SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 4 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   3   [4] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.01.2021- 20:17


Sn.proleter-devrimci,

SSCB konusunda tek adam diktatoryası ''eleştirileri'' de çok haksız eleştiriler. Sağlı sollu liberaller de yine demokrasi adı altında SSCB ve Stalin düşmanlığı konusunda epey köpürtüyorlar. Bunları samimi bulmak pek de kolay değil. Köylü Rusya'da devrim olmuş, dünya devrimi Almanya'da yenilmiş, tek ülkede sosyalizm yalnız kalmış ve o ülkede kuruculuk sadece Stalin'in omuzlarına kalmışsa bu ''tek adam diktatörlüğü'' yaklaşımını Stalin'e karşı bir haksızlık olarak görüyorum. Bugünden bakıldığında şöyle olsaydı, böyle olmasaydı demek çok kolay, özellikle Lenin'in ölümünden sonra Stalin'in iç ve dış muhalefet karşı verdiği mücadelenin ve ayrıca sosyalist kuruculuğa yönelmenin sorunsuz ilerleyeceğini savunmak da bir başka haksızlık.

Demokrasinin Marksizme içkin hale getirilmesinden ve hem demokratik merkeziyetçilik ve hem de proleter diktatörlüğün bu konuda derinleştirilmesinden yana görüş bildirirken bunun sol liberaller ( ve Troçkistler) gibi SSCB ve Stalin düşmanlığına dönüştürülmemesi gerektiğinin de altını çizmeliydi. SSCB elbette bir sonraki deneyimler için ders alınması gereken modeldir ama, SSCB'yi ve Stalin'i gömerek de solculuk yapılmamalı. Eksikleri olabilir, hatalar olabilir, olmaması mümkün mü? Bir sosyalist kuruculuk yaşanıyor ve hem içeriden hem dışarıdan baskılanmaya çalışılıyor.   Halk yoksul. Köylülüğün kentleri beslemesinde sorunlar yaşanıyor. En yakınındaki adam (Kirov) öldürülüyor. Emperyalizm Hitler aracılığıyla Rusya'ya saldıracak, belli. Ve Stalin böyle bir ülkede her gün daha da üste koyarak ilerliyor. Stalin bütün bu süreçlerden yüzünün akıyla çıkıyor. Sağlı sollu liberalleri anlarım, aklını demokrasiyle bozmuş solu(!) da anlarım ama bir sosyalistin SSCB ve Stalin konusunu liberal bir söylemle yorumlaması nedense bana çok garip geliyor.

Not: Liberaller sadece Kemalizm konusunda değil, SSCB ve Stalin konusunda etkili olmuşlardır. SSCB ve Stalin düşmanlığını sadece Troçkistlere bağlamak da bana eksikli bir yorum gibi geliyor.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 82
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 09.01.2021- 00:08


Sayın melnur,

Ben Sovyetler Birliği'ne yönelik eleştirilerimde sadece Stalin'i değil, onun ardından gelen ve Stalin'i mahkum eden haleflerinide aynı kapsam içerisine almıştım aslında... Örneğin, 20. kongrede Stalin'i mahkum edip, kollektif liderlik kavramını ortaya atan Kruşçev, bir süre sonra Jukov gibi, Kaganovic gibi, Malenkov gibi Sovyetler Birliği'nin önde gelen şahsiyetlerini kendisi tasfiye ederek, iktidarını güçlendirmeye ve bir tür tek adam rejimini kurmaya çalışmıştı... Yani ben bir önceki yazımda Stalin üzerine bir eleştiri kurgulamadım. Fakat bu, Stalin'e yönelik her eleştirinin liberal sol olarak mahkum edilmesini doğru bulduğum anlamına gelmesin. Söylediğiniz gibi Stalin, Lenin öldükten sonra oldukça zorlayıcı bir miras almıştır ve sizin de saydığınız problemlere ek olarak birde II. Dünya Savaşı'nda, tarihin gördüğü en barbar ordu olan Nazi ordusu ile, insanlık adına bir ölüm kalım mücadelesine girmek zorunda kalmıştır. Onun sadece Nazilere yönelik bu mücadelesi bile insanlık adına önemli bir kazanımdır ve kendisini tarihte önemli bir konuma yerleştirmektedir. Fakat bu Stalin'in hiç eleştirilemeyeceği anlamına gelmediği gibi, bir tarihsel şahsiyete yönelik eleştirinin, hemen o kişinin karalanması olarak algılanmaması gerekir. Sosyalizm tarihindeki önemli simalara karşı yaklaşımımız, bir tür metafizik algısı içerisinde, salt iyi ve kötü olarak algısı içerisinde olmamalıdır. Örneğin, Mao, daha Stalin yaşarken, Sovyetler Birliği'nde Stalin aleyhinde tek bir söz söylenilemezken, ona yönelik çeşitli eleştiriler getirmiştir. Fakat Stalin öldükten sonra, onun tüm mirası Sovyetler Birliği tarafından reddedilirken, hatta ismi bile Sovyetler Birliği'nden ki marşlardan silinirken, bunun doğru olmadığını, Stalin'in her şeye rağmen önemli bir devrimci şahsiyet olduğunu ifade etmiştir. Sovyetler Birliği'nde Stalin'in tüm izleri ortadan kaldırırken, Çin'de hala Stalin'in resimleri sokakları süslemekteydi...Bizde Mao gibi olmalı, eleştiri mekanizmasını hemen karşı devrimcilik olarak mahkum etmemeli ama bunu bir tür devrimci tarihsel şahsiyetlerin karalanması noktasına vardırmamalıyız. Stalin'de en nihayetinde bir insandır ve aşırı bir kişisel kültleştirme içinde onu eleştirilemez ve dokunulamaz bir konuma yerleştirmemeliyiz. Stalin'in aşırı otoriter eğilimler içerisinde olduğunu Lenin, daha yaşarken fark etmiş ve bunu yazdığı vasiyetnamesinde dile getirmiştir. Bunu inkar edemez ve göz ardı edemeyiz. Fakat soğuk savaş döneminde ABD'nin ve gerici sağ rejimlerin, gerizekalı anti-komunist kitlelerini konsolide etmek için uydurduğu Ukrayna'da 7 milyon, Kazakistan'da 4 milyon insanın Stalin tarafından katledildiği gibi veya bir Gürcü(!) olan Stalin'in Rus olmayan uluslara ulusal baskı uyguladığı gibi soğuk savaş döneminin saçma sapan efsanelerine tabi ki itibar göstermemeliyiz. Fakat söylediğim gibi, özgür tartışma ve eleştiri ortamının sol içerisinde, devrimci şahsiyetlere saygı göstererek ama onları kültleştirmeyerek açık tutulması gerektiğini düşünmekteyim.




Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından 09.01.2021- 00:25 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Teşekkür edenler:   melnur [09.01.2021- 05:14],

Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 09.01.2021- 06:21


Demokrasi ve sosyalizm konusunda Metin Çulhaoğlu'nun İLERİ'deki bugünkü yazısın son bölümü kısa bir özet gibi olmuş.

''...Yapılabilecek olan ve bizce yapılması gereken, “seçimler” ve “temsili mekanizmalar/organlar” korunmak üzere bildiğimiz demokrasiyi yeniden ve burjuva demokrasisinin katması mümkün olmayan eklerle birlikte yeniden tanımlamak, geleceğin sosyalist demokrasisinde yer alacak belirleyici özelliklerin en azından bir kısmını bugün savunmak, önermek ve hayata geçmesi için çalışmaktır.''

Bir kez daha yinelenecekse, demokrasi ve Marksizm ilişkisini yeniden kurmakta yarar var. Faşizme karşı demokrasi mücadelesinin yalnız başına bırakılması teorik açıdan ezberciliği sosyalistçilik ve enternasyonalistlik kesimlerin anlaması zor. Belki sorunun demokrasi ve Marksizm ilişkisinin detaylı bir analizinden geçmediği, sorunun bu tür kişilerin okuma, anlama ve içselleştirme (analiz edebilme) becerilerini yitirdiği ve belki hiç olmadığı şeklinde yanıt bulacaktır ama, bu tür yanıtlara katılmak da mümkün değil. Tamam, özellikle AKP'nin devletleşme sürecinde liberal saflardan yansıyan burjuva kozmopolitizmini uzunca bir zaman savunan ve bunun da proletarya enternasyonalizmi gereği olduğuna inanan garip tipler ortaya çıktı. Solculukları yaşanan süreci okuyamama gibiydi ve daha doğrusu liberaller gibi okuma çabasına dönüşmüştü ve bunu gizleyebilmek için habire yanlış yorumladıkları Lenin şunu dedi, marks şunu söylemişti, ezberine sarılmaktı. Birtakım önyargılı ve belki trolleşmiş tipleri ayırıyorum. Onlar için   ne yapılsa kar etmez, etmeyecektir ama, bir sosyalist için diyalektik düşünme ve analizin gerekliliği belki parti çalışmalarıyla mutlaka verilmeli, ve konuya da bağlarsak demokrasi ve Marksizm konusu bir şekilde yeniden üretilmelidir.

Marksist tanım demokrasinin bir yönetim biçimi olduğu yönündedir. Bir Marksistin bu tanıma aykırı bir tutum aması mümkün mü? Sorun demokrasinin bu tanımlama halinin birtakım pratikler dışında sol tarafından derinleştirilmemesidir. Bu tanımlama için demokrasinin de tıpkı diktatörlük gibi bir işleyişe sahip olduğu, diktatörlüğün daha hızlı/seri işleyen demokrasinin ise daha yavaşça yol alan bir mekanizma olduğu, temelde birbirinden farksızlığını vurgulamak bir ezber gibi algılandığında farklı nesnellik altında o zihin tarafından yanlış yorumlanmaya neden olacaktır. Çağımızda okuma alışkanlığı edinebilmek zordur, daha da zorlaşmaktadır. İnternet dünyasının kolaycılığa teşvik etmesi de bir başka sorun. Bu ortamda birtakım şarlatan tiplerin ortaya çıkması ve solculuk ve proleter enternasyonalizmi adına sempatizan kitlelere anti sosyalist, anti Marksist bir duruşu Marks ve Lenin alıntılarıyla(!) salık vermesi çok fazla yadırganmamalıdır. Yakın bir zamanda UKKTH alıntılarıyla keskin sosyalistlik örnekleri sunan tiplerin ortadan kaybolması ve artık bu konularda hiç ses çıkmaması garip gelmiyor mu? Dün her yazıya Lenin şöyle demiş diye başlayan yazılar bugün neden yazılmaz; Kürt halkı, Kürt ulusal hareketinin önderliğinde ayrı bir devlet mi kurdu ya da baskılar mı azaldı, nedir? Evet, dün UKKTH konusunda yanlış analizlerin peşinden sürükleniyorlardı, bugün yine yanlış analizlerin peşinden sürüklenerek yanlış yerde duruyorlar. ( Bir parantez, yanlışlığı trollük yapanlar için söylemiyorum. Trollerin sola AKP'ciliği yamamak için ortalıkta gezindiklerini düşünüyorum.)

Biraz açalım konuyu, bugünün Türkiye'sinde demokrasinin faşizmle eşdeğer anlamında bir yorum olduğunu savunan ve bunu da aklınca Lenin'e dayandıran bir zihin aslında bize ne söylemeye çalışmaktadır? Çok basit değil mi, bu sorunun yanıtı; atıyorum AKP iktidarının devrilip CHP ve HDP belirleyiciliği altında bir siyasal iktidarın kurulmasının AKP'nin dinci faşizmiyle eş değer bir anlama sahip olduğunu bize söylemektedir. Başka, ''biz işimize bakalım, AKP'nin iktidardan uzaklaştırılması burjuva bir eğilimdir'' demek istemekteler. Sosyalistlerin, enternasyonalistlerin işi sosyalizme odaklanmak, sınıfsal bir bakış açısı geliştirmek ve sosyalist mücadeleyi sürdürmektedir demeye çalışırlarken aslında yine aynı konu, sınıfsal mücadelenin önlerine bir faşizmle mücadele hattı kurmak/desteklemek gerçeğini koyduklarını fark edemezler. Çünkü donanımları yoktur. Gizli AKP'ciliği, solun içine sızmış AKP trollerini bir kenara koyduğumuzda diğerleri için hem analiz etme becerisi bulunmamakta ve hem de demokrasinin Marksizmle uygunluk bağlamında derinleştirilmesi konusunda eksiklikler ve sorunlar yaşanmakta...

Bu yazıda son bir söz, komünizm bir yönetim işleyişi açısından demokrasinin ortadan kaldırılmasıysa, insanın kendi kendini aracısız yönetmesi bağlamında da tam demokrasinin uygulanabilirlik kazandığı bir toplumsal yapıdır. Kendi kendini yönetmenin temelleri de elbette sosyalist kuruculuğun başladığı dönemlerde ve olanaklar ölçüsünde atılmalıdır. Biçimci bir liberal demokrasiden söz etmediğimi defarlarca açıkladım, söylemeye çalıştığım hem demokratik merkeziyetçilik ve hem de proleter diktatörlük konusunda kitlelerin olabilidiğince sürece katılmaları, bu sürecin koşullarının ve mekanizmalarının ortaya çıkarılmasıdır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 23.02.2021- 05:12


Sosyalist mücadelenin epey soyutlama düzeyinde de olsa bir demokrasinin kazanılması mücadelesi oluğunu bir tarafa yazmak gerekiyor. Sosyalist bir devrime pek çok perspektiften yaklaşılabildiği gibi demokrasinin kazanılması perspektifinden de   bakılabilir, bakılmalıdır. Bu konuyu başka bir yazıya bırakarak, güncel bir konu üzerinde yoğunlaşmakta yarar var.

Sürekli değinmeye çalışıyor, es geçilmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Türkiye solu biçimsel değil, lafta da değil,   somut olarak karşı çıkmalı ve bu yönde mutlaka siyasi bir tavır geliştirmelidir. Neye? AKP gericiliğine. AKP'nin kendisine. Çünkü bu parti sıradan bir burjuva partisi değildir. Bu parti Cumhuriyet ve kazanımlarını yıkıp yok etmiş, kurduğu rejimle solun ayaklarını bastığı zemini de ortadan kaldırmaya yönelik bir projeyi kurumlaştırma aşamasına geçmiştir. Referanduma dönüşecek olan ilk seçimde oylanacak olan da budur. Yeni rejimin kabul edilmesi ya da edilmemesi... Yeni rejimin kurumlaşmasına yol verilip verilmemesi... Ve belki bunların tepesinde bir şemsiye gibi duran faşizme karşı demokrasinin tercih edilip edilmeyeceği... Hangisi?

Ve sosyalist sol ne yapacak; ne yapmalı?
Önümüzde duran ve yanıtı beklenen soru budur?

''AKP'ye karşıyız, AKP iktidardan uzaklaştırılırsa çok iyi olur, seviniriz ama bizler sosyalist dostlarımızla bir üçüncü cephe kuracağız; halkımızı seçeneksiz bırakmayacağız, millet ittifakının bir çözüm ve bir seçenek olmadığını göstereceğiz, sosyalizmi bir seçenek haline getireceğiz...''

Güzel cümleler bunlar, hatta gerekliliğinden bile kuşku duymamak gerek. Ama eksik değil mi? Sadece ''AKP'ye karşıyız'' denilerek AKP'ye karşı olmanın pratikte bir karşılığı yok ki. Hiç yok. Ve sosyalizm de AKP karşısında, AKP'yi iktidardan edecek bir toplumsal güce sahip değil. Ne yazık ki böyle. O zaman başka bir şeyin de yapılması hedeflenmeli. Sosyalizmi gündem haline getirecek ve halkımızın önüne koyabilecek bir çalışma elbette yürütülebilir, yürütülmelidir de; ama AKP'ye karşıtlığı pratikte ete kemiğe büründüremiyorsak, bu çalışmanın nasıl bir anlamı olabilir ki? Halkın yarısına yakınının AKP'nin çekim alanında bulunduğu, yarısından fazlasının AKP'yi alaşağı edecek formülleri ve pratiği kendi geleceklerinin zorunlu bir siyaseti haline getirdiği verili bir durumda bu büyük zıtlaşma sosyalistlerin görmezlikten geldiği ve hatta hiç umursamadığı bir güncellik olamaz. Büyük harflerle OLAMAZ. Mümkün değil. Üçüncü cephe somut bir AKP karşıtlığı içermeyecekse, öncesi için de sonrası için de bir hayal kırıklığı olmaktan öteye gidemeyecektir. Sadece bir hayal kırıklığı da değil, umarım doğrudan olmasa da AKP'nin değirmenine su taşıma işlevi haline de dönüşmez.

Sınıfsal mücadele, sosyalist pratik güncel olanda sola alan açıcı bir siyaseti de içermek zorundadır. Faşizme karşı demokrasi mücadelesinin böyle bir işlevi vardır ve bu yüzden sosyalist mücadeleyi aynı zamanda bir demokrasi mücadelesi olarak da yorumlamak zorunluluğu vardır. Tersi mümkün değildir, tersi gerçeklikten kopmak anlamına gelecektir, diye düşünüyorum.







Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 28.02.2021- 12:16


Sürekli değinmeye çalışıyor, es geçilmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Türkiye solu biçimsel değil, lafta da değil,   somut olarak karşı çıkmalı ve bu yönde mutlaka siyasi bir tavır geliştirmelidir. Neye? AKP gericiliğine. AKP'nin kendisine. Çünkü bu parti sıradan bir burjuva partisi değildir. Bu parti Cumhuriyet ve kazanımlarını yıkıp yok etmiş, kurduğu rejimle solun ayaklarını bastığı zemini de ortadan kaldırmaya yönelik bir projeyi kurumlaştırma aşamasına geçmiştir. Referanduma dönüşecek olan ilk seçimde oylanacak olan da budur. Yeni rejimin kabul edilmesi ya da edilmemesi... Yeni rejimin kurumlaşmasına yol verilip verilmemesi... Ve belki bunların tepesinde bir şemsiye gibi duran faşizme karşı demokrasinin tercih edilip edilmeyeceği... Hangisi?

Böyle söylemişim bir üstteki yorumumda; böyle söylemiş, bir doğru soru sormuş ve bir gerçeğe işaret etmek istemişim. Eksik kalan bir yeri mi var? Kendini Marksist olarak tanımlayanlar böyle yaklaşmazlar mı; sadece ''devletin işleyiş biçimi'' dediğimizde pek çok şeyi açıklamış mı oluyoruz? Ya da devletin işleyiş biçimi diyerek, devletin sınıfsal niteliğini de bu cümlenin önüne veya arkasına iliştirerek hemen her türlü süreci açıklamış mı oluyoruz?

Örnekse, devletin işleyiş biçiminin bir çeşidi olması nedeniyle demokrasiyi askeri diktatörlük, ve her türlü faşizmle aynılaştırmak mümkün mü? Demokrasi, devletin işleyiş biçimi de faşizm, askeri ve dinci faşizmler devletin işleyiş biçimi değil mi? Kapitalizmin sıkışmışlığında kapitalist sınıfların herhangi birinin iktidarı alması, devletin bu ''işleyiş biçimi''nin rotasını daha baskıcı bir yola sürmesi, siyaset alanını daraltması, hatta yok etmesi karşısında, sosyalist mücadelenin sanki hiçbir şey olmuyormuş, sanki her şey yolundaymış gibi sürdürülmeye çalışılması doru bir perspektif mi?

Ama Marks ve Engels böyle dedi!
Marks ve Engels Marksizmin bu kadar sığ zihinlerin elinde oyuncak olabileceğini 150 yıl önce akıllarına getirmedilerse yanlış mı yaptılar?
Demokrasi devletin işleyiş biçimiymiş!
Eeee??
Güncel olanla ilişkilendirirsek ne anlama geliyor?

Marksizmi Marks ve Engels'in 150 yıl öncesinde söylediklerini kavramamak bağlamında bugüne taşımak değildir. Büyük İtalyan Marksisti Gramsci ''güncele uyarlanması'' der. Marksist felsefe için ''pratiğin felsefesi'' tanımlamasını yapar. Demokrasinin ne olduğunu yanlışlamak için değil, derinleştirmek için. Ustaların söylediklerini bir anahtar ve bir temel olarak almak mümkündür. Ama devlet ve işleyiş biçimi konusunda yeterli bir derinlik ve zenginlik oluşturdukları söylenemez. Marksizme böyle yaklaşılmaz. Marksizm böyle bir şey değildir. Tamam kimilerinin sadece bilgileri, donanımlarının yetersizliğinin ötesinde başka yetersizlikler de bu tür saçma sapan ve akıl dışı yorumlara neden olabiliyor ama, tekrar tekrar yinelemekte yarar var. Devletin işleyiş biçimini giderek, kerte kerte daha da demokratikeşerek sosyalizme varılacağı iddiası reformist bir yaklaşımdır ve belli ölçülerde tartışılabilir de.Ne var ki, demokrasiyi faşizmle aynılaştıracak yorumların da en azından Marksizm adına ileri sürülmesi bir öncekinden çok daha anti-Marksist söylemlerdir.

Şaşırıyorum, bazen!
Yetersizlik, bilgisizlik, gerekli akıl yürütmeden yoksunluk diyeceğim de...
Bir insan hem bu kadar olumsuzluklar içinde ve bu düzeyde bir cahilliğin cesaretine nasıl sahip olabiliyor?
Trollük?


Şaşırmamak mümkün değil.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.03.2021- 03:15


Sosyalizmin ideolojik anlamda ne olduğunun belli başlıkları var. Sınıfsallık, sınıfsal mücadele, kapitalizmin özündeki sömürünün-artı değerin nasıl ortaya çıktığı, sömürüsüz bir toplumun nasıl kurulacağı, siyasal devrim ve sosyalist kuruculukla ulusal sınırlar içinde başlayan bir toplumsal devrimin sonuçta enternasyonalle buluşması ve insanın gerçek tarihinin başlama süreci... Belli başlıklar üç aşağı beş yukarı bunlar. Ve iddia ediyorum, bu ''bilinç'' bir kişiye, isteyen ve merakli bir bireye bir iki güç içinde sistemli bir şekilde verilebilir. Yani sosyalizm pedagojik bir paket altında birey için öğretilebilir bir sistemli bilgi haline getirilebilir. Ama sosyalist mücadele için aynı şeyler söylenemez. Sosyalist mücadele sosyalist bir siyaset gerektirir ve sosyalist/Marksist bir siyasetin belli başlı reçetesi de yoktur. Yani, ( konuşma dilinde oluyor da, yazı dilinde ikide bir yani demek pek uygun değil ama, zaten konuşur gibi yazıyoruz ya ondan...), evet, yani sosyalizm için gerekli olan sosyalist siyasetin nasıl yapılması gerektiği konusunda bir şablonumuz yok. Öyle olduğu için de zor bir alan...

Başka bir şey yazacaktım, aklıma başka bir şey gelmişti, ama yazılan bu. Devam edeyim, ilgisiz gibi görünse de bir şekilde birbirine bağlarım...

80 öncesi, aradan kırk yıl geçmiş, gerçekten güzel güzel günlerdi. Ülkenin ve dünyanın geleceğinin güzel olacağını, daha güzel bir dünyanın kurulabileceğini ve bu sürecin çok da uzakta olmadığına inanırdık. Lise öğrencisiyim, hemen hemen dönemin gençliğinin tamamı gibi solla, sosyalizmle ilgileniyorum. Ecevit'in CHP'sini savunuyoruz, Demirel'in önderliğinde AP ve milliyetçi cepheler karşıyız. Kendimizce mücadele ediyor, ve faşizme karşı demokrasiyi savunuyoruz. Demokrasi o dönemde bizim zihnimize sosyalizmle eş anlamlı olarak kazınmış. Faşizmi yeneceğiz, demokrasiyi kazanacağız ve bir şekilde sosyalist devrim olacak! Nasıl, neyle, pek bilgimiz yok.

Hatırlıyorum, 12 Eylül faşizminin ülkeyi açık hapishaneye çevirdiği günler çok da uzak değil, bir arkadaşımla Fatih'ten Taksim'e yürüyoruz. O dönemde bu tür yürüyüşler de çok güzeldi. Genciz, tıfılız ama sola yönelik büyük bir coşku var içimizde, sosyalist mücadeleyi, sosyalizmi, insanlarımızın yakın bir gelecekte daha mutlu koşullarda yaşayacaklarını konuşuyoruz. Arkadaşım benden büyüktü. Üniversiteye gidiyordu. ''Ecevit'in sosyal demokrasisini savunuyoruz, ülke rahatlasın istiyoruz, rahatlarsa sosyalizmi getirmek daha zor değil mi?'' diye sormuştu, belki başka sözcüklerle. Bugün bile önemsenmesi gereken bir soru bu bu. O zaman nasıl yanıt vermiştim,   hangi gerekçelerle nasıl açıklamıştım, bilmiyorum ama, Ecevit'in iktidara gelmesinin sosyalistlerin çıkarına olacağını söylemiştim sanırım. Dediğim gibi, nedeni, nasılı büyük olasılıkla yoktu.

Benzer koşullarımız yok mu? Tek fark sosyalist solun bugün kitlesel desteğinin olmayışı, sosyal demokrasinin gerilemiş olması, gerici bir partinin yirmi yıldır girdiği her seçimi kazanması ve önemli bir fark sağın bu en öndeki partisinin o dönemdeki sağ partilere hiç benzememesi, dahası cumhuriyet dönemini bir parantez olarak görmesi vb. Arkadaşımızın sorusunu bu güne taşırsak faşizm mi, yoksa ( ne kadarsa, o kadar) demokrasi mi? ( Bu noktada sınıfsallık diye tutturanları ciddiye almamak gerek.) Keşke kefenin bir ucundaki faşizmin karşı kefesinde demokrasi değil de, sosyalizm olsa... Ama değil. Yok. Sosyalizm bu verili koşullarda faşizmin karşısında onu iktidardan edecek bir seçenek değil. Büyük harflerle DEĞİL: Olmaması sosyalist mücadelenin ertelenmesi, ötelenmesi anlamına da gelmiyor üstelik. Faşizmin karşısında düzen muhalefeti varsa, kendilerini demokrasi cephesi olarak tanımlıyorsa ve faşizmi iktidardan edecek tek olgu da BUYSA böyle bir ''faşizm karşıtlığını'' yok sayabilmek mümkün olabilir mi? ''Bana ne '' diyebilmek, omuz silkeleyebilmek ve   süreci ''hepsi bir''e bağlamak mümkün mü?

Peki sosyalizm, sosyalist siyaset?

Sosyalist siyaset bir anlamda toplumsal olanla temas etmek, onlarla etkileşime girmek, bağ kurmaya çalışmak, olabildiğince ''doğru'' yönlendirebilmek, süreci etkileyen kimi dinamikleri öne çıkarmak, güçlendirmek ve kimilerini zayıflatmaya çalışmak değil mi? Ve arkadaşımızın sorusuna yanıt, faşizme karşı demokrasi mücadelesinin sosyalizm bütünselliği içinde savunulmasının siyaset alanının genişlemesini sağlamayı amaçlamak değil mi?

Faşizme karşı demokrasi mücadelesi sosyalist mücadelenin ta kendisidir.
Sürecin dışında kalarak sosyalist bir siyaset oluşturabilmek de zaten mümkün değildir. Sosyalistler ülkedeki demokrasi mücadelesini sınıfsal siyasetin bir parçası haline getirmek durumundadır, diye düşünüyorum.






Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: Önceki gün, 04:17


Bir üstte üniversiteli arkadaşın sorduğu sorunun yanıtı, sosyalist mücadele için gerekli olan siyaset alanının genişletilmesi olarak verilebilir. Siyasal alt üst halkın iradesinin yoğun bir biçimde sokaklara, caddelere taşması ve artık o şekilde yönetilmek istememesini buralarda ortaya koymaya çalışmasıyla billurlaşacaktır. Yetmez, bir de o halkın büyük çoğunluğunun partinin öncülüğünü benimsemiş olması da gerekmektedir. Bu koşulların gerçekleşebilmesi için ihtiyaç duyulan sosyalist siyasetin etkili olabilmesinin yolu aynı zamanda siyaset alanının genişliğiyle ilgilidir. Daraltılmış bir alanda sosyalist siyaset yapmak çoğu kez yapıları   illegal olmaya yöneltir. İllegalite de uzlaşmaz sınıfların ortaya çıktığı ve kapitalizmin yol aldığı bir toplumda halkla, sınıfla bağ kurabilmenin bir yöntemi olamaz. Sonuç vermez, örneği de yoktur. O koşullarda legal çalışmalara ihtiyaç vardır ve bunun için de siyaset yapılan alanının genişlemesi, genişletilmeye çalışılmasına ihtiyaç vardır. Faşizme, her türlü otoriterliğe karşı mücadele bunun için zorunluluktur.

Faşizme karşı verilen demokrasi mücadelesi bu yüzden sosyalist mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır ve sadece siyaset alanının genişletilmesini de hedeflemez ve aynı zamanda o mücadele sürecinde toplumla yakınlaşarak, toplumla bağ kurarak partiye devrimci kadrolar kazandırmayı da amaçlar.

Sanırım o üniversiteli arkadaşın sorusunun yanıtını bugün vermeye çalışsaydık, yanıtımız bu ve benzer açıklamaları kapsardı.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 4 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   3   [4] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 1 780 19.12.2019- 06:12
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm... melnur 11 1376 13.05.2020- 11:56
Konu Klasör sosyalizm ile reel sosyalizm arasında ne fark var yura 5 10977 23.03.2014- 12:22
Konu Klasör Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm melnur 19 11735 30.08.2013- 00:25
Konu Klasör Demokrasi, mümkün mü ? melnur 4 3019 09.12.2018- 08:23
Etiketler   Demokrasi,   sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS