Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Siyasi Gündem ve siyasi tartışmalar
 »  Hem Kemalist hem sosyalist...

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Hem Kemalist hem sosyalist...           (gösterim sayısı: 207)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.566
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 03.01.2019- 07:53
Alıntı yaparak cevapla  


Cumhuriyet gazetesinde yazıyor Örsan K. Öymen. CHP'den vekillik için başvurduğunu da hatırlıyorum, bir ara. CHP Genel Başkanlığı yapmış olan Altan Öymen'in yeğeni ve genç yaşta yitirdiğimiz gazeteci Örsan Öymen'in oğlu. Örsan K. Öymen'in Cumhuriyet gazetesindeki bugünkü yazısı Küba devriminin 60.yıl dönümü üzerine. Küba sosyalizmini övüyor Örsan K. Öymen. Küba'yı gençlere hatırlatmanın gereğinin altını çiziyor. ''Ne var bunda?'' diye sorulabilir; ''Küba'yı savunan sadece o değil ki'' diye de bakılabilir. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Örsan K. Öymen bir sosyalist olmasının yanı sıra aynı zamanda bir Kemalist. Başlığı da bu yüzden öyle attım; hem Kemalist ve hem de sosyalist. Bu konuda yalnız da değil. CHP içinde veya dışında pek çok kişi ve grup var böyle. Kendilerini hem Kemalist ve hem de sosyalist olarak tanımlıyorlar. Kemalistlikleri Kemalizmin tarihsel ilericiliğinden kaynaklansa da başlayıp biten bir süreç olarak görmüyorlar. Sosyalistlikleri de geleceğin daha güzel olacağını   sosyalist bir düzenle gerçekleşeceğini düşünmelerinden kaynaklanıyor. Bu yüzden kendilerini Kemalist ve sosyalist olarak niteliyorlar.

Evet, böyle tanımlıyan pek çok kişi ve grup var ülkede. Önemsiyorum bu kişi ve grupları. Gerektiğinde elbette tartışılabilir. Ama onlar hiçbir zaman karşı ve düşman bir kampın unsurları değil. Bu yazının ve sonrasında alıntının amacı da o. Bu (sol) Kemalistler solun, sosyalizmin düşmanı değiller. Bunu derinliğine kavramak gerekiyor. Bilimsel sosyalizmi savunan, sosyalist bir topluma reformlarla gidilmesi gerektiğini ön alan ve kendilerini Kemalist veya Kemalist-sosyalist olarak niteleyen kişi ve gruplar bizim yani solcuların, sosyalist veya komünistlerin düşmanı değildir.

Altını çizelim, kalınca çizelim.

Çünkü yıllarca bu insanlar ''kutsal ittifak'' olarak niteleyeceğimiz sağlı sollu liberaller, Kürt hareketi ve kuyrukçu sol ile, sözde   enternasyonalistler (!) tarafından sosyal şoven, neo-faşist ulusalcı olarak küçümsendi, ve dışlanmaya çalışıldı.

Belki yapılan hatalar anlaşılır diye böyle bir başlık açtım. Kutsal İttifak'ın baş aktörlerinin anlayacağını kesinlikle düşünmüyorum. Onlar hala doğrudan veya dolaylı olarak sol-sosyalizm, Kemalizm düşmanlığına devam ediyorlar; onlarda zaten bir ümit yok. Sol karşıtı kampta yerlerini aldılar çoktan ve hiç de doğru bir yola gireceklerini düşünmüyorum. Sözüm bu kutsal ittifak tarafından zihinleri zehirlenenlere, zehirlenmeye çalışılanlara...Ufuk Uras, Baskın Oran ve benzer bilumum sağlı sollu liberaller sırf AKP ve Kürt hareketinden yana oldukları için baş tacı edilirken, solun düşman kampı olarak görülen ve üstte söylemiştim, neo-faşist olarak nitelenen bu insanlardı.

Yazı ve yazan kişinin önemi de burada yatıyor.
Konu başlığının önemi de bu noktada...

Önce yazarın yazısı, sonrasında yorumlamaya devam ederiz.


Küba devriminin 60. yılı - Örsan K. Öymen

Ocak 1959, Fidel Castro’nun liderliğinde başlayan devrim hareketi sonrasında Küba’nın diktatörü Fulgencio Batista’nın yenilgiye uğradığı ve ülkesini terk ettiği tarihtir. 1 Ocak 2019’da 60. yılına giren Küba’daki sosyalist devrim, dünya siyaset tarihinin de en önemli gelişmelerinden birisi olma özelliğini hâlâ korumaktadır.

Devrimin gerçekleştiği 1959 yılına kadar ABD’nin adeta sömürgesi konumunda olan Küba, devrimden sonra ABD’nin uyguladığı tüm baskılara direnerek, varlığını onurlu ve bağımsız bir ülke olarak günümüze kadar sürdürmüştür. Küba yönetimi, ABD’nin ekonomik ambargosuna, ABD destekli işgal ve darbe girişimlerine, ABD destekli suikast girişimlerine karşı onlarca yıl direnmiş, ekonomik ve askeri gücü olmayan ülkelerin de, kapitalizme ve emperyalizme karşı meydan okuyabileceklerini bütün dünyaya kanıtlamıştır.

ABD’nin sadece 90 mil uzağında olan Küba’nın gösterdiği bu onurlu direniş, aynı zamanda dünyaya verilmiş olan bir ahlak ve erdem dersidir. 1953 yılında Moncada Kışlası’na düzenlediği silahlı baskın sonrasında yargılanan Castro savunmasında, “Beni mahkûm edin, fark etmez. Çünkü tarih beni aklayacaktır” demişti. Tarih gerçekten de Castro’yu akladı.

Castro’nun tarih tarafından aklanması elbette çok büyük bir mücadelenin sonucudur. Castro’nun da söylediği gibi, devrim, üzerine güller serpilmiş bir yatak değil, gelecek ile geçmiş arasında ölümüne bir mücadeledir. Küba devriminin öncülerinden birisi olan Che Guevara’nın da söylediği gibi, devrim olgunlaştığında ağaçtan düşen bir elma değildir, devrimci elmanın düşmesini sağlayan kişidir ve her büyük işte olduğu gibi, devrim için de tutku zorunludur. Yine Che Guevara’nın dediği gibi, ne için yaşadığımızı, onun için ölmeyi göze alırsak bilebiliriz.

Böylesine idealist, namuslu, onurlu ve şerefli bir bakış açısıyla yola çıkan Castro ve Che Guevara gibi devrimciler, bir yandan Küba’nın bağımsızlığını korudular, bir yandan da Küba’nın eğitim ve sağlık alanında Latin Amerika’daki en gelişmiş ülke olmasını sağladılar. Küba’da ekonomi alanında ve düşünce, ifade, basın özgürlüğü konusunda bazı sorunlar yaşansa da, parası olmadığı için nitelikli bir eğitim ve sağlık hizmeti alamayan bir vatandaş bulunmamaktadır.

Küba bu noktaya kapitalizmle değil, sosyalizmle gelmiştir. Özel sektörün ve ağırlıklı olarak ABD sermayesinin elinde olan tüm kurum ve kuruluşlar devrimden sonra devletleştirilmiş ve kamusal bir yapıya dönüştürülmüştür. Devlet, sermaye odaklarını ve patronları koruyan bir mekanizma olmaktan çıkartılmış, halkın çıkarlarını koruyan toplumcu bir yapıya kavuşmuştur.
ABD ambargosu nedeniyle 1959-1991 yılları arasında dış ticaretini ağırlıklı olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile gerçekleştiren Küba, SSCB çöktükten sonra da ABD emperyalizmine teslim olmadı, 30 yıl boyunca tek kutuplu dünya düzenine de direndi.

Kapitalizmin ve emperyalizmin propaganda mekanizması, SSCB çöktükten sonra Küba’daki sosyalist yönetimin ve Castro’nun devrileceğini savundu, ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Batista diktatörlüğüne karşı ayaklanan Küba halkı, hiçbir zaman Castro’ya karşı ayaklanmadı. Çünkü halk Castro’nun halk için siyaset yaptığını, Castro’nun ahlaklı, erdemli ve onurlu bir duruş sergilediğini, Batista’nın ise Castro’nun temsil ettiği tüm değerlerin tersini temsil ettiğini her zaman bildi. Küba devrimi, “güçlü olan haklıdır” iddiasını çürüttü, haklı olanın güçlü olduğunu ve olanaksız gibi görünen şeylerin gerçekte olanaklı olduğunu insanlığa gösterdi.

Küba devriminin 60. yılında bunları hatırlamak ve gençlere hatırlatmak hepimizin sorumluluğudur.



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 03.01.2019- 07:54 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.566
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 07.01.2019- 07:38
Alıntı yaparak cevapla  



Türkiye AKP'nin iktidara yerleştiği 2002 yılından bu yana gerçekten de hiç unutulmaması gereken bir süreçten geçerek bu günlere geldi. Bugün baskıcı, otoriter, dinci bir faşizmden ve ikinci Abdülhamit özenticiliğinden söz ediliyorsa geçmişte yapılan büyük hataların bedelini yaşıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Ve hataların ne olduğu anlaşılmadıkça içine girdiğimiz bu karanlık tünelden aydınlığa çıkmak da pek mümkün olmayacaktır. Bilinmelidir ki, bugünlere sadece AKP'nin iradi çabaları ve siyasi manevralarıyla gelinmedi. AKP'nin böyle bir entellektüel donanımı yoktu. AKP'yi bu denli muktedir hale getiren şey pek çok yorumumuzda değinmeye çalıştığımız gibi ona ideolojik tahkimatta bulunan ittifaktı. Sağlı sollu liberallerdi, Kürt hareketiydi ve Kürt hareketi ile birlikte gözükmeyi ve birlikte davranmayı solculuk sanan kuyrukçulardı.

Sanal dünyanın bu gerçekliğin dışında kalması mümkün değildi. Benim sözde sol-sosyalist forumlar olarak nitelediğim kesimler de bu kutsal ittifakın içinde yer almakta hiç gecikmediler. Kürt ulusal hareketinin gündeme yerleştirdiği Kürt milliyetçiliğinin ''özgün'' siyasetinin solla hiçbir ilgisi bulunmuyorken Türk ve Türkiye karşıtlığı zemininde cumhuriyet, Kemalizm, CHP, laiklik düşmanlığı sürekli gündemde tutuluyor ve bu tarz-ı siyasetin AKP'nin ekmeğine yağ sürdüğü bir türlü anlaşılmıyordu. Sadece bu da değil, bu siyaset aynı zamanda sol sempatizanların zihninde sanki solculuk böyle bir düşmanlıktan geçiyormuş gibi bir algıya da yol açıyordu. Zihinleri sağlı sollu liberal basınçla karartılanlar buralarda bilerek ya da bilmeyerek zihin karartma aracına dönüşüyorlardı.

Yıllar böyle geçti.

Böyle geçti ve AKP tarafından kullanılanlar da işleri bittiğinde yine AKP tarafından kutsal ittifak dışına çıkartıldı. Önce sağlı sollu liberaller, sonra Kürt hareketi.AKP devlet haline gelmişti ve Erdoğan da İkinci Abdülhamit olma yolunda bu ittifakın hiçbir kesimine ihtiyaç duymuyordu. Şimdilerde bu kutsal ittifak kesimlerinin yarım yamalak da olsa dile getirdikleri AKP karşıtlığı gerçekten bir AKP karşıtlığı mı yoksa, ilerleyen sürecin dışına düşmelerinin hayal kırıklığı mı, ayrıca tartışılır!

Cumhuriyet, CHP, Kemalizm düşmanlığı o günlerden kalma. Oysa kurtuluşun ve kuruluşun ideolojisi olarak tanımlayacağımız Kemalizm sadece bu toprakların değil, bu Orta Doğu coğrafyasının en ilerici   dönüşüm hareketiydi. Daha güzel bir dünya özlemi, başlı başına sosyalizm mücadelesi bu tarihsel dönüşümün sahiplenilmesinden başlamalıydı. Bu tarihsel adıma düşmanlık yapılarak bu coğrafyada tek bir olumlu adım atılamazdı. Bir türlü anlaşılamadı bu gerçek. Sağlı sollu liberallerin ve Kürt milliyetçiliğinin söylemlerinin etkisi altına girildi. Yanlış üstüne yanlış.Tarihsel birikim göz ardı edilerek solculuk oynamaya çalışmak sol-sosyalist mücadeleye de aykırıydı. Evet; bir türlü anlaşılamadı!

Üstelik bu topraklarda yaşanmış bir   gerçek daha vardı. Sosyalizm Kemalizm ile kol kola girerek kapitalizm dışında bir kalkınma, ve bir devrim strateji de oluşturmuştu. Türkiye sağına cepheden karşı çıkış da yine büyük çoğunlukla bu stratejinin bir söylemiydi. Kemalizm tarihsel ilericiliği bir üst aşamaya getirecek ve o aşamadan sonra da sosyalist uygulamalar gerçeklik kazanacaktı. Doğru yanlış ayrı bir konu. Adına MDD dediğimiz ve bir anlamda aşamacılığı ifade eden bu söylemler zaman içinde aşılmış olsa bile önce sağlı sollu liberaller ve Kürt hareketi tarafından reddedilecek; reddetmek pek de uygun bir sözcük değil, düşmanlaştırma siyasetine maruz kalacak ve sonra da AKP ile birlikte sürekli ve sistemli bir karşıtlığın gündemi haline gelecekti.

AKP bir anlamda bu ideolojik tahkimatlarla bugünlere geldi ve muktedir oldu ve evet; yıllar da böyle geçti.

Geldiğimiz noktada sosyalizm için bir ön aşamaya ihtiyaç var mı? Öteden beri bu stratejiyi savunanlar var. Önce demokrasi diyenler, bir anlamda Bernstein ekolünü savunanlar...Ama ilginçtir, devrimci demokrasi deyip sosyalizm lafını ağza almayanlar bu ülkede baş tacı edilirken, önce demokrasi (Kemalizm) sonra sosyalizm diyenler ulusalcı, sosyal şoven, neo-faşist olarak damgalandılar.

İlginç değil mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.566
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 14.01.2019- 04:02
Alıntı yaparak cevapla  


Bu toprakların yaşadığı önemli bir ilerici, devrimci süreç var. Kurumsal ifadesini İttihat Terakki ile kuracağımız ve sonrasında Kemalist kadrolar olarak sürdürebileceğimiz bir dinamik bölgeye tarihsel anlamda önemli bir sıçramaya yol açmıştır. Eğer bir tarihlendirme yapılacaksa, öncesindeki kısmi iyileştirme çabaları bir yana, 1908 ve 1920-23 bu devrimci süreç için önemli kilometre taşlarıdır. Özellikle kurtuluşun hemen ertesinde cumhuriyetin kurulması ve tarihsel sıçramanın temeline laiklik harcının dökülmesi Türkiye solunun anlaması ve önemsemesi ve sürekli yineleme zorunluluğu duyuyoruz asla geriye düşmemesi gereken bir mevzi olduğunu söylüyoruz. Türkiye bu süreçle tarihsel anlamda modernizm yolunda dev bir adım atmıştır. Bir köylü toplumundan bir kent toplumuna geçişin altyapısını döşemiştir. Bu süreç aynı zamanda bu toprakların ilerici sürecidir. İttihat Terakki de Kemalizm de bu sürecin önemli özneleridir. 68 kuşağının Kemalist ''düşünceler'' içinden çıkmasının, Mahir'in Kemalizmi ''küçük burjuvazinin en solu'' olarak nitelemesi, DEniz'in idam öncesinde babasına yazdığı mektupta ''beni Kemalist olarak yetiştirdiğin için teşekkür ederim'' demesi, ve o dönemde önemli yürüyüş ve eylemlerde M.Kemal Atatürk'ün adının öne çıkartılması hep bu devrimci nitelik ve süreç nedeniyledir.

Dahası adına MDD dediğimiz 60 sonrası devrimci sol yapılanmalarımızın hem komünist ve hem de Kemalistler tarafından ortaklaştırılarak bir ihtilal süreci olarak yorumlanması ve kuruluş döneminin daha ilerilere taşınmak istenmesinin de nedeni budur. Kısaca kendilerinin Kemalist olduğunu söyleyerek sosyalizm kavramını da telaffuz edenlerin, sosyalistlere ve sosyalist mücadeleye düşman olmadıklarını ve hatta 60 sonrasının her döneminde Türkiye solunun yanıbaşında olduklarını söylemek yaşanan sürece aykırılık oluşturmaz. Bu değerlendirme, bu bakış açısı özellikle 80 faşizmiyle birlikte Kürt hareketinin yükselişe geçmesi, Kürt milliyetçiliğinin hortlatılması, giderek sol gelenekten ayrışma yaşanması ve özellikle AKP'nin iktidar döneminde de sağlı sollu liberaller ve o dönemde türeyen kuyrukçu sol(!) birliktelikleriyle terkedilmiş ve Kemalizm, Atatürk ve cumhuriyet düşmanı bir söylem ilericilikmiş gibi pazarlanmaya başlanmıştır.

( Kemalizm, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığının ideolojik mesafe kurmayla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Türkiye solu Kemalizmle ideolojik bağını koparmıştır. Bu konu 68 yenilgisinden sonra aşılmıştır. Kemalizmi düşmanlaştırmanın ve karşıya koymanın ideolojik mesafe ile hiçbir ilgisi de bulunmamaktadır. Gerekirse bu konuyu burada açarız.)

Örneği de Örsan Öymen'in üstteki yazısıdır. Bu tür çok örnek vardır. Attila İlhan'ı sayabiliriz; İlhan Selçuk'u, Uğur Mumcu'yu ve adını burada anamayacağız onlarca yüzlerce cumhuriyet aydınını...Bunları düşmanlaştıran bir dönemin yaşanmış olması Türkiye solu açısından ayıplı bir dönem olarak tarihe geçecektir. Ve ayrıca bu ayıplı dönemin AKP'nin önünü açtığı ve onu bugünlere, bir devlet partisi haline dönüştürdüğü ise bir başka acılı gerçektir.

Ne yazık ki!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.566
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 17.01.2019- 20:22
Alıntı yaparak cevapla  


80 öncesindeki toplumsal yarılmada solun hemen hemen hiçbir bölmesinde Kemalizm ve cumhuriyet düşmanlığına genellikle rastlanmazdı. Kendini solda gören, enternasyonalist sayan bir kısım solcunun 80'lerin sonlarında başlayan Kemalizm, Atatürk, cumhuriyet ve hatta laiklik düşmanlığı reel sosyalizmin çözülüşüyle baskın hale gelen liberal etkiler ve ayrıca Kürt hareketinin toplumsallaşarak yükselişe geçmesiyle başlamış, AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte bu süreç daha da belirginlik kazanmıştır. Dinci gericiliği bu konuda anlamak mümkün. Sonuçta dinci gericilik konusunda bu coğrafyada tarihsel bir damar var. Fırsatını yakaladığında sesini de yükseltiyor, koşullara göre daha ileri de gidebiliyor. Kürt milliyetçiliğini de anlamak mümkün; Kürt hareketinin yükselişe geçip toplumsallaşmaya başlamasıyla birlikte etnik duygu ve düşüncelerin etkisinde cumhuriyetin ulus devlet projesine karşıtlık doğal olarak kuruculuk döneminin tüm olgu ve öznelerine yönelik bir karşıtlık ve düşmanlığı da beraberinde getirmiştir. Evet, bu karşıtlıkları ve hatta düşmanlıkları olumlamasak da bir ölçüde anlayabilmek mümkündür. Peki, bu sözde solcuların düşmanlığına ne demeli?!

80 öncesinde İbrahim Kaypakkaya dışında olmayan karşıtlık 80 sonrasında özellikle sanalın   sözde enternasyonalist solcularında neden düşmanlığa yol açtı?

Bana ilginç geliyor!

Kemalizmi kuruluş döneminin Anadolu modernitesi ve aydınlanması olarak özetleyeceksek   kendini solcu, sosyalist, enternasyonalist olarak niteleyen birinin düşmanlığa varan   karşıtlığının   anlaşılabilir bir yanı olabilir mi?


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.566
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: Dün, 09:07
Alıntı yaparak cevapla  


12 Eylül 1980 faşist müdahalesinin, öncesindeki 12 Mart 1971 müdahalesine ve sonuçlarına göre çok farklı bir özelliği var. 12 Eylül solun üzerinden silindir gibi geçti, ülkeyi bir açık hapıshaneye dönüştürdü ve yetmedi solun bütün hayat damarlarını ortadan kaldırdı. Partilerin üniversitelerle sendikalarla bağını kopardı; ortada üniversite de ve sendika da bırakmayarak. 12 Eylül bunlara ek olarak bugün yaşadığımız dinci gericiliğin ve tarikatların önünü de açtı. Kuruculuk felsefesi olan Kemalizm en radikal tavrını tarikatlara ve dinci gericiliğe karşı almışken 12 Eylül faşizminin ''Gardrop Atatürkçüleri'' bu topraklarda solun panzehiri olarak gördükleri tarikatların ve dinci gericiliğin önünü açıyorlardı. Bugün iktidara yerleşen zihniyetin daha da yaygınlık kazanarak iktidara uzanması ve devlet haline gelmesinin kökleri Türkiye solunun boğdurulduğu 12 eylül zindanlarında atılmıştır.

Türkiye solunun yenilgisiyle sonuçlanan bu dönemde Atatürk, Kemalizm, cumhuriyet ve hatta laiklik karşıtlığı/düşmanlığının ortaya çıkması, toplumsal bir olguya dönüşmesi ve kendini enternasyonalist olarak pazarlayan bir kesimin dağarcığına yerleşerek belirleyicilik
kazanması aynı zamanda   Kürt hareketinin sesini duyurması ve yükselişe geçmesi nedeniyledir. Kürt hareketinin yükselişe geçmesi, solun terk etmek zorunda kaldığı alanları eline geçirmesi, giderek milliyetçiliğe kayması, etnik bir siyaseti temel alması solun bir kesiminde de bağlanmak ''ihtiyacını'' ortaya çıkarmıştır. Evet, giderek sağa kayan Kürt hareketi için bu yapılar ve bu birliktelik sola dönük ve dinamik kesimler için solcu görünmenin bir yoluysa, bu birliktelik içine giren sol yapılar için ise toplumsallaşmış ve yaygınlık kazanmış daha güçlü bir yapının kuyruğunda solculuk oynamaktan başka bir şey değildi. Bu birlikteliğin özellikle sanaldaki uzantıları ise tam da bilincine varamadıkları konularda ''ezilen ulusa'' akıllarınca soldan/Lenin'den UKKTH desteğinde bulunmaya çalışıyorlardı. Birlikteliğin bu kadarla kalmayacağı da açıktı. Birtakım alıntılarla Kürt milliyetçiliğine ''abilik'' yaptığını sanan ve kendilerini enternasyonalist olarak niteleyen bu sanalın ''devrimcileri'' aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinde ortaya çıkan cumhuriyetin en ilerici olgu ve öznelerine olan düşmanlığı da kendi zihinlerine aktarıyordu. Kürt hareketi etkin hale geldikçe bu düşmanlık da artarak belirginlik kazandı.

Sadece bunlar değil kuşkusuz, bu düşmanlığı neredeyse kalıcı hale getiren. Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte ideolojik basıncını arttıran ve dünyada ve ülkemizde ilerici olan her şeye saldıran neo-liberal ideolojinin sol üzerindeki etkisini de unutmamak gerek. 12 Eylül faşizmiyle birlikte ortaya çıkan gerici yönsemeler 2002 yılında AKP iktidarıyla birlikte birtakım yanılsamalar şeklinde vücut bulmuştu. Bu yanılsamanın en gözle görünen ve en çok telaffuz edileni demokrasi ve özgürlük söylemiydi. Ülkenin   AKP eliyle demokrasiyle tanışacağı, AB'yi girileceği, askeri vesayetten kurtulacağı, Kürt hareketinin özgür olacağı masalları özellikle bu sağlı sollu liberaller tarafından her gün 7/24 topluma şırınga ediliyordu. Bu ortamda kendini kaybeden sözde solcular ''burjuva devriminin AKP tarafından tamamlanacağı'' iddiasındaydılar. Kürt hareketinin sanaldaki sempatizanları daha da coşarak ''sadece Türkiye'ye ve bölgeye değil, bütün dünyaya özgürlük geleceğini'' vaaz ediyorlardı. Yeter ki askeri vesayet kırılsın, kuruluş döneminin ve cumhuriyetin bütün kazanımları yerle bir edilsin, sadece ülkemizde değil, bölgede en ilerici bir olgu olan Kemalizm düşmanlığı daha da yaygınlaşsın...-dı!

Böyle bir iklim Kürt milliyetçiliğine soldan tahkimatta bulunduğunu sanan ''abiler'' üzerinde hiç etki etmez mi? Bir şeyler verdiklerini sananlar, siyasi bir gericiliği zihinlerine kazıdıklarının farkına bile varamadılar.

( Bu birlikteliğin tam göbeğinde veya kuyruğunda olanların kendilerinden olmayan, kendileri gibi davranmayan ve bu tarz-ı siyasetin sosyalizmle bir ilgisinin bulunmadığını söyleyenlere yıllarca ulusalcı, sosyal şoven ve neo-faşist diyerek saldırmaları ortaya çıkan bu iklim nedeniyledir. Atatürk, cumhuriyet, aydınlanma ve laiklik düşmanlığı ve hatta bu birlikteliğin sözcülerinin hiç dinmeyen CHP, TKP düşmanlığının nedeni de buralarda aranmalıdır. Bir iki nokta daha var; devam ederiz ama şunu bir kere daha yineleyerek bu yazıyı burada noktalayalım: Bu ülkenin, bu coğrafyanın en ilerici olgusu olan   ve üstelik dinci gericiliğin hedefine koyduğu Kemalizm'e karşı çıkılarak solcu olunamaz. )


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

Proleter_Devrimci
[Proleter_Devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 3
Şehir: Gizli
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: Bugün, 01:15
Alıntı yaparak cevapla  


Nedense Kemalistler, Türkiye'de yükselen gericilik üzerine hep yakınır, bu gericilikle ilgili olarak çeşitli kesimleri suçlarlar. Fakat nedense hiç kendi Kemalizmlerine suç bulmazlar. Mesela tarikatları yasaklayan ama o tarikatların üzerine inşa edildiği feodal ilişkilere dokunamayan, bir toprak devrimini bile ancak Cumhuriyetin kuruluşundan 25 yıl sonra gündeme alabilen, dolayısı ile gericiliğin yeşerdiği alt yapıyı ne yazık ki hedef alamayan Kemalizm ne kadar ilerici olabilmiştir sorusu ister istemez aklımıza geliyor. Kemalist devrimlerin kendi döneminde taşıdığı ilerici vasıf inkar edilemez. Fakat halkın yüzde 90'ının kırsalda yaşadığı, işçi sayısının 30 bin kişi olduğu bir tarım devleti yok karşımızda artık. Dolayısı ile Kemalist ideolojinin 1920'lerdeki sloganlarının, günümüzde de aynı ilerici niteliği taşıyıp taşımadığı muallaktır.

Fakat bu Kemalistlerin tümüyle Sosyalistlerin göz ardı edeceği bir unsur olduğu anlamınada gelmez. Öncelikle Kemalistlerin, 1919-1922 yılları arasında emperyalizme karşı verilen bir mücadeleye önderlik etmeleri, Kemalist ideolojiyede anti-emperyalist nüanslar kazandırmıştır. Bugün Amerikan karşıtlığının en yüksek olduğu kesimlerden birisidir Kemalistler. Aynı zamanda da Latin Amerika menşeli sol hareketlere ve 68 kuşağına büyük bir sempati mevcuttur Kemalistler arasında. Bu da onları Sosyalizme çekebilme noktasında bir başlangıç noktası diyebileceğimiz önemli köprü başlarını teşkil etmektedir. Yani ne olursan ol gel mantığı ile Kemalistleri oldukları gibi kabule etmek değil, onları zaman içerisinde dönüştürebilmektır bence esas olan.

Sol içerisinde Kemalizmden söz ettiğimizde, genellikle papağan gibi aynı sözler tekrarlanır Kürt milliyetçiliği eğilimli ya da onun kuyrukçuluğunu yalan solcular tarafından. Birincisi Mustafa Suphi cinayetidir. Fakat bu cinayetin arkasında Kemalistlerin olup, olmadığı belirsizdir. Fakat varsalar bile, 70'lerde birbirlerini kıtır kıtır kesen, birbirlerini sosyal faşist-maocu bozkurt diye gözünü kırpmadan öldüren 70 kuşağını ne yapacağız sorusu aklımıza gelir? O zaman 70 kuşağınıda topyekün çöpe atmamız gerekiyor. Bir diğer meselede İzmir İktisat Kongresidir. Fakat nedense bunu söyleyenler 1929 buhranından itibaren yabancı sermayeye dayalı kalkınmanın terk edilerek kamucu bir ekonomiye geçildiği söylemezler. Diğer yandan Kemalist devrim bir demokratik devrimdi, sosyalist değil. Dolayısıyla Kemalist devrimden, sosyalist bir devrimin yapabileceği şeylerin beklentisinde olmak neresinden bakarsak bakalım tutarsızlıktır.  


__________________

Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından Bugün, 01:18 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Siyasi Gündem ve siyasi tartışmalar
 »  Hem Kemalist hem sosyalist...

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 2 kişi görüntülüyor:  2 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Hem Kemalist hem sosyalist olunabilir mi? toplumcu 9 12063 29.01.2014- 15:31
Konu Klasör Bir gün herkes Kemalist olacak! denizcan 2 2083 29.06.2015- 07:50
Konu Klasör Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne? melnur 0 1841 05.10.2016- 23:25
Konu Klasör Biz sosyalisttik, AKP bizi tekrar Kemalist yaptı ayhan 2 1864 12.08.2015- 12:46
Konu Klasör Yoksa liberaller kemalist mi?-Deniz Yıldırım denizcan 2 1727 07.11.2014- 18:04

Etiketler   Hem,   Kemalist,   sosyalist.


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Hem Kemalist hem sosyalist olunabilir mi? toplumcu 9 12063 29.01.2014- 15:31
Konu Klasör Bir gün herkes Kemalist olacak! denizcan 2 2083 29.06.2015- 07:50
Konu Klasör Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne? melnur 0 1841 05.10.2016- 23:25
Konu Klasör Biz sosyalisttik, AKP bizi tekrar Kemalist yaptı ayhan 2 1864 12.08.2015- 12:46
Konu Klasör Yoksa liberaller kemalist mi?-Deniz Yıldırım denizcan 2 1727 07.11.2014- 18:04

Etiketler   Hem,   Kemalist,   sosyalist.


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS