SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 
Corona günlerinde sosyalizm...           (gösterim sayısı: 188)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

16 kere teşekkür etti.
22 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 22.03.2020- 03:43


Başlık güzel, üstelik edebi ve sanki ''isyan günlerinde aşk''ı hatırlatıyor; geçelim, aşk'ı kim kaybetmiş de biz bulacağız :) Şaka bir yana, hani, hazır eve kapanmışken, kapanacakken, kapanmış mıyız, kapanacak mıyız;   kapanmıştık ama ara sıra da olsa dışarı çıkıyorduk, sanırım bundan böyle zorunlu olmadıkça çıkmayacağız. İşte bu günlerde, yani corona günlerinde, çoğu kez yapıldığı gibi, yapmaya çalıştığımız gibi sosyalizm başlıklı birtakım ''kısa'' yorumlar buraya iliştirilebilir. Aklıma da şurdan geldi; Zizek geçenlerde ''corona virüsü kapitalizmin sonunu getirebilir'' mealinde bir şey söylemiş, bizden biri de yanıt vermiş; sanırım solhaber'deydi, ''kapitalizmin sonunu corona virüsü değil, örgütlü işçi sınıfı getirir'' şeklinde... Hadi bu yoruma buradan devam edelim.

Zizek'in sözlerinin önü ve arkasını bir kenara koyup sadece bu cümlesi bağlamında konuşulacaksa, bu tür uzun süreli ve riskli   salgınların kapitalizmi sarstığı ileri sürülebilir. kuşkusuz bu tür salgınların kapitalizmi tehdit edici bir risk taşıdığı da ileri sürülebilir. Ama ne kapitalizm corona veya benzer bir salgın ile kendiliğinden çöker ve ne de bu tür kapitalizmi tehdit edici riskler kendiliğinden bir süreçle emekçi kesim ve işçi sınıfı üzerinde doğrudan veya kendiliğinden bir sosyalizm seçeneği olasılığı yaratır. Örgütlü işçi sınıfı vurgusu bu yüzden önemli ve sosyalizm için olmazsa olmaz bir olgu.

Örgütlü işçi sınıfı derken de sadece   sendikaları almamak gerek. Sendikalarda örgütlenmiş bir proletarya da siyasal devrim için yeterli değildir. Sınıfa öncülük bu yüzden önemlidir ve bu yüzden öncü partiye ihtiyaç vardır. İşçi sınıfı ve emekçi halkla bir bağ kurmamış bir öncü parti olmadan da siyasal devrim koşulları ve dolayısıyla sosyalist devrim gerçekleşmez.

Bir parantez açılacaksa, öncü parti ile sınıfın ve emekçi halkın bir bağ kuramamış olmasının çeşitli nedenleri olabilir. Burada hem sınıf ve hem de emekçi halkın sistemle bağı şöyle ya da böyle devam ediyor ve bu kesimler ''artık eskisi gibi yönetilmeme iradesi'' ortaya koyamıyorlarsa buradan komünist parti(ler)in bulunmadığı anlamı çıkmaz. Öncülük iddiasında bulunan partilerin kitlelerle ve sınıfla bir bağ kuramamasının çeşitli nedenleri olabilir ve bu nedenlerin pek çoğu da doğrudan sınıfın ve emekçi kesimlerin   durumlarına ilişkindir. Sonuçta, bu durumu, yine kolaycılık ve ezbercilik histerisine kapılarak ''ülkede komünist bir parti yoktur''a bağlamanın ciddiye alınır bir yanı olamaz, deyip geçelim.

Burada sorun, öncü parti iddiasında bulunanların sınıfla ve kitleyle neden bağ kuramadıkları   ve bu bağın nasıl kurulacağıyla ilişkilidir. Konunun can alıcı yanı da bu noktada yatmaktadır. Evet, bu bağ nasıl kurulacak ve bunun için nasıl bir yol-yöntem izlemek gerek?




Bu ileti en son melnur tarafından 27.03.2020- 03:59 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.03.2020- 11:18


Burada sorun, öncü parti iddiasında bulunanların sınıfla ve kitleyle neden bağ kuramadıkları   ve bu bağın nasıl kurulacağıyla ilişkilidir. Konunun can alıcı yanı da bu noktada yatmaktadır. Evet, bu bağ nasıl kurulacak ve bunun için nasıl bir yol-yöntem izlemek gerek?

Yaşadığımız toplumda herhangi bir sorun olduğunda ki, bu düzenin her yanı başlı başına sorun, ''çözüm sosyalizm'' demek bir çare mi? Ya da sosyalizmin özgün bir özelliğinin sürekli altını çizmek, o konularda ajitasyon yapmak kitlelerle bağ kurmak açısından yeterli mi?

Kuşkusuz sosyalizm demeyi ve sosyalizmin spesifik bir konudaki yaklaşımının ne olduğu konularına anlatacağız ama bunu yaparken de böyle bir tavrın kitleyle kucaklaşma açısından yeterli olmadığını da bileceğiz. Bu konuda Büyük Ekim Devrimi tipik bir örnektir. 1917'de siyasal devrim kitlelerin büyük çoğunluğu sosyalizm istediği için değil, ya da kapitalizmin bir sömürü sistemi olduğu için gerçekleşmemiştir. Kitlelerin iktidara/düzene yönelik karşıtlığını sosyalizm doğrultusuna   mobilize edebildiği, sınıfın aklı olan öncülüğü sınıfa ve emekçi kesimlere benimsetebildiği için gerçekleşmiştir. Burjuva hükümet savaştan çekilme kararı alabilseydi, büyük olasılıkla ekim devrimi gerçekleşmezdi. Lenin bunu bildiği ve anladığı için parti yönetimindeki karşı çıkışlara rağmen ''iktidar sovyetlere'' diyebilmiş ve böyle bir karar alabilmiştir.   Tersine, eğer kitlelerin partiyle buluşması sosyalist teoriyi sürekli yinelemekten geçseydi, iş çok kolay olurdu, ama değil...




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.03.2020- 03:43


Gerçekten de distopik bir dünyaya adım atmış gibiyiz. Dün elimde kolonyalı mendil, asansör kapılarına, düğmelere, sokak kapısına dokunmamaya çalışarak dışarı çıktım. Önce apartmanın bahçesinde yaşayan kedilerin mamalarını, sonra daha da ötede kargaların, köpeklerin ve hatta martıların dadandığı bir yerde sokak hayvanlarının yemeklerini verdim. Etrafta tek bir kişi yoktu. Araba bile geçmemeye başladı; tek tük belediye otobüsleri o da alışkın olunmadığı bir biçimde bomboş...

Sokağa çıkma günlerini biliyoruz, yaşadık. Bir gün olurdu, bilemedin iki gün. Bu ne kadar sürecek belli değil. 65 yaş altına yasak yok ama insanlar kendilerine yasak koymuş sokağa çıkmaktan kaçınıyor... insanlar korkuyor... Hayatımız değişti, bir ''küçücük'' virüs hayatımızı değiştirdi. Kapitalizm buna alışkın değil, kapitalizm böyle bir yeni durumla uyumlu bir yaşamaya alışkın da değil. Kapitalizm bu şekliyle süremez, hem Coron'nın dayattıkları ve hem de kapitalizmin sürdürülebilirliği, ikisi bir arada mümkün değil.

''Sokağa çıkma'' diyoruz, doğrusu da bu; sokağa çıkmamalıyız. Ama bu durum üç beş gün sonra sona ermeyecek ki! Okullar nisan sonuna kadar tatil edilmişken, bilim insanları sürecin sona etmesini bir yıllık bir takvimle ilişkilendirirken, nasıl olacak? Ne yiyecek, ne içecek insanlar? Nasıl yaşayacaklar? İş güç sonra, hayatlarımız nasıl normale dönecek?

Dışarı bakıyorum; karanlık. Sokak lambaların ölgün ışıkları etrafı aydınlatmaya yetmiyor. Apartmanların ışıkları çoktan sönmüş, sessizlik...Hafif bir rüzgar ağaçların yapraklarını titreştirip duruyor.

Ben bunları yazıyorum.
Corona günlerinde...
Sosyalizm falan.

Bazen herşey ne kadar da uzak geliyor!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 27.03.2020- 04:29


Koronavirüs bütün her şeyi belirliyor; uzun zaman da böyle sürecek ve bundan sonrası da korona gerçeğine göre şekillenecek. Tamam, kapitalizm çare üretmekte yetersiz, tamam çaresizlik geri kalmış, gelişmekte olan ülkelerde çok daha fazla yıpratıcı oluyor. Umudun solda, sosyalizmde olduğu da bir gerçek. Peki, biz ne yapıyoruz? SOL umudu çoğaltabiliyor mu?

Kesin olarak ''hayır''.

Sorun ne? Solcu, sosyalist aydınlarınız mı yok;   yüzü sola dönük olmayan,aydınlanmadan ve cumhuriyetten yana olmayan bir kesimin egemenliği altında mı toplumsal alan? Değil. Türkiye 1908-1923 tarihsel süreciyle Anadolu Aydınlanması yaşamıştır. Nokta. Bu özellik bu coğrafyaya tahmin edilenden çok daha fazla olanaklar sunmaktadır. AKP devirdiği cumhuriyetin yerine bir başka rejimi kurumsallaştıramıyor ve toplumun bütününe hiçbir koşulda kabul ettiremiyorsa bu gerçeklik nedeniyledir. Bizim sorunumuz bu değil. Çaresizliğimizin ve eli kolu bağlı, sadece seyreden pozisyonunda oluşumuzun nedeni bu tür bir yoksunluk değil. Sorun bir türlü solu, sosyalistleri, ilerici aydınlarımızı ve yüzü sola dönük kesimleri kapsayacak bir öncü yapının kurulamaması, oluşturulamamasıdır. Sorun budur. Türkiye yıllarca hiç de hak etmediği bir zihniyet tarafından neredeyse tutsak alınmışsa ve bu tutsaklık karşısında çaresizlik dışına başka bir şey üretemiyorsa   nedeni budur.

Evet, en önemli nedeni sadece bu!










Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 28.03.2020- 05:48


İtalya'da bir günde 1000'e yakın kişi hayatını kaybetmiş. Dünyada corona'nın etkilemediği ülke yok. Corona kapitalizmi dize getirdi desek yeridir; koca kapitalizm, küçücük bir virüse teslim oluyor...

Hiç akla gelmezdi. Kuşkusuz corona kapitalizmi tarihin çöp sepetine atamayacak. Ama gösterdiği bir şey var; kapitalizm içinde hiçbirimizin hayatı garanti değil. Corona ne ilkti ve ne de sonuncu olacak. Toplum corona'yı ve yeni yeni coronaları daha kaynağında teslim alabilecek bir yönetim anlayışına mutlaka yönelmeli. Sömürü temelli ve kar'a dayalı bir sistemden (kapitalizm) mutlaka her şeyin insan ve toplum için planlanıp hayata geçirildiği bir sisteme(sosyalizm) geçebilmeliyiz. Bu sürecin gerekliliği mutlaka toplum tarafından anlaşılmalı ve bu yönde bir irade geliştirilmelidir. Corona'dan sonra her şey farklı olacak, kapitalizm bu yeni döneme uygun bir anlayış geliştirerek yeni koşullara uyum sağlamanın yolunu arayacak. Sosyalizm de bu sürecin dışında kalmayacaktır. Yeni bir dil geliştirilmeli ve yeni bir siyaset tarzı mutlaka bulunmalıdır ve kuşkusuz yeni bir parti yönetim modeli... Rosa haklı:

''Ya sosyalizm, ya barbarlık.''





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Önceki gün, 10:19


Hemen her sorundan kurtuluşun reçetesi olarak sosyalizm diyor, sosyalizmi işaret ediyoruz da, nasıl bir sosyalizm, veya hangi sosyalizm, zihnimizde somutlaştırabiliyor muyuz?

80 öncesinde çok rastlanırdı; özellikle dost, arkadaş, akraba sohbetlerinde biraz sosyalizm, SSCB veya devletleştirme falan dendiğinde bu sözlerden rahatsızlık biri mutlaka karşı çıkardı; ''bu kızıl komünist' olmuş!'' Kızıl komünist!

Ya da 80 sonrasında Kürt hareketinin yükselişe, solun ise hem dünyada ve hem de ülkemizde bir gerileme sürecine girdiği koşullarda sosyalizm sözcüğü de, 80 öncesindeki kullanımından çok daha farklı anlamlarda kullanılır olmuştu. Belki 80 öncesinde de bu anlamda kullananlar vardı ama, 80 sonrasındaki süreçte çok daha görünür olmuştu.

Üstelik konuşma dilinde neden'li nasıl'lı bir kavrayış ve anlatım eksikliği insanımızın çoğunda bir eksiklik olduğundan her türlü diyaloglar da monologdan farksız bir şekilde sürüp giderdi.

Vedat Günyol'du sanırım, aklımda öyle kalmış, yıllar önce Sadri Alışık adına yapılan bir ödül gecesinde, ödülünü alırken bir kısa konuşma yapmış ve Sadri Alışık'ın kayınbiraderi için bütün semparikliğini de koruyarak ''Attila İlhan bir Kemalist, ben ise bir Komünistim'' deme ihtiyacı hissetmişti. ''Ama ''arkadaşız ve birbirimizi çok sever sayarız'' demeyi de ihmal etmeden. Kendince onore ediyordu, büyük şair ve romancımızı. Ama ortada da bir sorun yok değildi hani. Evet, Attila İlhan bir Kemalistti, ama aynı zamanda bir sosyalistti. Dahası Komünist olduğunu ifade ettiği şiirleri de vardı. Peki şimdi nasıl yorumlanacak bu durum. Hem Vedat Günyol ve hem de Attila İlhan için bilgi yetersizliğinden söz edilebilir mi? Sanmıyorum. Arada bir yorum farkı vardı. Vedat Hoca'nın da, attila İlhan'ın da uzak ülke/dünya hayali kuşkusuz aynıydı...Daha güzel bir dünyayı savunduklarından ve böyle bir geleceğe de sadece aklın ve bilimin ışığı altında gidileceğinden ikisi de emindi.   İyi ama, aynı kavramları bile kullanmalarına rağmen, yeri geldiğinde kendilerini aynı kavramlarla ifade etmelerine rağmen bu kavramlara verilen anlam bakımından neden bir farklılık vardı ortada?

Evet, üzerinde düşünmeye değer.
Ezbercilikten uzak   ve kes yapıştırlı bir kavrayış yönteminden sıyrılmış olarak...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 67
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür edildi.
19 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: Önceki gün, 10:47


'' Vedat Hoca'nın da, attila İlhan'ın da uzak ülke/dünya hayali kuşkusuz aynıydı...Daha güzel bir dünyayı savunduklarından ve böyle bir geleceğe de sadece aklın ve bilimin ışığı altında gidileceğinden ikisi de emindi.   İyi ama, aynı kavramları bile kullanmalarına rağmen, yeri geldiğinde kendilerini aynı kavramlarla ifade etmelerine rağmen bu kavramlara verilen anlam bakımından neden bir farklılık vardı ortada?''

Son 20 yılda Türkiye'de yaşanan gelişmeler Kemalizmi yeniden, tıpkı 1923'de olduğu gibi ilerici konum haline getirdiysede, gerçek anlamda daha iyi, daha özgür, daha adil bir düzen ancak Komünistler tarafından inşa edilebilir. Dolayısıyla bugün mevcut konjonktürde Kemalistler ve Komünistler aynı mücadele ikliminde bir araya gelseler bile, aralarında sınıfsal ve ideolojik perspektif farkı her zaman olacaktır. Komünistler, Kemalistlerin aksine sınıf işbirliğini değil, sınıf mücadelesini ana eksene alan ve ezilen sınıfların, yani işçi, ve köylülerin iktidarını esas alan bir ideolojik eksene sahiplerdir. Çünkü, bu adaletsizliklerin ortaya çıkmasına yol açan kapitalist üretim ilişkileri, ancak devrimci bir özne olan işçi sınıfının ve köylülüğün mücadelesi ile ortadan kaldırılabilir. Sınıf işbirliği ile değil! Dolayısıyla sadece iyi niyet, daha iyi ve daha adil bir düzenin tesis edilmesi için yeterli değildir.







Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından Önceki gün, 10:48 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Önceki gün, 11:16


Vedat Hoca'nın ''ben komünistim, Attila İlhan Kemalist'' demesiyle Attila İlhan'ın ''sosyalistim, komünistim'' kavramları arasında nasıl bir fark olacağının altını çizmek istemiştim. Bu ayrım sadece Vedat Hoca ile Attila İlhan arsasında yok. 80 sonrasında ''sosyalistim'' ve hatta ''komünistim'' diyen pek çok kişinin somutta savunduklarıyla, aynı kavramları farklı şekilde yorumlayanların aralarındaki farkı ''neden''li ve ''nasıl''lı bir   anlama/kavrayış süzgecinden geçirmek gerektiğini de vurgulamak istemiştim. Genellikle bu farklılık konusunda önyargılı değerlendirmeler yapılıyor ve birbirini anlamak/dinlemekten öte bir tavır takınılıyor. Benim eleştirim öncelikle buna, bu tavra. Bu tavrın sol bir tavır olmadığını düşünüyorum. Değiştirilmesi gerekir ancak öncelikle solda böyle bir sorunun var olduğu anlaşılmalı...

Kemalizm'e gelince, Kemalizm bu coğrafyanın kuruluş ilkeleri, kuruluş ideolojisidir. Tarihsel bir ilericiliğinin olması, bugün ve üstelik neo-osmanlıcı bir saldırı altındayken ülke, gerici bir nitelik kazandığı anlamına gelmez. Kemalizm her şeyden önce aydınlanma ve cumhuriyettir. Cumhuriyet kazanımlarıdır. Aydınlanmanın ve cUmhuriyet kazanımlarının gerici faşist bir anlayış tarafından hedef haline getirildiği bir momentte Kemalizm üzerinde tepinmek doğru bir siyasi tavır değildir ve olmadığı kadar da gerici siyasetin ekmeğine yağ sürmektir. Bence bu durum, gereksiz bir Kemalizm düşmanlığından kaynaklanmaktadır, o da ayrı konu.

Kurtuluş Kemalizmde değildir. Kurtuluş sosyalizmdir. Bu süreç Kemalizme karşıt olarak değil, Kemalizmi yani aydınlanma ve Cumhuriyet kazanımlarını esas kabul eden, benimseyen kitlelerin kazanılması ve gerekiyorsa yan yanalığı ile kazanılacak, yürünülecektir. Bir daha söyleyeyim, Kemalizm Türkiye solunun asla geriye düşmemesi gereken bir zemindir ve bu zemin -içinde bulunduğumuz nesnellikte- Kemalizm karşıtlığı/düşmanlığı ile savunulamaz. Dünyanın hiçbir yerinde ne burjuva devrimlerine kin ve öfke ve ne de burjuva devrimcilerine bir düşmanlık duyulur. Ama ülke öylesine koşullardan geçiyor ve sağlı sollu liberalizm bu nesnelliğin oluşmasında öylesine etkili oldu ki, hem Kemalist ideoloji ve hem de Kemalist kadrolar -ne yazık ki- sanki solun hedefi haline getirildi.

( Bu sözlerimi size yönelik söylemediğimi, herhalde yinelemem gerekmiyor.)




Bu ileti en son melnur tarafından Dün, 13:38 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.761
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

22 kere teşekkür edildi.
16 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Dün, 14:11


Vedat Hoca'nın ''ben komünistim'' derken neyi kastettiği Attila İlhan'ın ''sosyalistim'' veya ''komünistim'' demesiyle neden bağdaştırmadığı pek de açık değil. Belki Attila İlhan'ın ve onun gibi onlarca, yüzlerce aydınımızın ayrıca ''kemalistim'' demesinde bir sorun olduğunu düşünüyordu, bilmiyorum. Ya da özellikle Kürt hareketinin yükselişe geçmesi, giderek sağa kayması, sağlı sollu liberallerin etkisine girip demokrasi mücadelesini kendince yorumlaması ve böyle olduğu için de Kemalizmi ve Kemalistleri jakobenizmle ilişkilendirmesinden ötürü de olabilir, bilmiyorum. Ama şurası çok açık; ister burjuva devrimi ister sosyalist devrim olsun, siyasa iktidarın ele geçirilme ve sonrasındaki doğru ve gerekli tavır demokrasi değil, jakoben tavırdır. Yoksa devrimci olmanın ya da Bernstein ve Kautsky karşısında Lenin ve Stalin diye diretmemizin   bir anlamı ne?

Yeri geldi belki, bir iki kavram üzerinde biraz durmak ve netleştirmek gerekiyor sanıyorum. Bunlardan biri bir yöntem olarak demokrasi ve diğeri de ''düzen solu'' kavramlarıdır. Sanırım bu kavramları kullanırken fazlaca gelişigüzel davranıyor ve içini açmayarak, nasıl yorumladığımızı pek de somutlaştırmayarak kullanıp geçiyoruz. Bu durum hem bir anlam kargaşasına yol açıyor ve hem de söylemeye çalıştıklarımızı bulanık olmaktan kurtarmaya yetmiyor. Demokrasi bu anlamda büyülü bir sözcük. Demokrasi derken bile neyin karşılığı olarak kullandığımız çok açık değil. Demokrasinin genel bir yönetim tarzı olduğu ve kapitalizmde egemenin sınıfsal çıkarına hizmet ettiği gerçeği bir yana, bir sosyalist, bir devrimci için demokrasi -bir anlamda-kararların çoğunluğa dayanarak alınması anlamına mı gelmektedir? Böyleyse, sosyalistler jakoben değil de demokrat mı olmalıdır? Bir burjuva veya sosyalist devrimden sonra yapılması gereken şey veya alınması gereken kararlar doğrudan halka sorularak mı alınmalıdır, temel ilke bu mu olmalıdır? Jakobenizm bir devrimcinin yanına yaklaşması gerekmeyen bir tarz mıdır ya da?

Aynı şey ''düzen solu'' kavramı için de geçerli. Düzen solu dediğimizde hemen birçok şeyi hallediveriyoruz sanki? Oysa düzen solu olmayanlar da tek bir ideolojik tavra sahip değiller ki? Düzen solu olmadığını iddia edenlerde bile birbirlerini düzen solu olarak nitelemek bir Türkiye gerçeği değil mi? Bu bakımdan düzen solu veya ''burjuva sınırlar içinde siyaset yapmak' çok matah şeylermiş gibi söyleyip geçiyoruz. ''Ne anlamda söyledin?'' diye sorulsa eminim, en az dört beş google makalesine başvurulacak ve yine de doğru dürüst ve tatmin edici bir yanıt çıkmayacaktır.

Eve hapsolduk; ara sıra arabayla turluyorum, bu sabah da biraz dolaştım, acil bir iki şey aldım, sonra tekrar eve kapandım. Biraz kitap, çokça haber ve arada bir foruma uğrama ve yazma dışında pek bir şey yapmıyorum. Ama sorgulama iyidir. Ezberlerden olabildiğince arınmak, bir anlama ve kavrayış becerisi edinmek/geliştirmek önemli. Corona'nın böyle bir faydası olsun bari!



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 9869 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 10238 30.08.2013- 00:25
Konu Klasör sosyalizm hakkı 37 10295 30.01.2020- 08:50
Konu Klasör Sosyalizm melnur 2 2216 18.02.2020- 06:32
Konu Klasör Sosyalizm ve Din melnur 0 1842 12.08.2013- 23:27
Etiketler   Corona,   günlerinde,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS