SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Muhalefet var mı; ya sosyalizm...?           (gösterim sayısı: 2.894)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

36 kere teşekkür etti.
50 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 04.12.2019- 14:38


Bugün İLERİ'de Can Soyer'in yazısı ( https://ilerihaber.org/yazar/muhalefet-var-mi-var-107049.html ) ile Birgün'de ''ÖDP’den olağanüstü kongre kararı: Umut olacak bir seçenek için...'' başlıklı yazıları ülkedeki sosyalist muhalefetin yetersizliği ve nasıl olması gerektiği konusuna odaklanmış. Can Soyer yazısında. ''...termik santrallere filtre takma zorunluluğunu erteleyen yasa tasarısı'' için toplumda ortaya çıkan muhalefet üzerinden, haklı olarak, ''...Türkiye’de bir muhalefetin mevcudiyeti ile sosyalist hareketin bu muhalefetle ilişkisizliği, nesnel koşulların uygunluğuyla veya siyasal iktidar baskısının boyutlarıyla açıklanabilecek seviyeyi çoktan geçmiştir. Ortada yapısal ve kangrenleşmiş bir sorun vardır ve o sorun sosyalist siyasetin stratejik düşünme becerisini (ve hatta, isteğini) kaybetmiş olmasıdır.

Yoksa muhalefet var olmasına var.

Olmayan şey bu muhalefetin temsilciliğini üstlenecek, ona siyasal ve örgütsel bir beden verecek, bir kitleselleşme stratejisine de sahip olan mücadele kulvarı.

Olur mu? “Elbet olur” da diyebiliriz, “olmak zorunda” da diyebiliriz.

Hangisini dediğimiz önümüzdeki mücadele evresinde ayırt edici bir özellik olacak.''
diyerek bitiriyor yazısını...

BirGün'de ''ÖDP'nin olağanüstü kongre kararı...'' başlıklı yazıda ise şöyle deniyor:

''MUHALEFET BLOKU SAĞ SİYASET İZLİYOR

Türkiye’nin içine sürüklendiği çürüme ve kriz ortamında halka umut verecek bir seçeneği yaratmanın öneminin ifade edildiği metinde, “Muhalefet bloku yerel seçimlerde görece bir güç kazanmış olsa da siyasal İslamcı rejime karşı bir seçenek oluşturmaktan uzak bir durumda. Rejimin tadil edilmesine dayanan sağ siyasetlere yüzünü dönen muhalefetin alternatif ortaya koyamadığı koşullarda ülkemiz topyekün bir çürümeye sürükleniyor. Türkiye’yi bu cendereden çıkartabilmek ve emekçi halkın başına bin birli türlü çorap örmüş bu zalim iktidarı yenebilmek için emekçi halka umut verebilecek bir seçeneğin güçlü bir biçimde ortaya konulmasına ihtiyaç var” denildi.''


https://www.birgun.net/haber/odp-den-olaganustu-kongre-karari-umut-olacak-bir-secenek-icin-278659

Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda düzen muhalefetinin ÖDP'nin açıklamasında da vurgulandığı gibi dinci faşizm karşısında   ''görece bir güç kazanmasına'' rağmen ''seçenek oluşturmaktan uzak bir durumda'' olduğu saptamasında bulunuyor. Doğru. Muhalefet bloğunun ''sağ siyaset'' izlediği de doğru. Sosyalist siyasetin kitleselleşme konusunda sıkıntı içinde olduğu, var olan toplumsal muhalefete öncülük edebilecek bir siyasetten yoksun olduğu da doğru.

Soru hiç değişmiyor, ne yapmalı ve nasıl?

Öncelikle düzen muhalefetinin izlediği siyaset konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapmak gerekiyor sanırım. Ben de öteden beri özellikle CHP muhalefetinin sağa kaydığını ve Erdoğan'a muhalefeti sağcılaşarak yapmaya çalıştığını söylüyorum. Amaç eğer Erdoğan AKP'sini geriletmek, iktidardan düşürmekse farklı bir siyasetle bunu gerçekleştirebilmenin mümkün olup olmadığı sorusuyla birlikte ele alındığında, CHP'nin izlediği siyasete ''yanlış'' diyebilmek mümkün mü? Bence öncelikle bu konu mercek altına alınmalıdır. Bu bir!

İkincisi, ülkede AKP ve Erdoğan gerçekliğini ikincil hale getiren bir bakış açısının -nasıl olursa olsun-doğru bir siyaset olduğunu, hatta sol-sosyalist bir siyaset olduğunu iddia edebilmek mümkün olabilir mi? Daha somutu, Erdoğan ve AKP bağnazlığını şu ya da bu şekilde zayıflatacak bir ''model/pratik'ten yoksun bir siyasi çizgiyi muhalif veya sosyalist bir siyasi çizgi olarak yorumlayabilmek mümnkün olabilir mi?

Hiç sanmıyorum!

Bu konuyu tartışılır hale getirmeye çalışmak bile bence gerici bir siyasi tutumdur. Bir sosyalist parti öncelikle kendi üye ve sempatizanlarına bu doğrultuda bir tutum almaya yöneltmelidir. Böyle bir muhalif çizgide bulunmanın Türkiye nesnelliğinde bir zorunluluk olduğunun altını çizilmelidir. Sosyalistlerin ayaklarının bastığı zeminin bu olduğu, buradan bir adım geriye atılmasının mümkün olmadığı, sosyalist mücadelenin de bu zemin üzerinden yürütülmesi gerektiği, bu zeminin siyasi ve dinci gericiliğin saldırısı altındayken bu konunun göz ardı edilemeyeceği ve değerlendirme dışı tutulamayacağı...-evet, üyelere ve sempatizan kitleye anlatılmalı, belletilmelidir. Sonrasında kitleyle bağ kurabilmek adına ne yapılmak gerekiyorsa o yapılabilir.

Ve üçüncüsü; eğer sosyalist mücadele adı verilen sınıfsal pratik AKP ve Erdoğan gerçekliğini görmezlikten gelecek, ikinci plana atacak veya düzen muhalefeti ile eşitleyecek bir yaklaşım anlamına geliyor ve böyle yorumlanıyorsa, bu siyasal tavırdan ne ülkeye ve ne de sosyalizme bir yarar gelmeyecektir.

Şimdilik şu soruyla tamamlayalım: Erdoğan AKP'sinin sıradan bir düzen partisi olmasının çok ötesinde bir anlama sahip olduğu ve bu partinin açık seçik ''parantez kapatma'' gibi bir uğraş içinde olduğu gerçeğine ne oldu?




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 07.12.2019- 09:26


Hangi muhalefette ne eksik? - Metin Çulhaoğlu

Türkiye’de siyasetin bugünkü durumu konusunda bir değerlendirme yapmak için öncelikle iki tarafa bakmamız gerekecektir. Bunlardan biri, Saray ve oradaki baş siyasetçi ile ortağı MHP’dir. Diğer tarafta ise, CHP’yi ve İyi Parti’yi görüyoruz.

HDP’yi bu tablonun dışında tutuyoruz.  

Siyasal öznelerin asıl niyetleriyle, en başında yapmak istedikleriyle koşullar sonucunda yapabilecekleri/razı oldukları arasında bir açının olması normaldir. Bu açı bazen büyür bazen küçülür. Kimi özneler söz konusu olduğunda büyük, başkalarında küçüktür.

Böyle bakıldığında iki taraf arasında bir fark göze çarpmaktadır.

Saray’ın ve ortağının asıl niyeti ve yapmak istedikleriyle fiilen yapabilecekleri arasındaki açı büyüktür. Daha doğrusu son dört beş yıl içinde büyümüştür. Bu taraf Türkiye’yi en başta istediği noktaya taşıyamamıştır ve taşıyamayacağını da anlamıştır. Bugün, asıl niyetlerinin en azından bir kısmını içine yedirerek yeni yollar aramaktadır.

CHP başta olmak üzere muhalefete gelince; o tarafta açı fazla büyük değildir. Niyet, “kuvvetler ayrılığının” bir şekilde geri getirildiği, parlamentonun güçlendirildiği, özellikle yargıda kimi “düzeltmelerin” gerçekleştirildiği bir Türkiye’dir. CHP’nin yanı sıra İyi Parti de, Saadet de, Davutoğlu’nun ve Babacan’ın kuracakları partiler de en fazla bunu isteyebileceeklerinden ve bu istek pek “boş” sayılamayacağından bu tarafta büyük bir açıdan söz edilemez.

Kısacası ortada gerçek anlamda “muhalefet etmek yerine rejim sınırlarını aşmamaya özen gösteren partiler” vardır (Güray Öz, Yeni bir durum, BirGün, 4 Aralık 2019)  

***

Taraflardan ilkiyle devam edelim.

AKP’nin 2002 yılından bu yana nerelerden geçip nerelere geldiğini anlatmaya gerek yok. Bugün görünen, lideri de dâhil olmak üzere bu partinin direksiyon hâkimiyetini yitirdiğidir. Siyasi aklını da yitirip yitirmediği tartışılabilir. Ancak, örneğin İstanbul seçimlerini “yenileterek” siyasal tarihimizde benzeri az görülür bir siyasal gafa imza attığı açıktır.

Görebildiğimiz kadarıyla, Erdoğan’ın ve partisinin iktidara sımsıkı tutunup bunun imkânlarından sonuna kadar yararlanmak dışında, uzun döneme yayılan başat bir vizyonu artık yoktur. Bundan sonrası denemelerle, yoklamalarla, bir o tarafa bir bu tarafa meyleden yeni çıkışlarla geçecektir.

Denenebilecek yollardan biri, Erdoğan’ın partisini mutemet birine emanet ederek, bu arada nefsine hâkim olmaya çalışarak daha “cool” (havalı, ama sakin ve serinkanlı anlamında) bir başkan profili vermesidir. Diğer yol ise, yaklaşık yüzde 30’luk bir halk desteğiyle önüne ne gelirse üstüne giderek, ne varsa hepsini kanırtarak, yani vuruşarak siyasal ömrünü uzatmaya çalışmasıdır.

Direksiyon hâkimiyetini yitirdiğini söylediğimiz özne, buna rağmen belirli bir rahatlığa da sahiptir.

Çünkü karşısında, hangi yolu denerse denesin, hangi çıkış yolunu ararsa arasın buna bir şekilde adapte edebileceği bir muhalefet vardır. Bu muhalefet, başkan “cool” davrandığında “İşte görmek istediğimiz başkan” diyebilecek, aşırı gittiğinde ise en fazla “O kadar da olmaz, bari şurada dursaydın” itirazını yöneltebilecek karakterdedir.

Ne olduysa hepsinin “Böyle bir şey olabilir mi?” sorusunun eşliğinde olduğunu gördük, biliyoruz.

***

Bu söylediklerimizin ardından, atıfta bulunduğumuz “muhalefet” dışında başka bir muhalefet daha olduğunu ekleyelim. Özellikleri için bakınız, Can Soyer, “Muhalefet var mı, var” (İleri, 4 Aralık 2019)

Daha ötesini de söyleyelim: Seçimler gelip çattığında CHP’ye ya da HDP’ye oy veren genişçe bir kesimin tek derdinin “Erdoğan’ın gitmesi”, “kuvvetler ayrılığının geri gelmesi” ya da “parlamenter sisteme dönülmesi” olduğunu söyleyemeyiz. Bu “muhalefet” bunlardan ötesini de düşünmekte ve istemektedir.

Daha ötesi için istek vardır, ama başka bir şey (şimdilik) yoktur: Daha ötesini düşünen ve isteyen kesimin bu “ötesi” için direnme, harekete geçme ve örgütlenme kararlılığı…

İşte tam da bu noktada “sosyalist sol” açısından şu bilindik “iğne çuvaldız” meselesi gündeme gelecektir. Olmayan ya da eksik kalan, bir taraftaki kararlılık mıdır yoksa diğer taraftaki öznelerin o kesime uzanma yeterlilikleri ve becerileri mi?  

Biz faturayı bunlardan tek başına birine kesmenin doğru olacağını düşünmüyoruz. Önemli olan, iki tarafın birbiriyle sürekli etkileşim içinde kalacağı ortamların yaratılmasıdır.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.12.2019- 06:55


Çoktandır aklımda olup da bir türlü yazıya dökemediğim bir konu var. O da komünist olmanın, komünistçe yazılar yazıp, yorumlarda bulunmanın, ya da enternasyonalist komünist bir siyasal duruş gösterebilmenin yolu ve yordamının nasıl bir şey olduğu sorusunun yanıtının ne olması gerektiğidir.  

Şöyle bir şey midir bu sorunun yanıtı, ''devletin sınıfsal niteliği'', ''proletarya diktatörlüğü'', ''ezen bir ulusun özgür olamayacağı'', '' UKKTH komünist bir ilkedir'', ''kurtuluş enternasyonalizm, gerisi ulusalcılık ve neo-faşizmdir'' vb. ve benzeri doğru yanlış bir yığın   ''ezberlerin'' yüzeysel bir bakış açısıyla yinelenmesi ve siyasete ve güncele de bu yüzeysellikle bakılması ve kestirmeden birtakım sonuçlara varılması mıdır? Teorik davranmak, ''keskin komünist olmak'' böyle bir şey midir?

Öyleyse, Türkiye'de Marksizm Leninizm konusunda hemen hemen ''otorite'' sayılabilecek bir donanımda olan Metin Çulhaoğlu'nun bu üstteki yazısını nasıl değerlendireceğiz? Sadece üstteki yazısı da değil, pek çok günlük yazısı da bu minvalde; bunlara bakarak M.Çulhaoğlu'nun sosyalist-komünist olmadığını mı söyleyeceğiz? Adam ne ''sosyalizm'' diyor, ne '' bunlar düzen partisi''tekerlemesini yineliyor ve ne de ''CHP ve HDP'den bir şey olmaz'' retoriği üzerinden, ''bunlarla sosyalizme varılmaz'' kestirmeciliği yapıyor! Tekrar edelim, yaşamını neredeyse Marksizm Leninizme adamış bir insan olan Çulhaoğlu ve en az onun kadar ''otorite'' olarak sayılabilecek Y.Küçük, Aydemir Güler, Kemal Okuyan gibi sosyalist aydınların benzer binlerce, onbinlerce yazı ve yorumları için de aynı benzetme ve yorumlarda mı bulunmak gerekiyor?

Bu konuyu bir başlık haline getirip, açmak gerekiyor ama burada şunu söylemek ve altını kalınca çizmek gerekiyor: İdeolojik olanla nesnellik arasında hemen hemen hiçbir zaman çakışma olmaz, çakışma olmadığı ve çok büyük bir açı olduğu için ideolojik olanın siyasete dönüştürülmesi zorunluluktur; siyaset dediğimiz uğraşın önemi de burada yatar. İdeoloji ile siyaset aynı doğruların farklı biçimler almasıdır. Anlamı budur. Siyasette artık o ''ideolojik ezberlerin'' ve çoğu kez anlaşılmadan, içselleştirilmeden yapılan ''alıntıların'' bir anlamı ve yararı da yoktur. Çoğu kez ve özellikle sanalda böyle davranılarak, yani ezberler ve alıntılarla bir şey söylediği izlenimi vermeye çalışmak, dışarıdan bakıldığında   beceriksizce yapılmış ve yerine de hiç oturmamış, bir karikatür olmak gülünçlüğünden başka bir anlama gelmiyor ve başka da bir işe yaramıyor.

Yazıların böyle değerlendirilmesi ve bir çözümleme gerektiriyorsa, bir çözümlemede bulunulacaksa böyle bir bakış açısının edinilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu olmazsa, bu yoksa bir şeyler çabalamanın anlamı sadece cahil cesaretidir, sadece eguyu tatmin etme çabasıdır.

Başka bir şey değil.

( Neden ayrı bir başlık altında yazılmadı, sorusu akla gelebilir ama, amacım bu kadar uzatmak değildi konuyu, bazen böyle oluyor, başlıyor ve konu ya uzuyor ya da başka yerlere gidiyor. Bu da öyle oldu. Olsun, konu üste taşınmış oldu bu sayede. Daha sonra hem konuya ilişkin bir yorumda bulunulur ve hemn de buraya yazılanlar ayrı bir başlık haline getirilebilir.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.046
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.12.2019- 07:28


Düzen egemenlerinin sıkışması ve bir anlamda yönetemez hale gelişi muhalefetin de hem nicelik olarak artması, sokaktaki seslerin çoğalması ve hem de çözüm konusunda farklı seslerin ortaya çıkması sonucunu doğurur. Bugün yaşanan süreci kabaca bu şekilde tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda ülkede bir muhalif kesimin olmadığı, yeterli olmasa da bu kesimlerin seslerini duyurmaya çalıştığı pek iddia edilemez. Can Soyer'in söylediği gibi ''Muhalefet var mı? Var!'' Sorun ne o zaman? Sorun sosyalist solun bu koşullarda bile etkisiz kalması, kitle kazanamaması, ve muhalif kitlelerle bağ kuramaması bunun için gereken söylem ve mekanizmayı bir türlü bulamamasıdır. Sosyalist sol açısından sorun budur. Sorun teorik eksiklik, ideolojik donanımsızlık, deneyimsizlik veya kadrosuzluk değildir. Bir daha yineleyelim, sosyalist solun sorunu kitlesellik konusundaki sıkıntıları ve kitlelerle bağ kurma konusunda yetersizlik içinde olmasıdır.

Her şeye karşın çok da umutsuz olmamakta yarar var. Sorun bilinen bir sorundur ve eninde sonunda da bir çözüme kavuşturulacaktır. Bu konuda çabaların olduğu ve ne yapılması gerektiği yolunda açıklamaların üst üste geldiği de bir gerçek. TKP öteden beri bu konuya özel bir ağırlık vermektedir. Kitleselleşme konusunda ''semt evleri''nin   önemli bir   işlev üstleneceği ileri sürülebilir. Öte yandan, Can Soyer'in konuyu bir kez daha gündeme taşıması, geçenlerde Çulhaoğlu'nun bu konuya değinmesi, Birgün'de Güray Öz'ün de bugün aynı konuya parmak basması sosyalist solun kitleselleşme konusunda yaşadıkları sorunların bir şekilde aşılacağı umudunu vermektedir.

Bir üstteki yorumda ''...İdeolojik olanla nesnellik arasında hemen hemen hiçbir zaman çakışma olmaz, çakışma olmadığı ve çok büyük bir açı olduğu için ideolojik olanın siyasete dönüştürülmesi zorunluluktur; siyaset dediğimiz uğraşın önemi de burada yatar. İdeoloji ile siyaset aynı doğruların farklı biçimler almasıdır. Anlamı budur. Siyasette artık o ''ideolojik ezberlerin'' ve çoğu kez anlaşılmadan, içselleştirilmeden yapılan ''alıntıların'' bir anlamı ve yararı da yoktur. Çoğu kez ve özellikle sanalda böyle davranılarak, yani ezberler ve alıntılarla bir şey söylediği izlenimi vermeye çalışmak, dışarıdan bakıldığında   beceriksizce yapılmış ve yerine de hiç oturmamış, bir karikatür olmak gülünçlüğünden başka bir anlama gelmiyor ve başka da bir işe yaramıyor.'' demişim. Önemlidir ve özellikle yıllardır sanalda   yaşananlar hatırlandığında kimi konuların tekrar tekrar gözden geçirilmesi ve üzerinde tekrar tekrar düşünülmesi gerekmiyor mu?




Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Muhalefete muhalefet mi, AKP'ye karşı muhalefet mi? melnur 2 1863 13.06.2020- 10:59
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 14233 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 16629 30.08.2013- 00:25
Konu Klasör Muhalefet var, bir de misyon var melnur 0 4554 28.09.2016- 10:36
Konu Klasör Sosyalist muhalefet... melnur 5 2456 11.07.2020- 20:22
Etiketler   Muhalefet,   var,   mı;,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS