SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
AKP’nin sınırları var mı?           (gösterim sayısı: 105)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 31.10.2019- 07:40


AKP’nin sınırları var mı?


Kimi zaman AKP doğrudan “faşist diktatörlük” kimi zaman emperyalizmin istemediği bir aktör olarak değerlendiriliyor, kimi zaman sermayenin (İstanbul sermayesi deniyor) karşıya aldığı tespitleri yapılıyor kimi zaman da klasik bir İslamcı siyaset olarak görülüyor.

Resim Ekleme
Ali Ateş

AKP’nin 17 yıllık iktidarını kendisinden önceki burjuva siyasi hareketlere göre değerlendirdiğimizde AKP’yi farklı bir yere koymak gerek. Öncelikle uzun süre iktidarda kalması ve bundan daha önemlisi ise Türkiye’de yeni bir rejimin temellerini atması, AKP’yi diğer sermaye partilerinden farklı kılıyor.

Düzen siyasetinde Menderes dönemi de benzer bir kırılmaya tekabül eder. Tek partili dönemden çok partili döneme geçişte Demokrat Parti’nin oynadığı rol, düzen siyasetinde etkili bir kırılmaydı. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya sisteminde ortaya çıkan yeni gelişmeler doğrudan Türkiye kapitalizmini ve sermaye devletini yeni duruma uyum arayışını nasıl gündeme getirmişse, iki kutuplu dünyanın sona erişiyle birlikte ortaya çıkan uluslararası durum, Türkiye sermaye devletinin yeni koordinat noktaları oluşturmasını da gündeme getirmişti. Bu açıdan 17 yıllık AKP iktidarını değerlendirirken uluslararası alanda yaşanan gelişmeler, devletin güvenlik ve dış politikadaki makas değişimleri, kapitalizmin ihtiyaçları, emperyalizm tercihleri veri kabul edilmeden AKP’nin yerini ve misyonunu değerlendirmek mümkün değildir.

AKP ucube değil köküne kadar sermaye partisidir

AKP’nin siyasi kimliği önemsiz değil, ancak AKP’yi bu genel fotoğrafın dışında bir değerlendirmeye tabi tutmak çok ama çok eksikli bir yaklaşımdır. Bir yandan siyasal İslamcı bir kimlik diğer yandan kapitalist sistemin ihtiyaç duyduğu bir sermaye partisi arasındaki korelasyon. İşte böylesi bir bütünlük hem AKP’nin niteliğini ortaya koyarken hem de AKP’ye dönük değerlendirmelerde kafa karışıklığının da sebebi haline geliyor. Kimi zaman AKP doğrudan “faşist diktatörlük” kimi zaman emperyalizmin istemediği bir aktör olarak değerlendiriliyor, kimi zaman sermayenin (İstanbul sermayesi deniyor) karşıya aldığı tespitleri yapılıyor kimi zaman da klasik bir İslamcı siyaset olarak görülüyor. Aslına bakarsanız, AKP’ye dönük bu tespitlerin özünde sermaye sınıfı ve emperyalizm olgusu, uluslararası kapitalist sistemin ihtiyaçlarının yok sayılması bulunuyor.

AKP, siyasal İslamcı bir partiden “uyumlu İslamcı” bir güç olarak tam da kapitalist-emperyalist dünya sisteminin ve bunun bir bileşeni olan sermaye sınıfının ihtiyaçları ve çıkarlarıyla malul bir nitelikle doğdu ve iktidara oturdu. 17 yıllık iktidar süreci, bu çerçevenin dışına hiç çıkmadı. Zaman zaman ortaya çıkan gerilimler ya da “sınır zorlamaları” çizilen çerçeveyi hiçbir zaman delmedi. Bu gerçek ortaya konulduğunda, AKP’ye dönük eleştirilerin özellikle düzen cephesindeki yansımaları aslında uluslararası sermayenin, bununla işbirliği içinde bulunan sermaye sınıfının ve emperyalist dünyaya entegre olan sermaye devletinin çıkarlarıyla ilgili olduğu doğrudan görülebilir. Buradaki sorun, AKP’ye dönük eleştirilen düzen içi niteliğinin, düzen karşıtı güçlere de sirayet etmesi. AKP sanki bir sermaye partisi değilmiş gibi algılanması, sermayenin bile AKP’ye karşı durduğu, emperyalizmin AKP’yi defterden sildiği gibi bir “muhalefet türü” karşımıza çıkıyor. Özünde liberal muhalefet, düzen karşıtı güçlerin de muhalefeti haline gelmiş, düzen karşıtı sol siyaset aslında liberal siyasetin güdümüne girmiş bulunuyor.

AKP’nin sınırları
AKP’nin 17 yıllık iktidarı sürecinde yaşama geçirdiği gerici dönüşümler, burjuva demokrasisinin reddettiği olgular olarak değil, sermaye sınıfının çıkarlarıyla uyumda aransaydı, gericilik ve sermaye arasındaki bağ net bir biçimde kurulabilecekti. Ancak AKP’yi “burjuva demokrasisinin bile” gerisinde gören anlayış AKP’ye dönük liberal muhalefetin parçası haline gelmeyi de beraberinde getirmiştir. Tam da buradan söylenmesi gereken önemli olguyu şöyle ifade edebiliriz: AKP’yi belirleyen ve sınırlarını çizen bizatihi kapitalist sistemin ihtiyaçlarından başkası değildir. Temel belirleyenin bu olması, AKP’nin sınıflar üstü bir yere yerleştirilmemesi gerektiğini gösterdiği gibi aynı zamanda AKP’nin sınırlarını da fazlasıyla belirlemektedir.

AKP’yi ele alırken düzen siyasetinin bazı temel noktalarını bir kez daha ifade etmek gerekiyor. Sermaye, devlet, emperyalizm ve toplumsal destek. Bütün bu olguları da kendi içlerinde “homojen ve biricik” güçler olarak görmeden, bu güçlerin de kendi içinde parçalardan oluştuğunu bilerek bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. AKP’nin 17 yıllık süreci bu güçlerle kurduğu ilişkide saklı olduğu gibi, yaşadığı gerilimleri de yine bu güçlerle girdiği ilişkilerdeki sürtünme olarak görmek gerekiyor. Ve bütün bunlara eklenmesi gereken asıl olgu ise kapitalist ekonominin yapısal krizlerdir. AKP’nin vücut bulmasında bu güçlerin çıkarlarının bileşkesi nasıl rol oynamışsa, AKP’nin sınırlarını da belirleyen bu olgular olduğunu bir kez daha ifade etmek gerekiyor. Bu manasıyla, AKP’yi ucube bir varlıkmış gibi gösteren siyaset algısı, dönem dönem AKP’yi mutlak bir güç haline getirmiş; bugün ise AKP’nin de siyasetin yasalarına tabi olduğu gerçeği karşısında çözülmeye başlamıştır.

AKP misyonu bitti mi?

17 yıllık iktidarında AKP, gerici dönüşümlere tek tek imza atarken, siyasi ve toplumsal gelişmelerin karşısında kendi gücünü koruyup koruyamayacağını göreceğiz. Ancak ilk elden söylenmesi gereken şudur: AKP misyonunu oynamıştır. Bugün AKP’nin yeni bir misyon yüklenmesi içinden geçtiğimiz kesitte ciddi bir zorluk barındırırken aynı zamanda AKP’nin 17 yıllık iktidarının yaratmış olduğu tahribat, sürtünme ve yıpranmışlık veri alınmak durumundadır. AKP’yi ucube bir parti haline getirip, düzenin ihtiyaçları ile AKP arasındaki gerilimleri merkeze koyarak düzene uyum eksenindeki muhalefet çizgisinin de sonuna gelinmiş bulunuyor.

AKP’nin misyonu belli bir dönemin ihtiyaçları tarafından belirlendi. Emperyalizmin siyasal İslamcılık üzerinden Ortadoğu’ya müdahalesi, iki kutuplu dünyanın dengesinde varlığını koruyan 1923 Cumhuriyet’inin yeni sürece entegrasyonu ve diğer rejimler gibi yıkımı, ülkenin emperyalist yağmaya tam boy peşkeş çekilmesi gibi. AKP 17 yıllık iktidarıyla birlikte ciddi yol aldı. Bugün ise değişen siyasi yeni şartlar AKP’yi fazlasıyla zorlamaktadır. Siyasal İslamcı modelin Ortadoğu’da başarısızlığı, çok kutuplu dünyada yeni dengeler, gerici rejimin burjuva düzende yaratmış olduğu tahribat, toplumsal desteğin AKP açısından azalması ve bunun nedenlerinden birisi olan ve sermayeyi de kaygılandıran ekonomik kriz. AKP içinde başlanan tartışma ve yeni siyasi oluşumların ortaya çıkacak olması, 31 Mart seçimlerindeki tablo AKP’nin sınırlarının ne olduğunu yeterince göstermektedir.

https://gazetemanifesto.com/2019/pusula-akpnin-sinirlari-var-mi-294536/




Bu ileti en son melnur tarafından 31.10.2019- 07:52 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.11.2019- 07:19


Özellikle son iki seçimde AKP'nin geriletilmesi ve yerel iktidardan uzaklaştırılması konusunda toplumda oluşan fikir ve eylem birliğinin dışında kalan kesimler sonucun da bir ölçüde şaşırtıcılığı yanında düştükleri ''ayrıksı'' durumu savunma yönünde çaba harcıyorlar ve bu konuda durumlarına uygun teoriler üretmeye çalışıyorlar. Ama olmuyor; bana göre bir an önce bu zorlama tutumlardan da vazgeçmek gerekiyor.   Gazetemanifesto'dan aldığım bu yazı da aynı nitelikte;   ''bize göre AKP sermayenin has partisidir ve AKP'ye değil düzen karşıtı bir pozisyon alınmalıdır'' denilmeye çalışılırken zevahiri kurtarmaktan başka bir dertleri de bulunmamaktadır.

Evet, AKP sermayenin has bir partisidir; tıpkı 1950'yi baz alacaksak bugüne kadar iktidara gelmiş olan diğer sağ partiler gibi.   Ama nesnellik sadece bu değil. Türkiye'de siyasetin fotoğrafı çekilecekse böyle bir saptama fotoğrafın sadece bir yanını göstermekten başka bir işe yaramaz. Gazetemanifesto, daha doğrusu Türkiye Komünist Hareketi yanılıyor. Yanılıyor ve hata üstüne hata yapıyor. Ülke siyasetini seçimlerde aldığı pozisyona göre yorumlamak zorunda olduğu yanılgısına düşüyor ve bu nedenle yanlış bir okuma yapıyor ve hem üyelerini ve hem de izleyenlerini yanlış bir kulvara sürüklüyor. Çok yineledik; AKP'yi devre dışı bırakan, doğrudan ve tam boy karşıya almadan bu ülke siyasetine yönelik doğru bir okuma yapıldığını iddia etmek ve sonuçta doğru bir konumlanış alarak doğru bir siyaset üretmek mümkün değildir. Umarım TKH bu yanlışı daha uzun bir süre götürmez.

AKP öteden beri söylenildiği gibi cumhuriyet tarihinin en gerici ve en karşı devrimci partisidir. Dün de böyleydi, bugün daha da böyle! AKP portföyünde ne varsa devlet haline geldikten sonra ortaya dökmüş ve dinci ve kinci bir nesil yaratma ve ''cumhuriyet parantezi''ni kapatma yolunda doludizgin yol almaktadır. Bu gerçeği, ''sermaye böyle istiyor'', ''kapitalizmin zorunlu uğrağı'' ''tıkanmışlığa çözüm'' olarak ortaya koyarak AKP'yi silikleştirmeye çalışmak iki seçimde yapılan hataları sürdürmeye çalışmaktan başka bir işe yaramaz. Yanlıştır. AKP'nin değirmenine su taşımaktır. Bana göre işin kötü yanı, bu yanlışlığın TKH yöneticileri tarafından da bilinmesi ve kör gözüm parmağına misali zevahiri kurtarmanın peşine düşülme gayretidir.

Sanki AKP'nin ''sınıflar üstü bir parti'' olduğunu söyleyen var! Böyle bir şey olabilir mi? Bunu nasıl söylersiniz! AKP gericiliği ve karşı devrimciliğinin altını çizmek ve özellikle seçimlerde geriletilmesi ve mümkünse düşürülmesi neden AKP'yi sınıflar üstü bir mecraya sürüklesin? Daha doğrusu düzen karşıtı olmanın siyasete yansısı bu tür partilerin ne olup bittiğini topluma tam olarak anlatmaktan geçmiyor mu? Böyle bir gerçekçi tavır sosyalist mücadelenin önünü mü açar yoksa daraltır mı?   Kindar ve dindar bir neslin yaratılma çabalarının, laikliğin kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılmasının ve cumhuriyet kazanımlarının toptan ortadan kaldırılmasının daha da ileri taşınması ve karşı devrimin kurumlaşması sosyalist sola alan açıcı bir nitelikte görülüyor olabilir mi? Tabii ki hayır. Söylemiştim; TKH zevahiri kurtarmaya çalışırken daha da yanlış bir zemine yuvarlandığının farkında değil. Bu tavrın ne ülkeye ve ne de TKH'ye bir yararı olacak.   Umarım bir sonraki seçimlere katılırlar da bu tutumlarının toplumdaki karşılığının ne olduğunu görebilirler.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.11.2019- 04:33


Bu akşam,-ne akşamı saatten haberin var mı?- neyse, lafın gelişi, bu akşam başka bir başlıkta yaptığım yorumun bir kısmını buraya aktarmakta yarar var. Konuyla ilgisi olduğunu düşünüyorum ve daha sonra burayla olan ilgisi yapılan yorumlarla pekiştirilebilir:

''Kimse demokrasi mücadelesinin sınıf mücadelesi yerine ikame edilmesi gerektiğini söylemiyor, savunmuyor.   Ne var ki, -analize gerek de yok- AKP karşıtlığında yerini almanın ve AKP'yi iktidardan uzaklaştırma çabasının bile sınıf mücadelesinin zorunlu bir parçası olduğunu neden gözardı ediyoruz. Şu basit örnekler için bile kapitalist düzenin zorunlu uğrağı denilip, ''iyileştirilemez'' saptamasında bulunmanin küçücük bir akılcı yanı olabilir mi?

Hem kayyum rezaleti ve hem de rutine dönmüş örnekteki yasaklama ve baskılar başta Suriye olayı olmak üzere yükselişe geçen kaba milliyetçilik rüzgarının sürekli canlı tutulması ve altının sürekli harlanması çabasından başka bir şey değildir. Son anketler de onu gösteriyor; Erdoğan AKP'si yükselişte. Ülkede milliyetçilik rüzgarı arttığında AKP-MHP ittifakı puan topluyor. Ülke gündemnde iyi olan, halk yararına olumlu sayılabilecek hiçbir şeyin olmadığı koşullarda iktidar ittifakının oylarındaki artış bulunmaz bir nimetdir, bu yüzden kayyum olayının da, örnekteki uygulamaların da ardı arkası kesilmeyecektir. Bu ve benzer onlarca, yüzlerce örneğin yaşandığı bir ülkede ''kapitalizmin geldiği son nokta'' veya ''sermaye devleti böyle istiyor'' şeklinde gerekçeler üreterek AKP'nin igeriletilmesi çabasını önemsizleştirme anlamına gelecek söylemlere kalkışmak bir daha tekrar edelim, boylu boyunca AKP'nin değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir.

Umarım bu yanlıştan en kısa sürede dönülür.''

https://www.solpaylasim.com/k7915-su-bitmeyen-kayyum-meselesi-.html#c24988



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Metin Akpınar: Devrim lazım... melnur 1 284 25.03.2019- 08:20
Etiketler   AKP’nin,   sınırları,   var,  
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS