanına giremez, gericiliğin sembol ismi olarak Erdoğan nefreti yaygın mesela, ama yeterli olacak mı?

Çağrımız dikkatle okunduğunda çok belirgin bir ayrım noktası göze çarpacaktır. Biz aydınlık bir geleceğin örülmesinden bahsediyoruz. Ancak bu mücadelenin bir çeşit din düşmanlığı olarak lanse edilmesinin de kesinlikle karşısındayız. Biz dinin siyasal ve toplumsal alanda tahakküm kurmasından nemalanan her türlü kesimin karşısındayız. Patronların kendi düzenlerini sürdürmek adına dini kullanmalarına, her türlü piyasacı anlayışa, şovenizme ve milliyetçiliğe, emperyalizme, emperyalist odakların içinde bulunduğumuz bölgedeki karanlık planları için cihatçı çetelerle yaptıkları işbirliğine karşıyız. Yüzünü Anadolu’nun aydınlık geleceğine çevirmiş, boyun eğmeyen, emekten yana halkımızla ise birliğiz.

Sol


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.03.2016- 21:12
Alıntı yaparak cevapla  


Laiklik konusunda Metin Çulhaoğlu'nun yazısı güzel.

http://ilerihaber.org/yazar/laiklik-mucadelesi-icin-notlar-51562.html

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 13.03.2016- 08:39
Alıntı yaparak cevapla  


Kemal Okuyan Aydınlanma Hareketi ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı

“Artık birilerinin yan yana gelip 'yeni bir oluşum' demesi heyecan vermiyor kimseye. Hatta bundan bir şey çıkacağına inanmıyor. Bizim yaptığımız ise son derece basit. Çok önemli ama tek bir başlıkta, fazla tartışmadan, somut hedefler doğrultusunda mücadele edeceğiz.”

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi ilk halk toplantısını, kalabalık bir salon etkinliği ile İzmir'de gerçekleştirdi. 5 Mart'ta yapılan etkinliğe konuşmacı olarak Aydınlanma Hareketi'nin çağrı metninin ilk 6 imzacısı da katıldı.

Barış Terkoğlu, Enver Aysever, Hüseyin Aygün, Kemal Okuyan, Orhan Gökdemir ve Özlem Şen Abay'ın konuşmaları ve sonrasında gelen sorulara yanıtlarla geçen etkinlik birçok çevrede heyecan ve ilgi uyandırdı.

Yaptığı çıkış ve çağrıyla dikkat çeken Aydınlanma Hareketi'ne ilişkin merak edilenler bu toplantıdan sonra daha da arttı. Biz de çağrı metninin ilk imzacılarından, Komünist Parti Merkez Komite üyesi Kemal Okuyan'a sorduk: Aydınlanma Hareketi nedir, nasıl çalışacak, amacı ve hedefi ne ve nasıl katkı konabilir?

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi geçtiğimiz hafta sonu İzmir’de dışa açık ilk toplantısını gerçekleştirdi. Neden İzmir?

İlk toplantı Ankara’da da olabilirdi, Mersin ya da Eskişehir’de de… Bu durumda aynı soruya, İzmir’de de olabilirdi yanıtı verebilirdik. Özel bir nedeni yok. Ama bir toplantının “ilk” olması gerekiyordu.

Toplantılarla mı devam edilecek? Yani ağırlık insanlara aydınlanma mücadelesi ve laikliğin öneminin anlatılmasına mı verilecek?

Hayır. Toplantılar sürdüreceğimiz mücadelenin önemli bir parçası kuşkusuz. Ne istediğimizi, ne yapmakta olduğumuzu daha fazla kişiye anlatmak, daha fazla kişiyi kabuğundan çıkarmak durumundayız. Ancak biz somut hedefler doğrultusunda hemen mücadeleye başlayacağız. Toplantıların bu mücadeleye katmak gibi bir anlamı da olacak.

Toplantıların nerede, ne zaman yapılacağı belli mi?

Bir plan hazırladık. Mart ayında 6-7 toplantı daha yapacağız ve devam edecek. Ama dediğim gibi, Aydınlama Hareketi toplantı düzenlemek için kurulmadı.

Hep aynı kişiler mi konuşmacı olacak bu toplantılarda?

Hayır, bu hem şık değil hem imkânsız. Aydınlanma Hareketi’ne katkı koymak isteyen çok sayıda sanatçı, siyasetçi, akademisyen, sendikacı var ki... Açıklamayı yapan ilk altı kişi belli bir yük üstlenmeye devam edecek, toplantılara gidecek, ama bu isimlere başka kişiler eklenecek.

O zaman hemen bu altı kişinin görevi nedir diye bir soru yöneltsek?

Bu soruya yanıt vermek için önce Aydınlanma Hareketi nedir sorusunu yanıtlamakta yarar var.

Tamam o zaman, sırayı değiştirelim.

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, bir parti, bir siyasi hareket değil. Bir örgüt de değil. Bir koalisyon, bir ittifak girişimi, bir cephe de değil.

Ama isminde “hareket” geçiyor.

Burada hareket, sözcüğün en yalın anlamıyla hareket; bir mücadeleyi, devinimi anlatıyor. Yola çıkarken bir “yapı” kurma fikri hepimize yabancıydı, insanlar artık birilerinin yan yana gelip “yeni bir oluşum” demesinden heyecanlanmıyor. Hatta bundan bir şey çıkacağına inanmıyor. Belki geçici bu bıkkınlık, ama gerçek. Bizim yaptığımız ise son derece basit. Çok önemli ama tek bir başlıkta, fazla tartışmadan, somut hedefler doğrultusunda mücadele edeceğiz.

Nedir bu somut hedefler?

Zorunlu din dersleri, imam hatipleştirme, kimliklerde din hanesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı ve faaliyetleri. Türkiye’de çok geniş bir kesim bunlardan şikâyetçi. Aydınlanma kavgasını buralara odaklanarak ve sonuç almayı gözeterek sürdüreceğiz, sonra elbette yeni başlıklar açılacak.

Peki nasıl yürüyecek bu mücadele?

Herkesin yapacağı var. Hukukçu, siyasetçi, eğitim emekçisi, öğrenci, veli, ev kadını, emekli, işçi, işsiz, sanatçı… Karmaşık olmayan yollarla koordine edeceğiz. Çıkış deklarasyonumuz bizim için yeterli. Daha fazla ilkelerimizi tartışmayacağız. Somut adımlar atarkense sözü olanın fikrini alacağız; zaten birden fazla kanaldan yürümek zorunda bu mücadele. Veliler okulların kapısına dayanacak, yürütmeyi durdurma davaları açılacak, etkili bir bilgilendirmeyle insanlara yol gösterilecek.

Bir örgüt olmadan nasıl yapılacak bütün bunlar?

En basit işler için dahi kuşkusuz bir uyum, düzen, karar sistematiği gerekir. Bundan yoksun olmayacağız. Ancak hiyerarşik bir düzen kurmayacağız. Kurullar, temsilcilikler, komiteler… Bunlardan uzak duracağız. Yola çıkıldı ve niyet belli. Daha fazlasını aramıyoruz.

İlk imzacı altı kişiye dönelim. Bunlar kim?

Çeşitli platformlarda ya da mekânlarda aynı sorunları tartışan, dertleşen, çözüm arayan geniş bir toplamda bir ilk itkiyi sağlayan kolaylaştırıcılar diyelim. Bu kadar. Ne eksik ne fazla.

Bu altı kişi içinde iki Komünist Parti (KP) yöneticisi yer alıyor. Bunun anlamı ne? Solda bu projeyi KP’nin projesi olarak gösterenler var.

Örgütsüzlüğün erdem sayılacağı kimin aklına gelebilirdi! Örgütsüzlük değil de, komünist partisizlik. Kimse CHP’liler olduğunda bu soruyu yöneltmiyor.

Ama CHP’nin yönetiminden kimse yok.

Bu, böyle bir ilke koyduğumuzdan değil; CHP’nin tercihlerinin aydınlanmacılıktan uzak olmasının sonucu. Deklarasyon son derece açık, net ve kararlı bir aydınlanmacı tutumu yansıtmaktadır. Bu tutum görüldüğü gibi KP’nin tekelinde değil. Ama o ana kadar hiçbir siyasi parti bu açıklıkla aydınlanmacı bir tutum sergilemedi. Amalar, fakatlarla esnetildi, önemsizleştirildi… Bir de şu var: Bu ülkenin tek sorunu dinselleşme mi diye soruluyor. Hayır. Ancak önemli bir başlık ve bir turnusol kâğıdı. Gericilik “ama Kürt sorunu da var” diyerek yaklaşılacak bir olgu değil. Dediğim gibi biz bir parti kurmuyoruz.

KP’nin durumuna dönsek; KP’nin rolü ne olacak?

KP gericilikle mücadele için elinden geleni yapacak. Örgütsel ve siyasal varlığı ile Aydınlanma Hareketi’ne omuz vermenin yollarını arayacak. Onun gelişmesinden mutlu olacak. Bunu her isteyen yapabilir. Keşke geniş bir kesim aynı doğrultuda mücadele etse. Bunun dışında KP’nin bir rolü yok. Biz birbirimizi dost olarak görüyoruz, ama bu bir ittifak değil. Programımız yok, elimizde basit ama çok anlamlı bir deklarasyon var, o doğrultuda hareket edeceğiz. Sol içi tartışmadan filan da uzak duracağız.

Aydınlanma Hareketi’nin Birleşik Haziran Hareketi’ne (BHH) alternatif olduğunu ileri sürenler var.

Hiç ilgisi yok. BHH hayata tek bir konudan değil, bütünlüklü bakan çok önemli bir denemeydi. Bizim açımızdan sonlandı, ama birçok çevre ve kişi, burada yol almak için emek vermeye devam ediyor. Hedeflenenin gerisinde olduğu açık, bu noktaya gelinmesinin nedenleri üzerinde tartışılabilir. Kimisi KP’yi suçlar biz de yola çıkış ilkelerinden uzaklaşılmasından şikâyet ederiz. Bu olur. Ancak BHH ile Aydınlanma Hareketi’nin karşılaştırılması boşuna. Aydınlanma Hareketi özel bir başlığa odaklanıyor.

Bu nasıl olacak? Gericilikle mücadele emperyalizm ve piyasadan nasıl ayrılacak?

Ayıran kimse yok. Aydınlanma Hareketi’ni, İşsizlikle Mücadele Derneği gibi düşünün. Tamam çok daha kapsamlı, ama belli bir soruna odaklanıyor. Bunun dışında da hayat sürecek elbette. Soruyu bana sorduğunuza göre, söyleyeyim; KP açısından diğer mücadele başlıkları önemini yitirmiyor. Tersine. Aydınlanma Hareketi de, kırmızı çizgilerini belirliyor bu açıdan. Kapsayıcı bir hareket ama sermaye sınıfı, emperyalizm ve ırkçılıkla yollarını ayırmış durumda. Gericilikle mücadele adına saçma arayışlara gireceklere yer yok. Bunları tartışmayacağız bile.

Toplantılardan başka ne söyleyebilirsiniz?

Gazetemiz çıkacak yakında, aylık bir yayın olacak ve çok yaygın dağıtılacak. Geniş bir iletişim ağı kuracağız ve derhal yakasına yapışacağız gericiliğin. Gericilikle mücadele ciddi bir görevdir; düşman da son derece ciddi. Cahil, görgüsüz, zalim, ama ciddi. Hesaplaşacağız.

Sol


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.03.2016- 21:34
Alıntı yaparak cevapla  


Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nden Ankara Katliamı açıklaması

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, Ankara'da 13 Mart'ta gerçekleşen katliama ilişkin "Türkiye'yi bu karanlığa teslim etmeyeceğiz" açıklamasında bulundu.

Resim Ekleme

Ankara'da 37 yurttaşın hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nden bir açıklama geldi.

"Sessiz kalmayacağız. Karanlığa, cehalete, kanlı senaryolara mahkum değiliz" diyen Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin açıklaması şu şekilde:

TÜRKİYE’Yİ BU KARANLIĞA TESLİM ETMEYECEĞİZ

Ankara'da bir katliam daha yaşandı. Alışmayacağız.

Bombaların patladığı, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği, halka ve insanlığa karşı suç işlemenin sıradanlaştığı, çocuklara tecavüz eden sapıkların iktidar tarafından korunduğu, etnik-mezhep ayrımlarının kin ve ırkçılığı tetiklediği, cahilliğin, görgüsüzlüğün, zorbalığın prim yaptığı bir Türkiye'yi kabul etmiyoruz.

Yurttaşlarımızı hedef alan her tür terörü lanetliyoruz.

Türkiye AKP eliyle bir katliamlar ülkesi haline geldiyse, bunun nedeni uluslararası tekellerin kâr hırsı, emperyalist ülkelerin bölgesel planları ve dinci gericiliğin dizginlerinden boşanmasıdır.

Sessiz kalmayacağız. Karanlığa, cehalete, kanlı senaryolara mahkum değiliz.

Yobazlığın peşini bırakmama kararlılığıyla yola çıkan Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, Türkiye'nin ilerici birikiminin çaresizlik içinde tükeneceğini düşünenleri yanıltacaktır.

Başımız sağolsun.

Barış Terkoğlu, Enver Aysever, Hüseyin Aygün, Kemal Okuyan, Orhan Gökdemir, Özlem Şen Abay


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 27.03.2016- 10:11
Alıntı yaparak cevapla  


Aydınlanma Hareketi'nden İstanbul'da kitlesel buluşma: Ben de varım!

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, bugün İstanbul'daki toplantılarından birini daha büyük bir kitlesellikle gerçekleştirdi. Kemal Okuyan, Enver Aysever ve Sevinç Erbulak'ın konuşmacı olarak katıldığı toplantıda Aydınlanma Hareketi'nin önümüzdeki dönem nasıl hareket edeceği anlatıldı.

Resim Ekleme

soL - İstanbul

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin İstanbul Kadıköy'deki toplantısı, Sevinç Erbulak,   Enver Aysever ve Kemal Okuyan'ın konuşmacı olarak katılımıyla yapıldı. Caddebostan Kültür Merkezi'nin büyük salonundaki buluşmada Aydınlanma Hareketi'nin hedefleri ve kimliği anlatıldı. Önümüzdeki dönemde Aydınlanma Hareketi'nin nasıl bir pozisyon alması gerektiğinin konuşulduğu toplantıya katılım ve ilgi de oldukça yoğundu.

Resim Ekleme

Yaklaşık bin kişinin katıldığı salon merdivenlerinin de tamamen dolduğu toplantıyı, kısa bir giriş konuşmasıyla açan Enver Aysever, Aydınlanma Hareketi'nin ilkelerini ve hedeflerini anlatması için ilk sözü Kemal Okuyan'a verdi.

"Gerçek bir mücadele yürüttüğümüzü herkes biliyor. Bir şeyi yaparken gerekli 3 şeye sahibiz. İnanıyoruz, gerçeğiz ve zamanlamamız doğru. Sevgili dostlar, bu kadar önemli bir fırsat yakaladıysak, o zaman üzerimize düşeni layıkıyla yapmak zorundayız"   diyerek sözlerine başlayan Kemal Okuyan, "Aydınlanma Hareketi, bir parti değil, solda birlik arayan bir proje de değil... Zaten yetti artık, birlik falan deyip, toplantılar yapıp sonra da dağılmak. Bunlar işe yaramıyor. Burasıysa üretim ve kavga yeri. Dolayısıyla biz burada insanları üyeliğe çağırmıyoruz. İmzalar şununla ilgili, iletişim, birbirimize nasıl ulaşabiliriz. Bu imzacı 6 kişide örgütün yöneticisi değiller. Biz işi kolaylaştırmak için görev üstlendik. Devam da edeceğiz buna. Programımız çok basit. İlk deklerasyon metnimizdir bizi birbirimize bağlayan" ifadelerini kullandı.

Resim Ekleme


HEDEFLER

Aydınlanma Hareketi'nin önüne koyduğu başlıkları aktaran Okuyan, şöyle konuştu:

"Bir kere, eğitim sistemindeki karanlığı ortadan kaldıracağız. Çocuklarımızla, yani bu ülkenin geleceğiyle oynama hakkına sahip değiller. İmam Hatipler kapatılacak. Önce İmam Hatiplere dönüşen okulları geri dönüştüreceğiz. Bu kavgayı sonuna kadar vereceğiz, hukuken, siyaseten, velilerle, öğrencilerle. Korkuyu, örgütsüzlüğü aşabilmek için somut örnekler yaratmak durumundayız. Somut örnekler yaratacağız.

Yeni kimlik kartlarını dağıtmaya başladılar. Yakında bütün Türkiye'ye yayılacak. O kimlik kartlarında din hanesi yokmuş. Nerede yok? Kimlik kartının üzerinde. İçindeki çipte peki... O çipe hepimizin hangi dine mensup olduğumuzu yazacaklar. O çipten o bilgi çıkacak. Ben devlete hangi dine mensup olduğumu söylemek zorunda değilim. Hele bunlara hiç değilim. Çözüm orayı boş bırakmak değil. Yozgat'ta nasıl boş bırakacaksınız. Hangi nüfus dairesine gideceksiniz de sildireceksiniz? O bilgi devletin aklında çıkacak. Bunun kavgasını vereceğiz hep beraber.

Zorunlu din dersi. Eminim, burada bulunan hiç kimsenin insanların inançlarıyla bir derdi yok. Kimse insanlarının ibadet etme özgürlüğüne karışamaz ama toplumsal yaşantının, eğitimin,   hukukun dinsel referanslarla örgütlenmesine izin vermeyeceğiz. Zorunlu bir din dersi olabilir mi? Zorunlu din derslerini kaldıracağız. Hem de her yolu deneyerek. Çünkü hakkımız var.

'BUNA ENERJİMİZ VAR MI?'
"Attıkları her adımı takip edeceğiz" diyen Okuyan, "Ensar Vafkı'nda yaşananlar buz dağının sadece görünen kısmıydı. Biz görünmeyen kısmını da bulup parçalamak zorundayız. Buna enerjimiz var mı? Olmaz mı!" dedi.

"Elimizden geleni yapacağız ve moral üstünlüğünü sağlayacağız" diyen ve Enver Aysever'in Twitter'daki bir paylaşımından dolayı hareket ve tehditlere maruz kaldığını hatırlatan Okuyan, "Onlar moral üstünlüğünü kaybettikleri için Enver'e saldırıyorlar. İki gündür linç kampanyası. Neymiş? Enver Aysever, maça çıkartılan türbanlı çocuklarla ilgili son derece düzgün bir eleştiri yaptığı için. Vay efendim türbana karşısın. Evet, iki yaşındaki çocuklara namaz kıldırılmasına karşıyız, çarşaf giydirilmesine karşıyız. Efendim, anneler çocuklarını istedikleri gibi yetiştirmekte serbestlermiş. Hadi yahu, hangi bilim söylüyor bunu? Bir çocuğun psikolojik gelişiminden tabii ki toplum da sorumludur" dedi.

Resim Ekleme

KARANLIĞI YENECEĞİZ
"Tüm bu saçmalıklara karşı elimiz çok güçlü. Yeter ki kafayı dik tutalım, korkmayalım ve aklımızla, örgütlülüğümüzle mücadele edelim" ifadelerini kullanan Okuyan, "Türkiye'nin bütün birikimi bizim arkamızda. Bunların arkasında ne var? Sapığı var, yobazı var, cahili var, bu toplum cahil olsa daha iyi olurdu diyen sözde bilim insanları var" dedi.

Okuyan konuşmasını, "Sevgili dostlar, giriştiğimiz iş dünyanınn en basit ve en zor işi. Zorluk bizde. Bizi sindirdiler. Sinmeyeceğiz. Kolaylık ise birikimimizde. Türkiye'nin aydınlanma birikimi eşsiz. Buna güveneceğiz. Yolumuz açık, karanlığı hep beraber yeneceğiz" sözleriyle bitirdi.

'UCUBELERLE MÜCADELE EDERİZ'
Kemal Okuyan'ın ardından sözü tiyatrocu Sevinç Erbulak aldı. Erbulak, Aydınlanma Hareketi'nin çağrısına neden "ben de varım" yanıtı verdiğini anlattı.

Resim Ekleme

Erbulak sözlerine,"Bir itirafta bulunayım. Bugün burada oyuncu kimliğimle bulunmayı tercih etmiyorum. 40 yaşındayım. Güzel bir yaşmış. 40 yaşını tecrübe etmeye çalışırken bu karanlıkta, bir kadın ve bir anne olarak, nicedir nefes almakta çok zorlandığım için, çok uzun zamandır umutlanmadığım kadar umutlandığım için buradayım" diyerek başladı.

Erbulak şöyle konuştu:

"Ben kişisel olarak, durumları, koşulları oldukça zor olan kadınların, annelerin, işini yapmakta zorlanan meslek sahibi kadınların hayatlarını nasıl kolaylaştırabileceğimizi aramak için buradayım.Mesela benim evladım satılık değil. Okumuşsunuzdur belki, ben evladını satışa çıkarmış aileler gözlemliyorum 10 bin liraya. Değil 10 bin liraya, 10 trilyona düşüncelerimi satmam. Eminim buradaki herkes de benim gibi düşünüyor. Bu çarpık eğitim sistemiyle sonuna kadar mücadele etmek için buradayım. Biliyorsunuz bizim ülkemizde heykellere ucube deniliyor. Bu zihniyete karşı açılan davaları da kaybettik genellikle ama esas karşımızdaki ucube ve ucubelerle cebelleşebileceğimize yürekten inandığım için buradayım. Annem-babamdan aldığım görgü ve yaşam bilgisinin kaybolmaması gerektiğini düşündüğüm için buradayım. Siz neden buradaysanız ben de o yüzden buradayım."

Resim Ekleme

"Ben bu ülkenin şanslı bir azınlığından olduğumu düşünüyorum" diyen Erbulak, "Ben, gönül verdiği şeyi okuyabilen ve okulunu bitirdikten sonra istediği mesleği yapabilen şanslı azınlıktandım. Ama nicedir mesleğimi de, sanatın bütün dallarını da tehdit eden karanlığın karşısındayım. Bu karanlığa tek başıma bir fener yaksam yeterli olmayabilir ama bu salondaki herkes bir fener yaksa o karanlık birden aydınlanır" ifadelerini kullanarak konuşmasını bitirdi.

Sevinç Erbulak'ın konuşmasının ardından Enver Aysever, toplantıyı izlemeye gelen Aydınlanma Hareketi'nin ilk imzacılarından Barış Terkoğlu'nu kürsüye davet etti.

Terkoğlu, "Ben birkaç gün önce bu kültür merkezine film izlemeye geldim. Salonlar, sokaklar bomboştu, insanlar sıra beklemeye korkuyorlardı. Ama burası öyle ki, laiklik deyince, aydınlanma deyince salonlar doluyormuş, hatta dışına taşıyormuş. Bunun için sizi kutluyorum" diyerek sözlerine başladı.

Resim Ekleme

EN YASAKLI KELİME: LAİKLİK

Barış Terkoğlu, "İşte bugün de Türkiye'nin amiral dedikleri gazetelerinden birini açıp okuduysanız, 5-6 yaşındaki çocukların türbana sokulmasına karşı çıkan kişilere artık yobaz deniliyor. Vakıflarda böyle şeyler yaşanırken siz nasıl görmediniz-duymadınız demek yobazlık oluyor artık. Türkiye'de yobazlık tanımının değişmiş olmasının nedeni, bu salonda gördüğümüz cesaretin bazı insanlarda olmaması. Çünkü ülkemizin son dönemdeki yasaklı kelimelerinden bir tanesiyle biz burada söze başlıyoruz. Yeni anayasada değişsin mi-değişmesin mi diye tartışılan maddelerden birisi, laiklik var ya. Anayasada yazıyor, ders kitaplarında yazıyor ama Türkiye'nin bu dönemde en yasaklı kelimesi laiklik" dedi.

"Biz her şeyden önce bir yasağı kırıyoruz burada. Ve bunu, bir ilahiyat, felsefe tartışması yapmadan, çok net bir şekilde, 'O İslam mı doğru, bu mezhep mi doğru, gerçek İslam hangisi' bunlar olmadan kırıyoruz" diyen Terkoğlu, AKP'nin en büyük başarısının karşıtlarını bu tartışmaya hapsedebilmesi olduğunu söyledi.

Resim Ekleme

'JET FADIL' ÖRNEĞİ
"Hayır, bizim tam olarak savunduğumuz şey şudur; hangi mezhep, hangi inanç olursa olsun toplumsal alandan dışarıda kalsın. Biz bu kadar basit bir şey istiyoruz" diyen Terkoğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin iki büyük olgusuyla karşı karşıyayız bu dönemde. Biri din, biri de ahlak. Normal şartlarda aynı yerde durduklarını savunmalarına rağmen dincilerle ahlak aynı yerde durmuyor. Tam tersine, dinciliğin yükseldiği, siyasetin harcı haline geldiği yerde ahlaksızlığın da o denli büyük olduğunu görüyoruz. Burada bir tuhaflık, dengesizlik var. Hatırlarsanız Jet Fadıl hapse girdi, halkı bilmem kaçıncı kez dolandırdığı için. Çocukluğumdan beri karşımızda olan bir adam yine dolandırdı. Dolandırmasının yolu, insanların cebindeki paraların küçük küçük hareket edip Fadıl'ın cebine girmesi değil. İnsanların gerçekten aptal olması da değil sadece. Çok basit bir nedeni var. Çünkü, Cübbeli Ahmet denilen adam, o inşaatın başında durdu ve bu adama paranızı yatırmanız caizdir diye fetva verdi."

Terkoğlu, "Biz bu pisleğe kimsenin bulaşmasını istemiyoruz arkadaşlar. Ve bugün yaşadığımız buluşma, sinemaya gidemeyen insanları sokaklara döküyorsa, bu meselenin varlık-yokluk meselesi haline gelmiş olmasındandır" diyerek sözlerini noktaladı.

Buluşmada son sözü Enver Aysever aldı. Aysever konuşmasına "Sevgili dostlar televizyonculuk yaptığınız zaman çok önemli gözlem olanağına sahip oluyorusunuz, Aykırı Sorular’da olduğu gibi uzaktan değerli gibi görünen insanların karşınıza geldiği zaman beş kuruş etmediğini, bazen de kuşkulu baktığınız insanların hayatın içerisindeki duruşunu ne kadar yukarıda olduğunu görüyorsunuz" diyerek başladı.

"Türkiye’nin dibine dinamit koyanların kimler olduğunu ben kendi adıma gayet iyi biliyorum" diyen Aysever, "Tarihsel bir çözümleme yaptığımız zaman Türkiye’de askerlerin NATO ordusu olarak damgalanarak 12 Mart ve 12 Eylül’de Türkiye’nin bütün sol birikimini yok ederek anahtar Teslim Türkiye’yi dincilere yobazlara verdiğini artık bilmeyen yok. Bunların başına da Özal’ı koydular. Recep Tayyip Erdoğan liberal tezlerin İslam ve milliyetçilik sosuyla bulanmış Saray sultanı ve dalkavuk uygulamasıyla yükselmiş bildiğini gericiliğin kalesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana yüzünü Batı’ya dönmüş Türkiye dün itibariyle bir IŞİD’li çıkıp Mustafa Kemal içim p.ç diyor ve kimse kılını kıpırdartmıyor, bu ayıp hepimize yeter. Kurucusuna bunu söyleten bir ülke söyleyen kadar suçludur. Çocuklarına tecavüz edilmiş bir ülkenin yaşamaya hakkı yoktur" ifadelerini kullandı.

Resim Ekleme

'AHMET HAKAN ŞARLATANDIR'
Ahmet Hakan'ın kendisine "yobaz dediğini hatırlatan Enver Aysever, şöyle yanıt verdi:

"Ahmet Hakan denen adam bugün Hürriyet’te bana yobaz diyor Ben de kendisine burdan söylüyorum: Ahmet Hakan yobaz değildir bildiğiniz şarlatandır. Orada bir iki gün daha kalabilmek için kişiliğinden memleketinden vazgeçenlere karşı Nazım’ın izinden gelen ve memleketine sahip çıkan milyonlar var biz az değiliz, Türkiye kimsenin babasının malı değildir. Elbetteki aydındılanmacı olacağız elbetteki bilimi ilerlemeyi savunacağız elbetteki kadın evde bir süs bitkisi olmayacak dünyanın gittiği yönde Türkiye de girmek zorunda kalacak, başka yol yok. Bana diyorlar ki ’45 çocuğun tecavüzünde hepimiz suçluyuz’ hadi oradan! ben suçlu değilim, ben yalan söylemedim. Size şerefimle söylüyorum ki AKP’yi pazarlayan yetmez ama evetçileri affetmeyeceğim. Akil adamım diye ortaya çıkıp ülkeyi kan gölüne çevirenlere hayatımda yer vermeyeceğim."

ARKADA ÖSO TEZAHÜRATLARI...

Resim Ekleme

"Dünden beri havuz medyasının her yerdinde fotoğraflarım var" diyen Aysever, "Ne demişim: Suriyeli gariban çocukları memleketelerinden koparmışsınız başları bağlı futbolcuların yanına dizmişsiniz arkada Özgür Suriye Ordusu’nun tezahüratlarını yapmışsınız! bu deli gömleğini yırtacağız. O çocukları da eşit, laik cumhuriyetin çocukları yapmak bizim boynumuzun borcu" ifadelerini kullandı.

'KİM DAHA UTANMAZ'
Aysever, "Öyle bir çirkefin içindeyiz ki bir adam 45 tane çocuğa defalarca tecavüz ediyor, o ülkenin bakanı münferif diyor, aileler de 10 bin lira karşılığında olaya eyvallah diyor. Kim daha suçlu kim daha utanmaz!" dedi.

Resim Ekleme

Resim Ekleme

Toplantı katılımcıların soruları ve ilk imzacıların sorulara verdiği yanıtlarla son buldu.

Resim Ekleme


Resim Ekleme


Resim Ekleme

Resim Ekleme

Enver Aysever, salona üç kez aynı soruyu sordu, her seferinde daha güçlü bir şekilde aynı yanıtı aldı: Ben de varım!

Resim Ekleme

SOL



__________________

Bu ileti en son denizcan tarafından 27.03.2016- 10:12 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Eylem ve Mitingler
 »  Aydınlanma Hareketi'nde 'Ben de varım' diyenler

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör ‘HDP, PKK ile ilişkisini kesmeli’ diyenler tekyoldevrim 2 1473 16.09.2015- 12:49
Konu Klasör İşte ODTÜ'ye 'faşist' diyenler: melnur 0 1644 09.09.2013- 10:51
Konu Klasör ‘Tek dil diyenler Allah’ın emrine karşı geldi’ abbas 1 1718 14.03.2014- 14:59
Konu Klasör Din ile Aydınlanma arasında melnur 1 1397 01.10.2017- 14:25
Konu Klasör Aydınlanma serüvenimiz... melnur 1 117 06.10.2018- 08:49

Etiketler   Aydınlanma,   Hareketinde,   Ben,   varım,   diyenler


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör ‘HDP, PKK ile ilişkisini kesmeli’ diyenler tekyoldevrim 2 1473 16.09.2015- 12:49
Konu Klasör İşte ODTÜ'ye 'faşist' diyenler: melnur 0 1644 09.09.2013- 10:51
Konu Klasör ‘Tek dil diyenler Allah’ın emrine karşı geldi’ abbas 1 1718 14.03.2014- 14:59
Konu Klasör Din ile Aydınlanma arasında melnur 1 1397 01.10.2017- 14:25
Konu Klasör Aydınlanma serüvenimiz... melnur 1 117 06.10.2018- 08:49

Etiketler   Aydınlanma,   Hareketinde,   Ben,   varım,   diyenler


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS