SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü...           (gösterim sayısı: 1.791)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.164
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

17 kere teşekkür etti.
24 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 08.03.2017- 15:26


8 Mart'ın gerçek tarihi...

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün içini boşaltmak için her yıl yeni hamleler yapılsa da, emekçi kadınların direnişinin sembolü olan 8 Mart'ın tarihi bir türlü unutturulamıyor. 8 Mart 1857'de ABD’de greve giden dokuma işçisi kadınların ve 8 Mart 1917’de Şubat Devrimi'nin kıvılcımını çakan Petrogradlı dokuma işçisi kadınların anısına kutlanmaya başlanan 8 Mart'ın tarihi, aynı zamanda büyük bir direnişin de tarihi.

Resim Ekleme

Bugün dünyanın dört bir yanında binlerce kadın, 1857'de New Yorklu kadın dokuma işçilerinin direnişinin ve 1917'de Şubat Devrimi'nin fitilini ateşleyen Petrogradlı kadın emekçilerin mücadele gününü kutluyor.

40 BİN DİRENİŞÇİ KADIN...

8 Mart 1857'de New York'ta bir dokuma fabrikasında çalışan 40 bin işçi, 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerde artış yapılması talebiyle greve başlamıştı. 40 bin kadın işçinin örgütlediği bu grev o zamana kadar ki en kitlesel kadın eylemlerinden biriydi. Eylemi durdurmak isteyen polis kadın işçilere saldırmış, fabrika yönetiminin de desteğiyle binlerce işçi fabrikaya kilitlenmişti. Bu sırada çıkan yangında içeride kilitli kalan işçilerden 129'u yanarak can vermişti.

Olaya ABD basınında neredeyse hiç yer verilmemiş, fabrika yönetiminin ve polisin tavrı halktan gizlenmeye çalışılmıştı. Buna rağmen, işçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katılmıştı.

CLARA ZETKİN'İN ÇAĞRISI

1910 yılında Kopenhag'da gerçekleştirilen İkinci Enternasyonal’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda kadın ve emek mücadelesi masaya yatırılmıştı. Almanya Sosyal Demokrat Partisi'nden Clara Zetkin, bu konferansta yaptığı konuşmada kadınlar için bir mücadele günü belirlenmesi gerektiğini söylemişti. Zetkin’in önerisi kabul edilmiş, her ülkenin sosyalist kadınlarının her yıl aynı gün, kendi ülkelerinin işçi sınıfı örgütleriyle mutabakat içinde bir kadınlar günü düzenlemesi kararlaştırılmıştı.

Söz konusu yıllarda neredeyse hiçbir ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmemişti. Bu sebeple, pek çok ülkede eş zamanlı kutlanacak bu günün temel olarak kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için bir mücadele günü olarak düzenlenmesi karara bağlanmıştı.

Bu gün, dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara uygulanan sömürü ve baskıya karşı mücadeleyi yükseltme amacını taşıyordu. Kadınların seçme ve seçilme hakkını alması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve emperyalist savaşa karşı mücadele, bütün dünya kadınlarının ortak mücadele ilkelerinin başında yer almaktaydı.

VE KADINLAR SOKAĞA ÇIKIYOR

Uluslararası anlamda ilk emekçi kadınlar günü 19 Mart 1911'de düzenlendi. Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de gösterilere katılan on binlerce kadın seçme ve seçilme hakkının yanı sıra kadınlara iş ve mesleki eğitim verilmesi, çalışma alanlarında kadın-erkek eşitliği sağlanmasını talep etti.

Bir kadın yazar 1911'deki gösterileri anlattığı yazısında şu ifadeleri kullanmıştı:

''İlk Uluslararası Kadınlar Günü 1911'de gerçekleştirildi. Başarısı, beklenenin çok üstündeydi. Her yerde toplantılar düzenlendi. Küçük yerleşimlerde, hatta köylerde bile salonlar öyle tıklım tıklımdı ki kadınlar toplantılara katılan erkeklerden kendilerine yer vermelerini istedi. Bu gün kesinlikle çalışan kadının ne kadar militan olduğunun ilk göstergesi oldu. Erkekler evde çocuklarıyla kalırken kadınlar toplantılara koştu. Hatta o gün yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı sokak gösterilerinde polis pankartları toplamaya karar vermişti, ancak kadınlar polise direndi.''

Sonraki yıl Fransa, Hollanda ve İsveç de kadınların mücadele gününü kutlamaya başladı. Yapılan gösterilerde kadınların gündeminde her an patlak vermesi muhtemel olan dünya savaşı vardı.

1913'te 8 Mart'ta düzenlenen kadınlar günü Rusya'da da kutlandı. Çarlık Rusyası şartlarında açık gösteri düzenlemenin neredeyse imkansızdı. Ancak birkaç yıl sonra devrim saflarında savaşacak öncü sosyalistler, kadınlar gününün gizli etkinliklerle kutlanmasını, iki yerel işçi gazetesinde günün anlam ve önemini anlatan yazılar yayınlanmasını sağladılar. Hatta bu yazılarda Clara Zetkin'in dayanışma duygularını ilettiği ifadelere yer verdiler.

Bir kadın yazar 1920’de yazdığı bir yazıda, 1913’te gerçekleşen Rusya’daki ilk kadınlar günü kutlamasını şu sözlerle anlattı:


''O karanlık yıllarda toplantı yapmak bile yasaktı. Fakat Petrograd'da partili kadınlar 'Kadın Sorunu' başlıklı bir etkinlik düzenledi. Bu illegal bir etkinlikti ama salon tıklım tıklım doluydu. Parti üyeleri konuşmalar yaptı. Fakat bu gizli toplantı polis baskını ile yarıda kesildi ve konuşmacıların çoğu tutuklandı. Bu etkinlik Çarlık baskısı altında yaşayan Rusya'daki kadınların Uluslararası Kadınlar Günü'ne katılımı ve desteği açısından önemliydi. Bu Çarlık hapishanelerinin, idam sehpalarının Rusya’daki işçilerin mücadele ruhunu öldüremeyeceğinin, Rusya'da bir şeylerin sarsılmakta olduğunun ilk işaretiydi.''

NEDEN 8 MART?

Pek çok ülkede kutlanacak bu gün için ortak amaç ve ilkeler ortaya konmuş olsa da kesin bir tarih belirlenmemişti. Her yıl ilkbahar aylarında farklı tarihlerde kutlanan kadınlar gününün 8 Mart'ta kutlanması kararıysa 1921'de Moskova'da yapılan Üçüncü Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda alındı.

Bu kararla 8 Mart 1857'de yaşamını yitiren 129 kadın işçinin ve 8 Mart 1917'de Şubat Devrimi'nin fitilini ateşleyen grevleri başlatan, 'ekmek ve barış' sloganıyla sokaklara dökülen Petrogradlı dokuma işçisi kadınların anısına 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı.

SOVYETLER'DE 8 MART

Ekim Devrimi'nin ardından Sovyetler Birliği'nde 8 Mart coşkuyla kutlanan bir mücadele gününe dönüşmüştü. Bununla birlikte kadınların sosyal ve siyasi yaşama katılması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması yönünde pek çok düzenlemeye imza atılmıştı.

Emekçi Kadınlar Günü'nün tarihinin sabitlenmesi ile Sovyetler Birliği'nde ve daha sonra kurulan tüm sosyalist devletlerde bu gün resmi tatil ilan edildi.

İzleyen yıllarda kadınlar 8 Mart'larda ülke ve dünya gündemi ile gelişen olumsuzlukları da protestolarına konu etti. 1937'de İspanya'da kadınlar 8 Mart'ta kitlesel gösterilerle faşist Franco rejimini protesto etti.

8 Mart 1943’te ise İtalya’da kadınlar Mussolini yönetimini hedef alan gösteriler yaptı.

Tıpkı 1940’larda İkinci Dünya Savaşı'nda savaşmak üzere çocuklarını asker göndermek istemeyen Avrupalı kadınlar gibi, 1960'larda da ABD'li kadınlar Vietnam Savaşı'na oğullarını göndermek istemediklerini dile getirdi.

BM KABUL ETTİ AMA...
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 8 Mart'ın ''Dünya Kadınlar Günü'' olarak kutlanmasını, kutlamaların başlamasından yıllar sonra, 1977 yılında kabul etti. Ancak BM, bu günü kadınların mücadele günü olarak göstermekten geri durdu. BM'nin ilgili kararında günün tarihçesine değinilmedi.

TÜRKİYE'DE İLK KUTLAMA TKP'Lİ KADINLARDAN

Türkiye'de ise 8 Mart ilk kez 1921 yılında Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının öldürülmesinin ardından Ankara yakınlarında bir bağda gerçekleştirilen anma toplantısında Türkiye Komünist Partisi üyesi kadınlar tarafından kutlandı. TKP'li kadınlar 8 Mart'ı ''Emekçi Kadınlar Günü'' adıyla kutlama kararı almıştı. 1975 yılında kurulan İlerici Kadınlar Derneği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü ilk kez yaygın olarak ve sokaklarda kutlamaya başladı.

http://haber.sol.org.tr/toplum/8-martin-gercek-tarihi-188071





Bu ileti en son melnur tarafından 08.03.2020- 07:29 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.164
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.03.2018- 15:45


Mücadelenin en önündeyiz, 8 Mart'tayız

Bir yıl daha geldi ve 8 Mart denildiğinde anlam ve önemini mücadelemizde göstererek yaşattığımız kadınların anısıyla sokaklara çıktık.

Resim Ekleme
Gamze Abay

New York’ta tarihler 8 Mart 1857'yi gösterdiğinde 40 bin dokuma işçisi kadın, eşit işe eşit ücret, çalışma saatinin 16 saatten 10 saate düşürülmesi ve insanlık dışı çalışma şartlarının ortadan kaldırılması sebebiyle greve çıkmıştı. Fakat işveren ve polisin anlaşmasıyla kadın işçiler fabrikaya kilitlenmiş 129 işçi kadın yakılarak katledilmişti.

Kadın ayaklanması işçi dayanışmasının da en güzel örneğini oluşturmuştu. İşte bu kadınlar mücadele etmenin fitilini ateşlemiş, hakkını aramanın ne kadar onur verici bir duygu olduğunu tüm dünyaya kanıtlamışlardı. Ne var ki Amerikan basını işçilerin ölüm haberlerini neredeyse duyurmamıştı. Fakat ne kadar zorlasalar da kadın işçilerin cenazesine 100 binden fazla insan katılmıştı.

26-27 Mart 1910 tarihinde Kopenhag'da İkinci Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Bu tarihlerde neredeyse hiçbir ülkede kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktu. Tüm dünyada eş zamanlı kutlanacak olan bu günün kadınların seçme seçilme hakkı için mücadele günü olması kararında ortaklaşılmıştı.

8 Mart; Neden?

Tüm dünyada kutlanacak olan bugün için ortak amaç ve ilkeler belirlenmişti fakat kesin bir tarih belirlenmemişti. Her yıl ilkbaharda farklı aylarda kutlanan kadınlar günü 1921’de Moskova’da yapılan Üçüncü Kadınlar Konferansı’nda alınan kararla, hayatları pahasına mücadele alanlarının en önünde olan, hem 8 Mart 1857 New Yorklu dokuma işçisi kadınların hem de 8 Mart 1917 Şubat Devrimi’nde grevlere çıkarak fitili ateşleyen   ''ekmek ve barış'' diyen Petrogradlı kadınların anısına, artık her ülkede 8 Mart'ta kutlanacaktı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı zamanında bazı ülkelerde yasaklanan Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda ABD’de gerçekleşen gösterilerde anılmaya başlandı ve Batı’da daha güçlü bir şekilde yeniden gündeme geldi. Birleşmiş Milletler 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın ''Dünya Kadınlar Günü'' olarak kutlanmasını kabul etti.

Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında “Dünya Emekçi Kadınlar” olarak kutlanmaya başlandı.

Ne var ki 12 Eylül Askeri Cuntası kadınlar gününün kutlanmasını da yasaklamıştı. 4 yıl süreyle kitlesel bir şey düzenlenememişti. Fakat 80'li yıllarda evlerde toplanan kadınlar daha fazla seslerini çıkartarak taleplerini sokağa taşıyıp çeşitli etkinlikler ve kampanyalar düzenlemişlerdi.

8 Mart Yasaklanamaz

Tarihler 2016'yı gösterdiğinde Türkiye'de hala 8 Mart yasakları konuşulmuş ve geçen 36 yılda kadınların azmini ve mücadelesini göz ardı edenler direnişle karşılaşmıştı.

Tarihimizden aldığımız güçle, inançla; anılarını, mücadelelerini, mücadelemize katıp;   özgür, eşi ve   laik yarınlarımız için her yıl olduğu gibi bu yılda da 8 Mart'ta umudumuzla varız...

http://ilerihaber.org/icerik/





Bu ileti en son melnur tarafından 08.03.2020- 07:20 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.164
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.03.2020- 07:17


Feminizm yetmez

Sermaye düzenini hedef almayan, sınıfların üzerini örten, günlük, tekil ve özel alan merkezli yürütülecek hiçbir mücadele kadınların kurtuluşunun zeminini kuramaz.


Resim Ekleme

Umut Kuruç

Başlık belki provokatif gelmiştir ancak yine 8 Mart yaklaşırken bazı hatırlatmalarda bulunmakta fayda var. Özellikle son yıllarda «kadınlara ilişkin ne yapılacaksa, ne söylenecekse eylem hakkı da, söz hakkı da feminizmindir» gibi bir algı yaratılmışken.

Resim Ekleme

19. yüzyılda yükselen ve birinci dalga feminizm olarak adlandırılan hareket kapitalizmin gelişiminden beslenirken, 1960’lar ve 70’lerde yükselen ikinci dalga kapitalizm karşısında güçlenen işçi sınıfı hareketleri ve sosyalizm programından güç alarak kapitalizmin eleştirisine ayağını basar. Bu dönemde kapitalist ülkelerdeki kadınların eşitlik ve sosyal haklar mücadelesi, sosyalizmin varlığının da büyük etkisiyle siyasi temsiliyet, ücretsiz kreş, bakımevleri, vb sosyal hizmetler, işsizlik maaşları, sosyal güvenlik gibi kısmi kazanımların elde edilmesini sağlar.

Resim Ekleme

1970’lerle birlikte kapitalizmin dünya çapındaki krizi yeni birikim rejimiyle birlikte emekçi sınıflara kapsamlı bir saldırıyı getirir. Bu yeniden yapılandırma süreci ideolojik ve siyasi olarak da bir kuşatma demektir. Artık sınıflar yoktur, ideolojilerin sonu gelmiştir.

Bu dönemde güçlenen radikal/liberal feminizm karşısında marksist ve sosyalist feministler bir çeşit «öz eleştiri» sürecine girerek Marksizmin kadın sorununu merkeze almadığını söyleyerek, bugün Türkiye’deki tartışmaların da ana başlıklarından olan «Marksizmin cinsiyet körü olduğu» iddiasını ortaya atarlar.

Feminist akımların dikkat çekici olan ortak noktası ise kadınların kurtuluşu için en önemli zemini sağlayan sosyalizm deneyiminin nihai kurtuluşu sağlamadığını iddia ederek tarihsel kazanımların ardındaki bu büyük gücü yok saymalarıdır.

İkinci dalga feminizm Türkiye kıyılarına 1980’lerle birlikte vurur. Bu dönemde yeşeren feminizm kendisini solun ve işçi sınıfı mücadelesinin ezildiği ve yenildiği bir zeminde kurar.

Türkiye’deki feminist yazım bu süreci kadınların kadınlıklarını fark etmesiyle birlikte siyasi özne olmanın koşulu olan feministler haline gelmeleri olarak tarif eder. Sınıfların ve ideolojilerin öldüğü iddia edilirken feminizm yükselir.

En genel anlamda feminizme göre patriyarka/ataerki erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliği olarak başlı başına bir sistemdir, bütün iktidarı ve toplumsal ilişkileri belirler. Ataerki tarih ve toplumlar üstüdür ve ancak bütün kadınların, sınıfsallıklarından ve din, dil, etnisite gibi aidiyetlerinden bağımsız olarak, aynı safta bir sınıf olarak bu ataerkiye-erkekliğe karşı mücadelesiyle alt edilebilir. Buna göre kapitalizm başat sistem değil sadece bir detaydır ve ana mücadele gündeminin dışındadır.

Sosyalist feministlere göre de karşımızdaki ataerkil kapitalizm ikili bir sistemdir. Bir yanda sermaye kadının emeğine üretim sürecinde el koyarken, diğer yanda erkek hane içerisinde yeniden üretimdeki emeğe el koyar. Ataerki ayrı bir sistem olarak kapitalizmi toplumsal cinsiyet ilişkileri bakımından belirler. Bu yaklaşıma göre Marksizm ataerkiyi ayrı bir sistem olarak ele almadığı için cinsiyet körüdür.

Bütün bu yaklaşımlar kapitalizmin işleyişini parçalanmış süreçler olarak ele alır ve “kadınlar arasındaki farklılıkları eritmeden bir feminist politika yaratmayı” başlı başına bir mücadele stratejisi olarak benimser.

Oysa kapitalizm, salt ekonomik bir sistemden ibaret değildir. Bütün kurumları ve ideolojisiyle bütünlüklü bir düzendir. Feminizmin iddia ettiğinin aksine, üretim ve yeniden üretim, ekonomi ve siyaset, insan ve doğa gibi karşıtlıklar ve/veya ayrımlar kapitalizmin yarattığı ayrımlardır. Kadınların bütün farklılıklarıyla ortak bir politika veya mücadele yaratmaları ise metafizik bir yaklaşımdan başka bir şey değildir. «Bütün farklılıklarına rağmen» ifadesiyle birlikte, kadınların alacaklı olduğu mercinin erkekler olarak işaret edilmesi tam da kapitalizmin sınıfsal karşıtlıkları silikleştirirken, bütünlüğünü gözden kaçırtacak ayrımları öne çıkarmasıyla örtüşür.

Sosyalist feministlerin iddia ettiğinin aksine üretim ve yeniden üretim kadınların sınıfsallıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Bütün hizmetlerin piyasaya devredildiği koşullarda kreş, yaşlı bakımı, ev işleri vb emekçi ve yoksul kadınların omuzlarındadır. Onlar ev ve aileyle kuşatılırken, ya evden parça başı üretimle ya da esnek ve güvencesiz işlerde, yarı zamanlı istihdam edilir. Esnek istihdamın bir diğer biçimi ise kadına annelik ve ev içi işlerini sürdürecek biçimde esnek, yarı zamanlı, evden çalışacağı düzenlemelerdir. Diğer yandan, ekonomik güce sahip olan kadınlar bu hizmetleri ya piyasadan satın alırlar ya da diğer kadınların emeğinin sömürüsüne yaslanırlar.

Kadın emeği bir yandan ağırlıklı olarak kayıt dışı ve esnek çalışmanın yaygın olduğu sektörlerde ücretli emeğe dönüşürken, diğer yandan özellikle kriz dönemlerinde nitelikli işgücü olarak adlandırılan kesimi istihdam dışına itilir.

Bu süreç feminizmin ataerkil aile yapısı olarak adlandırdığı ilişkileri çözmektedir. AKP iktidarının gericilik kuşatmasıyla kadına anneliği, aile içi görevleri ve doğurmayı dayatan girişimleri bu duruma karşı kapitalizmin önleminden başka bir şey değildir. İki dünya savaşı sırasında kitleler halinde istihdama kaydırılan kadınların savaşlar sonrası yeniden eve yollanmalarında olduğu gibi…

Feminizm mücadelenin taraflarının bizzat kadınlar ve erkekler olduğunu, mücadelenin mekanını da «Erkeklerden alacaklıyız» sloganıyla özel alan olarak belirlerken kadınların sınıfsallığının sorumlusunu erkek olarak tespit eder.

Kadınların kaç çocuk doğuracağına siyasi iktidarın en yetkili ağızlarının karar verdiği, patronların kadın işçilerin medeni durumunu ve hamileliklerini denetlediği, kadınların evden parça başı üretim yaptığı, aile içi ilişkilerin Diyanet’in fetvalarıyla belirlendiği, imamların aile danışmanı haline getirildiği, sermayenin tüketimi, güzellik ve cinselliği, TV dizilerinin yaşamları belirlediği koşullarda bir yandan da aile mahremiyetinden bahsedilerek kadına yönelik ev içi şiddetin meşrulaştırılması hem düzenin gerici iki yüzlüğünü hem de özel-kamusal alan ayrımının gerçek dışılığını ortaya koyar. Böylesi bir kuşatmada özel alandan ve orada kurulacak, güçlendirilecek bir mücadeleden bahsetmenin nasıl bir kurtuluşla sonuçlanacağı ise muammadır.

Oysa toplumsal ilişkileri ve yapıyı belirleyen üretim ilişkileri bir bütündür. Yani üretim ve ev içi emekle somutlanan yeniden üretim, birbirini tamamlayan ve sermaye düzeninin devamını sağlayan bir işleyiştir. Bir yandan kadının doğurganlığıyla yeni emekçi-işçi kuşaklardır, öte yandan emek gücünün sürekliliğini sağlayacak, onu günlük olarak üretime hazır edecek ev içi işlerdir. Böylece yaşlı ve çocuk bakımı, çamaşır, yemek gibi işler sermayenin maliyet kalemlerinden düşer. Bütün bunların gerçekleştiği aile kapitalizm için bu yüzden önemlidir. Kadının aileyle kuşatılması ideolojik olarak kritiktir ve cennet tam da bu yüzden anaların ayağı altındadır. Gerici kuşatmanın önemi de buradadır.

Yukarıdaki satırlarda da bahsedildiği gibi sosyalist feminizm, kadının ezilmişliğini açıklamakta kapitalizmin ve onun işleyiş mekanizmalarının yeterli olmadığını, ataerkil sistemin kapitalizmi toplumsal cinsiyetler söz konusu olduğunda belirlediğini iddia eder. Dolayısıyla kapitalizmi kapitalizm olarak adlandırmak yeterli değildir. Buna göre doğru tanımlama ataerkil/cinsiyetçi kapitalizmdir.

Ancak, gözden kaçırılan önemli bir nokta vardır. Kapitalizm bütün tarihsel gelişim süreci içerisinde dinci ideoloji, ataerkil/cinsiyetçi, ırkçı, milliyetçi vb ideoloji gibi formasyonları kendi bünyesinde bir biçimde sürdürür. Bu formasyonları kurumsal bütünlüğü içerisinde belirlerken özellikle üretim ve birikim rejiminin yeniden yapılandırıldığı süreçlerde ve kriz dönemlerinde yeniden üretir.   Burada belirleyici olan kapitalizmin bütün kurumlarıyla bütünlüklü işleyişidir ve temelinde emek-sermaye çelişkisi ile sömürü ilişkileri vardır. Dolayısıyla, cinsiyetçilik, ataerki gibi ideolojik formasyonlar bu belirleyicilik içerisinde yeniden üretilir.

Sömürü, baskı ve gerici kuşatma ataerki ve/veya erkeklik durumuyla değil, sermaye düzeninin toplumsal, ekonomik ve siyasi işleyişiyle ve ideolojik yeniden üretimiyle ilgilidir.

Bu koşullarda sermayenin zincirlerinden boşalmış halde emekçi sınıflara dönük saldırısı karşısında her sınıftan kadının aynı safta olduğunu söylemek mümkün değildir. Böylesi bir verili durumda, esnek ve güvencesiz istihdamın birinci elden hedefi olan, yoksulluğu bu düzende baki ve yönetilecek bir mekanizma olan emekçi kadınlarla, o yoksulluğu yöneten, daha fazla istihdam adı altında kölelik koşullarını dayatan kadınların kardeşliğinden söz edilemez.

Ev içi işlerin satın alındığı, kadını özgürleştirecek kamu hizmetlerinin piyasaya terk edildiği ve emekçi kadınların omuzlarına yüklendiği koşullarda «farklılıklara rağmen» salt kadınlık üzerinden bir saflaşma sermayenin egemenliğini ortadan kaldırmayacağı gibi kadınları kapitalizmin sınırlarına hapseder.

Mülkiyet ilişkileri ile birlikte ortaya çıkan işbölümünün kadın üzerindeki tahakkümü ancak bu mülkiyet ilişkilerinin ortadan kalktığı koşullarda sonlanacaktır. Dolayısıyla bugünkü mülkiyet ilişkilerini yeniden ve yeniden üreten kapitalizm yıkılmadıkça, sınıfsız bir toplumun zemini kurulmadıkça, kadının kurtuluşunun da zemini kurulamayacaktır.

Peki, kadınlar bu zemin kurulmadan hiç mi kazanım elde etmeyecektir? Elbette, insanlığın kazanımlarıyla sonuçlanmış olan devrimci süreçler ve işçi sınıfı mücadelesinin mevzilerini genişlettiği kesitlerde kadınlar önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Ancak, bu kazanımlar gerçek bir kurtuluşun zemini olamamıştır.

Örneğin, sosyalizmin bir güç olarak varlığını sürdürdüğü, işçi sınıfı mücadelelerinin kazanımlar elde ettiği dönemler, kapitalist ülkelerde de sosyal devlet pratiğinin hayata geçtiği dönemlerdir. Bugün ev içerisinde kadınların omuzlarına yüklenen çocuk ve yaşlı bakımı, sağlık hizmetleri, eğitim gibi başlıklar kamu tarafından ücretsiz veya çok düşük ücretlerle karşılanmıştır.

Sınıf mücadelelerinin zayıfladığı, sermayenin özüne döndüğü, kriz dönemlerinin sıklaştığı, dünyada solun sınıf mücadelesini kimliklerle ikame ettiği günümüzde bütün bu kazanımlar büyük bir hızla kaybedilmiştir. Bu hakları geri almanın yolu, kapitalizmi iyileştirmeye çalışmaktan değil, mücadelenin hedefini doğru belirlemekten geçer. Ataerkil formların ortadan kalkmasının koşulu ancak bu toplumsal kurtuluş mücadelesiyle mümkündür.

Örnek verecek olursak, feminist hareketin çeşitli bölmelerinin önerdiği ev içi işlerdeki emeğin ücretlendirilmesi, dört duvar arasındaki kadının sosyal sigortası bu toplumsal yapı içerisindeki emekçi kadının kurtuluşu değildir. Var olan mülkiyet ilişkilerini ve sınıfsal yapıyı meşrulaştırırken bir yandan da bu ilişkilerin süreklileştirilmesini sağlar.   Öte yandan, sermayenin bütün maliyetlerden kurtularak kârını maksimize etmeye çalıştığı kriz koşullarında bu düzen içi talebin ne kadar gerçekçi olduğu da ayrı bir tartışma konusudur.   Kadını bu yükten tamamen kurtaracak zemin ise ev içi işlerin toplumsallaşmasıdır. Bunun koşulu sermaye egemenliğinin ortadan kalktığı bir eşit ve özgür bir düzendir.

Sermaye düzenini hedef almayan, sınıfların üzerini örten, günlük, tekil ve özel alan merkezli yürütülecek hiçbir mücadele kadınların kurtuluşunun zeminini kuramaz.

Üretim ilişkileri ile birlikte, toplumsal ilişkilerin, ideolojik-kültürel referansların başka bir zeminde kurulduğu bütünlüklü bir toplumsal ve siyasal yapı kadının üzerindeki tahakkümün ortadan kalkmasının da ön koşuludur.

Bu yüzden mücadelenin karşıt unsuru erkekler değil, var olan toplumsal cinsiyet ilişkilerini, bu bağlamda gerici ideolojilerle toplumu kuşatarak kadınlara yönelik ayrımcılığı ve tahakkümü yeniden üreten kapitalizm ve sermaye sınıfıdır.

https://gazetemanifesto.com/2020/pusula-feminizm-yetmez-339344/



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 'Kadınlar Karl Marx’a ne borçludur?' melnur 1 799 10.03.2019- 04:59
Konu Klasör İşçi Sınıfının Dünya Partisi’nin 100. yılı... melnur 2 323 17.11.2019- 05:46
Konu Klasör Troçkist Yayınlar melnur 0 8 19.03.2017- 10:49
Konu Klasör 15 Mayıs 1984: Aydınlar Dilekçesi... melnur 1 139 16.05.2020- 12:27
Konu Klasör Bir replikle değişir dünya, bir haykırışla... melnur 0 417 28.03.2019- 08:12
Etiketler   Mart,   Dünya,   Emekçi,   Kadınlar,   Günü.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS