SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Metin Çulhaoğlu: Ütopya kalmadı distopya verelim...           (gösterim sayısı: 94)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 12.11.2019- 06:46


Ütopya kalmadı distopya verelim - Metin Çulhaoğlu

Ütopya, bugün var olmayan (hiçbir yer), ama iyi ve arzu edilir bir topluma işaret eder. O toplumda, yoksulluk, haksızlık ve adaletsizlik gibi olumsuzluklar artık yoktur. Distopya ise tam tersidir. “Distopya”, büyük acıların, haksızlıkların ve adaletsizliklerin yaşandığı, sıkı denetim altında tutulan totaliter bir toplumu anlatır.

Ütopya örneklerine Platon’un Devlet’iyle başlayanlar vardır. Ama daha sonraki dönemlerde en fazla bilinen örnekler Thomas More’un Ütopya’sı, Campanella’nın Güneş Ülkesi ve Francis Bacon’un Yeni Atlantis’idir.
Diğerinde, distopyada, örnekler tarih sırasına göre “Cesur Yeni Dünya” (Huxley), Hayvan Çiftliği ve 1984 (Orwell), Fahrenheit 451 (Bradbury), “Sineklerin Tanrısı” (Golding) diye gider.
Bunlar, seçtiğimiz örneklerdir.

***

Platon’un Devlet’i hariç yaygın bilinen ütopya örnekleri 16. ve 17. yüzyıllara aitken distopya örnekleri hep 20. yüzyılın, bu yüzyılın özellikle 1930 sonrasının ürünleridir.

Ütopyaya damgasını vuran ana tema bilgi, bilgelik, hümanizm ve paylaşımcılık iken distopyada insan doğasının “kötülüğü” ön plana çıkar.

Distopya yazarları arasında anti-komünistler de vardır; ama hepsi böyle sayılamaz. Onların da mevcut düzene ilişkin eleştirileri vardır. Var olanın eleştirisi açısından geçmişin ütopyacılarından belirgin farklılıkları şudur: Ütopyacılar “(…) olsa ne iyi olur” derken, distopyacılar “(…) olmadığı için her şey daha kötüye, en olumsuz neyse oraya gidecek” der...

Sonra, görece eski sayılabilecek distopya örneklerinde “insan doğasının kötülüğü” ön plandayken, daha yakın dönemlerde ve özellikle sinemada “insan doğasından” çok teknolojinin totaliter amaçlar için kullanılması ağırlık kazanır.

Nihayet, gene sinemadan hareket edersek, distopik toplumun merkezi kontrollü, tek tip hale getirilen insanlara soluk aldırmayan ana akım örneklerinin dışında, tersine her şeyin belirsizleştiği, örneğin büyük bir felaketi izleyen “kaotik” versiyonları da ortaya çıkmıştır.

***

Bütün bunları neden anlatıyoruz?  

Kaynağında ütopyacılığın da olduğu söylenen sosyalizm, insanlık tarihinin iki yüzyılına damgasını vurmuştur. Eski tarz ütopyalara boşluk bırakmayacak kadar güçlü bir damga olmuştur. Ütopyalara yer kalmayınca, 20. yüzyılla birlikte bu kez distopyalar peş peşe gelmiştir. Başlarda, var olan sosyalizme olumsuz ima ve göndermeler de içeren anti-komünist örnekleriyle, ardından var olan sosyalizm de kalmayınca bu kez kapitalizmin dünyayı ve insanlığı sürüklediği yerlere işaret eden versiyonlarıyla birlikte…

Çok net bir “veri” değil midir: Bugün kapitalizm, geleceğe kafa yoran insanların düş güçlerine ancak distopya girdisi ya da esini sağlayabilmektedir!

Üstelik bilim ve teknolojideki “muazzam” ilerlemelere rağmen…

Siz son 30 yıl içinde, küreselleşmiş ve ileri teknolojiyle donanmış kapitalizmin daha eşit, daha adil, daha insanca, yoksulluğun ortadan kaldırıldığı mutlu bir gelecek vaat ettiğini ileri sürebilen ciddi birine hiç rastladınız mı?

Demek ki artık belirli bir noktaya gelinmiştir; burasının “son nokta” sayılması ve buna göre hareket edilmesi gerekmektedir.

***

Asıl vurgulamak istediğimiz nokta ise şu: Yeni ütopyalar, distopyalara panzehir olamaz. Oturup “Allah sonumuzu hayır etsin” diye beklenmeyecekse, distopyaların karşısına çıkarılması gereken, iki yüzyıl boyunca ütopyalar için boşluk ve zemin bırakmayan sosyalizmdir.  

Biraz güç gelebilir.

Ama gene de “el insaf” diyoruz: Günümüz Türkiye’sinde AKP’nin ne olacağı, Davutoğlu ve Babacan’ın neler koparabileceği, parlamenter sistemin geri gelip gelmeyeceği, erken seçime gidilip gidilmeyeceği gibi güncel soruların belirlediği meşgaleyle ütopyalar arasında hiç mi boşluk yoktur?

“Sosyalist aydın” diye bir kategori gerçekten varsa, bu aydın az önce sözünü ettiğimiz güncel meşgale ile ütopyalar arasında kalan o alabildiğine geniş boşlukta çözümleme yapacağı, fikir üreteceği ve elbette en önemlisi gerekli müdahale ve girişimlerden çekinmeyeceği alanlar hiç mi bulamaz?

Sonuçta diyoruz ki güncel siyasal duruma ilişkin çözümlemeleri gene yapalım; ama artık yavaş yavaş bunların ötesine geçelim, işi yeni ütopyalara da vardırmadan aradaki o velut (verimli, doğurgan) boşluğa odaklanalım.

Yoksa bizlere de “ütopya kalmadı distopya verelim” diyecekler…




Bu ileti en son melnur tarafından 12.11.2019- 06:47 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.11.2019- 09:00


Kısaca, güncel siyasi duruma ilişkin çözümlemeler de olmalı, bu çözümlemeler ışığında bir siyasi pozisyon da almalı ve en önemlisi bütün bunlar yapılırken sosyalizm perspektifinden hiç vazgeçmemeli... Başka başka arayışlara ve Çulhaoğlu'nun dediği gibi ütopyalara ihtiyaç yok. Sosyalizm Marks tarafından bilimsel bir temele oturtulduğundan beri başka arayış ve ütopyalara ihtiyaç kalmamış ve bu konudaki boşluk doldurulmuştur. Bütün bunlar tartışmasız doğru. Doğru ama, yeterli değil. Bence Çulhaoğlu'nun altını çizdiği doğrular 21. yüzyıl Türkiye'sinde çoğunlukla aşılmıştır. Bugün bilimsel sosyalizme rağmen, hala başka ütopya arayışı içinde olanlar varsa, onları devre dışı bırakmak gerek, kendilerini nasıl tanımlıyor olsalar da...

Asıl sorun, bu noktadan sonra başlıyor.

Gerçekten de üstteki paragrafta söylenenlere imza atacak onlarca, yüzlerce insanımızın var olduğunu bildiğimiz ülkemizde, bu insanların büyük çoğunluğunun bu gerçeklik doğrultusunda davranmaması asıl sorun değil mi? Hem ''sosyalizm'' diyebilmek ve hem de sosyalist olmadığı bilinen örgütlerin içinde bulunmak veya geniş ölçüde örgütsüzlüğü seçmek başlı başına bir çelişki değil mi? Masaya yatırılması ve çözümlenmesi gereken sorun bu değil mi?

Ütopyası daha güzel bir dünya ve Türkiye olan bir insanın CHP veya HDP içinde bulunmasının gerekçeleri ne ise, bu gerekçelerin ortan kaldırılması yönünde kafa patlatmak gerekmiyor mu? Ya da daha güzel bir dünya kurulabilmesinin yolunun kitlesel bir devrimci irade ve mücadeleye bağlı olması gerçeğine rağmen sosyalist dünyayı dilinden düşürmeyen bir insan neden bu mücadeleye etkin bir şekilde katılmaz? Ya da toplumsal bir güç olma konusunda başlıbaşına bir sorun yaşayan Türkiye sosyalizminin irili ufaklı bir yığın örgüt/parti içindeki dağınıklığının önüne geçilmesi ve en azından aralarında fazla farklılık bulunmayanların bir araya gelmesi sağlanamaz?

Somutlaştıralım, Metin Çulhaoğlu, Yalçın küçük, Kurtuluş Kılçer, Kemal Okuyan, Aydemir Güler ve şu anda aklıma da gelmeyen bir yığın ''benzer'' isim aynı yapı içinde bulunma zorluğunu neden yaşar? Asıl sorun, kurtuluşun sosyalizm olduğunun bilinmesine rağmen aramızdaki ufak tefek farklılıkları aşmak ve bir yapı içinde bir araya gelmek konusunda yaşanmıyor mu?

Hep aynı gerçekle yüz yüze kalıyoruz: Kalabalıkların bakması için kalabalık olmak gerekiyor. Önce ''sosyalizm'' diyenleri bir araya getirelim; bu konuda   gerçekten samimi çabalar gösterelim, gerisi gelecektir.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Elitmişiz! - Metin Çulhaoğlu melnur 0 182 13.07.2019- 10:48
Konu Klasör Akıl akıldan üstündür - Metin Çulhaoğlu melnur 2 106 30.11.2019- 11:21
Konu Klasör İki soru ve öldüren cazibe - Metin Çulhaoğlu melnur 1 172 17.09.2019- 07:39
Konu Klasör Gezi ruhuyla el ele verelim dayanışma 1 2004 30.07.2015- 00:44
Konu Klasör Boykota hazırız!Dünyayı Verelim Çocuklara solcu 1 2352 11.02.2015- 13:21
Etiketler   Metin,   Çulhaoğlu:,   Ütopya,   kalmadı,   distopya,   verelim.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS