SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Solcu olmak üzerine...           (gösterim sayısı: 455)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.529
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 02.09.2019- 16:44


Solcu olmak nedir; bir kişi ''solcuyum, sosyalistim'' dediğinde ne anlamalıyız? Ya da ölçeği Türkiye olarak alacaksak, bu coğrafyada kendini solcu olarak gören birinin bu topraklarda gerçekleşmiş her türlü ilerici olan atılımlara ve bu atılımın önderlerine düşmanlık etmesi nasıl açıklanabilir?

Seksen öncesinin politik ortamını hatırlıyorum; öyle bir politizasyon yaşanıyordu ki, aileleri ''solcu'', ''Kemalist'', ve CHP'li olanların çocukları çok büyük bir çoğunlukla solcu, sosyalist, komünist oluyordu ( kendini öyle tanımlıyordu), tersine, ailesi DP'li, AP'li kısaca sağcı olan çocuklar da genellikle kendilerini milliyetçi olarak tanımlıyorlardı. Belki bu yüzden solcu sosyalist olmak M.Kemal ve onun cumhuriyetine saygı göstermek anlamına geliyordu. Bu kesim iyi, doğru, emekten yana ve bilimsel olan her şeye açıktı. Solcu ve sağcı gençlik arasındaki temel fark ise daha çok M. Kemal ve cumhuriyet etrafında şekilleniyordu. Solcu gençliğe göre 1923 bu topraklarda gerçekleştirilmiş emperyalizm karşıtı bir mücadeleden sonra devrimci bir cumhuriyetin kurulması, bu cumhuriyetin ilerici, laik ve modern bir cumhuriyet olması ve gençlik olarak yapılması gerekenin ise bu cumhuriyetin sahiplenilerek çok daha ileri taşınması ve sosyalizm ile buluşturulmasıydı.

( 68 gençliğinin M.Kemal'e ve ay yıldızlı bayrağa olan sevgi ve saygılarını da bu bağlamda okumak gerek.)

80 sonrasında köprülerin altından çok şeyler aktı. Hem 12 Eylül faşizmi ve hem de reel sosyalizmin çözülüşü sol-sosyalist saflarda çok büyük savrulmalara yol açtı.   Aynı süreçte Kürt hareketinin yükselişinin solun gerileme döneminde gerçekleşmiş olması da bu savrulma üzerinde büyük etkisi oldu. Bu arada neo-liberal ideolojinin de hem sol ve hem de Kürt hareketi üzerindeki basıncını yabana atmamak gerek. TKP dışta tutulursa hem Kürt hareketi ve hem de sol üzerinde liberalizm adına savunulan her şey doğrudan solla sosyalizmle ilişkilendirildi; üstelik çoğu kez hiç de ilgisi olmamasına rağmen.

Şuraya gelmek istiyorum; liberalizmin özellikle demokrasi ve özgürlük merkezli çıkışları konjöktüre de uygun olarak hem AKP gericiliğinde ve hem de Kürt milliyetçiliğinde yankı buldu. Hatırlayın o günleri, AKP gericiliği, Kürt milliyetçiliği ve liberal üfürmeler bir büyük ittifak halinde tv.lerde yedi gün, yirmi dört saat beyin yıkamaya çalışıyordu. Devlet boşaltılırken, AKP ve cemaat ortaklığı bu boşaltılan yerlere yerleşirken bu ortaklık hala, bu topraklarda gerçekleşen her türlü ilerici atılıma karşı çıkan gerici ittifakın işine geldiği gibi M.Kemal ve cumhuriyet karşıtlığı üzerinde tepiniyordu.

AKP bu iklimde devleti ele geçirdi.
Erdoğan ve AKP bu iklimde muktedir olmayı başardı.
Kürt ulusalcılığı bu zeminde giderek daha da sağa kaydı.
Özellikle sanalda kuyrukçu dediğimiz tiplerin M.Kemal ve cumhuriyet düşmanlığı da bu zeminde yeşerdi.

Öyle bir iklim egemen hale getirildi ki, hemen her şey birbirine karıştı bu dönemde; kavramlar, olgular vb. hemen her şey. Enternasyonalizm adı altında burjuva kozmopolitizmi savunuldu; solcu olmak ( UKKTH adına ) Kürt hareketine biat etmek olarak gösterildi.   Özel mülkiyet karşıtlığının yerine Atatürk, ay yıldız bayrak ve cumhuriyet devrimleri düşmanlaştırıldı. Ve daha neler neler! Ulusalcılık, neo-faşistlik, sosyal şovenlik bu ''kutsal ittifak''ın üfürmeleriydi. CHP ve TKP başta olmak üzere kendileri gibi olmayan, kendileri gibi zıvanadan çıkmamış kesimlere fırlatılan hakaret sözcükleri olmaktan başka bir anlam taşımıyordu bu kavramlar...

Aradan epey zaman geçti; elbette hatalarını anlayanlar vardır, ve çoğunluktadır bunlar; özellikle sanalda, sözde sol-sosyalist forumlarda yapılan yanlışlıklar ve solla bir ilgisi bulunmayan   söz ve tavırların   solculuk olduğu algısı çoktan aşıldı. Ama hala biri ikisi inatla bu düşmanlıklara devam etmekte. Sinek küçük ama mide bulandırıyor işte!

(Daha sonra devam ederiz.)










Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.529
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2019- 05:59


1980 öncesini bir şekilde gören ''yaşlı'' kuşakların üfürmelerine çok da aldanmamak gerek. 80 öncesinde sosyalizmin bilimsel dayanaklarını, Marks, Engels ve Lenin'iive   enternasyonalizmin ne olduğunu öğrenebileceğimiz bir parti yoktu. Zaman zaman gittiğimiz ''illegal'' örgütlenmelerdeki ''apabey''lerin de bu konudaki bilgileri pek yeterli değildi. Öğrendiklerimiz çoğu kez yüzeysel şeylerdi. Cumhuriyet, Politika ve Demokrat gazetelerinden nispeten anlayabileceğimiz bir üslupla aktarılanlar bizler için önemli oluyordu. Bir de yine anlayacağımız bir üslupla yazılmış kitapları okur ve bütün bu bilgiler bir şekilde zihnimizde bir ''bütünlük'' oluştururdu. Sosyalizm iyi bir şeydi. Özel sektçre ( sermaye) ihtiyacımız yoktu. Devletçilik halktan, emekten yana olmaktı. SSCB halkı kurtulmuş bir halktı, ABD emperyalizmin jandarmasıydı.. -falan.

Türkiye'nin kuruluşunda emperyalizm karşıtlığı vardı. Türkiye bir devrim süreci geçirmişti. Ne var ki, bir zaman sonra bu süreç kapitalizmle birlikte karşı devrim süreci yaşamıştı. 1950 seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti ve sonrasındaki Adalet Partisi bir karşı devrim partisiydi ve ülkeyi devrimlerden uzaklaştırıyordu. CHP bir sosyalist parti olmamasına rağmen aydınlanmadan, laiklikten ve   kuruluş devrimlerini daha ileri taşımaktan yana ''dost'' bir partiydi. Sosyalizm bu ilerici yapıların ortak mücadelesi sonucu gerçekleştirilebilecek bir hedefti.


Buydu ve bu toplamdan bir adım ilerde bilinç taşıyan bir solcu-sosyalist bulabilmek nerdeyse olanaksızdı. sol kalabalıkların pek çoğu bu toplamın bile gerisindeydi.Ama bu solcu-devrimci kitlenin hemen tamamının samimiyetinden kuşku duymak ta mümkün değildi. Samimiydik, içtendik,sosyalizme inanıyorduk. Bu coğrafyaya sosyalizmin geleceğine, getireceğimize ve yoksul halkımızın çok daha güzel bir ülkede yaşayacağına gerçekten inanıyor ve bu uğurda kendimizce mücadele veriyorduk.


Ama işte hepsi bu kadardı; en bilgili olanımızın zihinsel yapısı buradan öteye geçmezdi. ( Özellikle TİP deneyimi yaşamış üst kadroları veya illegal örgütlenmelerin yine üst kadrolarını dışta tutuyorum.)Ayrıca ve özellikle DİSK'in eğitim seminerlerinde de işçilere sınıflar, sömürü vb. temelli bir çalışma verilirdi. Ne var ki bütün bu çalışmaların sosyalist bir siyasal mücadeleye dönüşmesinin engellenmesi amacıyla önce 12 mart ve sonra 12 Eylül faşizmi gerçekleştirilmiş ve bu süreç kesintiye uğratılarak önü kesilmişti. Her türlü acı, ölümler, hapisler ve işkenceler o dönemin rutin gerçekliğiydi. Hemen hemen hepimiz de bu yollardan bir şekilde geçmiştik.


Önemliydi yaşananlar ancak, ''biz neler yaşadık, neler öğrendik, ne mücadeleler içinden geliyoruz'' söylemi, deyim yerindeyse böbürlenmesine bir türlü ısınamadım. Gerçek şu ki, bugünün gençliği sosyalist mücadele ve marksist teori konularında çok daha ileri olanaklara sahiptir. Sosyalist mücadele içinde olmayı ve Marksist teoriyi öğrenmeyi kafasına koymuş birinin bu konularda ''eski tüfeklere'' ya da öyle olduğunu söyleyenlere ihtiyacı yoktur. Kolaya kaçmamak gereklidir.   Kolayca, çok fazla emek harcamadan edinilen her şey gibi bilgi de çoğu kez eksikli ve hatta yanlış olacaktır. Legal sol partilerde örgütlenmek ve teoriyi oralarda öğrenmek yerine özellikle sözde sol-sosyalist forumları bu konularda yeğlemek açıkça yanlış bir bilgilenme sürecini de beraberinde getirdi. Başta SF olmak üzere sözde sol-sosyalist ve hatta sözümona enternasyonalist(!) forumlar bu konularda Kürt ulusalcı/milliyetçi hareketinin legal ya da illegal hareket ve partisine biat etmekten geçtiği algısını yaymaktan başka bir şey   yapmıyorlardı. Bu konuda en büyük katkı da o ''eski tüfekler''den veya öyle olmasa bile öyleymiş gibi davranan ''kuyrukçu'' tiplerden geliyordu. Özellikle Lenin'in UKKTH konusunda söylediklerini internetten arayıp bularak ve çoğu kez de anlamayarak forumlara taşıyanlar solculuk,Marksizm ve hatta enternasyonalizm adına bağımsız sosyalist siyasette ısrar edenleri başta TKP olmak üzere lanetlemekten ve sosyal şoven, ''devletçi sol'' ve ''Kürt halkının düşmanı'' ilan edebilecek kadar sorumsuz davranabiliyor ve zıvanadan çıkabiliyorlardı.


Evet, gelmek istediğim nokta tam da burası: Yıllarca internet dünyasında ve bu sözde sol-sosyalist forumlarda solun ne olduğu, bilimsel sosyalist mücadelenin nasıl yapılması gerektiği konusunda özellikle bu ''ben 80 öncesinde neydim, biliyor musun''cuların başını çektiği kişiler tarafından zehir gibi bir algı üretildi. ( Bir ikisi hala bu algıyı bilerek veya bilmeden sürdürmeye devam ediyor.) Oysa solcu olmak, sosyalist olmak herşeyden önce ( bağımsız) sınıfsal mücadeyi öncelik haline getirmekten ve Türkiye nesnelliğinde karşı devrimci, osmanlıcı bir zihniyetin iktidara yürüyüşünün ve muktedir olmasının karşısına dikilmekten geçiyordu. Çok basit, çok sıradan bir Türkiye gerçeğiydi bu. Aydınlanmanın ve cumhuriyet devrimlerine düşman kadroların karşısına dikilmek ve ülkenin bugünlere gelmesini önlemek solcu-sosyalist olabilmenin bir önceliği olması gerekirken tam tersine, bu konuda -iyi kötü- mücadele içinde olanların karşısına dikilmek sözde sol-sosyalist forumların önceliği haline gelmişti.



Yıllar böyle akıp gitti; ülke bugün dinci gericiliğin pençesinde, gerici cemaat ve tarikatların yönetiminde ise bu sözde sol-sosyalist forumların   ve özellikle kendini bir şekilde ''ben eskiden neydim biliyor musun''cuların başını çektiği grubun yarattığı algının da payı olduğunu hiç unutmamak gerekiyor.

Evet, unutmamalı ve bu yönde süregelen bir-iki çatlak sesin   üfürmelerine pek de kulak asmamalı... Bilinmeli ki, ya egolarını tatmin etmeye çalışıyorlar ya da açık seçik provakatörlük yapıyorlar...


( Zaman zaman devam edeceğiz.)




Bu ileti en son melnur tarafından 11.09.2019- 06:08 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.529
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.09.2019- 06:38


Türkiye gerçeğinde solcu olmak en geniş anlamıyla Türkiye'nin kuruluş stratejisini temel almak, Bu tanım bu topraklarda oluşmuş sosyal demokrasiyi de kapsar. Bu durumun bilincinde olmak kendini bilimsel sosyalizm ile özdeşleştirmiş kişiler için bir gereklilik ve bir olmazsa olmaz koşul haline getirilmeli ve bu konu gerçekten çok önemsenmelidir.

Türkiye'de başlangıcı Osmanlının Lale devrine kadar geriye götürebileceğimiz bir gerici damarın olduğu gerçeğiyle hep karşı karşıya kalmıştır. Matbaanın bile bu coğrafyaya taşınmasının uzun süreli gecikmelere uğratılmasının ve benzer her türlü yenilik ve gelişmenin karşısına dikilmek -ne yazık ki- bu coğrafyanın tarihsel-toplumsal bir gerçeği haline dönüştürülmüştür. Yakın tarihimizde 1908 Meşrutiyet, İttihat Terakki, Kuruluş, Aydınlanma ve Atatürk devrimleri bu yüzden büyük tepkiler de çekmiş, gerici cemaatler ve tarikatlar kollanmış, büyümesi sağlanmış ve ilerici olan her şeye düşmanlık belirli kesimlerin kodlarına kazınmıştır. Türkiye solcusu öncelikle bu gerçeğin bilincine varan kişidir. Bu topraklarda ayağı yere basan solculuk öncelikle buralardan geçmektedir ve geçmelidir. Örgütlü örgütsüz gericilik karşısında tam boy bir karşıtlık içinde olmayanların varacağı nokta ne söylerse söylesin, neyi savunur görünürse görünsün bu gerici topluluğun bir paydaşı haline gelmekten başka bir şey olamaz. Böyle de olmadı mı? Türkiye'de batının emperyalist merkezlerinde pişirilen bir gericilik dalgası yoğun bir şekilde ve AKP eliyle Türkiye'ye de taşınırken burada hem liberalizm ve hem de sözde Marksizm ve sosyalizm adına savunulmadı mı? Sözde özgürlük ve sözde demokrasi çığırtkanlığı adı altında bu tarihsel-toplumsal gericilik dalgasının önü açılmadı mı?

Hepsi yapıldı!
Hepsi!

Bugün sömürünün en katıksız bir biçimde yoğunlaşması bir yana, gerici ve yobazlığın en üst perdeden pervasızca savunulmasının ve yansımalarının da siyasal ve toplumsal alanın her yanına enjekte edilmeye çalışılmasının sonuçlarını görebiliyoruz. Tek adam diktatörlüğünün   ülkeyi bir muz cumhuriyetine dönüştürmesi hak, hukuk ve adalet kavramlarının ortadan kaldırılması ve cumhuriyet devrimlerinin hemen hemen hemen bütün iz ve etkilerinin silinmeye çalışılmasının tek nedeni AKP'nin irade ve mücadelesine bağlanabilir mi?

Neslican Tay'ın kansere karşı verdiği mücadeleyi kaybetmesinin ardından Üsküdar Üniversitesi Rektörü Nevzat Tarhan'ın verdiği demeci okudunuz mu?   En cahilinden en okumuşuna kadar bu gerici damarın içinden çıkmış her kişinin genlerine sekülerlik ve laiklik düşmanlığı   işlemiş. Bu ''gen farkı'' onları Neslihan Canlara birer düşman haline getirebiliyor. Ve belki işin en acı yanı bugünlere geleceğimiz ve bu tür örneklerle karşılaşacağımız o kadar belliyken sözde sosyalist ve Marksistlerin bu gericilikle ittifak içinde olmaları, önlerini açmaları ve değirmenlerine su taşımalarıdır.

Bu dönemde sözde sol, sosyalist ve dahi enternasyonalist forumları bu sürecin dışında görmeyin. Hepsi oradaydı. Hepsi bu gerici dalganın internetteki taşıyıcılarıydı. Büyük büyük laflar ediyorlardı; komünist, ve enternasyonalist olmanın kuyrukçuluktan geçtiğini söylüyorlardı. Kuyrukçuluk yaptıkları ise UKKTH gerekçesiyle demokratik ve özgür bir Türkiye-bölge değil, öteden beri söylemeye çalıştığımız gibi bu gerici projeydi.

Süreç anlaşılamamıştı, okunamamıştı...
Çünkü...

Çünkü, en geniş anlamıyla bile solcu olabilmekten o kadar uzaktaydılar ki!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.529
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.01.2020- 17:44


Solcu olmak, sosyalist saflarda bulunmak internette bulunan bir konuyu ''geyik'' haline getirmek değildir. Günceli anlamadan, konuyla ilişkilendirirsek dinci faşizmin adım adım iktidara yerleşmesini kavramadan ona tavır almadan, istenildiği kadar internette bulunan alıntılar üzerinden geyik yapılmaya çalışılsın, bir anlamı olabilir mi? Sınıf mücadelesini veya ''sermaye devletine karşı olmayı'' böyle bir şey mi sanıyoruz? Dinci faşizme karşı durmadan solculuk, sosyalistlik ve dahi enternasyonalistlik söz konusu olabilir mi? Bu kadar mı akıl yitimine uğradık? Böyle bir bilgisizlik ve samimiyetsizlik içinde solcu olabilmek, solcu kalabilmek mümkün mü?

http://www.solpaylasim.com/k7998-biz-bu-hale-nasil-geldik-nasil-kurtulacagiz-.html

Böyle söylemişiz, bir başka başlıkta. Hazır böyle de bir başlığımız varken, solcu olmayı sosyalist,   komünist olmayı ve proleter enternasyonalizminin ne anlama geldiğini ortaya koyabilmek en azından kavramları doğru kullanmak açısından yararlı olacaktır. Bu konu da çok önemli :) Marksist olduğumuzu iddia ediyorsak kullandığımız kavramların içeriklerinin de felsefemize uygun olması gerekir. Örnekse, bilindiği gibi yıllar boyu ''enternasyonalist'' olduğunu söyleyenler, hatta daha da ileri gidip keskin komünist görünebilmek için ''enternasyonalist komünist'' olduklarını iddia edenler, enternasyonalizmi ''ulusalcılık karşıtlığı'' olarak tanımlamaktan öteye gidemediler. Aslında savundukları şey, sağlı sollu liberallerin   ısrarla savunduğu burjuva kozmopolitizminden başka bir şey değildi. Çünkü bu çarpık zihnin bir türlü anlayamadığı, internette bulunan ve çoğu kez anlayamadan sahiplenilen birtakım alıntıların altına üstüne birkaç cümle yazmakla enternasyonalist ve dahi komünist olunamayacağı, bu ilkokul birinci sınıf mantığıyla hiçbir konuda sağlıklı bir sosyalist görüş belirtilemeyeceğidir. Yıllarca AKP'nin değirmenine su taşınacak, AKP'yle mücadele zemininde her türlü tehlikeleri de göze alacak insanlara tipik liberal tepkilerde bulunacak ve ülkeyi bu hale getirecek karşı devrimci damarda yer alarak bu gerici saldırılara aktif katkılarda bulunulacak ve sonra da ''sermaye düzenine karşı mücadele ediyoruz'' üfürmesi içinde samimiyetsizliğin dibine vuracaksınız! Bu mu solculuk, bu mu enternasyonalist komünistlik?

Yıllarca bu sözde sol. sosyalist ve enternasyonalist forumlarda solculuk, sosyalist komünistlik ve enternasyonalizm adına maskaralıktan başka bir şey yapılmadı. Bu bilinmeli ve bir analize tabi tutularak neden böyle olduğu iyice anlaşılmalıdır.   Zihinler, yıllarca ve ısrarla sürdürülen bu saçmalıklardan arınmadığı sürece doğru ve bir solcuya, sosyaliste yakışan bir konumlanışa sahip olamaz. (Buralara girip çıkan ve buralardaki iklimden etkilenen sol sempatizanlar için söylüyorum, yoksa sağlı sollu liberal üfürmelerin etkisinde solculuk, enternasyonalcilik oynayan ve egolarını tatmin etmenin hiçbir amacı olmayan ne idüğü belirsiz kuyrukçu tiplerden değil...)

Siyaset elbette bir bilim değildir. Bir solcunun, bir sosyalistin siyaseten kendini konumlandırması gereken yerin ne-neresi olduğu konusunda uyulması gereken yasalar falan da yoktur. Kişi mutlaka daha önce edindiği marksist kavrayış bağlamında bu konuya önem sırasında en başa yazmalı ve sınıf mücadelesinin   öncelikle bu nesnelliğe uygun bir siyasi konumlanış edinebilmelidir. Çok mu soyut oldu, cümle doğru mu kurulamadı; daha açık söyleyelim: Sosyalist olmayı internette bulunulan bir alıntının altına üstüne bir şeyler yazmak olarak anlayan bir zihnin solculukla bir ilişkisi olamaz. Solculuk sosyalistlik böyle bir şey değildir; böyle sıradan bir indirgemecilik de değildir. Perincek eleştirisinin bugünlerde çok daha fazla artmış olmasının nedeni güncel siyasette hatalı bir yorumda bulunması, yanlış bir siyasi konumlanış içine girmesi ve AKP gibi bir partiyi ''anti-emperyalist'' olarak nitelemesi değil midir? Şimdi, bir taraftan Perincek'e giydirmek, neden giydirdiğini bilmemek ve Perincek'ten daha beter bir gerici, karşı-devrimci bir sürece gözleri kapamak, solculuk, sosyalistlik olabilir mi? Böyle bir tavrı samimiyet olarak görebilmek mümkün mü?

Şunu anlayacağız artık: Kürt ulusalcılığına kuyruçuluk yapmanın solculukla yakından uzaktan bir ilgisinin bulunmadığı nasıl ki anlaşılmışsa, nesnel konuları, dinci faşizm tehlikesini, ülkenin içine yuvarlandığı ortaçağ karanlığını görmezlikten gelen ve dolayısıyla dolaylı da olsa bu gerici yönelişe katkı veren bir zihnin solculuk, komünistlik iddiası bir maskaralıktan öteye geçmez. Dün ne yaptıklarını bilmeyenlerin durumu bugün de çok farklı değildir. Dün de yanlış yerde duruyorlardı, bugün de öyleler...

Sosyalist kuram doğru anlaşıldığında ve içselleştirilebildiğinde bizim (teorik) donanımızdır. Bu donanım, bu birikim içinde bulunulan güncelliğe-nesnelliğe doğru yaklaşabilmek ve doğru bir siyasi konumlanabilmek olanagı verir. Anlamı da yararı da budur. Eğer dinci faşizme karşı mücadele etmiyor, özveride bulunmuyor, böyle bir siyasi yönelimi iktidardan etmeyi önemsizleştiriyorsanız nette bulduğunuz bir makaleden aşırmalarla komünist toplumun daha sonraki evresinde devletin alabileceği biçim hakkında gevezelik yapmayı solculuk olarak görüyorsanız, bir zihinsel yanılgı içindesiniz demektir. Böyle bir tavrın solculukla falan bir ilgisi de olamaz.







Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.529
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.01.2020- 02:03


Solcu olmayı bir kenara koyalım, komünist olmayı nasıl tanımlamak gerek? Örnekse proleter diktatörlüğe karşı eleştirilerde bulunan veya Lenin Parti kuramının güncellenmesinden yana olmak veya UKKTH'nin günümüz koşullarında genel bir ilke olamayacağını söylemek dinden çıkmak gibi bir şey midir? Aklımda yanlış kalmadıysa Rosa Lüksemburg Lenin'in parti kuramına-merkeziyetçiliğe ve UKKTH'ye karşı çıkıyordu; yanlış buluyor, eleştiriyordu. Şimdi sosyalist mücadeleye ''ya sosyalizm ya barbarlık'' mottosunu yerleştiren ve hayatını sosyalist mücadeleye adayan ve bu uğurda da canını vermekten çekinmeyen Rosa komünizmi inkar etmiş mi oluyordu? Yoksa Rosa'ya ''komünist değilsin'' demek mi lazım?

Perincek'e dönelim, hem Perincek taraftarlarının ve hem de Perincek'i gereksizce dillerine dolayanların kulaklarını çınlatalım. Perincek parti kuramı ve proleter diktatörlük konusunda Rosa'dan daha fazla Lenin'e yakındır. Tıpkı Posa gibi hayatı siyasi mücadeleler içinde geçmiş ve ömrünün önemli bir kısmını da de demir parmaklıklar ardında geçirmiştir. Bu Rosa neden hep baştacı ediliyor da, Perincek hep eleştiriliyor? ( Eleştiri yetersiz kalıyor, lanetlenmek daha yerine oturan bir sözcük.) Neden?

Geçen hafta Kadıköy NHKM'den dönüşümde bir arkadaşa rastlamıştı. Önceleri yazıyazforum'un müdavimiydi. Burada da kısa bir dönem yazmıştı. Şimdilerde forumlara pek uğramıyor. Zaman zaman karşılaşıyoruz; bir yerde oturup çay içerken paldır küldür lafa giriyor. ''Ne o şimdi de düzen partilerine desteğe mi başladın?'' Ne söylediğini anlamadım önce, devam etti; ''sosyalistler ne zamandan beri sermayenin partilerini destekliyorlar?'' Jeton düştü, AKP'nin iktidardan düşürülmesi konusundaki tutumuma bir eleştiri getiriyor aklınca.. '' Dinci faşizmin iktidardan edilmesini pek umursamıyorsun galiba!'' dedim. Sanki duymazlıktan geldi, ''Sosyalistler sadece sosyalizm için mücadele eder. Sosyalizm için mücadele edilmeyecekse, kızıl bayrağımızı burjuvazisinin burçlarına nasıl dikeceğiz?'' ''Ya sen daha düne kadar UKKTH'den kuyrukçuluk çıkaran ve 'oylar HDP'ye' diyen biriydin, ne zamandan beri sermayenin partilerine oy verilmez demeye başladın?'' demedim. Konuyu uzatmadım. Bu zihniyetin, bu ezberci ve samimi olmayan retoriğin dillendirilmesinde teorik kaygıların değil daha kişisel nedenler olduğu kanısına varmıştım. Çaylarımızı içtik ve ayrıldık.

Ama soru da ortada duruyordu; komünist kime denirdi; komünist bir davranış biçimi var mıydı? Örnekse faşizmin iktidara yürüdüğü veya iktidar olduğu bir X ülkesinde sosyalizmi iktidara götürecek koşullar da yoksa düzen muhalefetinin kendi çapında faşizmle mücadelesine kayıtsız mı kalmak gerekiyordu. Sosyalist olmak böyle bir davranışı mı gerektirir?

Rosa ve Perincek'in yukardaki görüşlerini de konuya dahil ederek üzerinde düşünmeye değmez mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.529
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.01.2020- 07:59


Rosa yaşadığı dönemde kimi başlıklarda Lenin'le karşı karşıya kalmasına rağmen   sosyalizm tarihinin en üstlerinde hep onurlu bir yeri olacaktır. Çünkü sınıfsal mücadelede doğru bir konumlanış almıştır ve mücadelesini de hep bu doğrultuda sürdürmüştür. Oysa Perincek hep bir mücadelenin içinde ve bu mücadele içinde yıllarca hapis yatmış olmasına karşın bir türlü tutarlı bir doğrultu tutturamamış, kısa sürelerde hep keskin zikzaklar yapmış, ve sonuçta bugün geldiği noktada dinci faşist bir siyaset anlayışını bile anti-emperyalist olarak niteleme yanlışlığına düşmüştür.

Burada anlaşılması gereken, solcu olabilmenin   göz ardi edilmemesi gereken   bir siyaset boyutu da taşıdığı ve bu özelliğin çoğu kez kuramsal olanın bile önüne geçtiği gerçeğidir. Rosa   teorik konuların kimi başlıklarında Lenin'den bile farklılıklar taşımasına rağmen içinde bulunduğu güncellikte onurlu ve tutarlı bir siyasi konumlanış alabildiği için sosyalist mücadelenin en ön saflarında yer alabilmektedir. Yaşamının hiçbir döneminde bir savrulma içinde olmamış, sosyalizm mücadelesinden geri adım atmamış, proleter saflardaki samimiyetinden ve konumundan en ufak bir sapma yaşamamıştır. Rosa'nın önemi de bu bütünlükte yatmaktadır. Burada belirleyici olanın da güncel ve nesnel olan karşısındaki konumlanış ve pratiğe vermek hiç yanlış olmayacaktır. Aynı durum Perincek için geçerli olabilir mi?

Perincek'in kuramsal açıdan bir bilgi yetersizliği içinde olduğu söylenebilir mi? Devrim perspektifinin olmadığı, proleter diktatörlük, Lenin'in öncü parti öğretisi ve demokratik merkeziyetçilik konularında Leninizm ile ayrı düştüğü iddia edilebilir mi? Hatta bugün sağlı sollu liberaller için bu konularda ''bilmiyorlar'' denilebilir mi? Hayır, böyle bir iddia ileri sürülemez. Marksizmin, sosyalist ideolojinin belli başlı başlıklarını bütünsel bir çerçevede kavramak hem önemli ve hem de Perincek dahil bu sağlı sollu liberallerin dağarcıklarında belli bir yer de kaplamaktadır kuşkusuz. Peki Perincek neden sürekli ''lanetleniyor''? Mücadeleyse mücadele, hapislikse hapislik, kuramsa kitaplar dolusu, eee, o zaman?

Burada çok uzun bir zamandır, internette bulunan ve çoğu kez de anlamadan ve yanlış da yorumlanan bir takım alıntıların altına veya üstüne bir şeyler yazmanın ''enternasyonalist komünist'' algısı yaratmanın ötesine geçemeyeceğini tekrarlayıp duruyoruz. Algı yaratma çabası gerçeğin öyle olduğu anlamına gelmez.Solcu olabilmek, komünist olabilmek sadece böyle bir tavra, ve çabaya indirgenmemeli. Güncel ve nesnel olan karşısında pratiğin hem önemli ve hem de belirleyici olduğunu kavramadan gereksiz bir abartılı tavırda ısrarcı olmak sonuçta bir karikatürden başka bir görüntüye yol açmıyor.

Perincek'e dönelim;   solun büyük gövdesince sürekli eleştirilmesinin nedeni Perincek ve partisinde kuramsal bir eksiklik içinde olması değildir. Kuramın yanlış yorumlanması da değildir. Kuramın yanlış yorumlanması bu işin doğasında var ve Marks ve Engels'ten bu yana sürüp giden bir sorundur. Perincek'i ise sorunlu yapan, güncel olan karşısındaki konumlanışıdır. Perincek de sorunlu olan bu. Günceli yanlış yorumlaması, bu nedenle de sürekli bir yanlış konumlanış içinde olması Perincek'i sürekli tartışılır hale getirmiştir. Bir dönem Öcalan'a övgüler düzüp silahlı kuvvetler için hemen her türlü olumsuz görüş bildiren ve faşizmle ilişkilendiren odur ve çok kısa bir süre sonunda bu kez tam tersi bir tutum alan yine odur. Ve bu keskin zikzaklar da çok kısa sürelerde olmaktadır ki, bu durumu nesnellikle açıklamak da pek olanaklı değildir; çünkü nesnellik bu kadar kısa sürelerde bu kadar keskin dönüşümler de göstermez, ve aynı zamanda siyaset de bu kadar kısa sürelerde bu kadar keskin dönüşümleri kaldırmaz. En son örnek; AKP'ye karşı tutumda görülmektedir; içeride dinci faşizmi kurumsallaştırmak isteyen bir partiye dışarıda anti-emperyalist bir mücadele yüklemek sanırım Perincek'ten başkasının aklına gelmez. Anlaşılabilir ve benimsenebilir bir tarz-ı siyaset midir bu?


Şunu söylemeye çalışıyorum; en geniş anlamıyla solcu olabilmenin yolu bile öncelikle güncel siyaseti doğru okumaya bağlı olarak kurama uygun ve tutarlı bir konumlanış içine girmekten geçmektedir. Ezberci anlayışın bu bağlamda bir anlamı ve yararı yoktur. Diyalektik tarzda bir neden sonuç ilişkisi olmadan ortalama bir Marksist kavrayış da edinemeden kolaycı ve ezberci bir yöntemi solculuk, komünistlik ve dahi enternasyonalistlik olarak benimsemek, sadece öyle olduğunu zannetmektir. Yoksa, OLMAK değildir.





Bu ileti en son melnur tarafından 18.01.2020- 20:15 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sol olmak, solcu olmak denizcan 7 2073 05.01.2016- 19:38
Konu Klasör Zalime inat solcu olmak umut 0 1700 26.04.2014- 21:28
Konu Klasör Devlete karşı olmak mı, devletten yana olmak mı? melnur 3 2469 05.04.2016- 23:37
Konu Klasör Sosyalist olmak için ateist olmak mı gerekiyor? melnur 5 3230 22.06.2015- 14:13
Konu Klasör Sosyalist olmak için ateist olmak mı gerekiyor? melnur 17 13685 15.12.2015- 16:39
Etiketler   Solcu,   olmak,   üzerine.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS