SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
CHP: Sosyal demokrat mı liberal mi?           (gösterim sayısı: 1.598)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.278
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

21 kere teşekkür etti.
29 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 22.01.2018- 11:46


CHP: Sosyal demokrat mı liberal mi?


Resim Ekleme
Bilgütay Hakkı Durna

Avrupa sosyal demokrasinin işçi sınıfı ve onun ideolojisi ile olan ilişkisi 19. yüzyıla kadar uzanır. Ve bu ilişki hep gerileyerek yol almıştır. Esasen İkinci Enternasyonal’in dağılması ve komünistlerle ayrışmanın netleşmesini takiben de sosyal demokrasinin işçi sınıfının çıkarlarının siyasallaştırılmasına yönelik bir konumlanışı olmamıştır. Devrimci talepler ile yola çıkan sosyal demokrasinin vardığı nokta, işçi sınıfı ile burjuvazi arasında “uzlaşma” arayışları olmuştur. Bununla birlikte, geçmişten gelen güçlü sendikal bağlarını koruyabilmiş, işçi sınıfı ile “ilişkisi” bu “örgütsel” bağ üzerinden devam edegelmiştir.

İşte bu “örgütsel” ve kökenindeki marksist bağdır sosyal demokrasinin ittifak unsuru olarak görülmesini sağlayan. Ve hala sosyal demokrasiyi bu bağları nedeniyle işçi sınıfının temsilcisi olarak niteleyenler bulunmaktadır.

Ülkemizde ise, sosyal demokrasi bu yolu izlememiştir. Türkiye’de Avrupa sosyal demokrasisinin yolu izlen(e)memiş, sosyal demokrat olunmaya “karar” verilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 1965 yılında “ortanın solu” kavramını kullanmaya başlamıştır. Bu kararda esasen 1960 sonrası gelişen emekçi hareketi ile görünür hale gelen sol hareketin (özellikle Türkiye İşçi Partisi çıkışının) etkisi olduğu açıktır.

Sermaye düzeni varlığı artık çıplak gözle görülür hale gelen işçi sınıfı ve onun siyasi örgütlerine karşı kendi sınıf siyaseti doğrultusunda önlemlerini almaya başlamıştır. Bülent Ecevit Millet Meclisi’nde, 1968 Bütçesinin tümü üzerinde, CHP adına, 15 Şubat 1968 günü yaptığı konuşmada, kendi ifadesi ile başlıca memleket sorunlarını, Partinin ortanın solundaki tutumu açısından çözümlemiştir. Ecevit konuşmasında CHP’nin devrimciliğinden bahsetmekte, bunun yanında Adalet Partisi’nin CHP’nin özel teşebbüs düşmanı olduğu yönündeki ithamlarına yanıt vermektedir.

Kabul etmek gerekiyor ki, 70’li yıllarda solun büyük bir bölmesi de sosyal demokrasinin işçi sınıfı nezdinde meşrulaşmasına katkı sunmuştur.

Peki, değil kökeninde Marksizm bağı olması, buna dair izler dahi taşımayan, esasen kuruluştaki “sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum yaratma” politikasının önemli bir aracı olan, 1970’li yıllardaki (tartışmaya oldukça açık) sendikal ilişkiler dışında işçi sınıfı ile kayda değer örgütsel bir bağ dahi kuramamış, “iradi” olarak kendini tanımlamış CHP sosyal demokrat bir parti midir?

Eğer kriter saf hali ile kökeninde Marksizm bağı aramak ve güçlü sendikal örgütler ise CHP tabii ki bu kriterlerin dışındadır. Ancak kriteriniz sosyal demokrat partilerin siyasal işlevi olacak ise, bu anlamı ile sosyal demokrasiyi tanımlayan da işçi sınıfının düzene bağlanmasındaki rolü ise, CHP tam da sosyal demokrat olmaya “karar verdiği” günden itibaren bu kriterlerin içindedir. Hem de, dediğimiz gibi solun da büyük katkıları ile. Bu nedenlerle, eğer akademik değil siyasi bir tartışma yürütüyorsak, tartışmanın bu yönünün pek de anlamlı olmadığı kanaatindeyim.

Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir partidir. Ve tam da bu kimliğine uygun rollere sahip olmuştur. Her zaman için burjuvaziye sunulacak alternatif bir programa sahiptir.

Bunun yanında, CHP’nin bugün ne ulusalcı ne de sosyal-demokrat bir politik hattı temsil ettiği, içinde bu politik-ideolojik “birikimi” taşımakla birlikte liberal siyasi bir yörüngede bulunduğu da dillendirilmektedir.

CHP programında kendisini şöyle ifade etmektedir: Sosyal demokrat kimlikli bir parti olarak; çoğulculuk ve katılımcılığı, insan haklarını, özgürlük ve hukuk devleti kurallarına sahip çıkmayı, azınlık haklarına saygıyı, eşitlik ve adalet ilkelerini, dayanışmayı, barış ve hoşgörüyü, emeğin önceliği ve bütünlüğünü, çevrenin ve doğanın korunmasını, yani sosyal demokrasinin çağdaş evrensel değerlerini her koşul ve ortamda sahiplenir, politikalarında rehber olarak değerlendirir.

Görüldüğü üzere, Partinin progromatik hattının liberal bir içeriğe sahip olduğu, ayağını bastığı zeminin buradan beslendiği açıktır. Diğer yandan tam da CHP programında ifade edildiği üzere, bunlar sosyal demokrasinin de (günümüzdeki) değerleridir. Bu nedenle CHP Kemalist mi, sosyal demokrat mı ya da artık liberal (demokrat) bir partiye mi dönüştü değerlendirmeleri birbirinden tamamen kopuk bir şekilde yürütülemez. Aralarında (karşılıklı) bir geçişkenlik bulunmaktadır ve “doğal” olanı budur.

O halde esasen CHP’nin her zaman için burjuvaziye sunulacak alternatif bir programa sahip olduğu yönündeki önerme dikkate alınmalıdır.

Hem bu sefer memleketin hali gerçek anlamı ile oldukça ciddi. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti AKP (ve ittifakları) tarafından tasfiye edildi. Şimdi ise yerine 2. Cumhuriyet olarak adlandırdığımız başka bir cumhuriyet kuruluyor. 2010 ve 2017 Anayasa referandumları ile önemli aşamalar geçildi. 2. Cumhuriyeti bu topraklarda tüm kurumlarıyla yerleştirmeye çalışıyorlar ve yol alıyorlar.

Bunun yanında 2. Cumhuriyet rejiminin kuşkusuz esas sahibi sermaye sınıfıdır. Bu nedenledir ki, ne zaman 2. Cumhuriyet rejiminin restorasyonu konuşulmaya başlansa CHP uygun aktör olarak dillendirilmektedir.

Sürecin durdurulması ve yönünün değiştirilmesi gerektiği açık. Buna rağmen solda “CHP’cilik” bir türlü bitmemektedir.

Sosyal demokrasiye (özelde ise CHP’ye) yönelik zaaf ne yazık ki, Türkiye solunun öğrenilmiş çaresizliğidir. Her şey bir yana, onca deneyim göstermiştir ki sosyal demokrasinin temel işlevi sola yönelimlerin önünü kesmek, bu yönde açılan gedikleri kapatmaktır. Çok mu kestirme? Belki. Ancak solun işi gücü kapitalizmin “sağlamlaştırılması” ve “sürdürülmesi” siyasetinin peşine takılmak olup, kapitalizm yalnız kağıt üzerinde tartışılır olunca bize de ısrarla bunu dile getirmek düşüyor.

http://gazetemanifesto.com/2018/01/21/pusula-chp-sosyal-demokrat-mi-liberal-mi/





Bu ileti en son melnur tarafından 01.02.2020- 07:34 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.278
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.02.2020- 07:31


Ne olacak bu sosyal demokrasinin hali? - Metin Çulhaoğlu

Bu soru karşısında sosyal demokratlar da muhtemelen bize, sosyalistlere dönüp “Siz kendi halinize bakın” diyeceklerdir…

Desinler; amacımız işi bir tür inatlaşmaya dökmek değil kendini sosyal demokrat olarak tanımlayanların da üzerinde düşünmeleri gereken kimi olgulara dikkat çekmek.

İlk planda söylemek istediğimiz çok açık olarak şu: Sosyal demokrasiyi, tarihinin bir döneminde Marksist kökleri, bu köklerden kopulduktan sonra da özellikle Keynesçi politikalar ve “refah devleti modeli” sosyal demokrasi yapmıştır. Özellikle eklemek gerekirse, var olan (reel) sosyalizme atfedilen olumsuzluklar da sosyal demokrasiyi besleyen önemli bir kaynak olmuştur.

Sonra ne oldu?

Sonra, Marksist köklerden kopuldu…

Dünya kapitalizmi Keynesçi politikaları ve refah devleti modelini bir daha indirmemek üzere rafa kaldırdı…

“Reel sosyalizm” de otuz yıldır yok…

O zaman sosyal demokrasi kendini nasıl tanımlayacak?

***

“Marksist kökler” sözü kısa bir açıklama gerektiriyor. Zamanında CHP’nin “sosyal demokratlığı” tartışıldığında Bülent Ecevit sosyal demokrasinin Marksizm kökenli olduğunu, CHP’nin ise böyle bir kökeni olmadığından “demokratik sol” denmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Öyle ya da böyle…

“Sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol”; günümüzde yanıtlanması gereken soru şudur: Tek adam rejimine karşı olma, kuvvetler ayrılığını ve hukukun üstünlüğünü savunma, yolsuzluklara, rant düzenine karşı çıkma, meclisin güçlendirilmesini isteme, vb. iyidir hoştur da eğer bunlarla “sosyal demokrat” olunuyorsa ülkedeki tüm AKP-rejim karşıtlarını ve liberallerin hepsini sosyal demokrat saymak gerekecektir…

Oysa meselenin özü başka yerdedir: “Elde ne varsa satıp savdılar” diyorsun da kendi iktidarında kamulaştırma/millileştirme hamleleri öngörüyor musun? “Tarımı ve sanayiyi öldürdüler” diyorsun da planlı bir sanayileşme ve tarıma destek politikaları gündeminde var mı? “İşçiyi yoksulluk ücretine mahkûm ettiler” diyorsun da çeşitli yasal düzenlemelerde yer alan işveren lehindeki hükümleri kaldırmaya hazır mısın?  

Ve daha birçoğu…

Böyle dediğimizde de şu sonuç kaçınılmaz olarak gündeme düşüyor: Neoliberalizm, kapitalizmi yeni bir evreye taşımanın ötesinde onun ayarlarıyla oynamış ve değiştirmiştir; deyimler uygunsa “reset” ya da “format attığı” da söylenebilir. Kapitalizmin bu yeni evresinin örneğin “ekonominin yönetilmesinde” sosyal demokrasiye duyduğu ihtiyaç, Beşiktaş futbol takımının, 16 yıldır kadrosunda yer alan Necip Uysal’a duyduğu ihtiyaç kadardır.

En açığı herhalde şu olacak: Günümüzde, sosyalistlerin sosyalizmi uygulamaları için gereken değişimin kapsamı ve derecesi ile sosyal demokratların sosyal demokrasiyi uygulamaları için gereken değişimin kapsamı ve derecesi arasındaki açı eskisine göre önemli ölçüde daralmıştır.

Günümüzde uluslararası planda küreselleşmenin, ülkeler bazında ise neoliberalizmin en başta ve en fazla sosyal demokrasiye ihtiyaç duyduğu görüşü, sosyal demokratlar tarafından benimsenmişse bir hüsnü kuruntu, sosyalistler tarafından benimsenmişse de “restorasyon” sabit fikrinin yansıması sayılmalıdır.  

***

Türkiye’deki sosyal demokrasinin “liderleri” burada dile getirilen konular hakkında ne düşünürler, daha doğrusu düşünürler mi, bilemiyoruz.  

Ancak, şunu söyleyebiliyoruz: “Sosyal demokrat” kimliğinde ısrar edenler ya bu çizginin belirli bir dönemine damgasını vuran “Marksist” izlere geri dönsünler ya da rehberlerinin örneğin Almanya’daki partinin 1959 yılında benimsediği Bad Godesberg Programı olduğunu, dolayısıyla sınıf mücadelesini reddettiklerini, kapitalizmi üzerinde reformlar yapılabilecek bir düzen olarak benimsediklerini, millîleştirme/kamulaştırma gibi hedefleri de gündemden çıkardıklarını açık açık söylesinler.

Kendileri de kurtulsun biz de…

https://ilerihaber.org/yazar/ne-olacak-bu-sosyal-demokrasinin-hali-109099.html




Bu ileti en son melnur tarafından 01.02.2020- 07:32 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 72
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

15 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 02.02.2020- 20:28


Sosyal demokrat partiler, Soğuk Savaş döneminde ve devrimci hareketlerin yükselişe geçtiği dönemlerde Avrupa'da Kapitalizmin korunması bağlamında önemli bir rol oynamışlardı. Buna bir çeşit emniyet sübabı denilebilir. Bu dönemde özellikle Avrupa'da serbest piyasa ekonomisi, güçlü devletçi politikalar ile sınırlanarak, işsizlik mümkün olduğunca minimize edilmeye çalışılıyordu. Böylelikle yükselen devrimci hareketlere paralel olarak bir toplumsal patlamanın önü alınmak isteniyordu. Bu özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde işe yaradı ve Sosyal Demokrat partiler uzun süre iktidarda kalabildi. Fakat Sovyetler Birliği'nin yıkılışı ve bunun devrimci hareketler üzerinde yarattığı tahribat sebebiyle Sosyal Demokrat partilere olan ihtiyaçta azaldı ve 70'lerde, 80'lerde elde ettiği popülerliği kaybetti. Ayrıca yükselen neo-liberalizm doğrultusunda Sosyal Demokrat partiler, emek vurgusunu ikinci plana iterek, bireysel özgürlükler gibi liberal değerler üzerinden siyaset yapmaya başladı. Bunun şöyle bir faydası oldu, sosyal demokrat hareketlerin kapitalizmin defolarını gizleme misyonunun ortadan kalkması ile kapitalizmin emekçi kitleler üzerindeki niteliği daha net bir şekilde ortaya çıktı. Yani kapitalizm daha açık bir şekilde teşhir edilmiş oldu.

Sosyal Demokrasi ile Liberalizm arasındaki ilişkiye gelirsekte, Sosyal Demokrasi zaten Liberalizm ile Sosyalizm arasındaki bir uzlaşı çabasına tekabül eder. Piyasa ekonomisini kabul etmekle birlikte, onu devletçi müdahaleler ile sınırlamaya çalışır. Dolayısıyla Sosyal Demokrasi, Liberalizm değildir ama Liberalizmden tümüyle soyut bir ideolojide değildir. Bu ilişki 90 sonrası yükselen neo-liberalizm ile birlikte daha da güçlenmiştir.




Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından 02.02.2020- 20:29 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.278
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.05.2020- 12:23


Enver Aysever Cumhuriyet'teki bugünkü yazısını Kılıçdaroğlu'na ayırmış, bazı sorular soruyor, Kılıçdaroğlu yanıtını verir mi bilmem ama bana göre yazıya katılsam da, Kılıçdaroğlu'nu çok fazla sıkıştırmamak gerekiyor. Doğrusu ve yanlışıyla muhalefeti bir araya getirmeyi başararak son belediye seçimlerinde önemli bir başarıya imza attı. Kendince aynı siyasette devam ediyor. Hiçbir ayrım yapmaksızın kendisine karşıt kesimlerle de yan yana gelebiliyor. Bu konuda çok da eleştirip Kılıçdaroğlu'nun kafasını karıştırmamak gerekiyor :) Belli ki, bir sonraki seçime kadar ( eğer seçim de olacaksa) bu şekilde devam edecek.

Yazıda bir de CHP'nin kapatılması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın deyimiyle ''CHP'nin tasfiyesi'' konusuna değinilmiş. Çok önemli bir konu. Önce Aysever'in yazısını ekleyelim, daha sonra bu konuları yeniden yorumlamaya çalışırız.

Kılıçdaroğlu’na sorular! - Enver Aysever

İçinde bulunduğumuz korku tünelinden çıkmanın iki yolu var: Geçmişi doğru tahlil edip, belleği diri tutmak ve geleceği sağlıklı oluşturacak bilimsel ölçülere dayalı kurguyu yapmak.

Siyaset: “Nasıl bir yaşam istiyoruz” sorusuna yanıt vermekle yükümlüdür. Maalesef liberal düzen siyasetçinin bu soruya dürüst yanıt vermesine engeldir. Popülizm, çıkarcılık esir alır onu. “Dengeli olmak zorundayız” türü söylemlerle topluma sürekli yalan pompalanır. Yığınların buna itirazı olmaz. İkiyüzlü siyasetçiye tepki göstereceğine insanlar, yazık ki, aydınları hedef tahtasına oturtur!

İnsanımız sorulardan ürker! Fikrini söylemek güven işidir. Bizde “ifade özgürlüğü” yoktur, iman edilsin ister iktidarlar. “İktidar” deyince, irili ufaklı tümünü anlayın. Ev, kışla, okul, apartman, mahalle, şehir, devlet hepsi...

***

Bir süredir Kılıçdaroğlu’nun farklı kesimlerle konuşmak savıyla verdiği söyleşileri izliyorum. Doğrusu seçilen kişileri, takınılan tutumları: “Birbirimizi anlayalım, kutuplaşmayı bitirelim” naifliğinde görmüyorum.

Geçen gün üç gazeteciyle(!) olanı izledim. Soranlar eski Yeni Şafak yazarı Ahmet Taşgetiren, Taraf sorumlusu (eski genç siviller önderi ve kendi demesiyle kullanışlı aptal) Yıldıray Oğur ve “Kabataş yalanı”nı ilk ortaya atan Elif Çakır’dı. Ana muhalefet liderini sorguya çektiler.

Her işin bir ölçüsü vardır! Bu isimler söyleşi isterler, diyeceğim olmaz. Ama siz, hiç mi bellek sahibi değilsiniz, ülkenin bu hale gelmesinde, gazetecilerin zindanlarda çürümesinde, demokrasinin aldığı hasarda bu isimlerin, çalıştıkları kuruluşların rolünü unuttunuz mu?

***

Hukuk, hesap verebilirliğin güvencesidir. Hesap, siyasetçi için sandıktır önce. Orada kazanır, kaybeder. Eğer ortada suç varsa bağımsız mahkemeler sorumludur. Bir de etik ölçüler vardır. Her mesele mahkemede çözülmez, bazen zindandan daha beterdir “sokağa çıkacak yüzü olmamak”.

Terazi bir kez bozulursa, artık orada adalet kalmaz. Hukuk siyasallaştı, kimseler güvenmiyor. Sandık hâlâ var, lakin son yerel seçimde gördük “bir şey olmamışsa bile mutlaka bir şeyler olmuştur” düzeyinde. Elimizde kalan tek olanak etik değerlerimiz.

Soruyorum, Yalanları mahkemelerce onaylanmış, siyasi öngörüleri hep yanlış çıkmış, hatta kendilerini mahkûm etmiş kişileri muhatap alarak onlara meşruiyet kazandırmış olmuyor musunuz? O süreçte mahpus yatan insanlara borcunuz yok mu? Ölenlerin ailelerine?

Tuhaf memleket; hesap vermesi gerekenler, hesap soruyor!

***

“Birlik beraberlik” cümleleri kâğıt üstünde güzel duruyor da, peki ya hakikat böyle midir? Cemevi basanlara, kilise kapısı kıranlara, cinsel yönelimi farklı olanları hedefe koyanlara, cenazeye tahammülü olmayanlara, eskinin Fethullahçısı olup şimdi komşusunu öldürmek isteyenlere de yarın anlayış gösterecek misiniz?

Söz ettiğim kincilik değildir. Keşke Sayın Kılıçdaroğlu sorsaydı Elif Çakır’a;

“Siz Kabataş yalanından dolayı vicdan azabı duyuyor musunuz? Eğer o gün 6-7 Eylül olaylarında olduğu gibi bir katliam yapılsaydı, hesabını verebilir miydiniz” diye.

Ya da Oğur’a;

“Bavulla servis edilen belgelerle gazete yaptınız, yüzlerce insanın zindanda çürümesine, ölmesine neden olduğunuz hiç mi mahcubiyet duymuyorsunuz” diye.

Bütün bu olanlar, “kandırıldık” diyerek geçiştirilebilir mi?

Bir de Taşgetiren azarlar gibi “Sosyal demokratlar kendine çekidüzen versin” diyor. Neden “Bir dakika önce sen yazdıklarının hesabını ver” demediniz?

***

Öyle acayip bir dönem ki, Çubuk’ta yakılarak öldürülmek istendi Kılıçdaroğlu, şaka değil bu, ortada ne iddianame var ne tutuklu kimse!

Soruyorum: Yarın sizi yakmak, öldürmek isteyenleri de affedecek misiniz?

***

Siyaset cesaret işidir, risk almayı gerektirir. Ankara Barosu haklı kavgaya girdi, konu netameli olduğu için herkes suspus oldu. İktidar bunu fırsat bilerek tüm meslek örgütlerini hedefe koydu. Yeni düzenleme yaparak yandaş odalar yaratacak.

Halk TV başta olmak üzere tüm muhalif basına ceza yağıyor. Yarın lisans iptaline gitmek için tezgâh hazır, hedef belli. Daha geçen hafta Cumhuriyet muhabirleri yaptıkları haklı haberlerden dolayı yine adliyedeydi.

Soruyorum: Son hedef CHP’yi kapatmak olacaktır. O gün bunu haber yapacak basın kuruluşu bulamayacaksınız. Hakkınızı arayacak meslek örgütleri de kalmamış olacak. Bu sürecin yaratılmasına taş döşeyenlerle kol kola olarak nasıl bir siyasal başarı elde etmeyi umuyorsunuz?

***

Kılıçdaroğlu’nu çok zamandır tanırım. Gazeteci ayırt etmeden herkesin karşısına çıktı. Önden soru istemedi. Buraya kadar tamam...

Ama sırtında bunca yükü olan kişilerle karşılıklı oturup konuşmak, tam da bu düzeni meşrulaştırmak değil midir?

http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/enver-aysever/kilicdarogluna-sorular-1738104



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.278
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.05.2020- 11:44


AKP için ''sıradan bir burjuva partisi değil'' benzetmesinde bulunduk yıllarca. Öyle, sıradışı zamanlar içinden geldik, sıradışı koşullar yaşıyoruz. Üç beş muhalif basın kaldı örneğin, sıradışı AKP basının yüzde 95'ini kontrol eder bir hale geldi. Ama hala yetmedi, yetmiyor, o üç beş ''muhalif'' basın üzerindeki baskıları arttırmaya çalışıyor. Ceza veriyor, kapatıyor tek bir aykırı sese asla katlanamıyor, izin vermek istemiyor. Burada duracak mı, daha ileri gitmez mi, örnekse o üç beş muhalif sesi de tamamiyle kapatır mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde açık seçik CHP'nin tasfiyesinden söz etti. CHP'nin tasfiyesi bu sürecin son durağıdır. CHP'nin tasfiyesi dillendirilmişse, bu konu mutlaka   kapalı kapılar ardında   gündeme getirilmiş demektir. Belki olgunlaşması, zamanı bekleniyordur, belki toplum buna hazır hale getirilecektir. Şurası kesin, gerçekten de CHP'nin siyasi alandan tasfiyesinin yürürlüğe sokulması, toplumsal alandaki baskının başka bir aşamaya geçeceği anlamındadır.

Metin Çulhaoğlu geçenlerde hatırlatmıştı rahip Niemöller'in tarihi konuşmasını...
Umarım bu topraklar üzerinde bu tür bir trajediyi bir kez daha yaşatabilecek bir yanılsama içinde olmayız.






Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Liberal mi, demokrat mı, enternasyonal komünist mi? melnur 1 2042 27.11.2017- 12:52
Konu Klasör CHP, sosyal demokrat kimliğini öne çıkarmalı melnur 0 349 30.09.2019- 09:13
Konu Klasör Liberal ihanet mi, liberal cehalet mi; Hayko Bağdat.. melnur 2 1337 10.06.2018- 19:14
Konu Klasör Sosyal yurtseverlik, sosyal şovenizm vesaire... melnur 0 3183 14.08.2013- 15:33
Konu Klasör Demokrat değil devrimciyiz! denizcan 12 5652 14.03.2016- 21:48
Etiketler   CHP:,   Sosyal,   demokrat,   ,   liberal
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS