SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.09.2019- 07:07


Ne çok şey yitirdik, hayatımıza girip çıkan o güzel insanlar Yaşar Kemal'in deyişiyle ''güzel atlara binip gittiler''. Bir iki gün önce Adile Naşit ve Münir Özkul üzerinden o güzel insanlara şöyle bir dokunuvermiş ve hayatımıza kattıkları düşünce ve duyarlıkları şöyle bir hatırlayıvermiştik. Dün aynı zamanda Tarık Akan'ı kaybedişimizin üçüncü yıldönümüydü. Çeşitli programlarda ''sinemanın o en güzel yakışıklısı''nın yaşam hikayesini ve mücadelesini bir kere daha dinledik ve bir kere daha ayrılığın da   ölüm gibi olduğunu, ( ve ölümün de bir kopuş, bir ayrılık olduğunu) bir insanı bir daha hiç göremeyecek oluşun ezici hüznünü duyumsamıştık.

Resim Ekleme

Sabahattin Ali ''kavgaların ilk günü, dostlukların da son günü'' olduğuna ilişkin bir yorumda bulunur. Her kavga bir üzüntü kaynağı olmakla birlikte dostluğun, arkadaşlığın ve hatta sevgili olmanın sona erdiği anlamına gelir mi? İçte bir kırıklık meydana getirse de ben öyle olduğunu sanmıyorum; tartışılabilir. Ama gerçek şu ki, ''o güzel insanlar'' bizleri hiç üzmedi, hiç kırmadı Dünyanın en güzel insanlarının (samimi) komünistler olduğuna inanırım. Eksik bırakmış olabilirim, Cumhuriyetten, aydınlanmadan ve emekten yana olan insanları da bu kategoriye dahil etmem gerekli. Tarık Akan bunlardan biriydi. Tam bir cumhuriyet aydınıydı ve içinde taşıdığı aydınlığı emekten yana tavır koymasıyla taçlandırmıştı. Yakın dostu   Rutkay Aziz O'nun en sevdiği ve saygı duyduğu üç ismin İlhan Selçuk, Nazım Hikmet ve Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyler. O sinemanın en yakışıklısı olmakla kalmadı, aynı zamanda en yakışıklı devrimciydi de...

Niceleri gibi Tarık Akan'sız da bir yanımız hep eksik kalacak...
Yıldızlar yağsın üzerine...




Bu ileti en son melnur tarafından 17.09.2019- 07:12 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.10.2019- 10:43


Buz beyazı bir gökyüzü var dışarıda. Yağmurlar ha yağdı ha yağacak! Eylül de bitti çoktan, ekim sırada, Söylemesi kolay, haftalar, aylar, yıllar uçup gidiyor. Farkında mıyız, bilmiyorum, bir şeyler hep geride kalıyor, sararıp soluyor! Ürkütücü bir gerçeklik değil mi bu; duyumsattığı garip bir melankoli değil mi? Kavrandığına, bilince çıkartılabildiğine ise hiç inanmıyorum. Bir tiyatro oynuyoruz sanki, sanki acıklı bir piyesin baş aktörleriyiz; oysa...

Oysa bilince çıkartabilmeli, kavrayabilmeliyiz; bir şeyler hep geride kalıyor, sararıp soluyor...Ve vir daha asla geri gelmeyecek, yaşanmayacak...

Pencereden dışarı bakıyorum; gökyüzü bir yanından gitgide kararıyor, evet, yağmur ha yağdı, ha yağacak!

Yaşamımıza giren onca insanın bir daha hiç yanımızda bulunmayacak   olması gerçeği karşısında, evet, bu ürkütücü gerçekliğe rağmen sanki her şey uyarında gidiyormuş gibi davranmak ne kötü!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.03.2020- 09:49


Çıldırı günlerinden geçiyoruz; bir başka yorumda söylemiştim, bir gerçek üstücülük, tam bir kafkaesk atmosfer... Ne ki, dışarda da bahar var; dışarda bahar...Pencereden bakıyorum; çocuklar, ilkokul çocukları, gruplar halinde biraz da telaşlı okullarına yönelmişler. Biliyorum zordur bu havalarda okula gitmek. Sarı yeşil güneşler ısıtırken yüzleri o soğuk koridorları geçip eski püskü sıralara oturmak, hep zor gelir...

Dışarıda bahar var.
Kışkırtıcı...
Evde oturup okumaya ve de yazmaya çalışmanın mümkünü yok..

Şöyle,dudaklarımda ezberinden bir şiir... Bir an için de olsa bir şeyleri unutmak, unutuvermek veya unutmaya çalışmak...Ne kadar mümkünü varsa artık.

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...


Ahmed Arif'in o taş duvarlar ardında dizelere döktüğü bir özlemi, bu Kafkavari atmosferde ve dışarda da yeşil mavi baharlar açmışken, içeride durabilmek mümkün değil. Bir yandan diyalektik, bir yandan Bernstein ve Kautsky üzerine okuma yapıyorum. Sehpamın üzerinde sıra sıra ilgili kitaplar..

Ama işte   dışarda bahar var...
Dışarıda bahar!






Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.03.2020- 04:24


Gece yarısını çoktan geçti saatler. Dışarısı karanlık. Tek tük lambaların solgun ışıkları etrafı aydınlatmaya yetmiyor. Ürkütücü bir sessizlik, ürkütücü bir dünya...Korona ile yatıp, korona ile kalkıyoruz. Kaç kişi öldü, kaç kişi bu salgına yakalandı ve daha kaç kişi ölecek...

Her şey de anlamını yitirirdi.
Anlam...
Tam bir anlamsızlık olup çıkardı...

İşte, küçücük bir virüs bütün o erişilmez sandığımız teknolojik dünyamızı tutsak almış, hayatımızı kökünden değiştirmişti... Yarın ne olacağını bilmiyoruz, ya da sonraki gün...

Kesin olan bir şey var; bundan böyle hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Hiçbir şey!

İnsanlar sanki daha çok içe kapanacak, daha çok yalnızlığı yaşayacak. Belki birbirlerine en çok ihtiyaç duyacakları bir zamanda birbirlerine karşı yabancılık duyacaklar... Dışarının ürkütücü sessizliği... sanki zamanla... içeride bir melankoliye dönüşecek... çoğalacak, büyüyecek...

Tanrıyı yitirdiğimizden bu yana Camus ve Sartre çaresizliğini hiç bu kadar yoğun yaşamış mıydık, bilmiyorum. Bunaltı ya da Veba gerçekliği gibi bir şey bu.

Bir şeyleri çoktan yitirdik...
Yitirmiştik.
Corona'dan çok önce.
Corona tuzu biberi...




Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Bir garip firar bedrettin 0 1867 27.09.2013- 08:55
Konu Klasör Bir garip Şeyh Sait tartışması: melnur 1 3137 12.02.2019- 12:57
Konu Klasör Siyaset dışı garip bir tartışma melnur 0 1869 02.04.2016- 05:48
Etiketler   Garip,   bir,   melankoli
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS