SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Suriye sorunu mu, Kürt sorunu mu?           (gösterim sayısı: 147)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.302
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 19.10.2019- 07:50


Suriye sorunu mu, Kürt sorunu mu? -   Kurtuluş Kılçer

ABD’nin Suriye’yi bölme siyasetine, AKP hayır dememiştir. ÖSO üzerinden Suriye’nin bölünmesine yönelik adımlar atmıştır. Başka bir deyişle, ABD Kürtler üzerinden, AKP ÖSO üzerinden Suriye’nin bölünmesine yönelmişlerdir. AKP, PKK’yi gerekçe göstermiş, ABD IŞİD’i gerekçe göstermiştir.

Başlıktaki bu iki soru elbette birbiriyle ilintili. Gelişen siyasi süreçleri birbirinden tamamen bağımsız ele almak mümkün olabilir mi?

Peki bugün Suriye’de ortaya çıkan sorunu tek başına Kürt sorunu olarak ele alabilir miyiz?

Bugün Türkiye kamuoyunda hatta belki de dünya kamuoyunda meseleyi “salt” Kürt sorunu olarak ortaya koyan anlayışlar bulunuyor. “Barış Pınarı Operasyonu” ile birlikte dile getirilen tezler kabaca ikiye ayrılıyor: AKP-MHP bloku ile sermaye devleti tarafından işlenen tez, “ABD emperyalizmi, Suriye’de ortaya çıkan boşluğu kullanarak bir terör örgütü üzerinden bir Kürt devletleşmesini yolunu yapıyor; bu durum ülkemizi de etkiler, buna izin vermeyeceğiz, ABD’nin planını bozacağız” diyor. Karşıt tezde ise, “Suriye’de baskıcı Esad rejiminden kurtulan Kürtler, kendi yönetimlerini oluşturdular. Bu askeri operasyon Kürtlerin imhası, meşru yönetimlerini yıkma ve Kürt topraklarını işgal girişimidir.” deniliyor.

Her iki tezin de ortak noktasında şöyle ya da böyle “Kürt sorunu”nun tarif edildiği açık olsa gerek. “Kürtlere değil teröre karşıyız” sözünden tutun da “Kürtlere karşı savaş ilan edildi” diyenlere; hatta batıda “IŞİD’i yenen Kürtler” propagandasına kadar, tartışmaların merkezine Kürt sorunu ya da Kürtler oturtuluyor.


Bugün Suriye’de yaşanan savaşın sıkışma noktasının, Suriye’nin kuzeyinde emperyalist ABD destekli ayrı bir yönetim bölgesine kaydığı açık. Ancak Suriye’deki savaşın başlangıcının Kürt sorunu olmadığı da herkes için açık olmalıdır. Tam da bu nedenle, Suriye’de savaşın sonlanması başlangıç sorununun çözülmesiyle mümkün olacaktır. Sıkışma noktasının güncel siyasetteki etkisi, sorunun kaynağını görmemize engel oldukça, ne süreci anlayabilir ne emperyalizmi analiz edebilir ne AKP’nin Suriye’deki yanlış ve işbirlikçi dış politikasını ne de Kürt siyasetinin işbirlikçiliğini görebiliriz.

Mesele adlı adınca Suriye sorunudur.

Suriye’de ‘rejim’ değişikliği ABD emperyalizminin öncülüğünde Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin ve “batı” ülkelerinin kurduğu ittifakla sağlanmak istenmedi mi? Suriye’de siyasal İslamcılar, başta İhvan olmak üzere, ayaklandırılmadı mı? Silahlandırılmadı mı? Olmayınca dünyanın bütün cihatçı çeteleri Libya’dan, Sudan’dan, Afganistan’dan, Kafkaslardan Suriye’ye sokulmadı mı?

Önce ‘rejim’ değişikliğini denediler, olmadı. Sonra yıkımı, parçalanması ve bölünmesini gündeme getirdiler. ABD ve AKP ortaktı. “Esad diktatörlüğü” kavramı sadece AKP’nin değil, neredeyse Suriye düşmanlarının dayandığı ortak tanımdı. Büyük güçler düğmeye basmış, uyumlu İslam modeli kurulmuş, cihatçı çeteler devreye sokulmuştu. (Kürt siyaseti de bu tanımdan asla azade değildi.)

İsrail uçaklarla defalarca Suriye topraklarını bombaladı.

Türkiye Rus uçağını bile düşürdü.

Sabah akşam sarıldıkları kimyasal silah yalanını bahane ederek tıpkı Irak gibi Suriye’nin işgaline ramak bile kalmıştı. ABD, kimyasal silah yalanı üzerinden Suriye’yi kaç kez vurdu. (Trump, daha dün kimyasal silah yoktu diye açıklama yapmıştı ama…)

Her şey Siyonist İsrail’in güvenliği içindi…

Rusya’nın devreye girmesi, İran’ın nüfuzunu artırması, Yemen ve Irak’taki yeni gelişmeler, Müslüman Kardeşler hareketinin (İhvan) İslam ülkelerinde yaratmış olduğu yeni sorunlar, Şam’ın direnişi vs. gibi onlarca parametre ile birlikte Suriye’de ‘rejim’ değişmeyince, Suriye’nin bölünmesi gündeme gelmişti. ABD emperyalizmi, Suriye’nin bölünmesi planına geçti ve Kürt kartına oynadı.

IŞİD karşıtlığı söylemi, Suriye’ye müdahalenin kılıfıydı. IŞİD’in iplerinin kimlerin elinde olduğunu herkes biliyor bugün.

ABD’nin Suriye’yi bölme siyasetine, AKP hayır dememiştir. ÖSO üzerinden Suriye’nin bölünmesine yönelik adımlar atmıştır. Başka bir deyişle, ABD Kürtler üzerinden, AKP ÖSO üzerinden Suriye’nin bölünmesine yönelmişlerdir. AKP, PKK’yi gerekçe göstermiş, ABD IŞİD’i gerekçe göstermiştir.

Başından beri AKP’nin Suriye politikasının büyük fotoğrafta emperyalist ABD ile paralel olduğunu hep söyledik.

Peki ya Kürt siyaseti? Kürt siyaseti, Suriye’nin birliğini değil, bölünmesini tercih etti. Emperyalist ABD’nin şemsiyesi altında devletleşme politikasına yöneldi. Kürt siyasetinin yöneliminin ABD ile paralellik arz etmediğini kim söyleyebilir?

Bugün Barış Pınarı Operasyonu’nun “ne olur, kim kiminle” gibi matris çözümü bir yana, Suriye’de ortaya çıkan tablo ve bütün siyasi aktörlerin politik tutumları, geçmişten bugüne yapılanlardan azade ele alınabilir mi?

Bugün meseleyi Suriye sorunu olarak ortaya koymazsak, ortaya çıkacak bakış, dar ve milliyetçi bir çerçeveden ileri gitmeyecektir.

Gerici AKP iktidarının neo-Osmanlıcı Ortadoğu açılımı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir bileşenidir. Başarısız olmuştur.

Kürt siyasi hareketinin, Suriye’nin kuzeyinde ayrı bir devletleşme girişimi, keza aynı şekilde bu projenin alt adımlarından birisidir.

Meseleyi doğru koyacağız. Türk milliyetçiliğinin ya da Kürt milliyetçiliğinin dar ve kör gözlüklerinden bakmak durumunda değiliz. Bugün karşımızda Suriye sorunu bulunmaktadır. Suriye sorununda kim ne söylemektedir?

AKP, Suriye’nin birliğini savunuyorsa, İstanbul’da konsolosluğu, BM’de elçisi bulunan Suriye Devleti ile neden görüşmemektedir?

Kürt siyaseti, Suriye’nin birliğini istiyorsa, ABD ile askeri ilişkisini kesip atacak hatta Suriye’de yıkımın bir numaralı suçlusunu karşısına alacak mıdır?

Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalizmin oyunlarını ve planlarını iyi görmek zorundayız.

https://gazetemanifesto.com/2019/suriye-sorunu-mu-kurt-sorunu-mu-304435/



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.302
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 20.10.2019- 05:52


Orta Doğu'da sorun ABD'nin bölgeyi emperyalist çıkarlarına göre şekillendirmek istemesindendir. (BOP projesi...) ABD buralardan elini ayağını çekebilse, bölge halklarını kendi haline bırakabilse aslında Suriye sorunu da olmazdı; bir trajedi haline gelen Irak   sorununun olamayacağı gibi....Ne var ki, ABD Irak'ta gerçekleştirebildiğini bu kez Suriye'de gerçekleştiremedi. Hem Suriye halklarının Esad'ın arkasında emperyalizme karşı direnişi ve hem de Rusya ve İran'ın da devreye girerek Esad'a destek vermeleri Suriye toprakları üzerinde yaşanan trajedinin ABD lehine sonuçlanmasının önüne geçmiştir. Bu yüzden komşumuzda yaşanan olayı Kürt sorunundan ziyade bir Suriye sorunu olarak ortaya koymak doğru bir yaklaşım olsa bile bölgeyi sorun haline getirenin ABD emperyalizmi olduğunun da her defasında altını çizmekte yarar var.

Yanıbaşımızdaki sorunu Kürt sorunu değil de bir Suriye sorunu olarak ortaya koymak doğru olsa bile bölgede yaşanan bir Kürt gerçeğine her zaman ayrı bir parantez açmakta yarar var.   Bölgede dört ayrı devlete dağılmış olarak yaşayan Kürt halkının kimi unsurlarının milliyetçi bir uyanış/kabarma yaşadığı yadsınamaz. Bu milliyetçi kabarışın varlığı emperyalizm tarafından kaşındığı gerçeğinden bağımsız olarak kabul edilmelidir. Türkiye'de ve   özellikle Suriye'de emperyalizmden bağımsız olarak bir Kürt gerçeği kabul edilmeden bölgede istikrarlı bir barışın olabilmesi mümkün de değildir. Bu bakımdan büyük fotoğrafın bir parçası olarak bölgedeki olayları bir Kürt sorunu veya bir Kürt gerçeği olarak kabul etmenin de çok yanlış olduğunu düşünmüyorum.

Bölge halkları için çözümün emperyalizm karşıtı siyasetlerde yattığı ve en somut ifadesiyle sosyalizm olduğu solun savunacağı perspektiftir. Kürt hareketi için bu bağlamda bir şeyler söylenecekse, Kürt liderliğin sosyalizm hedefinden uzaklaşması, giderek sağa kayması, emperyalist projelerden kendine pay çıkarmayı hayal etmesi hem yanlıştı ve hem de bölgede akan kanın daha da artmasına ve trajik sürecin çok daha fazla uzamasına neden olmuştur diye düşünüyorum. Irak'ta Saddam ve halkların başına gelenlerin kısa zamanda Esad ve Suriye halklarının başına geleceği öngörüsüyle hareket eden Kürt hareketi bu süreçten kendine de bir pay düşeceğini hesap etmişti. Tıpkı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve avanesi gibi. Salih Müslüm'ün Ankara'ya gidiş gelişlerinde altına kırmızı halılar serilmesinin nedeni de buydu. Erdoğan ve Davutoğlu Şam'da Emevi camisinde Cuma namazı kılacaklar, Kürt hareketinin payına da ABD'ye göbekten bağlı bir ikinci İsrail gibi bir devlet düşecekti.

Suriye halkı ve Esad bütün bu gerici planları bozdu.

ABD ve Türkiye şimdi bir anlaşma içinde olsalar bile, sorun hala çok daha büyümüş olarak devam ediyor. Suriye toprakları için Suriye ve onun müttefiki Rusya dışarıda tutularak bölgede bir çözüm olabilir mi? Mümkün değil böyle bir şey. SOÇİ'de Rusya ile yapılan görüşmeler konuların daha da netleşmesine ya da daha da flu bir hal almasına neden olacaktır.

Özetle ABD'nin bölgeyi kısmi de olsa terketmesi BOP planının suya düştüğü anlamına geldiği gibi bölgedeki ''enerji koridoru'' üzerinde kurulması tasarlanan bir Kürt devleti planının da suya düşmesine neden olmuştur. Son gelişmelerle birlikte   bölgede sadece ABD emperyalizminin ve Türkiye'nin değil aynı zamanda Kürt hareketinin de yenilgiye uğradığı söylenebilir. Kısa ve orta erimde hiçbir şey Kürt hareketinin isteği doğrultusunda gerçekleşmeyecektir. Bölgede kazanan Suriye/Esad ve ayrıca Rusya olmuştur. Sanırım Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için ''terörist ESED''in Suriye Devlet Başkanı Esad olma zamanı da geliyor. Yine de daha kesin konuşmak bakımından SOÇİ görüşmelerinin sonuçlarını beklemek gerek.






Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.302
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.10.2019- 07:04


Suriye üzerine kurulan hayallerin   bölgeye taşıdığı bir sorun da bölgeye getirilen cihatçıların savaş sonrası ne olacağı sorusudur. Mustafa Kemal Erdemol bugünkü Cumhuriyet'te haklı   bu soruyu sorarken ''Sadece cihatçılar değil'' demiş, ''Türkiye'nin destek verdiği ÖSO mensuplarının da bir çözülme anında nereye gidecekleri ''sorusunu haklı olarak hatırlatmış.

Erdoğan iktidarının Suriye sorununun başlangıcındaki tutumu neyse, bugünkü tutumu da o. Hiçbir değişiklik yok. Esad'ın iktidarda kalmasını hala hazmedemiyor ve konjöktürün değiştiğini ABD emperyalizminin bile Suriye'de bir siyaset/yönetim değişikliğinin gerçekleşemeyeceğini bir türlü kabullenemiyor. Bence Türkiye için öncelikli sorun da bu. Ve bu anlayış değişmediği sürece Suriye sorununun sorun olarak artarak devam edeceğini söylemek bir kehanet değil. Türkiye bu ÖSO'cuların adını da değiştirerek SMO yapmış, yani Suriye Milli Ordusu! Neresi milli bu örgütlenmenin? Bir yanda hem Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu söyleyecek ve bu bağlamda Rusya ve İran ile yapılan anlaşmanın altına imza atacaksınız, öte yandan bu tür ilişkilere gireceksiniz! Böyle bir şey olabilir mi? Dünya aptal bir siz mi akıllısınız; amacınızın anlaşılmadığını mı sanıyorsunuz?

Erdemol yazısında bu ÖSO'cu militanların kökenlerine ilişkin bilgi veriyor: ''BM’nin konuya ilişkin raporlarından birinde, 110 ülkeden 40 binden fazla yabancı cihatçının hem Suriye’ye hem de Irak’a gittiği yazılıdır. King’s College London’daki Uluslararası Radikalleşme Çalışmaları Merkezi (ICSR) tarafından resmi, akademik ve diğer verilere dayanarak hazırlanan Temmuz 2018 tarihli bir çalışma vardır. Burada da 80 ülkeden 41 bin 490 IŞİD mensubunun çatışmalarda yer aldığı vurgulanır. Bunların 32 bin 809’u erkek, 4 bin 761’i kadın, 4 bin 640’ı da çocuktur. Bunların da 18 bin 852’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan, 7 bin 252’sinin Doğu Avrupa’dan, 5 bin 965’inin Orta Asya’dan, 5 bin 904’ünün Batı Avrupa’dan, 1010’unun Doğu Asya’dan, 1063’ünün Güneydoğu Asya’dan geldiği de belirtiliyor.'' Suriye devletinin meşru bir ordusu varken bu cihatçı militanlara Suriye Milli Ordusu payesi vermek de neyin nesi?

Yazıyı yazarken bir yandan da kulağım Tele1 haberlerde. HDP eşbaşkanı eşbaşkanı Temelli'nin açıklaması da rahatsız edici. Daha dün Suriye merkezi hükümetinin muhatap alınması gerektiğini söylerken, bugün PYD'nin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik örgütünün muhatap alınması gerektiğini söylüyor. Dönüyorlar, dolaşıyorlar bölgedeki Kürt gruplarının hamiliğine soyunmaktan başka bir açıklama bulamıyorlar. Bu tür açıklamaların Türkiye partisi olma konusunda hiçbir inandırıcılık içinde olamayacaklarını ve kamuoyunda ''PKK-PYD'nin uzantısı'' algısını pekiştirmekten ve haklı çıkarmaktan başka bir işe yaramayacağını anlayamıyorlar.

Bu da bir başka sorun, diyelim ve geçelim.

NOT: Mustafa Kemal Erdemol'un yazısı için bakabilirsiniz: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1638723/Cihatcilar_nereye_gidecek_.html




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.302
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 22.10.2019- 02:12


Yazılı medyada rastlayamadım ama,   Tele1'de Sedef Kabaş'ın sunduğu programda sanırım Hüsnü Mahalli söylemiş; ABD üst yönetiminden Trump da dahil, Türkiye'ye karşı ''gerekirse askeri operasyon'' yapılabileceği şeklinde bir haber dillendirilmiş. ''Aptal olma'' şeklinde şaklabanlıklar yapan bir devlet başkanının yönetiminde böyle bir söz de çok fazla geripsenmemeli ama, bu ülke bu hale nasıl geldi sorusu da önemli değil mi? Suriye konusunu bu kadar içinden çıkılmaz bir hale getiren ve bölgeye kafa kol kesen cihatçıların doluşmasına yol açan bir siyasetin baştan sona yanlış olduğunu anlayabilmek bu kadar zor mu?

Erdoğan'ın bilinç altında hala Esad'ın gitmesi var. Kürt sorunu, PYD, terör koridoru bana hiç inandırıcı gelmiyor. Ya da ''tek neden değil'' diyelim. Türkiye yönetimi hala İHVAN hayalleri kuruyor. Anlaşılmaz bir şey.   Ve bu hayallerin gerçekten bir hayal olduğu anlaşılmadığı sürece Suriye sorununun akılcı bir çözüme ulaşabilmesi mümkün olabilir mi?



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Kürt halkı hafife mi alınıyor? melnur 2 92 03.11.2019- 04:26
Konu Klasör Kürt hareketinin Türkiyelileşmesi... melnur 3 465 21.02.2019- 06:19
Konu Klasör Kürt sorunu Kürdün sorunu mu? denizcan 0 1396 06.01.2016- 20:18
Konu Klasör Suriye Komünist Partisi: Zafer Suriye’nin olacak! melnur 0 1138 16.12.2016- 09:54
Konu Klasör Suriye Komünist Partisi: Zafer Suriye’nin olacak! solcu 1 2564 26.09.2014- 18:17
Etiketler   Suriye,   sorunu,   Kürt
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS