Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Kürt Ulusal Sorunu
 »  Afrin operasyonu...

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 2 Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.454
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 27.01.2018- 13:54
Alıntı yaparak cevapla  


Unutanlar için emperyalizm - Aysel Tekerek


Afrin operasyonu ile birlikte AKP,   burjuva medya ve Kürt medyasında çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. AKP cenahı ulusal çıkarlar kavramı altında operasyonun meşruluğunu ispatlamaya çalıştıkça arkasına Kemalist ve bazı cumhuriyetçi unsurları peşine takması şaşırtıcı değil. Ülkesini adeta pazarlamakla görevli olduğunu beyan eden AKP cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı sesini yükseltebilen bu unsurlar, Afrin operasyonu söz konusu olduğunda   daha önce söyledikleri her şeyi bir kenara koyup,   yerli ve milli olduklarını ispat yoluna böyle gidiyorlar.

Kürt siyasi hareketi kaynaklı yorumların ise, “gelecekleri varsa görecekleri de var” değerlendirmelerinin alt başlıklarına baktığımızda yine özetle şunları görmekteyiz:   “AKP, arkasına Rusya’yı aldı”, ”Bu savaş Kürt düşmanlığının sonucudur”, “AKP, ABD’yi nötrleştirmiştir”, “AKP, dış politikadaki sıkışmışlığını operasyon ile açmaya çalışmaktadır”, ”Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya AKP’nin milyar dolarlık rüşveti ile operasyona sessiz bırakılmıştır”, “Bu savaş Kürtlerin kazanımı ile sonuçlanacak ve AKP’nin başına yıkılacaktır”.

Aslına bakılırsa gerek AKP, gerekse de Kürt siyasi hareketinin operasyon değerlendirmesi özünde aynı denkleme dayanarak farklı sonuçlara gidilmektedir. Denklem ABD- Rusya hattıdır. Burada bir tartışma yoktur. Sonucun farklılığı ise savaşın öznesi olarak kimin kazanacağı yönündedir.

Kürt siyasi hareketi içinden gelen değerlendirmelerden biri üzerine daha fazla düşünülmesi ve açımlanması gereken bir özellik taşıyor. O da Afrin operasyonu vesilesi ile Suriye Kürtlerinin bağımsız hareket olduğu vurgusunun sıkça yapılması.   Gazeteci Baki Gül’ün dün Yeni Özgür Politika’da çıkan değerlendirme yazısında “Mesele çok basit ve karmaşıklaştırmamak gerekli. Efrîn’de Kürtler, ne rejimin yok sayıcılığına ne Rusya’nın ne de ABD’nin basit politik-askeri çıkar vaadlerine “evet” demedi de Türk devletinin ve onun çetelerine mi “evet” diyecekler!…” saptaması sürecin tamamı veri alındığında kaba bir propagandadan ötesine ne yazık ki geçememektedir.

Her ne kadar, yazının alıntısında geçen güçler ile diyalogdan askeri işbirliğine kadar her boyutta işbirliği içinde olunmasının nedeni aynı kaynaklarda, Kürt hareketinin hakkı ve başarısı olarak bugüne kadar sunulmuş olsa da   ABD müttefikliğinin ne zaman Suriye Kürtlerinin başına çökeceği merak konusu idi. Bölgede taşların sürekli yer değiştirdiği, gelişmelerin hızlı aktığı bu savaş coğrafyasında, ne ABD tek ata oynadı ne de Kürtler. Ancak mesele Baki Gül’ün belirttiği gibi de hiç olmadı. Emperyalist güçlerin tek ata oynamaması nasıl kural ise, bir bölge dinamiğinin birden fazla dayanak aramasının sonucu birden fazla merkeze bağlı kalmaktır.

Adını koyalım. Emperyalizm, bölgede Kürt hareketini bir müttefik olarak bile değil bir kart olarak görmektedir. Bu kartın ön ve arka yüzünün rengi Kürtler için bir yanılsamadır. Siyah bir renkten sarı-kırmızı-yeşil görmek, ABD askeri ile halay çekmek kadar eğlenceli olmadığı şu günlerde daha da açığa çıkmaktadır.

Emperyalizm için her zaman   kazanılacak alanlar ve kaybedilmeyecek alanlar olmuştur. Kimse pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemeyecektir. Bu Rusya ve ABD için Suriye meselesinde her zamankinden büyük bir gerçektir.

Ve tüm süreç boyunca, Türkiye ve Suriye’deki Kürt hareketinin cevabının bir kez daha hatırlanması gerekmektedir. Cevap büyük güçlerle ortaklığın, Kürtler için bir mecburiyet olmadığı, büyük güçler için bir mecburiyet olduğu yönündeydi. Bir an için bunun doğru olduğunu kabul etsek bile, bu mecburiyet ilişkisinin sonu Kürt hareketinin emperyalizme mecbur kalması sonucuna çıkmaktadır. Askeri ve politik işbirliğinin sonucu son tahlilde   çıkarların ortaklaşmasıdır. Ve Kürt hareketinin Suriye’nin kuzeyindeki çıkarı asgari düzeyde bile olsa Suriye’nin genel kaderine göre değişiklik gösterecektir.

Suriye Kürtlerinin siyasi öncülüğü, işin başında bir karar vererek emperyalizmle işbirliğine girmiştir. Diğer seçenek ise emperyalizme karşı Suriye devleti ile birlikte savaşmak olabilir ve Suriye’nin kaderini birlikte çizmek olabilirdi. Kürt hareketi büyük oynadığını düşünmüş ancak büyük bir yanılgının da içine düşmüştür. Yanılgı emperyalizmin her zaman kazanacağı ezberinde olmuştur.

Emperyalizmi unutmak yanıltıcıdır. Emperyalizmi bile isteye hatırlayarak işbirliğine gitmek ise yok edicidir. Kimler için; halklar için, emekçiler için, o çok lafı edilen siviller için…

Emperyalizm, dolardır, bombadır, rokettir, askeri üstür, ama asla ve asla barış değildir…

Haydi şimdi barış isteyenler, emperyalizme amasız fakatsız karşı mıyız?


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.454
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 09.02.2018- 08:13
Alıntı yaparak cevapla  


Erdoğan’ın seferi -Alper Birdal


Erdoğan Afrin seferini başlatalı 20 gün oluyor. 20 günde hayatını kaybeden asker sayısı 15. ÖSO adı verilen taşeron kuvvetin kaç ölü verdiği belli değil.

TSK’nın yaptığı açıklamaları okuduğunuzda operasyonun oldukça yavaş seyrettiği sonucuna ulaşıyorsunuz. Afrin’e ne zaman ve nasıl girileceği konusunda herhangi bir açıklama yok.

Ayrıca Türkiye’nin güneyde, operasyon bölgesiyle doğrudan bağlantısı olmayan İdlib kırsalında kayıp verdiği haberleri geliyor. Fua ve Kefraya’yı kuşatma altında tutan Nusracıların Suriye ordusunun ilerlemesiyle Türkiye’nin kontrol ettiği bölgeye doğru çekildiği söyleniyor.

Ortada şu veya bu nedenle oldukça yavaş ilerleyen, henüz kentsel alana taşınmamış olmasına rağmen her gün azımsanmayacak sayıda kayıp verilen, ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı belirsiz bir askeri operasyon var.

Herhangi bir askeri harekat için böylesi belirsizliklerin olağan olduğu söylenebilir. Ancak buradaki performansın ve belirsizliğin kaynağında operasyonun siyasi hedeflerindeki muğlaklığın bulunduğu gayet açık.

Savaşı siyasi hedeflerinden bağımsız düşünemezsiniz. Siyasi hedefi net olmayan bir savaşın “kazanılması” ise mümkün değildir.

Erdoğan Afrin seferiyle neyi hedefliyor?

Resmi söyleme göre sınır bölgesindeki YPG güçlerini temizlemeyi. Daha operasyon başlamadan, bakmayı bilen herkes, meşruiyetinden bağımsız olarak böyle bir hedefin karşılığının Afrin değil, ABD askerlerinin de konuşlu bulunduğu Fırat’ın doğusu olduğunu söyledi. Ama Afrin’e yönelik harekat başlatıldı. Dahası İdlib kırsalı gibi ilk bakışta ilişkisiz görülen hedeflere doğru yayılmak istendi.

Yine resmi olarak Afrin’den Menbiç’e, yani Fırat’ın doğusuna ilerleneceği söyleniyor. Meselenin odak noktası Menbiç ve ötesiyse Afrin’den başlamayı zorunlu kılanın ne olduğuna ilişkin tek söz edilmiyor.

Afrin’i bu kadar “stratejik” kılan nedir? Belli değil.

Belirsizliğin nedeni operasyonun asıl siyasi hedefiyle resmi söylem arasında çok büyük bir açı bulunması. Afrin, Erdoğan’ın göstermelik savaşıdır. Hedefi iç siyasette yaratacağı avantajları kullanmanın yanı sıra, Suriye sahasındaki işbirliklerinin yeniden tasarlanmasını zorlamaktır.

Afrin, Erdoğan’ın pazarlık masasıdır. Belirsizliklerle yüklü olması, zamana yayılması, siyasi hedeflerindeki bu pazarlık boyutunun doğrudan bir sonucudur.

Peki pazarlık kiminle yapılıyor? ABD’yle.

Erdoğan Afrin seferiyle birkaç kozu birden masaya sürmüş oluyor. Birincisi artık TSK’ya içkin hale getirilen taşeron kuvveti kontrol edebildiğini ve bu kuvvetin kabiliyetlerini göstermeye çalışıyor. İkincisi güneyde, İdlib’de Suriye ordusunun ilerleyişini bloke etmeye çalışarak Suriye’nin kuzeyini denetim altına almaya çalışıyor. Üçüncüsü Rusya’yla yaptığı işbirliğine rağmen, dışişleri bakanı eliyle ABD’ye kuzey Suriye boyunca “güvenli bölge” teklifini iletiyor. Başka bir ifadeyle, Rus masasını dağıtmak da Erdoğan’ın pazarlıktaki kozlarından bir tanesi.

ABD’nin hali hazırda takip ettiği Suriye stratejisi, ülkenin fiilen bölünmesi, kuzeyde bir Kürt protektorası yaratılması ve ülkenin kaynaklarının önemli bir bölümünün bu protektoranın kontrolüne bırakılması.

Erdoğan’ın yürüttüğü pazarlığın bu stratejiyle uyuşmayan boyutları var. Dahası Erdoğan’ın masaya koz olarak getirdiğini düşündüğü unsurların ters tepmesi de gayet mümkün. Örneğin taşeron kuvveti kontrol edebildiği iddiası, İdlib’de açıkça başarısız olması gibi.

Ancak uyumsuzluk Suriye’nin fiilen bölünmesiyle ilgili değil. Erdoğan, Suriye’nin bölünmesine değil, hangi temelde bölüneceğine itiraz ediyor ve ABD’ye alternatif sunuyor. Kuzeyde Türkiye’nin himayesinde, taşeron gücün yerleştiği bir alan yaratmak istiyor. Bu, Davutoğlu’nun adıyla anılan “alternatife” bir hayli benziyor. Erdoğan, yeni koşullarda bir kez daha başa sarmak istiyor.

Bu pazarlığın Erdoğan’ın istediği gibi sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bugünden söylemek imkansız.

Ancak açık olan bir husus var: Erdoğan’ın seferi ABD’yle pazarlık etmeyi amaçlamaktadır ve siyasi hedefleri belirsizdir.

Bu, askeri açıdan Afrin kırsalında bir süre daha top çevirmek anlamına gelir. Bu nedenle bir süre daha “stratejik” tepeler ele geçirilmeye devam eder.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.454
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 12.02.2018- 08:18
Alıntı yaparak cevapla  


AKP’nin Suriye bataklığı - İlker Belek


Ortadoğu emperyalizmin hedef tahtasında. Tarihsel olarak hep böyle. Son aşamayı “Arap Baharı” ile tarihlendirebiliriz. Eski devletler parçalanacak, sınırlar yeniden çizilecek, emperyalistler yeni işbirlikçiler yaratacaklar. Irak ve Suriye’de Kürt bölgelerinin işlevi budur.

Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi sonrasında ABD sahada hem istediğini aldı hem de kaybetti. Rojava’yı, Rakka’yı ve Deyrez Zor’un kırsalını elde etti. Bunlar kazanımları. Elinde artık istediği gibi oynayabileceği bir Kürt bölgesi var. Az değil. Suriye topraklarının %25’i, tarım alanlarının %40’ı, barajları ve petrolünün de %70’i Kürtler aracılığıyla denetiminde.

Ama öte yandan Esad da konumunu korudu ve pekiştirdi. Başlangıçta iyice küçülen hakimiyet alanını epey genişletti. Rusya dünya kamuoyuna “diplomatik çözüm”ü ve Suriye’nin bütünlüğü tezini kabul ettirmeyi başardı ve ayrıca da ABD’nin bölgede ne tür karanlık işler çevirmek peşinde olduğunu deşifre etti.

ABD elindekiyle hiçbir zaman yetinmez. Emperyalizmin karakteridir bu: Yayılmalı, el koymalıdır. Bu saldırganlık yalnızca siyasi ve ekonomik çıkar güdüsüyle açıklanamaz. Aynı zamanda dünyada tek hegemon güç olduğunu kanıtlamak gibi bir derdi de vardır ABD’nin.

Herkes tam “Suriye’nin doğusu ABD-Kürtler’in, batısı Rusya-Esad’ın” formülünü kabullenmişken, ABD bu motivasyonlarla bir ay önce yeni bir hamle gerçekleştirdi. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt ordusu kuracağını açıkladı. Bu Rojava’nın devletleştirilmesi anlamına geliyordu. Hedefte hem Suriye ama hem de İran var.  

Aynı anda bir de, savaşın başından beri askeri açıdan Suriye’nin tek istikrarlı alanı olan Afrin üzerinden Rusya hakimiyetindeki bölgeyi karıştırmak üzere yeni bir planı yürürlüğe soktu: Rojava’daki Kürt ordusu bir yönüyle de AKP’yi provoke etme amaçlıydı. Plan tuttu, ABD’nin yönlendirmesiyle AKP Afrin’e daldı.

Dikkat ediyorsunuzdur: O andan itibaren yalnızca Afrin değil, Türkiye sınırlarından, Şam’ın kuzeyine ve Lazkiye’ye kadar uzanan tüm bölge karıştı. Cihatçılar Lazkiye’deki Rus askeri üssüne saldırılar gerçekleştirdiler, bir Rus uçağını da düşürdüler. IŞİD yeniden harekete geçti. Belki en önemlisi zaten Suriye ordusu ile savaşmakta olan pek çok cihatçı örgüt Afrin operasyonu vesilesiyle AKP’nin ÖSO’su içinde pozisyonlarını daha da güçlendirmiş oldular.

Rezil bir çekişmeye sahne oluyor bölge. ABD iki stratejik müttefikini, YPG ile AKP’yi karşı karşıya getirerek kendisine olan mecburiyetlerini artırıyor. AKP’yi Rusya açısından kontrol edilmesi güç hiperaktif bir özne haline getiriyor. Afrin operasyonu AKP tarafından terörle mücadele olarak pazarlansa da gerçeğin bununla hiç alakalı olmadığı gayet açık. Terörse ABD yarattı-destekliyor, terör merkeziyse Afrin değil Rojava, savaşılacaksa rakip YPG değil ABD.

Oysa AKP öteden beri ve Afrin operasyonunun ilk dakikasından itibaren daha kuvvetli bir tonla ABD’ye Suriye’de Kürtleri değil, kendisini kullanmasını öneriyor. Suriye’yi bölmekse, Esad’ı devirmekse, tamam, ama birlikte yapalım diyor. Öte yandan Kürtlerin taktiği de aynı. Sahada IŞİD’le savaşta en kullanışlı askeri güç olduklarını kanıtlamaya adadılar kendilerini, başardılar da.

Tam ABD’nin istediği işler: Herkes O’nun gözüne girmeye çalışıyor. Tabi bir de bizimkilerin içeride başkanlık hesapları var. Gerilim üzerinden tabanlarını konsolide ediyorlar, gericilik tırmanıyor, kutuplaşma artıyor. Kime yarıyor bu gelişmeler? Bölgeyi yeniden harmanlamak isteyen emperyalizm bundan başka ne ister?

Rusya AKP’nin Afrin’e girişini mecburiyetten kabullenmişti. Operasyona Esad şiddetle karşı olsa da Putin’in ısrarıyla sesini kesmek zorunda kaldı. Rusya Türkiye’yi kaybetmek, kendi elleriyle ABD’nin kollarına ittirmek istemiyor. Ancak ÖSO’nun cihatçı ruhu kontrolündeki bölgeyi tamamen istikrarsızlaştıracak ve 2015 Eylülünden beri verdiği emeklerin tamamen heba olmasına yol açacak gelişmeleri de tetikleme potansiyeli barındırıyor çok ciddi olarak.

Dolayısıyla son bir hamle geldi Rusya’dan: Afrin’i gerilimi düşürme bölgesi ilan etmek. Bu formül Astana’da Suriye’nin diğer bölgeleri için AKP tarafından da kabul edilmişti. Taraflar IŞİD’le savaşacaklar, ama birbirlerine silah sıkmayacaklar. Anlaşılan Rusya Afrin operasyonu için “buraya kadar” deme noktasına yaklaşıyor.

Afrin ve ötesinde ne var? İdlib’in kuzeyinde Suriye ile TSK’nın doğrudan karşılaşması; Afrin savaşının, yine ABD provokasyonuyla Türkiye’nin içine taşınması ihtimalleri var. Suriye ile olan düşmanlığın kökleşmesi var. Kürk sorunundaki çözümsüzlüğün kesinleşmesi var. Kuvayı Milliye diye kutsanmış ÖSO cihatçıları var. Ne çıkar bu tablodan? Türkiye’nin AKP eliyle hem ABD’nin hem de Rusya’nın emperyalist planlarına alet edilmesinden başka.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.454
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.02.2018- 08:43
Alıntı yaparak cevapla  


Afrin operasyonu konusunda pek çok şey söylenebilir. AKP'nin bölgede bir kürt yerleşim bölgesi istemediği için bu operasyonu gerçekleştirdiği de ileri sürülebilir. Aslında bu operasyon bölgedeki çatışmanın görünen yüzüdür. Altında yatan neden ABD emperyalizminin kürtleri uzun erimli müttefik olarak görmeleri ve bu bağlamda YPG'ye para, silah, mühimmat akıtmaları ve askerini de orada konuşlandırabilmeleridir. AKP bu siyasi yönelişe karşı çıkmakta, ''onu değil beni seç'' demekte ve bu siyasetin görünen yüzüne de Kürt otonomisine karşıtlığı yerleştirmektedir.

ABD emperyalizmi çok uzun yıllardır bölgede haritaların-sınırların değişeceğini savunuyordu. BOP bu siyasetin bir ürünüydü. Yenildi, gündemden düştü yorumlarının bir gerçekliği de yok. BOP bu gün her zamankinden daha yakın bir hedef haline gelmiştir. Irak istenen kıvamdadır ve Suriye bölünmenin eşiğindedir. Kürtler de bu büyük siyasette yerlerini almışlar, ABD ve İsrail ortaklığının bir kara gücü haline gelmişlerdir. ABD'nin Suriye kürtlerine ''sıcak'' yaklaşımının altında yatan neden budur. Ve yine tekrar edeceksek, ABD'nin Türkiye yerine kürtleri bölgede yeğ tutmasının nedeni de budur.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.454
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 20.02.2018- 09:46
Alıntı yaparak cevapla  


Afrin Tayyip’in Kuveyt’i mi? - Aydemir Güler



ABD 2003’te Irak’a bölücü nihai darbeyi vurmadan 13 yıl önce Bush’un Bağdat’taki büyükelçisi April Glaspie, Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’le görüşüyor. Bu görüşme daha sonraları, ABD’nin Irak’ı Kuveyt’e saldırması için cesaretlendirdiği biçiminde yorumlanacaktı. Gerçekten de buluşma Irak’ın Kuveyt’i işgale başladığı 2 Ağustos’tan sadece bir hafta önce gerçekleşiyor. Tam “büyük ağabeyin” ne yapacağını sezmeye çalışılacak, icazet aranacak zaman. Büyükelçinin Hüseyin’le toplantıda kullandığı kritik ifade, “biz Araplar arası sorunlara karışmayız” biçiminde tutanaklara göre. Wikileaks’in ifşa ettiği bu içerik de ortada bir “arkadan itme” durumu olduğunu teyit ediyordu.

Emperyalist diplomaside dürüstlük, açık sözlülük aranmaz. ABD Pearl Harbour’da gerçekten Japonlardan baskın mı yemişti? Madalyonun diğer yüzünde ABD’nin başka kıtalarda süren İkinci Dünya Savaşına katılma gerekçesini böyle elde ettiği yazıyor. İkiz Kuleler'e dalan uçaklar da Sovyet sonrası yeni düşman konseptini belirginleştirmiş ve bu kez de Afganistan istilasını meşrulaştırmıştı.

Emperyalist de olsanız hem ülkenizin hem dünyanın kamuoyunu bir biçimde ikna etmeniz, attığınız adımları rasyonalize etmeniz, olası itirazları da marjinal kılmanız gerekir. Savaş silahla başlayıp silahla bitmez. Savaş siyasettir… Emperyalist siyasetin bir usulü de arkadan itmektir.

*     *     *

Şam’a bağlı Suriye Ordusunun Afrin’e gireceği bilgisi doğrulanmadı. Savaş haber üretimi alanında da verilir. Suriye’nin kendi ülke toprakları içinde bir bölgeye asker sokması olasılığının AKP için ne anlama geleceği somut bir soru olarak masaya konmuş oldu bu bilgiyle. Şimdilik bu kadar. Ve bu kadarı yeterince anlamlı.

Bu haber, yarın öbür gün Suriye Ordusu Afrin’i savunmaya başladığında TSK-ÖSO tarafının herhangi bir biçimde haklı sayılmasının imkânsız hale geleceğini açığa çıkarttı. Şam hükümeti Birleşmiş Milletler’dedir. Başta Moskova, bir grup büyük güçle doğrudan ittifak halindedir. Batılı emperyalistlerin önemli bir kesimiyle ilişkilerini restore etme yolundadır. Genel olarak da, komşusunun kendisine saldırmasına kimse meşruluk hediye etmek istemeyecektir ve dünyada Türkiye’ye Suriye Ordusu karşısında hak verebilecek pek kimse yoktur.  

Sanki bir kimya laboratuvarı! Reaksiyona girmesi gayet normal bir faktör var ve girdiği anda ne olacağı belli. Bu gerçekleştiğinde ortaya çıkacak olan sonuç “normal” sonuçtur. Yarın öbür gün AKP’nin Afrin operasyonunun gayrimeşru hale gelmesi bir seçenekse, operasyon şimdi de gayrimeşrudur.

Pazartesi günü haber sadece yayınlandı. Ne doğrulandı ne kanıtlandı. Ama sonuç verdi. AKP savaşın habercilik cephesinde yenildi. Sonrası afra tafra, boş laf.

*     *     *

Yalnızca ABD’yi değil Rusya’yı da dahil ederek düşünürsek, Erdoğan’ın durumu Saddam’ınkinden çok daha kötü. Kimse “Suriye-Türkiye arası sorunlara karışmayız” demiyor. “Türkiye’nin teröre karşı güvenliğini tahkim etme hakkına saygı duyarız” minvalindeki mesajlar ise kesmez.

Çünkü birincisi PYD’yi terörist sayan başka ilgili bir devlet olmadığına göre bu mesaj lafı dolandırmaktan başka bir anlama gelmez. Denmiştir ki AKP’ye “eğer tezinizi bir varsayım olarak alırsak…” Ama bu varsayımı kabul etmedik ki!

İkincisi PYD Suriye’dedir ve Şam herhangi bir momentte saldırının teröre değil kendisine karşı yapıldığından hareket edebilir. Burada varsayıma yer kalmadı artık.

Ve üçüncüsü, AKP Suriye’de arka arkaya tutarlı üç cümle kuramaz. Bütün geçmişi kirli ve karanlıktır.

Amerikan temsilcisi Hüseyin’i yolu açmış zamanında. Erdoğan’a kimse öyle bir şey demiyor.

Afrin, Erdoğan’ın düşmeden duramayacağı tuzaktır. Tuzağı kuransa bir değil, iki değil! En az üç: ABD, Rusya, Suriye. Av bu kadar biçareyken sadece aslanlar kaplanlar değil, duyan duymayan herkes sıraya girer. Ve AKP Türkiye’si çaresizdir. Aynı anlama gelmek üzere durmadan koşmak ve aralıksız saldırmak zorundadır. Yorgun, yönsüz, akılsız bir koşu. Tuzağın derinliklerine doğru…

*     *     *

Irak bu kadar uzun koşamazdı. Koşunun uzun sürebilmesi Türkiye’nin tarihsel ve yapısal farklılığından ileri geliyor. Türkiye’nin jeo-stratejik önemi, pazarının büyüklüğü ve asıl önemlisi, bilinmez bir yanı var.  

Türkiye’yi güle oynaya bitirmenin, kesip biçmenin sınırı var. Bu şiddette operasyonların nasıl bir tepkinin önünü açacağını kimse bilemez. Bilseler şimdiye kadar yapacaklarını yaparlardı. Belki tuzağın dibinde Türkiye’de başka bir geleceğin şafağı sökecektir. Belki değil, mutlaka!

Afrin Erdoğan’ın Kuveyt’i olsun olmasın, Türkiye’de halkın bir başka seçeneği vardır ve emperyalizm AKP’nin ipini çekmiyorsa, sanıldığı gibi ondan değil halkın potansiyelinden tedirgin olduğu için çekmemektedir.


Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 2 Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası  »  Kürt Ulusal Sorunu
 »  Afrin operasyonu...

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Rakka operasyonu kimin operasyonu?-Ender HELVACIOĞLU melnur 0 734 01.06.2017- 15:09
Konu Klasör Afrin dersleri ve sol melnur 0 255 24.03.2018- 07:23
Konu Klasör Yalçın Küçük'ten Afrin değerlendirmesi: melnur 1 533 22.01.2018- 21:38
Konu Klasör AKP Afrin'e girer mi? -İlker Belek melnur 0 721 06.07.2017- 06:26
Konu Klasör Barzani'den PKK operasyonu solcu 0 1424 20.05.2014- 09:00

Etiketler   Afrin,   operasyonu.


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Rakka operasyonu kimin operasyonu?-Ender HELVACIOĞLU melnur 0 734 01.06.2017- 15:09
Konu Klasör Afrin dersleri ve sol melnur 0 255 24.03.2018- 07:23
Konu Klasör Yalçın Küçük'ten Afrin değerlendirmesi: melnur 1 533 22.01.2018- 21:38
Konu Klasör AKP Afrin'e girer mi? -İlker Belek melnur 0 721 06.07.2017- 06:26
Konu Klasör Barzani'den PKK operasyonu solcu 0 1424 20.05.2014- 09:00

Etiketler   Afrin,   operasyonu.


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS