SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
İyi ki doğdun Stalin yoldaş!           (gösterim sayısı: 1.928)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.621
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
14 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 18.12.2016- 18:37


İyi ki doğdun Stalin yoldaş!


Resim Ekleme




Bu ileti en son melnur tarafından 19.12.2019- 19:40 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.621
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

14 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.03.2017- 14:08


Stalin vesilesiyle…

- Ekim İsmi -


Tam bir hafta öncesi, 5 Mart, Stalin’in ölüm yıldönümüydü. Ne zaman Stalin’le ilgili bir bahis geçse aklıma bir fıkra gelir. Kim anlattı, ne zaman anlattı hatırlamıyorum, ama belleğimden silinmeyen fıkralardan biridir.

Trotskiy, henüz Sovyetler Birliği’nde olduğu ve Stalin’e karşı muhalefeti örgütlediği zamanlarda, gece evine dönerken yolu üzerindeki raylara takılıp düşmüş. Evine ulaşıp masasının başına oturmuş ve yazmaya başlamış: “Bugün bürokrasinin bir engeline daha takıldım…”

Mizah bir yana, gerçekte de durum pek farklı değil. Mahlasını “kalem” seçen Trotskiy aklının ve enerjisinin önemlice bir bölümünü, mahlasını “çelik”ten alan, Stalin’le ve Stalin’in temsil ettiği değerlerle uğraşarak harcamış. Örneğin Trotskiy’nin öldürülmeden hemen önce yazdığı son satırlar bile Stalin’le ilgili. Yalçın Küçük’ün aktarımıyla (*) şöyle yazmış Trotskiy:

“Bu açıdan Stalin son derece istisnai bir fenomendir. Ne bir düşünür, ne bir yazar, ne de bir hatiptir. İktidarı, kütleler, Kızıl Meydan’daki zafer geçitlerinde O’nun kişiliğini diğerlerinden ayırtetmeyi öğrenmeden önce aldı. (…) iktidara, kişisel yeteneklerinin yardımıyla değil gayri şahsi bir makina aracılığıyla sahip oldu. Ve makinayı kendisi yaratmadı, fakat makine kendisini yarattı. Bu makina, gücü ve otoritesiyle, kendisi de düşüncelerden doğmuş olan Bolşevik Parti’nin uzun ve kahramanlık dolu mücadelesinin ürünüydü.”

Stalin’le ilgili söylenmiş en gerçek, en doğru sözlerden birini söylüyor son cümlede Trotskiy ve tam da bu gerçeği kabullenmediğinden ya da kendisinin bu gerçek karşısındaki pozisyonunun farkında olmadığından ya da işine gelmediğinden yazdıklarıyla çelişerek devam ediyor:

“Stalin makinayı yaratmadı, sahip oldu. Bunun için, istisnai ve özel nitelikler gerekli idi. Ancak bunlar tarihsel bir öncünün, düşünürün, yazarın veya hatibin yetenekleri değildi. Makina düşüncelerden doğup büyümüştü. Stalin’in birinci niteliği, düşünceleri hakir görmesiydi. Düşünce…”.

Trotskiy bu cümleyi tamamlayamadı, Meksika’da, Ramon Mercader’in saldırısıyla yaralandı ve ertesi gün öldü. Öldürülmeden önceki günlerde 4.Enternasyonal’in örgütlenmesine yoğunlaşmıştı ve işçi, köylü ve askerlerin Stalin yönetimine karşı ayaklanması çağrıları yapıyordu.

Trotskiy’nin herhalde hiç hazzetmediği ve imkanı olsa yok edeceği durumlardan başta geleni kendisinin hep Stalin’le birlikte anılması olurdu. Fakat, bu durumun yöntemsel olarak bazı avantajlar sağladığını belirtmek gerek. Kişiler, olaylar ya da olgular karşıtlarıyla ya da mücadele ettikleriyle birlikte değerlendirildiklerinde daha çözümleyici sonuçlara ulaşılabiliyor. Stalin’le ilgili bir değerlendirmeye Trotskiy’le başlamanın mantığı da burada yatıyor zaten, yoksa Trotskiy’i, ardıllarını ya da bugün nerede, ne durumda olduklarını tartışmak gibi bir niyetimiz yok.

Yukarıdaki satırlara dönelim. Trotskiy, Stalin’i “Bolşevik Partisi’nin uzun ve kahramanlık dolu mücadelesinin ürünü” olarak değerlendiriyor. Bolşevik Parti’nin “düşüncelerden doğması” ve “Stalin’in düşünceleri hakir görmesi” vurgularının pek de bir önemi yok; bunları söylemese Trotskiy’nin kendi pozisyonunu açıklaması mümkün olmaz çünkü.

Stalin’se, evet, Parti’nin, Parti’nin mücadelesinin ürünü. Daha geniş bir perspektifle söylersek, bir bütün olarak Rus devrimci hareketinin ve gelişen işçi sınıfı mücadelesinin bir ürünü. En kritik noktayı işaret ederek söylersek, işçi sınıfının Bolşevik Parti önderliğinde gerçekleştirdiği ve burjuvazinin en büyük korkusu olan Ekim Devrimi’nin ve sosyalist ülkenin ürünü. Ama tüm bu tanımlar bu halleriyle eksikli kalır. Çünkü, Stalin, aynı zamanda tüm bu mücadelelerin organik bir parçası ve yönlendirici öznelerinden bir tanesidir.

Doğru, anlaşılabilir ve sonucu itibariyle tarafsız kalınamaz bir Stalin değerlendirmesinin zemini burası olmalıdır. Aksi taktirde, 20.yüzyılın en büyük devrimcilerinden birinin değerlendirmesi Soğuk Savaş döneminin incelikle işlenmiş kara propagandası ve bunlara üretilen yanıtlar arasına sıkışıp kalır. Bırakın burjuva kalemşörleri, kendini solda sayan bazı aklıevveller bile Stalin’in papaz okulunda okumasından dem vurmaya başlar, Fransız Devrimi’nin giyotinini -belki Avrupalı, kentli ve imgesel bulduklarından- heyecanla karşılayıp Rus kulaklarının kolektif çiftlikleri sabote etmelerine müdahale edilmesini kabul edilemez şiddet olarak görürler…. vs. vs.

Bağlam doğru yerden kurulmalıdır. Bu yapıldığında Stalin’in sergilediği pratik kabalaştırmalardan kurtulup görülür ve anlaşılır hale gelecektir. Ana noktalar bellidir: Parti, sosyalist ülkenin kurulması, sosyalist ülkenin korunması ve bunlarla ilgili her şeyi etkileyen irade, tutku, sahiplenme, reel ve esnek bir kavrayış ve uygulama. Böylesi bir bağlam, oluşmuş/oluşturulmuş ve özellikle son yıllarda biraz da kendi haline bırakılmış olan ve sırf bu yüzden doğruymuş gibi kabul edilen Stalin imajını da yenileyecek, daha geniş bir bakışı yaratacaktır.

Böyle olunca, örneğin, Stalin’in (ve Bolşevikler’in) çelik disiplininin idari ve katı bir kurallar bütünüyle değil de, Parti’nin sınıf içerisindeki örgütlülüğü, mücadeledeki sürekliliği ve iktidar için verilen kavgayla ilgili olduğu, yani teknik değil, pratik ve siyasal bir öz taşıdığı daha iyi kavranabilir. Ya da bırakın kendine muhalefet edenleri, Bolşevik Parti’deki yoldaşlarına bile astığı astık, kestiği kestik şekilde davrandığı kabul edilen Stalin’in, bırakın Bolşevik Parti’deki yoldaşlarını kendine muhalefet edenlere bile dünya tarihinde hiçbir dönemde ve hiçbir ülkede görülmeyecek kadar uzun süre müdahalede bulunmadığı, müdahalenin Sovyetler Birliği’nin ve devrimin geleceğiyle ilgili kritik dönemler oluştuğunda geldiği görülebilir.

Stalin vesilesiyle yöntemin altını çizmiş olalım…

Düşünce ve eylemin dehasına saygıyla…
(*) Trotskiy’nin yazdıkları Yalçın Küçük’ün Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu kitabından alınmıştır.




Bu ileti en son melnur tarafından 14.03.2017- 14:09 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.621
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

14 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.12.2019- 19:56


18 Aralık 1878: Josef Stalin doğdu

18 Aralık 1878'de dünyanın ilk işçi devleti SSCB'nin efsane lideri Josef Stalin doğdu.

Resim Ekleme

Yosif Visaryonoviç Cugaşvili (Josef Stalin), 18 Aralık 1878’de Gori’de dünyaya geldi. 7 yaşında çiçek hastalığına yakalandı ve bu hastalık yüzünde kalıcı izler bıraktı. 10 yaşında rahip okuluna devam etti. 12 yaşına geldiğinde geçirdiği iki at arabası kazası sonucu sol kolu sakatlandı ve hayatı boyunca tam iyileşmedi. 16 yaşında Gürcü Ortodoks Rahip Okulu’na gitmeye hak kazansa da, burada otoriteye karşı başkaldırdığı için 1899 yılında okuldan atıldı.

Gençlik yıllarından itibaren Rus devrimci hareketi içerisinde yer alan Stalin, 1903 yılında Bolşeviklere katıldı. 1912 yılında Merkez Komitesi’ne girdi.

1922 yılından itibaren SBKP Genel Sekreterliği görevini üstlenen Stalin, sosyalizmin kuruluş sürecinde ve sonrasında faşizm tehdidine karşı verilen savaşta büyük bir liderlik örneği gösterdi.

Stalin, sosyalizmin kuruluş sürecinde ve sonrasında, faşizm tehdidine karşı büyük mücadele vererek çok önemli bir liderlik örneği sergilemiştir.

https://gazetemanifesto.com/2019/18-aralik-1878-josef-stalin-dogdu-2-320791/



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.621
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

14 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.12.2019- 19:59


Stalin tarihin turnusol kağıdıdır - Gürkan Eren

Stalin tarihin turnusol kağıdıdır, sizi işçi sınıfının penceresinden mi yoksa sermaye sınıfın penceresinden mi tarihe baktığınızı ele verir.

Sovyetler Birliği’nin yıkılışı üzerinden 26 yıl Stalin’in ölümünün üzerinden 64 yıl geçmesine rağmen sermaye sınıfının sosyalizm düşmanlığı Stalin karşıtı propagandayla sürüyor. Bu saldırırlar yalnızca sermaye sınıfın kalemşorlarından değil aynı zamanda soldan devşirilen kimi yazarlarca da sürdürülüyor. Sosyalizm karşıtlığı Stalin karşıtlığı ile cisimleşiyor.

1917 Ekim Devrimi insanlığın sömürüsüz, savaşsız, eşit ve özgür toplum hayalinin en önemli adımıydı. Ekim Devrim tüm dünyada yeni bir pencere açmıştı. Stalin, devrim öncesinde ve sonrasında, iç savaşta ve NEP döneminde sosyalist toplumunun kuruluşunda önemli görevler üstlendi.

Lenin yaşamını yitirmesinden sonra Sovyetler Birliği’nin kuruluş sürecinde Stalin’in sorumluluğu daha fazla artmış, sosyalist toplumunun kuruluşunu üstlenmiştir. Stalin kuruluş sürecinde planlı ekonomiye geçiş, tarımda kolektivizasyon ve endüstrileşme adımları ile Sovyetler Birliğinin temel taşlarını döşemiştir.

1929 yılı, on yıla yakın bir süre uygulanan NEP politikasının sonuna doğru geliş ve tarımda kolektivizasyon sürecinin başlangıcı olmuştur. Savaş sonrası geçici olarak uygulanan NEP politikası köylülük içinde zengin bir kesim yaratmış ve yoksul köylülük üzerinde baskı kurmuştu. Kolektivizasyonun ana amacı işçi sınıfı iktidarını korumak ve sosyalizmi Sovyet topraklarında sağlamlaştırmaktı. Aynı zamanda, kolektivizasyon süreci kent ile kır arasında oluşan çelişkilerinde azalması yönünde katkısı oldu.

1929 yılında, dünyanın çoğu sanayileşmiş ülkesinde büyük yıkımlar yaratan Büyük Buhran’ da yaşanmıştır. Bu kriz nedeni ile insanlar büyük oranda işsiz kalmıştır. Tam tersi şekilde kriz yıllarında Sovyetler Birliği’nde ise hızlı bir sanayileşme ve gelişme yaşanmıştır. Bu tablo da kapitalist üretim biçimi ile sosyalist planlı üretim biçimi arasında ki farkın en somut göstergelerinden biri oluyor.

Kolektivizasyon süreci aynı zamanda burjuva liberaller tarafından Stalin’e yalanlar ile saldırmak için kullanmaya çalıştıkları bir argüman.   Bu yalanların en popüler olanı; Sovyetler Birliği’nin, kıtlık oluşturduğu ve milyonlarca insanı açlıktan öldürdüğü yalanıdır.

Tasfiyeler neydi?

Liberallerin en çok kullandığı bir diğer yalan ise Stalin’in siyasi tasfiye sürecinde milyonlarca insanı sürgüne gönderdiği veya idam ettiğidir.

1937 yılında başlayan bir siyasi tasfiye süreci yaşandı fakat bu liberallerin anlattıkları şekilde gerçekleşmedi. 1937 yılında ki tasfiyeler kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşmek zorundaydı. Parti içinde sağ bir eğilim bulunmaktaydı ve bu eğilim faşizmin yükselmesi ile birlikte harekete geçme tehlikesi barındırıyordu. Parti içindeki Troçkist ve sağ eğilim, Sovyetler Birliği içerisinde sabotaj eylemleri ve Sovyetlere karşı emperyalist ülkeler ile işbirliği yapacak kadar tehlikeli bir konumda bulunuyorlardı.

Savaş öncesi bu tehlikenin ortadan kaldırılması ve sosyalizmi korumak için birçok duruşma yapıldı. Bu yargılamalar esnasında birçok kişi sosyalist vatana karşı ihanet ettiklerini itiraf etmek zorunda kalmıştı.   Eğer 30’lu yıllarda bu yargılamalar yapılmasaydı, Sovyet Birliği savaşta çok büyük kayıplar verebilirdi.

1939 yılında, sonucunda milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği 2. Dünya Savaşı başladı. Stalin, kaçınılmaz olan savaşın yıkıcı etkilerinden Sovyetler Birliği’ni kurtarmak için, Almanya ile saldırmazlık anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın temel sebebi savaşı Sovyetler Birliği’nden uzak tutmak ve savaş hazırlığı için gerekli zamanı yaratmaktı. Sonuç olarak bu anlaşma Sovyetler Birliği’ne bir buçuk yıllık bir zaman kazandırmış oldu. Kazanılan bu zaman hayati bir öneme sahiptir, 1930’lu yılların başında sanayileşmede büyük adımlar atan Sovyetler Birliği, 1939’un ortalarından itibaren savaş hazırlıklarını yapmıştır.

Stalin, yapılan anlaşmaya rağmen, Hitler faşizminin Sovyetler Birliği’ne saldıracağını biliyordu. Sonunda 1941 yılında başlayan ve yaklaşık dört yıl sürecek olan, savaşın en büyük cephesi açılmış oldu.

Emperyalizmin yalancı dostluğu

Savaş süresince emperyalistler, Hitler faşizminin Sovyetler Birliği’ni yıkacağı beklentisi içinde oldu. ABD ve İngiltere, Sovyetler Birliği ile aynı ‘‘tarafta’’ olmasına rağmen, Sovyetleri rahatlatacak olan ikinci cepheyi açmak için savaşın sonuna kadar beklediler.

Sonuçta ortaya çıkan tablo emperyalistlerin beklentilerinin tam tersi şekilde oluştu. Stalin önderliğinde Sovyetler Birliği, Hitler faşizmini kendi topraklarından püskürtmüş ve Berlin’e kadar kovalamıştı. Emekçi halklara büyük bedeller ödeten, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan, onlarca kenti yıkan faşizm, sosyalizm tarafından büyük bir bozguna uğratılmıştı.

Savaş sonrasında, Stalin üzerinden Sovyetler Birliği’ne karşı kara propaganda kampanyaları devam etti. Siyasi, ideolojik ve ekonomik olarak ABD’nin başı çektiği soğuk savaş döneminde, ABD içerisinde birçok Sovyetler Birliği yanlısı aydın, sanatçı tutuklanmış, ABD ve dünya basının da gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan haberler servis edilmiştir.

Bugün Sovyetler Birliği ve Stalin yok fakat hala burjuva kalemşorlar Sovyetlere ve Stalin’e saldırmak için en ufak bir fırsatı daha kaçırmamaktalar. Çünkü, Stalin 1922 yılından 1953 yılına kadar Sovyet Birliği’ni büyük bir sanayi ülkesi haline getirmiş, tarımda kolektivizasyonu sağlamış ve dünya emekçi halklarını faşizmden kurtararak dünyanın büyük kısmında sosyalizmin bayrağının dalgalanmasını sağlamıştır. Tabi ki bunu tek başına Stalin başarmamıştır, Stalin gücünü partisinden, halkından almıştır.

Burjuva kalemşorlarının bugün hala Stalin’e saldırmasının nedenleri bunlardır. Çünkü bilmek gerekir ki Stalin’e yapılan saldırı Marksizme, Leninizme ve sosyalizme yapılmış bir saldırıdır. Burjuva kalemşorlar de bu bilinçle saldırılarını sürdürmektedir.

Stalin tarihin turnusol kağıdıdır, sizi işçi sınıfının penceresinden mi yoksa sermaye sınıfın penceresinden mi tarihe baktığınızı ele verir.

https://gazetemanifesto.com/2017/stalin-tarihin-turnusol-kagididir-2-124170/




Bu ileti en son melnur tarafından 19.12.2019- 19:59 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör İyi ki doğdun iki gözüm... dayanışma 2 3471 28.10.2019- 19:10
Konu Klasör Stalin spartakus 14 5008 13.07.2015- 21:03
Konu Klasör Stalin'i savunmak spartakus 89 20874 15.08.2015- 08:32
Konu Klasör Stalin düşmanlığı bedrettin 20 8951 30.09.2019- 08:41
Konu Klasör Stalin Modeli Üzerine proletersosyalist 19 6431 26.08.2015- 23:22
Etiketler   İyi,   doğdun,   Stalin,   yoldaş
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS