SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Üyelik, merkeziyetçilik ve TKP...           (gösterim sayısı: 271)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.072
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

9 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 21.06.2019- 13:50


Çok önemli bir seçime iki gün kalmışken bu konu da nereden çıktı, denilebilir; çoktandır aklımdaydı aslında. Sürekli olarak komünist bir partinin sınıfın aklı olduğunu söylüyor, devrimde öncülük konusunun altını çiziyoruz ama nasıl bir parti olması ve işleyişinin ve üye konusunun nasıl olması gerektiğini sadece ''demokratik merkeziyetçilik'' diyerek i. Bu kavram teorik anlamda bir şeyler söylese de pratikteki işleyişe nasıl yansıdığı ve sorun üretip üretmediği konusu çok da net değildi. TKP'nin ''boykot değil sandığa gitmeme kararı''yla birlikte özellikte facebook'ta ortaya çıkan tartışmalar ve parti üyelerinin bu tartışmalara dahli ve kararı savunma biçimleri sosyalist komünist partilerimizde önemli bir sorunun varlığını ortaya çıkardı. Evet, parti üyeleri bir teorisyen olmayacak, böyle bir beklenti içine girilmemeli. Ama bir parti üyesi de sanırım sadece kişisel nedenlerle veya duygusal reflekslerle de yetinmemeli. Partinin temel konularında yaklaşımını bir parti üyesi içine sindirmelidir, içselleştirmelidir. TKP öteden beri Kürt ulusalcılığında kuyrukçu bir tavır geliştirmemiştir. SİP ve TKP'den beri bu böyleydi. Duruşunun özgün bir yanı vardı. Kuyrukçular TKP için ne söylenirse söylensin, TKP kuyrukçu değildi ama Perincek'in dahi kullanmadığı bir dili/üslubu kullanan TKP çizgisindeki ''üyelere'' ne demeli?

Çok uzunca bir zamandır ''partili mücadele'' içinde olan bir arkadaşımız var. Facebook'ta tanıdım, SİP, TKP ve sonra HTKP, daha sonra TKH'de karar kılmış. Sonra oradan da ayrılmış. Kürt sorununda kuyrukçu değil tamam ama, kuyrukçu olmaması, Kürt hareketi için faşizan bir dilin kullanılacağı anlamına da gelmiyor ki! Facebook'a yeni girdiğimde yine bir TKP'liyle bu konuda tartışmıştım. Benzer bir üslup kullanıyordu, ona bu üslubun yanlış olduğunu bir türlü anlatamıştım. Kullanılan üslubun yanlışlığı konusunda direttikçe o, sanki kuyrukçuluğu öneriyormuşum gibi anlıyor; bana kuyrukçu falan diyordu. KP ve HTKP bölünmesinde ise HTKP'de kalanlar bu kez KP'lilere Perincek benzetmesinde bulunuyorlardı. Sonra TKH geldi, üyelerinde de benzer sıkıntılar var.

23 Haziran kararını savunmaya çalışanlar da neyi, nasıl savunacakları konusunda da sıkıntılılar. Bir tanesi her yazısında bir başka boyuta geçiyor :) en son internette bulduğu ilgisiz bir Lenin alıntısıyla   içine girdiği sıkıntıdan kurtulmaya çalışıyor. Bir başkası ise, doğrudan değil ama, dolaylı yollardan TKP'nin kararını savunur görünüyor ve yanlış olduğunu ileri sürenler için ''Kemalist'' eleştirisinde bulunuyor. Bir tanesi kendi kendine ''komünistler düzen partilerini savunmazlar'' demeye getiriyor.

Pek çok örnek var böyle!

İyi de bir parti, kitle içinde nasıl güven kazanacak, nasıl taraftar toplayacak? Partinin halkla temas noktası partinin yazdıkları çizdikleri ve üst düzey parti yöneticileri değil ki! Sadece MK'nın aldığı kararları gözü kapalı uygulamak ve belli günlerde dergi satıp, bildiri dağıtmak parti üyeliği için yeterliyse, devrimin öznesi olmak bu tür parti üyeleriyle mümkün olabilir mi?

Evet, çoktandır parti ve merkeziyetçilik konusununda bir başlık açmak istiyordum. TKP'nin 23 Haziran konusunda ( bana göre) yanlış kararının sosyal medyaya yansımalarıyla bu konunun önemi daha da belirgin bir hale geldi.   Hem üye konusu, hem partinin işleyiş biçimi ve hem de Leninist merkeziyetçilik başlığı 21. yüzyılın bu ilk çeyreğindeki koşullar da gözetilerek yeniden yorumlanmalı diye düşünüyorum.



( Devam edecek.)





Bu ileti en son melnur tarafından 01.07.2019- 08:09 tarihinde, toplamda 3 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.072
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.07.2019- 08:08


Türkiye'nin sosyalizme ve TKP'ye ihtiyacı olduğunu öteden beri savunurken TKP'nin Türkiye sosyalizminin belkemiği olduğunu da sürekli yineleme ihtiyacı duymuştum. Bu düşüncem hiçbir şekilde değişmedi, TKP'nin 24 Haziran kararını yanlış bulmama rağmen... Üstte de değindim, bana göre bu karar partide var olan başka sorunları ortaya çıkarmıştır. Hem demokratik merkeziyetçilik ve hem de parti üyeliği ve üyelerin siyasi-ideolojik yetersizliği yeniden ele alınmalı ve önemsenmelidir, diye düşünüyorum. Yıllar önce parti üyeliğine kabul ediliş siyasi ve ideolojik yönden belli bir donanımı gerekli kılıyordu; hatta bu konularda belli seminerlere katılım zorunluluğu da vardı, diye biliyordum. Şimdilerde yeterince önemsenmiyor mu, bilmiyorum; herhalde parti üyeliği hafta sonları bildiri dağıtma ve gazete satışı yapmaya indirgenmemiştir!

Şuradan devam edebiliriz; TKP öteden beri düzen partilerine kuyrukçuluk gibi bir tavrı elinin tersiyle ittiği gibi, sınıfsal mücadelenin önüne hiçbir koşulda demokrasi merkezli bir mücadeleyi de koymamıştır. AKP'nin iktidara gelişiyle birlikte sağlı sollu liberallerin Kürt hareketiyle birlikte AKP merkezli bir ittifak oluşturması ve bu ittifakın özellikle sanalda ''solculuğun bir gereği'' olarak yorumlanması, enternasyonalizm başlığının Kürt hareketine kuyrukçuluk olarak algılanması ve bu ''kutsal ittifak''a dahil olmayan parti ve siyasi anlayışların ulusalcılık ve sosyal şoven başta olmak üzere neo-faşizme kadar uzanan akıl dışı kavramlarla nitelendirilmesi dönemin en temel özelliğiydi. Bu tarz-ı siyaset sadece solun ideolojik ve siyasi bakımdan bir adım ilerlemesine yol açmamışken ve dahası gerilemesine neden olmuşken ayrıca AKP'nin muktedir hale gelmesinde de etkin olmuştur. Açık söyleyelim, TKP bu cinnet dönemine sosyalist solda tek karşı çıkan ve direnen öznesiydi. Bu cinnet ortamından çıkılmışsa ve bugün sınıfsal mücadelenin önceliği pek çok çevre tarafından dillendirilmeye çalışılıyorsa, sezarın hakkı sezara,   TKP'nin öteden beri sürdürdüğü bağımsız sosyalist çizginin bunda çok büyük payı vardır.

TKP'nin haklı olarak bu, hiç taviz vermediği bağımsız sosyalist çizginin 23 Haziran kararında etkili olduğu ve sosyalist solun da dahil olduğu etkin AKP karşıtlığının dışında kalmanın partiye getirisi olabileceği tasarlandı ve bu ''yanlış karar'' o yüzden alındı, diye düşünüyorum. Menşevik Martov Lenin için ''rüyasında bile devrim görür'' demişti. TKP için de ''her koşul ve süreçte bağımsız sosyalist çizgiden ve sosyalist solun (ve TKP'nin) güçlenmesinden yana tavır alır'' demek hiç yanlış olmayacaktır. Böyle bakıldığında TKP'ye 23 Haziran kararını aldırtan itkinin saygı duyulması gereken doğru bir çizgi olduğunu söylemek gerek. Katılıyorum; TKP hiçbir koşulda bağımsız sosyalist çizgiden ve sınıf mücadelesinin önceliğinden asla taviz vermemelidir.

O halde ''sorun ne?'' diye sorulabilir; sorulmalıdır. Sorun ( bence) bağımsız sosyalist çizginin ve sınıf mücadelesi önceliğinin AKP-MHP dinci faşizminin sandıkta   karşısına dikilmemek değil, tam tersine, bu konuda oluşmuş olan muhalefete önderlik yapabilecek gerekçeler de üreterek en etkin muhalefeti yapabilmekte yatıyordu. Sorun bu noktadaydı ve TKP'nin kararının yanlışlığı da burada yatıyordu. Yanlışlık doğru olanın yanlış uygulamaya dökülmesiydi. Ve artık, bu 23 Haziran kararını savunmayı da bir kenara bırakmak gerekiyor, hem parti açıklamaları ve hem de ''yazarları'' ve üyeleriyle savunma çabası içine girildikçe yanlış üzerine yanlışa neden olunmaktadır ve bu durum da TKP'ye yönelik tepkilerin artmasına yol açmaktadır. Sandıkta faşizmin karşısına dikilme tavrının düzen siyaseti ile ilişkilendirilmesinin ''kolaycılık'' olarak nitelemek doğru olabilir mi? AKP gericiliğinden yılmış olan çevrelerin yanında olmamanın partiye ve sosyalizme bir katkısı olacağını da hiç düşünmüyor, Ekmeleddin örneğinin de konuyla doğrudan bir ilgisinin olduğunu hiç sanmıyorum. Çok yüzeysel bir bakış açısı olur, gibime geliyor.

Parti, üyelik ve merkeziyetçilik konusunu bu konuyla da ilişkilendirerek ele almak gerçekten yararlı olacaktır. Ayrıca AKP-MHP dinci faşizminin muktedirliği sürüp giderken toplumsal alanda doğru siyasi çizginin AKP karşıtlığına karşı etkin muhalefetten geçtiği konusu (bence ) büyük bir yanılgıdır; doğru bir siyasi yönelim değildir. Sanırım bundan sonraki yorumlarda bu konu üzerinde yoğunlaşmak gerekecektir.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Yeniden, ulusalcılık ve milliyetçilik konusu... melnur 2 210 06.05.2019- 18:14
Etiketler   Üyelik,   merkeziyetçilik,   TKP.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS