SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Mustafa Suphi ve 15’ler…           (gösterim sayısı: 5.045)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
proleter
[ tek yol devrim ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 16.08.2013
İleti Sayısı: 406
Konum: Yalova
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: proleter
Konu Tarihi: 30.01.2014- 18:17



Mustafa Suphi ve 15’ler…



Gelenek bir kere yaratılmıştır. Toprağa atılan tohum Suphiler’in kanı ile sulanmıştır. Artık işçi sınıfı, öncüsü ile buluşmaya başlamıştır.


Resim Ekleme


Ekim Devrimi Rusya’da olmasına rağmen tüm dünyada, dostun ve düşmanın bilincinde çok önemli sıçramalara yol açtı. Özellikle Avrupa’da daha bir yoğun şekilde yaşanan toplumsal-sınıfsal hareket, başarılı-başarısız birçok devrimi ortaya çıkarırken, 1917’de Rusya’da işçi sınıfı iktidara geldi. Bu tarihsel başarı tüm dünyadaki komünist harekete yeni bir umut ışığı oldu. Bu devrim, komünist hareketleri güçlendirirken, olmayan ülkelerde de var etti.

Ekim Devrimi’nin Anadolu’da yansımaları TKP üzerinden yaşandı. Adeta Ekim Devrimi’nin okulu içerisinde yetişen ve o örgütlü mücadele içerisinde yetişen kadrolar üzerinden Türkiye’de örgütlenme, devrim ve sosyalizm mücadelesi hayat buldu, ezilse de…  

Bu hareketin öncüsü olan Mustafa Suphi önemli bir yerde durmaktadır. 1883’te Giresun’da doğan Suphi, hukuk ve siyasal bilimler üzerinde okudu. Ayrıca Osmanlı döneminde iktisat üzerine söz söyleyebilecek önemli insanlardan biriydi. 1912’ye kadar İttihat ve Terakki saflarında bulunan Suphi, çeşitli gazetelerde yazarlık ve yöneticilik yaptı, ayrıca siyasal konularla yakından ilgilendi. 1912’de İttihat ve Terakki’den atıldı. 1913’te Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra en yakın arkadaşı Ferit Bey ile Sinop’a sürülen Suphi, oradan bir kayıkla Rusya’ya geçti. Çar yönetimi tarafından siyasal sebeplerden dolayı Kaluga’ya sürülen Suphi, burada Bolşeviklerle tanıştı. Ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne üye oldu. Kaluga’dan Ural’a sürülen Suphi burada Türk savaş esirleri ile birlikte taş taşımak, toprak kazmak vb. gibi zorlu işlerde çalıştırıldı. Fakat O, her daim savaş esirlerinin arasında örgütlenme çalışmasını sürdürdü.  

Ekim Devrimi’nden hemen sonra Moskova’ya gelen Suphi burada “Yeni Dünya” gazetesini çıkarmaya başladı. Türk işçi ve emekçilere yönelik çıkarılan bu gazete, o dönem yürütülen çalışmada önemli bir araçtı. Rusya’da bir dizi kongreye katılan Suphi’nin, 3. Enternasyonal’in 1. Kongresi’ne Türkiye delegesi olarak katılması, O’nun yüzünü artık Türkiye’de örgütlenmeye döndüğünü göstermeye başlamıştır. İşte tam da bu kongrede büyük bir inanç ve meşruiyet duygusu ile “dünya devriminde Türkiye proletaryasının şerefli bir yer işgal edeceği”ni ilan etmiştir. 3. Enternasyonal’in 2. Kongresi’nde ise Doğu Milletleri Kurultayı’nın toplanması kararlaştırıldı. Bu kurultayın ardından 10 Eylül 1920’de Bakü’de TKP kurulmuştur. Aslında Türk örgütlerinden gelen 74 delegenin katıldığı kuruluş kongresinden sadece 15 komünistin Anadolu’ya geçmesine karar verilmiştir.

Suphiler yanlarında parti programı ile Anadolu’ya hareket ederken ufuklarında bu topraklarda da işçi sınıfının iktidarını kurmak vardı. İlk vardıkları şehir olan Kars’ta hükümet tarafından sahte bir gösteri ile karşılanmışlardı. Kars’tan sonraki yolda birçok sözlü ve fiziki saldırı ile karşılaşmalarına rağmen hayatlarının, işçi sınıfının kurtuluşundan daha önemli olmadığı düşüncesi ile yollarına devam etmişlerdi. Erzurum’da şehre bile sokulmamışlar, oradan Trabzon’a geçmişlerdi.

Kemalist burjuvazinin safında yer alan Kahya Yahya’nın adamları, Suphileri Trabzon’da da rahat bırakmadılar. Saldırıların üzerine Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı bir tekne ile Karadeniz’e açıldılar. Arkalarından başka bir kayıkla giden Kahya Yahya’nın adamları 15’leri Karadeniz sularında katlettiler.

“Mustafa Suphi yoldaş’ın ölümü şüphesiz inkılap namına çok acıklı bir ziyadır. Fakat geride kalan Türk komünistlerine inkılaba giden yolları pek iyi göstermiştir. Bizler onun ölümü karşısında fütur değil, cesaret ve iman duyar, açtığı yoldan gideriz.” (Ali Yazıcı, Mustafa Suphi ve yoldaşları)

Bu topraklarda işçi sınıfı tarihi açısından önemli bir kilometre taşı olan TKP geleneğini doğru bir şekilde anlamak-anlamlandırmak gerekmektedir. Ekim Devrimi’nin deneyimlerinden ve devrimci teorisinden beslenerek yaratılan Mustafa Suphiler’in TKP’si kapitalist sistemi cepheden karşısına alan bir yapıya sahipti. Dolayısıyla işçi sınıfının iktidarını bir devrim ile getirmeyi amaç edinmiş bir partiydi. Günümüz TKP-SİP çizgisi, bu geleneği sadece kelimeler, cümleler ve kâğıtlara yazılmış yazılarla savunabilir. Oysa Suphiler’in geleneğinin ruhunda işçi sınıfının zora dayalı sosyalist devrimi vardır. Ve buna uygun illegal devrimci örgütlenmesi… Suphiler’in geleneğinde “cumhuriyetin kazanımları adı altında milliyetçi-yurtsever politika değil, devrimci sosyalist işçi sınıfı iktidarı perspektifi vardır. Zaten “cumhuriyetin ilk kazanımları” daha çok, Suphiler’in katlinde ve 1 Mayıslar’ın yasaklanmasında olduğu gibi kemalist burjuva sınıfının kazanımlarıdır.

Anadolu burjuvazisi son derece genç olmasına rağmen komünizm karşısında son derece bilinçlidir. Bu, onun meselelere ne kadar sınıfsal yaklaştığının önemli bir göstergesidir. Kapitalistler “komünizmin başı görüldüğü yerde ezilmesi gereken bir yılan” olduğunu bilmektedir.

Fakat bu gelenek bir kere yaratılmıştır. Toprağa atılan tohum Suphiler’in kanı ile sulanmıştır. Artık işçi sınıfı, öncüsü ile buluşmaya başlamıştır. Dolayısı ile daha ilk verdiğimiz şehitlerimizden itibaren devrim ve sosyalizm uğruna yaşamını feda edenler yattıkları yerde rahatlıkla uyuyabileceklerdir. Bugün bu söz sınıfın devrimci partisi şahsında güvenceye alınmıştır. Bu, geleceğimizin güvencesidir.

F. Deniz



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
proleter
[ tek yol devrim ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 16.08.2013
İleti Sayısı: 406
Konum: Yalova
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: proleter
Cevap Tarihi: 30.01.2014- 18:19



Mustafa Suphi’nin 3. Enternasyonal’deki konuşması...

 

28-29 Ocak 1921 tarihinde Karadeniz'in karanlık sularında katledilen 15'lerin ölüm yıldönümü vesilesiyle Mustafa Suphi'nin 3. Enternasyonal Kuruluş Kongresi'nde yaptığı konuşmayı okurlarımızla paylaşıyoruz...


Resim Ekleme


"Dünya devriminin gelecek safhasında Türk proletaryası önemli bir yer işgal edecek!"

Moskova’da, dünyanın geleceğini değiştirecek olan bu görkemli III. Enternasyonal’de proletaryanın, ezilen Türk köylülüğünün ve işçi sınıfının adına, özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin adına, zalim ve yırtıcı emperyalizmden çok çekmiş, kapitalizmin pençesi ve Batı uygarlığın şiddeti altında mahvolan silahlı bir halkın adına konuşmak ne büyük bir mutluluk. Gerçek şudur ki, Türkiye’de diğer devletlerde olduğu gibi, halkın canına kastedip kanını emen birçok barbar ve alçaktan başka, bir de sadece Ermenilerin değil, fakir işçi ve köylü kitlesinin de kanını akıtan Osmanlı padişahları vardır. Barbarlığı temsil edenler ezilen halk kitleleri değil Osmanlı padişahlarıdır.  

Yoldaşlar! Rusya’da bulunan işçi ve köylü temsilcileri Ekim Devrimi’nden sonra sermayeye karşı savaşı başlatmayı ve özellikle naip denen açgözlüleri yok etmeyi başarmışlardır.  

Bir yıl önce, Osmanlı paşaları orduyu Hazar denizi kıyılarını, İran’ı, Türkistan’ı işgale göndermeyi tasarladıkları sırada Moskova’da, tüm dünyaya mutluluk vadeden bu başkentte, Türk devrimcileri bu paşaların maceracı tutkularına başkaldırmışlardı. Sesimizi boğmak isteyen Moskova’daki Osmanlı elçisi Rus topraklarından derhal atılmamızı istemek için Rusya Cumhuriyeti hükümetini notalara boğmuş ve, Müslüman Taşkent, Örenşehir, Kazan halkları arasında şiddetli bir propagandayı yöneterek çalışmamızı yok etmeye dört elle sarılmıştı.  

Burjuva gazetelerinde bizlere karşı yöneltilen makalelerde: “Asya’nın en ucuna dek uzanan Müslüman dünya, Osmanlı ordusunun zaferini kutlarken, Türk Tatar milletine duyulan bu en kutsal inançla alay eden bu insanlar kimlerdir? Hangi dinden ve hangi millettendirler?” gibi sorular yer alıyordu. Ama elçilik Müslüman doğu dünyasını ikiyüzlü sorularıyla aldatmak isteyince biz, Türk komünistleri dünyanın vatanımız, insanlığın da milletimiz olduğunu büyük bir ciddiyetle bildirdik.
Böylece, Devrimin kızıl bayrağını korkusuzca çektikten sonra, Osmanlı emperyalizmine katılan gruplara karşı çıkmayı, onlara tepki göstermeyi kararlaştırdık. Bir süre için düşüncelerimizin gerçekleşmesini sağlayacak olan bu yolu izleyenler sadece bizdik. Ama şimdi bütün Doğu bizimle beraber yürüyor. Yoldaşlar, açgözlü Fransız ve İngilizler Osmanlı emperyalistleriyle beraber İstanbul’u ele geçirince, hakkımızda söylenen yalanlar etkisini yitirdi ve herkes ezilen mutsuz halk için büyük Rus devriminden daha iyi bir müttefik olmadığını açıkça anladı.  

1908’den itibaren Türk gençliğinin bir kısmı halkın selametini sosyal bir devrimden başka bir şeyde bulamayacağını anlamıştı. Ama o sıralar sosyalist çalışma kısıtlanmıştı. Ezilen halkın korunması için yükselen elem içindeki Jaures’in güçlü sesi boşuna nefes tüketiyordu. Arkadaşlarından sadece birkaçı giriştikleri işe sırt çevirmediler ve burada, Rusya’da devrimci Türk ocağını örgütlediler. Doğu’daki gerekli ekonomik ve sosyal değişimin sosyal devrimle gerçekleşebileceği yolundaki inançları Ekim olaylarından sonra iyice pekişti.  

Sizlere bu inancın halen Türk proletaryası ve aydınları arasında varolduğunu ispatlayan bir örnek vereceğim. Devrim ertesinde, İstanbul Üniversitesi, Nobel ödülünün kime verileceği sorusunu sorduğu zaman Türk gençliği profesörlerin yaptığı baskıya rağmen yoldaş Lenin’i seçti; ve bu, sosyal devrim fikirlerinin Doğu’da ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ispatlıyordu. Büyük saygın ustamız ve onun eylemleri, tüm devrimci dünyayı temsil etmektedir ve Türk gençliği de yaptıkları seçimle devrimci dünyaya bağlı olduklarını göstermişlerdir.  

Türk halkının Rus devrimine olan sempatisinden bahsetmeyeceğim bile. Rusya’daki sosyal devrimin kahramanları halkımızca biliniyor: dünya sosyalist devrimi uğruna birçok kurban feda ettiler, artık savaş alanlarında tek başlarına değiller ve Türk proleter kitlesi gerçekten varlık kazanmıştır, tüm aydınlarıyla birlikte onların hayatını yaşamaktadır ve kalbi onlarınkiyle birlikte aynı uyum içinde atmaktadır.  

Bu kahramanlar, bu kötülük dünyasında, Türk proletaryasında başlayan derin bir isyanın olgunlaştığından, bu proletaryanın savaşa atılmak için kardeşlerinin, Rus yoldaşlarının savaş çığlığını beklediğinden emin olabilirler.  

Yoldaşlar! Bunu sizlere Orta Doğu’da, Türk halkı içinde, bütün kalpleriyle Rus devriminden yana olan gerçek devrimciler olduğunu göstermek için söyledim. Şimdi hemen bu hareketin dünya devrimiyle olan ilişkileri sorununa geçeceğim. Derinden inanıyorum ki Doğu’daki devrimin Batı’daki devrimle dolaysız bağları bulunmaktadır. Biz, Türk devrimcileri derinden inanıyoruz ki, Doğu’daki devrim sadece Doğu’yu Avrupa emperyalizminden kurtarmak için değil, aynı zamanda Rus devrimine destek olmak için de zorunludur.  

Yoldaşlar, çok açıktır ki Fransız-İngiliz kapitalizminin başı Avrupa’da olsa da, gövdesi Asya’nın verimli topraklarındadır. Biz Türk sosyalistleri için önemli ve birinci görev Doğu’daki kapitalizmin kökünü kazımaktır. Ancak bu yolla Fransız-İngiliz üretimini hammaddeden yoksun bırakabiliriz. Türkiye, İran, Hindistan ve Çin, Fransız-İngiliz endüstrisine kapılarını kapayarak, onu Avrupa borsalarına akma imkanından yoksun bırakacak, böylece iktidarın proletaryanın eline geçmesi ve sosyalist düzenin yerleşmesiyle sonuçlanacak, eli kulağında bir bunalıma yol açacaklardır. Buna ulaşmak için bölgesel devrimci hareketin ajitasyon yürütmesi ve Doğu halklarının Fransız-İngiliz emperyalizmine karşı ayaklanmaları lazımdır. Ama Doğu’yu nasıl devrimci kılacağız? Sık sık Doğu sorununun tartışıldığı, Doğu halklarının manevi hayatlarından söz edildiği, bunların daha iyi incelenmesi isteğinin ifade edildiği toplantılara katıldım. Çarlık rejimi Doğu’yu işte böyle inceliyordu. Söz konusu olan doğu halkalarını sömürmek için en yolların bulunmasıydı. Bu sorunu bugün inceliyorsak, bu, ezilen Doğu’yu kurtarmak içindir. Doğu’yu bilimsel incelenmesine vakit ayırarak, silahlarımızı sıkıca ellerimizde tutmamız, Doğu’da devrimci bir ocağın örgütlenmesi amacımızı gözden kaçırmamamız lazımdır. Doğu haklarının Avrupa sermayesine başkaldırışı, Rus devrimi için olduğu kadar bugün tüm ülkelerin proleterlerini harekete geçiren -ki bu da onu İngiltere ve Amerika’nın sürekli tehdidi altına sokmakta ve bizim, yani Doğu’nun yardımının beklenmesini zorunlu kılmaktadır- genç Alman devrimi için de yararlıdır.  

Bu nedenle Doğu halkalarının arasında devrimci ocakların kurulması III. Enternasyonal’in acil görevi olmalıdır. Güçlü ve genç Rus Kızıl Ordusu’nun bağrında, gelişen Türk askeri örgüt hücreleri kurulmaktadır. Bugün çeşitli Rus cephelerinde, Sovyetlerin gücünü korumak amacıyla Kızıl Ordu’nun yanında dövüşen bin kadar Türk için büyük bir yarar belirtmektedir.  

Coğrafi konusundan dolayı, Türkiye daima Asya ve Avrupa arasında bir bağ oluşturmuş ve kapitalizmin dolaysız baskısı altında ezilmiştir.  

Bütün bunlar bizlere dünya devriminin gelecek safhasında Türk proletaryasının önemli bir yer işgal edeceğini gösteriyor.

Eminiz ki Türk proletaryası dünya sosyal devrimine dayanak olmak ve onu ilerletmek için bütün gücünü kullanacaktır.  

* III. Enternasyonal’in Kuruluş Kongresi’ne katılan 51 kişiden biri olan Mustafa Suphi’nin burada yaptığı konuşmadır.

Kaynak: III. Enternasyonal 1919-1943, Belgeler, s.16-19.


Kızıl Bayrak



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 28.01.2015- 19:51


Mustafa Suphi ve yoldaşları unutulmadı, unutulmayacak!

Resim Ekleme

Türkiye Komünist Partisi'nin kurucusu Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının Karadeniz'de öldürülmesinin 94. yılı. Türkiye sosyalist hareketinin önderleri Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Kâzım Ali, Bahaeddin, Emin Şefik, Cemil Nazmi, Kâzım Hulusi, Halitoğlu Mehmet, İsmail Hakkı (Topçu), Hayreddin, Mehmet Ali, Dr. İsmail Hakkı, Maksut, Mustafaoğlu Mehmet ve Çitoğlu Nazmi İsmail Anadolu'da can güvenliklerinin kalmaması üzerine Trabzon'dan Batum'a geçmek isterken Trabzon açıklarında öldürüldüler.

Türkiye Komünist Partisi'nin önderi ve kurucu kadrolarını saygıyla anıyoruz.

Mustafa Suphi

1883 yılında Giresun'da doğdu. İlk öğrenimini babasının görevi nedeniyle Kudüs ve Şam'da, ortaöğrenimini Erzurum'da yaptı.

İstanbul'da Hukuk Mektebi'ni bitirdi. Sonra Fransa'ya gitti. Paris'te Siyasal Bilgiler Yüksekokulu'nda öğrenim gördü (1910). Ahmed Ferit (Tek) tarafından çıkarılan ve Milli Meşruiyet Fırkası'nın sözcülüğünü yapan İfham gazetesinde, yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul'daki ilk yıllarında İttihat ve Terakki yanlısıyken, sonradan bu örgüte muhalif bir çizgi izlemeye başladı. Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesinden sonra Sinop'a sürüldü.

1914'te bir kaç arkadaşıyla birlikte Rusya'ya gitti. Ekim 1917'deki Sovyet Devrimi'nden sonra Moskova'ya geldi. Tatar-Başkırt devrimcileriyle birlikte Yeni Dünya gazetesini çıkardı. Moskova'da I. Türk Sol Sosyalistleri Kongresi'nin ( 25Temmuz 1918) ve I. Müslüman Komünistler Kongresi'nin (Kasım 1918) toplanmasına ön ayak oldu. 10 Eylül 1920'de yine Bakü'de toplanan, TKP I. Kongresi'yle Türkiye Komünist Fırkası'nın kuruluşunu ilan ettiler. TKP bu kongrede çalışmalarının ağırlığını Anadolu'ya kaydırmayı kararlaştırdı.

TKP'nin Türkiye'deki etkinliklerini ve örgütlenmesini düzenlemek üzere, 28 Aralık 1920'de Bakü'den Kars'a geçti. Ayrıca Ankara'ya giderek, Mustafa Kemal ile görüşmeyi amaçlıyordu. Kars'tan Erzurum'a doğru yola çıkan grup, protesto gösterileriyle karşılaştı ve kente sokulmadı. Mustafa Suphi can güvenliklerinin ortadan kalkması üzerine arkadaşlarıyla birlikte Trabzon'a geçti. Motorla Batum'a gitmeyi, oradan da Bakü'ye dönmeyi kararlaştırdı. Grup, sağlanan bir motorla Kardeniz'e açıldı. Mustafa Suphi ve arkadaşları, Trabzon açıklarında öldürüldü (1921).
 

Onbeşler İçin


Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz
Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz
Dövüşenler ölenlerin tutmaz yasını
Yine fakat bir yıldırım zulmeti yırtsa
Sağır göğün koynundaki çanı haykırtsa
Anıyoruz göğsünüzün son sayhasını

Eski cihan yeni cihan önünde eğil!
Aramızdan birkaç yoldaş ayırmak değil,
Her ne yapsan varacağız emelimize!
Karadeniz bunu duysun derinliklerin:
O ateşli göğüsleri delen hançerin
Kabzasını alacağız biz elimize!
 

Nazım Hikmet - Vala Nurettin (Batum, 1922)



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Mustafa Suphi'yi kim öldürdü abbas 17 11120 29.01.2024- 02:56
Konu Klasör Mustafa Suphi mücadelemizde yaşıyor che21 2 4124 29.01.2014- 17:42
Konu Klasör Mustafa Suphi: Komünist ve yurtsever melnur 0 3610 28.10.2013- 10:11
Konu Klasör "Mustafa Suphi'yi benim için öldürdüler!" ayhan 5 6838 30.01.2019- 07:08
Konu Klasör Mustafa Suphi Azeri gericiliğine dokundu umut 0 4358 11.12.2013- 19:43
Etiketler   Mustafa,   Suphi,   15’ler…
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS