SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Kürt coğrafyasında kardeş kavgası tehlikesi var           (gösterim sayısı: 183)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür etti.
38 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 08.12.2020- 08:36


Kürt coğrafyasında kardeş kavgası tehlikesi var: Tüm Kürtler kaybeder

Akademisyen Vahap Coşkun, Kürt coğrafyasında yaşanan son gerilimleri değerlendirdi. Kardeş kavgası ihtimalinin ortada durduğunu kaydeden Coşkun, Türkiye’de ise ulusal birliğin sağlanmasının ‘zor’ olduğunu kaydetti.
Resim Ekleme

İnsan hakları, Kürt sorunu ve demokrasi alanında çalışmalar yapan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun, bölgede ve Türkiye’de Kürt siyasetinin içerisinde bulunduğu duruma ilişkin BirGün’e konuştu.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile PKK arasındaki gerilimden HDP’nin “Türkiyelileşme süreci”ne kadar çok sayıda konuda sorularımızı yanıtlayan Coşkun, “Kürt coğrafyasında kardeş kavgası, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtlerin tamamına zarar verir” dedi. Türkiye’de yeni bir Kürt partisinin kurulacağı iddialarına da değinen Coşkun, “Tabela partisi olur” değerlendirmesini yaptı.

Coşkun’un sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

♦ Yazılarınızda Kürt coğrafyasındaki kardeş kavgasından bahsediyorsunuz. Kürt coğrafyasında şu an ne oluyor?
KBY sınırları içinde birtakım olaylar yaşanıyor. PKK’nin gümrük görevlisi ve peşmergeye saldırıları gerilimin tırmanmasına neden oldu. PKK ile KDP arasındaki tansiyon yeni değil. PKK, çeşitli dönemlerde otorite boşluğunda bu bölgeye yerleşti. Kürdistan bölgesine yerleşmesi, yönetim açısından sorun oluşturuyor çünkü Türkiye sürekli operasyon yapıyor. Bu da Kürdistan’ın hasar görmesine sebep oluyor. PKK o bölgede çok sayıda köyü denetimi altında bulunduruyor. Tarihsel olarak böyle bir gerginlik sebebi var ama son zamanlardaki gerginliği Şengal anlaşması artırdı. Irak Merkezi Yönetimi ile KBY arasında imzalandı bu anlaşma. Bölgenin silahlı gruplardan arındırılmasını içeriyordu. PKK ve Haşdi Şabi anlaşmaya uymayacağını duyurdu. PKK ve KDP arasındaki gerilim bundan sonraki süreçte arttı. Geçen hafta içinde Irak Hükumeti, silahlı grupları çıkarmak için gerekli hazırlığını yaptığını ifade etti. Bu gerginlik, eskiden olduğu gibi kardeş kavgası ihtimalini ortaya çıkardı.

Çatışma ihtimali masada duruyor

♦ Liderlerin temasları ve mesajları ne yönde?

Burada iki aktör son derece önemlidir. Birincisi Mesut Barzani. ‘Biz kardeş kavgasını haram kıldık ama bu PKK’nin gelip halkımıza zorla kendisini dayatmasını gerekli kılmaz. PKK’nin yapacağı en akıllı iş, Kürdistan yönetiminin meşru otoritesini kabul etmektir’ dedi. Aksi takdirde istenmeyen şeylerin olabileceğini ifade etti.

Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Kobane ise hem PKK’nin hem de KDP’nin yanında yer almadıklarını, tarafsız olduklarını kaydetti. Böyle bir savaşın Kürtlere zararı dokunacağını ifade etti. İki grubun kısa sürede anlaşması gerektiğini söyledi. Eğer PKK oradan çekilirse çatışma olmaz ama orada kalmaya devam ederse çatışma ihtimali masada duruyor.

Böyle bir şey gerçekleşirse tüm Kürtler kaybeder. PKK’nin böyle bir çatışmadan galip çıkma ihtimali yok ama KBY’ye zarar vermiş olur. Sadece KBY ile sınırlı kalmaz. Suriye’deki Kürtler, mayıs ayından beri birlik görüşmeleri yürütüyor. Orada da hem PKK’ye hem KBY’ye yakın iki grup var. Böyle bir çatışma olursa Suriye’de birlik ihtimali de ortadan kalkar. Birlik çatısı altında Suriye’nin geleceğine müdahale etme ihtimali yok olur. Mazlum Kobane’nin kendisini PKK’den ayrı bir yerde konumlandırmasının altında da bu birlik çalışmalarına herhangi bir zarar gelmemesi kaygısının yattığını düşünüyorum.

♦ Daha önce, “Savaşın KBY sınırlarında yaşanmasının PKK’nin ve TSK’nin isteyeceği bir durum olur” değerlendirmesine imza attınız. Bunu biraz açabilir misiniz?
Savaşın Türkiye topraklarından çıkması, devletin isteyeceği bir şeydir. Kendi sınırları içerisinde bir sorun yaşanmayacak. Ayrıca Türkiye askeri olarak güçlü bir orduya sahip. PKK de bu orduyla bu şartlarda savaşmak istemez. Bunun yerine bildiği yerde, hakim olduğu alanda orduyu karşılamak ister. Ama burada asıl mağdur olan KBY. Oradaki insanlar ölüyor, o topraklar bombalanıyor. Devlet ile PKK arasındaki çatışmaların Kürdistan’da sürmesi KBY’yi ciddi manada tahrip ediyor. PKK orada olduğu müddetçe TSK oraya operasyon yapacak ve bunlar da sürekli olarak Kürt yönetimine zarar verecektir.

Bu sorununun sürekli olarak devam etmesi, çatışmanın varlığı, Kürt sorununun konuşulmasını imkânsız hale getiriyor. Türkiye’de de Kürt meselesinden dolayı hayatları olumsuz etkilenen insanların yaşadıkları sorunlar katmerleniyor. Bu sorunlar, böyle giderse sonraki dönemlere aktarılmaya devam edilecek.

Kürtlerin hemfikir olduğu talepler

♦ Türkiye’deki Kürt partileri de bir ulusal birlik arayışı içinde. Bu çalışmanın başarıya ulaşma ihtimali hakkında neler söylersiniz?

Türkiye’deki Kürt ulusal birliği talebi, eskiden beri dile getirilen bir talep ama gerçekleşmesi çok güç. Ulusal birliğin içinde yer alması beklenen siyasal hareketlerin birbirinden farklı amaçları, hedefleri ve programları var. Bunları tek merkezden yönetilebilir hale getirmek son derece güç. Daha önce denendiğinde de bir netice alınamamıştı. Ancak bazı temel talepler üzerinde güç birliği oluşturulabilir. Örneğin anadilde eğitim gibi tüm Kürtlerin hemfikir olduğu talepler.

Resim Ekleme
♦ Son dönemde Ayhan Bilgen, Altan Tan gibi isimler tarafından da eleştirilen HDP için ne düşünüyorsunuz?
HDP’nin oy oranı şu an yüzde 10’un üzerinde görünüyor. Böyle bir tabanı muhafaza ediyor. HDP seçmeninin bağlılığı yüksek. Genç seçmenin de iltifatını alıyor. Çok ciddi bir siyasal hata yapmadığı müddetçe bu oy oranını korur ama siyasete ağırlığını koymasını sağlayacak oy oranına erişmesi zor. Muhasebe yapmalılar. 2015’ten sonraki sürecin ne kadar iyi değerlendirilebildiğini tartışmalılar. Daha merkezi aktörler ve söylemler üretmeliler. Devletin HDP’ye operasyonları parti içi muhasebeyi geçiştiriyor ama daralma sadece devletin tasarrufuyla açıklanamaz. HDP’nin siyasal krizini kabul edip buna göre tavır alması gerekiyor. PKK’nin durduğu yer de problemdir. HDP, Türkiye siyasetinde merkezin önemli aktörü olmak istiyor ama bunu gerçekleştirmek için Kürt siyasetinde söz sahibi olmaları lazım. HDP’nin bunları dönüştürebilecek bir siyasal süreçten geçmesi gerekiyor.

♦ Bir “Türkiye partisi” olarak tanımlanan HDP’den vazgeçişi mümkün görüyor musunuz? Kürt siyaseti eskisi gibi bölgesel hedefler ağırlıklı olarak mücadele sürdürmeyi tercih edebilir mi?
Bundan geri dönüş olacağı kanaatinde değilim. HDP’nin yöneticileri ve kurumsal tavrı, Türkiyelileşme söylemini devam ettiriyor. Bölgesel veya Kürt meselesine odaklanmadan ziyade Türkiye’nin tamamına seslenmek ve tüm sorunlarına çözüm bulmak için çalışmaya devam edeceklerdir. HDP, salt Kürt partisi olma sürecini çoktan geride bıraktı. O köprüyü çoktan geçtiler. Bu siyasetindeki eksiklerini görmeleri gerekiyor. Çözüm yolları üretmeliler. Sadece söylemle bunu değiştiremezler. Vitrine çıkardığınız aktörlerin merkez tarafından benimsenecek yapıda olması gerekiyor. Dil, üslup ve tavır dönüşüme girmeli.

Ancak tabela partisi olur

♦ Yeni bir “Kürt partisi”nin kurulacağı ve HDP’nin etkisinin bu yolla azaltılacağı öne sürülüyor. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu iddiaları ben de takip ediyorum. Çeşitli aktörler bunu zaman zaman dile getiriyor. Türkiye kamuoyunda, ‘Kürt partisi’ denilince sadece HDP algılanıyorsa bu yanlış olur. Kendisini Kürt olarak tanımlayan çok parti var. Kürt sahası parti açısından kısır bir saha değil. HDP’yi yeterince dinci ve Kürt bulmayan ya da bağımsızlığı ve federasyonu savunan partiler var. Burada çeşitlilik söz konusu. Ben meydanda bir siyasal boşluk görmüyorum. Bir partinin kurulmasının sadece parti sayısını artırmaktan öte işlevi olmaz. Yeni bir tabela partisi olur.

***

Cumhur İttifakı oy kaybedecek

♦ Türkiye siyasetinde de zaman zaman erken seçim ve ittifak partileri arasında fikir ayrılıkları iddiaları ortaya atılıyor. Siz siyasetteki son durumu nasıl görüyorsunuz?

İktidar sürekli seçimin zamanında yapılacağını söylüyor. Reform söylemi de iktidar süresini son aşamaya kadar götürme niyetinde olduklarına işaret ediyor. Bazı kesimlerin öngördüğü gibi baskın seçim yapılacağını düşünmüyorum. Cumhur İttifakı’nda bir gerginliğin olduğu da görülüyor. Seçimin bu nedenle 2023’e gidip gitmeyeceği sorgulanabilir. Benim tahminime göre, 2021 ikinci yarısından sonra daha çok ‘seçim’ sözünü duyacağız. 2022 yılı ise seçime gebe.

Cumhur İttifakı’nın istikrarlı bir şekilde oy kaybettiğini görüyoruz. Fakat buna rağmen muhalefetin oyu artmıyor. İktidar küçülürken muhalefet büyümüyor. Muhalefetin de seçmenlere somut, uygulanabilir, ihtiyaçları karşılayabilecek bir proje sunmadığı görülüyor ve kararsızların sayısı artıyor. Seçim ne zaman yapılırsa yapılsın seçimin kaderini kararsızlar belirleyecek. Yeni partilerin ortaya çıkardığı yeni durumlar var. DEVA Partisi ile Gelecek Partisi’nin elbette ittifaklar üzerine etkileri olacaktır.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çekirdekteki CHP, Saadet Partisi ve İyi Parti ittifakını korumak, HDP’nin desteğini devam ettirmek ve yeni partileri ittifakın içinde monte etmek istiyor. Bunu 2019’da başardı. Yine başarırsa bu hiç kuşkusuz iktidar ve muhalefet arasındaki mücadeleyi çetin bir hale getirir.

https://www.birgun.net/haber/kurt-cografyasinda-kardes-kavgasi-tehlikesi-var-tum-kurtler-kaybeder-325683



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 09.12.2020- 02:59


Akademisyen Vahap Coşkun'un röportajındaki bir bölüm dikkat çekici. Yazar kendisine sorulan soruya verdiği yanıtta HDP'nin Türkiyelileşme konusunda geri adım atma noktasını geride bıraktığını söylemesi bence üzerinde durulması gereken bir konu. Şöyle söylüyor: ( Türkiyelileşme konusunda) '' Bundan geri dönüş olacağı kanaatinde değilim. HDP’nin yöneticileri ve kurumsal tavrı, Türkiyelileşme söylemini devam ettiriyor. Bölgesel veya Kürt meselesine odaklanmadan ziyade Türkiye’nin tamamına seslenmek ve tüm sorunlarına çözüm bulmak için çalışmaya devam edeceklerdir. HDP, salt Kürt partisi olma sürecini çoktan geride bıraktı. O köprüyü çoktan geçtiler. Bu siyasetindeki eksiklerini görmeleri gerekiyor. Çözüm yolları üretmeliler. Sadece söylemle bunu değiştiremezler. Vitrine çıkardığınız aktörlerin merkez tarafından benimsenecek yapıda olması gerekiyor. Dil, üslup ve tavır dönüşüme girmeli.''

SF keşke açık olsaydı; bu konuda Kürt gençlerinin nasıl bir siyasal duruş içinde görme imkanımız olurdu. Tekrar girmek istemiyorum ama, uzunca bir dönem kendilerine ''enternasyonalist komünist'' tanımlamasında bulunan bir takım garip tiplerin ortaya çıkmasıyla sol-sosyalizm konularının özellikle bu forumda çok yanlış yorumlandığını sürekli yineliyorum. Sadece sol-sosyalizmin yanlış yorumlanmasında bulunulmadı ve aynı zamanda Kürt ulusal hareketinin omuzlarına da kaldıramayacağı büyük bir yük de bindirildi. Özellikle Öcalan'ın yanlış, gereksiz ve eklektik açıklamalarıyla sosyalizmden kopuş, özgürlüğün ''yeni ve aşkın bir felsefi yorumu''yla zihinlerin bulanıklaşması, milliyetçi refleksler ve hatta Türkiye ve Türk kavramlarıyla yaşanan bir duygusal kopuş Türkiyelileşme siyasetiyle ne kadar uyum içinde olabilir, ne kadar benimsenebilir, bence bir soru işareti. Gerçekten hiç kolay değil. Demirtaş açıklamıştı sanıyorum, Türkiyelileşme vurgusu ve ''seni başkan yaptırmayacağız'' söylemi belki de bu kesimler üzerinde hayal kırıklığı da yaratmış olabilir.

Türkiye'nin aydınlık geleceğinin Kürtlerden soyutlanarak kurulabilmesi hiç mümkün değil. Bu ülkenin, bu topraklardaki sosyalist mücadelenin Kürtlere ne kadar ihtiyacı varsa, Kürt toplumunun da Türkiye'ye ve sola o kadar ihtiyacı var. Kürtler yok sayılarak sosyalizme varılamaz. Kürtler de sosyalizmden ve birlikçi siyasetlerden uzaklaşarak özgür olamaz, mutlu bir coğrafya özlemini gideremezler. Anti emperyal bir temelde birlikten yana bir siyasette anlaşamadığımız sürece bu ülkenin insanlarının   huzur bulabilmesi o kadar zor ki.

Türkiyelileşmeyi bu yüzden önemsiyorum.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.12.2020- 03:59


Engin Deniz yazdı | Yeniden ‘Birakujî’ mi?

Kalıcı bir barışın garantisi partiler-yönetimler veya bölge üzerinde hesabı olan başka güçler değil, halkların aktif örgütlü barış mücadelesidir.

Resim Ekleme
Kürtlerin tarihinde ‘Birakujî’, yani kardeş kavgası çoktur. Kardeş kavgalarının yakın tarihine bakıldığında ise hep Güney Kürdistan’ın öne çıktığı görülür. PKK-KDP, PKK-YNK, KDP-YNK arasındaki çatışmalar özellikle 90’lı yıllar boyunca aralıklarla sürmüş, bu çatışmalarda binlerce Kürt hayatını kaybetmiştir. Birçok gücün çeşitli hesaplarla doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olduğu bu çatışmalarda kazanan tarafsa hep Kürtlerin topyekûn kaybetmesini hedefleyen güçler olmuştur.

Bir süredir bölge yeniden gergin, hatta gerginliğin tarafları savaş pozisyonu almış vaziyette. KDP’nin bölgedeki köklü tarihi ve PKK’nin kendini ispatlamış savaş gücü arasında süregelen gerilimin temelde bir bölgesel hakimiyet mücadelesi olduğu söylenebilir elbette. PKK’nin Zaho’dan Süleymaniye’ye kadar uzanan geniş bir alanda sürdürdüğü hakimiyet eskiden beri KDP açısından her zaman bir rahatsızlık konusuydu. Ancak hem geçmiş acı tecrübelerin öğrettikleri hem de son yirmi yılda bölgede yaşanan başka gelişmeler nedeniyle bu güçler arasındaki gerilim uzun süredir bir savaş pozisyonu yaratmamıştı.

Nisan ayında Peşmerge güçlerinin Zine Wertê’ye yerleşmesiyle başlayan gerilim KDP’ye bağlı özel kuvvetlerin Kandil’e konuşlanmaya başlamasıyla iyice arttı. Bu gelişmelere karşı PKK cephesinin tepkisi, uyarı-önleme mahiyetinde birkaç küçük ölçekli saldırı gerçekleştirdikten sonra sorunların diyalog yoluyla çözülmesi için çeşitli girişimlerde bulunmak oldu. Birçok kurum ve kuruluş tansiyonun düşürülmesi için çağrılarda bulunduysa da gerilim artarak devam etti.

Peki ne oldu da geçmişte Birakujî’yi haram kıldığını söyleyen Barzani bu kadar zaman sonra: "Vatandaşlarımızın haksız yere şehit olmalarına, bedeller ödemelerine, mülklerini ve yerlerini terk etmeye dûçar eden yaklaşımlara karşı sesiz kalmamız beklenemez" gibi sert açıklamalarda bulundu ve PKK’nin bulunduğu bölgelere yığınak yapmaya başladı?

Gerilimi besleyen temel güncel meseleyle başlayalım. Peşmerge 2014’te Şengali ve halkı bırakıp kaçtığında PKK devreye girmiş, hem halkı korumuş hem de IŞİD’in stratejik hesaplarına ağır bir darbe vurmuştu. Böylelikle PKK’nin bölgedeki etkisi artmış ve Şengal halkı Rojava benzeri bir öz yönetim anlayışıyla kısa süre içerisinde örgütlenmeye başlamıştı. Bu uzun süredir Bağdat ve Erbil için önemli bir rahatsızlık başlığıydı.

Şengal bölgesinin PKK ve Haşdi Şabi’den arındırılması konunda Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Irak Merkezi Hükümeti 9 Ekim’de bir anlaşma imzalamış, bu anlaşmaya AB, ABD, İngiltere ve Türkiye destek vermişti. Batı bu hamleyle daha çok İran’ın önünü kesmeyi hedeflerken, Türkiye PKK’nin bölgede artan etkisini kırmayı hedefliyordu. KDP için ise bu anlaşmanın gereğinin yerine getirilmesi merkezi hükümetle ilişkilerinin iyileşmesi açısından ayrıca önem taşıyordu. Bu başlıkta geçtiğimiz hafta bölgeden gelen haberler anlaşmanın sağlandığı yönündeydi. Duyurulan anlaşma maddelerine göre, PKK’ye bağlı güçler bölgeden çekilecek ancak iç asayişte PKK’ye yakın olarak bilinen YBŞ, güvenlik sistemine entegre edilecekti. Ancak bölgeden gelen son haberler ve Barzani’nin son yaptığı açıklama anlaşmanın hayata geçmediğini gösteriyor:

“Şengal (Sincar) Anlaşması'nın uygulanmasını bekliyoruz ancak henüz uygulamaya konulmadı. PKK ve ona bağlı hiçbir güç Şengal'den çekilmedi. Sadece birkaç saatliğine kıyafet değiştirip Şengal Dağı'na çekildiler ve tekrar geri döndüler. Aksine sayıları daha da arttı.”

Özetle, bu başlıkta gerilim gerilimin devam ettiği görülüyor.

Bununla beraber diğer bir güncel gerilim konusu da Süleymaniye kentinde devam eden eylemler. Maaşlarını alamadığı için sokaklara dökülen binlerce emekçinin öfkesi artarak devam ediyor. Günlerdir süren eylemlerde kamu binaları ateşe verildi ve çok sayıda kişi yaralandı. KDP bu eylemlerden ötürü açıktan PKK’yi suçluyor.

Ancak bir süredir devam eden gerilimi Şengal’le ya da başka yerel gelişmelerle açıklamak oldukça yetersiz kalacaktır. Hem tarihsel süreç hem de emperyalist planlar ekseninde atılan adımlar gösteriyor ki, Kürdistan’da yaşanan hiçbir gelişme hiçbir zaman sadece Kürdistan’la ilgili olmamıştır. Sonuç olarak petrol ve enerji geçiş yolları açısından dünyanın en önemli bölgesinden söz ediyoruz!

KDP ve PKK, ikisi de Kürt halkının çıkarları doğrultusunda hareket ettiği iddiasında olan ulusal hareketler. KDP feodal/geleneksel bir kimliği temsil ederken, PKK daha sol/seküler bir çizgide kendi paradigmasını yaratmış bir hareket. Bu nedenle, gelişmelere göre tartışmalı manevralar yapsalar da farklı siyasal tercihlere ve ittifak politikalarına sahipler.

Örneğin, KDP Türkiye’yle kurduğu ekonomik ve siyasal ilişkilerin bozulmasını istemiyor. PKK’nin Türkiye devletine karşı savaşının bu ilişkilere zarar verdiğini düşünüyor. Bu nedenle son otuz yıldır süren savaşta konjonktüre göre çeşitli boyutlarda Türkiye devletine desteğini hep sundu. Dolayısıyla, AKP/Saray rejiminin yeniden “Ne Kürt sorunu, ne terör sorunu” noktasına dönüş yapmasıyla birlikte KDP’nin ittifak politikaları gereği son dönemde özellikle askeri istihbarat alanında Türkiye’ye destek vermesi ve bu nedenle PKK ile gerilmesi olağan.

KDP-PKK geriliminin bir başka boyutu da elbette Rojava. Suriye iç savaşıyla birlikte YPG’nin Rojava bölgesinde kazandığı siyasal ve örgütsel ağırlık, KDP ile dengelenmek isteniyor. Emperyalistler açısından Irak ve Suriye’nin kuzeyinde gelecekte kendileriyle iyi ilişkiler geliştirebilecek öngörülebilir aktörlerin iktidarda olması kritik. Bu nedenle KDP, uzun süredir ABD’nin desteği ve teşvikiyle, Rojava bölgesinde gücüyle orantılı olmayan bir etkinlik oluşturmak için çabalıyor. Bu nedenle PKK ile KDP arasındaki gerilimin uluslararası boyutunu da mutlaka görmek gerekiyor.

Bölge halkları savaşlardan çok büyük acılar çekti. Yeni bir kardeş kavgasının bölgeye, Kürtlere bir fayda getirmeyeceği, dahası kazanımların da kaybedilmesine yol açabileceği açıktır. Bu gerçek defalarca tecrübe edilmiş olsa bile son birkaç ay gösterdi ki, Kürdistan üzerindeki hesapların ve çok yönlü basıncın yeni bir kardeş kavgasına yol açması pekâlâ mümkündür. Ancak unutulmaması gereken şu ki; kalıcı bir barışın garantisi partiler-yönetimler veya bölge üzerinde hesabı olan başka güçler değil, halkların aktif örgütlü barış mücadelesidir.

https://ilerihaber.org/icerik/ufuk-akkus-yazdi-hemcinslerinden-utanmak-120672.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.729
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

38 kere teşekkür edildi.
32 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.12.2020- 11:38


Altın tepsideki fırsat ve KDP-PKK çatışması - İBRAHİM VARLI

Resim Ekleme

KDP-PKK çatışması sadece Kürtler arası bir gerilim değil, çok daha fazlası. Meselenin güncel, yapısal ve küresel birçok boyutu var. Çok katmanlı krizde, Biden Amerikası'nın yeni yönelimleri taşları yerinden oynatmaya devam edecek...

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde bir süredir birbiriyle bağlantılı uluslararası aktörlerin de dâhil olduğu önemli askeri, siyasi, diplomatik hareketlilik var. Fırat’ın batısında SDG’nin kontrolündeki tek bölge olan İdlib-Afrin-El Bab arasındaki Ayn İsa’da YPG ile ÖSO arasında çatışmalar başlarken Irak Kürdistanı Bölgesi’nde de KDP ile PKK arasında bir süredir devam eden kriz çatışmaya dönüştü.

KDP-PKK krizi yeni değil, taraflar daha önce de defaten karşı karşıya geldiler. Yeni olan, bir süredir devam eden suçlama, tehdit ve restleşmeler sonrasında tarafların uzun bir sürenin ardından sıcak bir çatışmaya girmiş olması. Gerilimin daha büyük çatışmalara evirilmesinden, yeni bir “birakuji” yani “kardeş kavgası”na dönüşmesinden endişe ediliyor.

ANKARA-ERBİL-BAĞDAT HATTI


Erbil-PKK geriliminin arka planında birçok neden bulunuyor. Çok aktörlü meselenin hem güncel hem yapısal hem de uluslararası boyutu var. Son kriz Suriye-Türkiye sınırına yakın Ezidilerin yurdu Şengal ya da Sincar bölgesi nedeniyle patlak verdi. IŞİD’in Sincar’dan çıkarılmasında etkin olan PKK’nin bölgede yerleşik hale gelmesi Erbil, Ankara, Bağdat ve Tahran hattında ciddi rahatsızlık nedeniydi. Irak Kürt Bölgesi’nden Suriye’ye geçiş noktası olan Sincar, Türkiye’ye yaklaşık 90 kilometrelik, yani bir saatlik mesafede. Buradaki özerk yapı PKK’nin kontrolünde ve PKK buradan üç ülkeye de geçiş yapıyordu. Buranın kaybedilmesi Kandil’den Rojava’ya uzanan fiziki bağlantının kopması demek.

Ankara’nın da basıncıyla Erbil ve Bağdat 9 Ekim’de imzaladıkları Şengal anlaşmasıyla PKK’nin buradan çıkarılması, özerk idarenin dağıtılması ve Irak ordusunun buraya yerleşmesi konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşmaya PKK sert tepki gösterdi. Anlaşmayı tanımadığını, bunu bir savaş ilanı saydığını ve yerleştiği alanlardan çıkmayacağını açıkladı. Kandil/PKK Mesut Barzani’ye devreye girme çağrısı yaptı. Murat Karayılan “Kürtler arası bir savaş yaşanırsa her şeyi kaybederiz” dedi ve gerilimin düşürülmesi için Barzani’nin ağırlığını koymasını istedi.

Kürtlerin bir daha kendi aralarında çatışmaması için yemin ettiğini söyleyen Barzani’den gelen yanıt Kandil’i tatmin etmedi. Sonrasında irili ufaklı çatışmalarla başlayan gerilim, karakol basmalar, bombalı saldırılar, petrol boru hatlarına yönelik eylem ve sabotajlarla devam etti. Kriz içindeki Erbil yönetimi petrol hatlarına yönelik saldırıdan ciddi ekonomik yara aldığını açıkladı.

BÜTÜN ORTADOĞU’YU ETKİLER

Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi ilk elden ilgilendiren kriz bütün bir Ortadoğu’yu etkileme özelliğine sahip. Dört ülkedeki Kürt sorunu küresel güç merkezlerinin dahli nedeniyle uluslararası bir hüviyet kazanırken her aktörün kendine has çıkarı söz konusu. Çok aktörlü kriz sahasında KDP, PKK, KYB, SDG, YPG, PYD, Ankara, Erbil, Bağdat, Şam, Tahran, Washington meseleni asli unsurları. Her bir aktörün hamlesi bir diğerini otomatikman etkiliyor.

Son bir ay içinde sürdürülen diplomasi trafiğinden bunun izlerini görmek mümkün. Önce Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ardında da Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi Ankara’ya geldi. Kazimi ve Barzani’nin ziyaretlerinin de odak noktası PKK’ydi. Her ikisi de PKK’nin tasfiye edilmesi için Ankara ile görüş birliğinde olduklarını belirterek ortak hareket etme sinyalleri verdi.

Resim Ekleme
BU BİR KDP-PKK SAVAŞI DEĞİL

Mesele KDP-PKK çatışması olarak lanse edilse de KDP tarafı bu tanımlamaya özellikle karşı. KDP kanadı bunun bir KDP sorunu olmadığını PKK’nin Kürt Yönetimi’yle çatıştığını özellikle vurguluyor. Bölgeden konuştuğumuz kaynaklar PKK’nin meseleyi KDP’ye sıkıştırarak bu durumu kamufle etmek istediği, “kendisinin Kürt Bölgesel Yönetimi’yle savaşmadığı” izlenimi vermek istediğini vurguluyor. Aynı kaynaklar Kuzey Irak’ta, Süleymaniye’de Erbil yönetimine karşı başlayan protestoların arka planında da bu krizin olduğu iddiasında. PKK’nin Kürt Bölgesel Yönetimi sınırları içindeki varlığı Erbil için rahatsızlık nedeni. Erbil yönetimi iyi ilişkiler içerisinde olduğu Ankara’nın da baskısıyla kendi müesses nizamı için bir tehdit olarak gördüğü PKK’nin kendi bölgesinden çıkmasını istiyor.

BİDEN DÖNEMİNE HAZIRLANMA YARIŞI

Çok boyutlu meselenin uluslararası ayağı da çarpıcı. Amerikan emperyalizminin bugünkü Ortadoğu, Irak-Suriye politikalarının mimarlarından olan Joe Biden’ın Beyaz Saray’ın dümenine geçecek olmasıyla dengeler değişmeye başlayacak. Donald Trump sonrası Biden’lı döneme göre pozisyon almaya çalışan bütün aktörler bu “ara dönem”de kendisini gösterme arayışında. Biden Amerikası’nın Ortadoğu politikalarına göre pozisyon almaya çalışanlar aktörlerden birisi de haliyle dört ülkedeki Kürt siyasi gruplar. Suriye Demokratik Güçleri’nin lideri Mazlum Kobani ile Murat Karayılan’ın ABD seçimleri sonrasında yaptıkları açıklamalar verilmiş açık sinyaller.

Ankara’dan Erbil’e, Bağdat’tan Tahran ve Şam’a bütün aktörler, çoktan Trump sonrası yeni dönem için beklemeye başladı. Bölgeden konuştuğumuz kaynaklarımızın Kürtlerin Biden’ı “altın tepside sunulmuş bir fırsat” olarak gördükleri yönündeki sözleri bütün yaşanan hareketliliği özetler nitelikte.

ALTIN TEPSİDE SUNULMUŞ FIRSAT

Trump’tan farklı olarak Amerikan egemen sınıflarının “muteber” temsilcilerinden olan Biden ile Amerikan “liberal müdahaleciliği” aktif şekilde geri gelecek. Burada da Kürtler kilit konumda. Ancak Kürtler çok parçalı ve dağınık halde. Washington bir süredir Suriye’deki Kürtleri birleştirmeye, bir araya getirme arayışında. Bu kapsamda durma noktasına gelen ENKS ile PYD/TEV-DEM arasındaki birlik görüşmelerine yeniden ağırlık verilmesi bekleniyor.

ABD, Suriye’de artık YPG’nin ana iskeletini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yol alma niyetinde. PKK’nin Fırat’ın doğusundaki varlığının uluslararası toplum nezdinde “rahatsızlık” yarattığını gören ABD, PKK’nin varlığının artık bölgesel politikalarının önünde bir engel oluşturduğu görüşünde. Bunun açık sinyallerini de vermeye başladı. Ankara-Tahran ikilisinin PKK’ye olan tavrı, NATO müttefiki Türkiye’nin bu konudaki “kırmızı çizgi” tutumu Beyaz Saray’ı diğer Kürt yapı ve örgütlerini ikame etmeye yöneltti.

ALACAKARANLIĞIN ŞAFAĞINDA

Hallaç pamuğuna çevrilen Ortadoğu coğrafyasında çoktan yerinden oynatılan taşlar, yeninde dizilmeye çalışılacak. Suriye’den Irak’a, Kürt meselesinden İran’a her bir kriz başlığı bütün boyutlarıyla yeniden deşilecek. Büründüğü uluslararası hüviyet nedeniyle artık Kürt siyasi aktörlerinin iradesinin dışında diğer birçok dışsal etmene de bağlı olan Kürt sorunu her boyutuyla daha çok kanamaya başlayacak.

Diyarbakır’da HDP’ye alternatif olarak AKP iktidarı destekli olduğu ve Erbil merkezli KDP’den yardım aldığı iddia edilen Kürt Demokrat Partisi (KDP) kurulması, partinin Genel Başkanı Reşit Akıncı’nın Rudaw TV’ye “Biz ölümsüz lider Mele Mustafa Barzani’nin izindeyiz, ulusal çizgisindeyiz” demesi çarpıcı. Buna Irak Başbakanı Mustafa Kazımi'nin önceki gün Ankara’da sarfettği, “Irak toprakları üzerinden Türkiye’yi tehdit eden hiçbir oluşuma ve yapıya müsemma göstermemiz mümkün değil. Sincar’da bununla ilgili adım attık” sözleri eklenince tablo az da olsa netleşiyor.

Yukarıdaki tüm gelişmelere paralel olarak İsrail gazetesi Jerusalem Post'a konuşan Murat Karayılan’ın “Rojovalı ve Rojhılatlı Kürtleri –Suriye ve İran- ABD ile ilişki kurmaları için teşvik ediyoruz” sözleri gelecekte yaşanacaklara dair önemli ipuçları veriyor. Güç merkezleri arasındaki egemenlik, paylaşım, nüfuz kavgasının yeni dönemde daha da tırmanacağı bir iklimde bölgedeki bütün aktörler pozisyonlarını güçlendirmeye çalışırken bu mücadele bütün bölgesi etkileyecek. KDP-PKK gerilimi de bu iklimde sadece Kürtlerin kendi aralarındaki bir sorun olarak görmek mümkün değil.

https://www.birgun.net/haber/altin-tepsideki-firsat-ve-kdp-pkk-catismasi-327205



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Polisin yaraladığı Özkan'ın hayati tehlikesi sürüyor dayanışma 0 1819 16.02.2014- 13:27
Konu Klasör Kürt hareketinin Türkiyelileşmesi... melnur 3 1202 21.02.2019- 06:19
Konu Klasör Kürt halkı hafife mi alınıyor? melnur 2 773 03.11.2019- 04:26
Konu Klasör TKP: Kürt sorunu sınıfsaldır melnur 0 232 12.08.2020- 06:20
Konu Klasör Kürt siyaseti nereye? melnur 3 144 08.12.2020- 00:33
Etiketler   Kürt,   coğrafyasında,   kardeş,   kavgası,   tehlikesi,   var
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS