SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 4 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3]   4   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 28.01.2020- 05:43


Bir kez daha üzerinden geçmekte yarar var: ''sosyalistlerin devrimden sonra devleti ortadan kaldırmaya değil, devleti yaratan koşulların ortadan kaldırılmasına yönelik bir çabanın içinde olmaları gerektiğidir.'' sözü ''aman devleti ortadan kaldırmayalım'' anlamına gelmez. Sınıflar veya sınıfları ortaya çıkaran koşullar ve ayrıca yöneten yönetilen çelişkisi ile kent ve köy arasındaki çelişkiler ortada durduğu sürece doğrudan devleti ortadan kaldırma çabaların ve söylemlerin hiçbir anlamı yoktur. Bu tür kabullenişler sosyalizmi bir ezber olarak anlamaya çalışan zihnin içine girdiği yanlışlıklar zinciridir. Oysa sosyalizm her şeyden önce ''o ne dedi, bu ne dedi''den ziyade bir kavrayış yöntemidir. Marksist ustaların ne söyledikleri zaman ve mekandan yoksun bir yoruma tabi tutulursa, içinde bulunan koşullar ve hatta içine girilen polemik de hesaba katılmazsa çoğu kez yanlış yorumlanmaya yol açar.

Bu yüzden bir kez daha yineliyorum, sosyalistlerin amacı devleti var eden koşulları ortadan kaldırmak olmalıdır. Bu koşulların ortadan kalkmasına paralel olarak devlet de işlevsiz hale gelecek ve zaten sönümlenmeye   başlayacaktır.; sonunda da ortadan kalkacaktır. Oysa hem sınıflar ve hem sınıfları ortaya çıkaran koşullar varsa, kent ve köy çelişkisi ortada duruyorsa, yönetilenler kendi kendini yönetebilecek bir donanıma da sahip değillerse devleti ortadan kaldırmaya dönük söylemlerin bir anlamı olabilir mi?






Bu ileti en son melnur tarafından 31.01.2020- 04:57 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 31.01.2020- 05:52


Devletin sönümlenmesi konusundaki doğru olmayan kavrayışlar sadece buradaki örnek üzerinden yapılmamalı. Asıl sorun Marksizmi yanlış bir kavrayışla   ezberciliğe dönüştürmekten geçmektedir. Sözde sol-sosyalist forumların bu konudaki hataları da az değildir. Özellikle UKKTH konusunda Marksist kavrayıştan uzak bir ezbercilikle ''bak Lenin ne demiş'', ''bak Marks İrlanda sorununda ne yazmış'' şeklindeki bir yanlış ezberciliği Marksist davranmanın bir gereği olarak yorumlamaları, dolayısıyla devlet konusunda da yanlış bir algının yerleşmesine yol açmıştır. Hatırlıyorum, Engels'in sanırım Anti-Dühring'te söylediği ''proletaryanın son işi '' şeklindeki değinisini de ''devrimden sonra proleter diktatörlük kurulacak ve bu işçi sınıfının -devlet konusundaki- son işi olacak'' yorumlarına yol açmıştır. Buna bir de Lenin'in bürokrasi konusundaki görüşlerinin yanlış yorumu eklendiğinde proleter devletin   sosyalist süreçteki işlevininin kavranaması gibi bir büyük sorun ortaya çıkmıştır. Bu yüzden ezberciliğin ve Marksist Leninist ideolojiyi bir ansiklopediymiş gibi gören bir anlayışın sorun üretici bir yanı olduğunu kavramamız gerekiyor.

Devlet konusunda çok sık yapılan bir hata da, hadi eksiklik diyelim, ''sınıfsal bir baskı aracıdır'' diyerek konuyu bu derece yüzeysel ve basitleştirme çabasında görülmektedir. Kavrayış doğru olsa pek sorun olmuyor ama, bu tür yüzeyselliğe bir de ezbercilik eklendiğinde ortaya düzeltilmesi zor bir hatalar zincirinin doğması kaçınılmaz hale geliyor. Somutlaştırılacaksa, yaşadığımız süreçte devlet konusunda ''AKP devleti'' denildiğinde ezberci ve yüzeysel aklın ''ya AKP devleti mi olurmuş, sermayenin devleti nerede, AKP devleti oluyorsa CHP devleti, şu devleti, bu devleti falanda mı diyeceğiz?'' şeklindeki akıl yürütmesi hemen her konuda olduğu gibi ezberci alışkanlıkların zihinde yarattığı tahribattan başka bir şey değildir. Oysa Marksist kavrayış bu denli basit ve sıradan bir ezberciliğe indirgenmemeli. Devlet konusunda yapılacak yorumlar herşeyden önce ve hemen her konuda olduğu gibi daha fazla bilgiye ve hep yineliyorum, bütünün kavranışına bağlıdır. Hem bilgi eksikliği olur ve hem de diyalektik ve neden sonuç bağlamındaki bir kavrayış olmayınca Marksizm adına da yanlış yorumlamalar kaçınılmaz bir hale geliyor.

Oysa ''devlet sınıfsal bir baskı aracıdır'' sözü ardından mutlaka bu sınıfsal baskı konusunda düşünmeyi, araştırmayı ve bilgilenmeyi gerektirmiyor mu? Bu sorunun yanıtını ve bu konuların doğru ve Marksist bütünlüğe uygun bir şekilde zihne yerleştiremeyin birinin bu konularda yapacağı yorum ve değerlendirmelerin doğru olabilme imkanı olabilir mi?

Mümkün değil.

Ve üstelik böyle olduğunda ortaya bir karikatür çıktığını da fark edemez. ''AKP devleti mi olurmuş'' saçmalığı da işte bu ezberci zihnin ürettiği bir saçmalıktır. Karikatür olması ise, hem yanlışlık olması ve hem de üstten ''bir şeyden anlamıyorlar, bu konuyu bilmiyorlar'' üst perdesinden söylenmesidir.

Oysa devlet dediğimiz '' sınıfsal baskı aracı''nın işleyişinde doğrudan baskı aracı olmasının ötesinde bir ''özerklik'' niteliğinin de bulunduğu bilgisine ulaşabilmek mümkün olsa ve bir de doğru bir kavrayışla ilişkilendirilebilse bu tür yanlışlıklar -karikatürler- ortaya çıkmayacaktır.

Ama işte önce zihinde bir alt üste, bir anlamda devrime ihtiyaç var.










Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.02.2020- 09:36


Devlet konusunda çok sık yapılan bir hata da, hadi eksiklik diyelim, ''sınıfsal bir baskı aracıdır'' diyerek konuyu bu derece yüzeysel ve basitleştirme çabasında görülmektedir. Kavrayış doğru olsa pek sorun olmuyor ama, bu tür yüzeyselliğe bir de ezbercilik eklendiğinde ortaya düzeltilmesi zor bir hatalar zincirinin doğması kaçınılmaz hale geliyor. Somutlaştırılacaksa, yaşadığımız süreçte devlet konusunda ''AKP devleti'' denildiğinde ezberci ve yüzeysel aklın ''ya AKP devleti mi olurmuş, sermayenin devleti nerede, AKP devleti oluyorsa CHP devleti, şu devleti, bu devleti falanda mı diyeceğiz?'' şeklindeki akıl yürütmesi hemen her konuda olduğu gibi ezberci alışkanlıkların zihinde yarattığı tahribattan başka bir şey değildir. Oysa Marksist kavrayış bu denli basit ve sıradan bir ezberciliğe indirgenmemeli. Devlet konusunda yapılacak yorumlar herşeyden önce ve hemen her konuda olduğu gibi daha fazla bilgiye ve hep yineliyorum, bütünün kavranışına bağlıdır. Hem bilgi eksikliği olur ve hem de diyalektik ve neden sonuç bağlamındaki bir kavrayış olmayınca Marksizm adına da yanlış yorumlamalar kaçınılmaz bir hale geliyor.

Bir üstte, bunu söylemiştik, detaylandırmak için konuya alttaki linkten devam edilebilir:


http://www.solpaylasim.com/k8009--akp-devleti-ve-sosyalist-kavrayis-.html




Bu ileti en son melnur tarafından 01.02.2020- 09:39 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.02.2020- 03:52


''Devletin sönümlenmesi'' konusu üzerinde de durmak , bu ve benzer kavramları zihinlere sanırım doğru yerleştirmek gerekiyor. Bir konuda çok hata yapıyoruz; açıklamakta zorlandığımız kavramları çok sık kullanmaya çalışıyoruz. Oysa açıklamakta zorlanılan kavramla bir olgunun anlaşılabilir hale gelmesi de mümkün değildir, anlaşılamayan konunun açıklanmaya çalışılması da... Bu yüzden olabildiğince kavramların anlamlarını kavramalı ve zihne doğru bir şekilde yerleştirilmelidir.

Basit bir örnek: Diyalektik formel (biçimsel) mantığın tersine A=A ile yetinmez ve aynı zamanda A'nın B olabilme olasılığını da içerir. Yani A sadece A değildir ve aynı zamanda B dir. Nedeni de maddenin hareketle özdeş olması, hareketin maddeyi değiştirici ve dönüştürücü gücüdür. Hareket olmasa, madde durağan bir olgu olsa A A olarak kalır ve B olma potansiyeli de ortadan kalkardı. Şimdi, diyalektiği en basit anlamıyla bu şekilde kavramayan bir zihnin bu kavramı zorlama bir şekilde kullanmaya çalışması anlamsızdır, doğru değildir.   Çelişkiyi kendi bütünlüğü içinde ve neden-sonuç bağlamında ele almayıp bir yığın tutarsızlığın gerekçesi olarak göstermek üfürmenin başka bir yolundan başka bir şey değildir. Bir çocuk yetişkin bir birey olma potansiyelini içinde taşır. Yani çocuk çocuktur (A A'dır) ve aynı zamanda çocuk bir yetişkindir; yetişkinlik çocuğun zaman içinde evrileceği bir yapıdır (A=B'dir). Bunun adı çelişkidir ama bu çelişkiyi kendi bağlamında ele almazsak yanlış sonuçlara varılır, bir yığın yanlışlık ve tutarsızlık çelişki göndermesiyle diyalektikle ilişkilendirilmek zorunda kalınır. Kavramları zihnimize doğru yerleştirebilmeliyiz bu yüzden. Bu yüzden ezberci anlayıştan ve ezberci alışkanlıktan kurtulabilmeliyiz.

Devletin sönümlenmesi konusuna geldiğimizde bence bu kavramdan anlaşılması gereken şeyin ne olduğu bir netliğe kavuşturulmalıdır. Sosyalistler bu kavramla siyasal devrimden sonra burjuva devletin ''parçalanıp'' yerine proleter devletin, ''proletarya diktatörlüğünün'' kurulmasını ve sonra da sönümlenmesini/küçülerek ortadan kaldırılmasını anlarlar. O zaman buraya yoğunlaşmak gerekiyor demektir. Devlet yıkılacaksa neden kuruluyor sorusuna tutarlı bir yanıt vermek ve bu noktada belki uzunca bir düşünme eyleminde bulunmak gerekiyor. Çünkü ''gerekli'' diye bir yanıt veriliyorsa, yeterli değil, neden gerekli olduğu üzerinde yoğunlaşmalı. Bulduğumuz yanıt hem yeterli ve hem de yeterince doğru olabilmeli ki, konuyu öncelikle kavramak mümkün olabilsin. Sonra, ancak ondan sonra devletin sönümlenmesi konusu aydınlatılmış olur, kanısındayım. Yoksa, hemen her konuda olduğu gibi ''o bunu dedi'', şu bunu söyledi'' ezberiyle doğru bir analiz yapabilme ve sonuçta doğruya ulaşabilme olanağı pek olmayacaktır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.02.2020- 02:27


Devlet konusuna devam edecek olursak; hemen her konuda olduğu gibi yeterince bilgi sahibi olmadan ve doğru ve sol bir kavrayış edinmeden keskin cümleler kurarak fikir belirtmeye çalışmanın ve analiz yaptığını sanmanın ne kadar yanlış olduğunu yaşadığımız süreçte görebilmiş olmalıyız. Göremeyenler ve hala anlayamayanlar için ise yapılacak bir şey yok demektir. Onlar sağdan soldan buldukları bir kaç cümleciği çoğu kez anlamadan ve çoğu kez de tutarsızca alt alta, üst üste yazmanın ve sonra da   ilgisizce, bir şey anlattığını,   bir sonuca vardığını sanmanın avuntusuyla baş başa kalmalılar.   Çok da ciddiye almadan, onları o halde bırakmak en doğrusu; öyle mutlu ediyorlar kendilerini...- haklarıdır, deyip geçelim.

Devletin, sınıfsal bir baskı mekanizması olmanın dışında başka işlevler taşıdığı konusu da sönümlenmenin anlaşılabilirliği konusunda önem taşımaktadır. Bu bağlamda burjuva devlet ile siyasal devrimden sonra kurulması gündeme gelecek olan proletar devletin temel işlevleri her iki mekanizmanın da kendi özgün ekonomilerinin doğru düzgün yürümesi için gerekli olan işlerliğin temel koşullarını hazırlamak ve sürdürülebilirliğini sağlamaktır.   Sınıfsallığın ötesinde aradaki fark da bu işlevlerle ilgilidir. Kapitalist devletin işlerliğinin sağlanabilmesi hem özel mülkiyetin korunması ve hem de her alandaki rekabetçi ve tarafsız konumunu muhafaza etmesiyle açıklanabilirken, sosyalist devletin işlevi kapitalizmden   komünizme geçişin koşullarını yaratmak ve sürdürülebilir bir hale gelmesini sağlamaktır. Siyasal devrimden sonra burjuva devletin parçalanması ve proletarya diktatörlüğünün kurulması da bu amaç ve işlevle doğrudan ilintilidir.

Kapitalizmle sosyalizm arasındaki önemli farklardan biri de kapitalizmin ekonomide kendiliğindenci süreçlerle sürdürülebilir olduğu, sosyalizmin ise kendiliğinden gelişemeyeceği ve mutlaka bilinçli çaba ve müdahalelere ihtiyaç göstermesidir. Büyük burjuvazinin ekonomideki varlığına son verilmesi sınıfsallığın sağlanması ve sınıfların ortadan kaldırılması konusunda temel bir doğru ise de yeterli bir doğru değildir. Komünist topluma yürüyüşün ekonomik koşulları aynı zamanda sınıfsallığı yaratan küçük meta üretiminin ( küçük burjuvazi ve köylülük) de ortadan kaldırılmasını gerektirir.   Yine yöneten yönetilen çelişkisinin ortadan kaldırılması ve kırsalla kentler arasındaki farklılıkların da giderilmesi kendiliğinden süreçlerle gerçekleşmez. Bu konularda sürekli bilinçli çabaya ihtiyaç vardır   ve devlet de parti gibi bu bilinçli çabanın bir mekanizmasıdır, aracıdır. Dolayısıyla kapitalizmden komünizme yürüyüşte (sosyalizmde) bu temel işlerliğin (koşulların) geriye döndürülemeyecek biçimde gerçekleştirilmesi mümkün olmadan devletin sönümlenmesi konusunu sürekli kaşımanın ve gündeme taşımanın doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum.

Not: ''Devletin kalıcılığı bürokratik yozlaşmayı getirir ve o da komünizme yürüyüşte bir ayak bağına dönüşür'' mealindeki eleştiriler ayrı. Onlar ayrı bir başlıkta konuşulabilir.   Ama bu konuda temel öncelik proleter devlet ve komünist parti olmadan proletaryanın kendiliğinden bir süreçle komünizme yürüyüşünü sağlayamayacağı   gerçeğinde yatmaktadır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.02.2020- 05:32


Sosyalizmin krize girdiği ve gerilediği koşullarda hem anarşizan ve hem de Troçkist eğilimlerin seslerini daha çok yükselttikleri somut bir gerçekliktir. Türkiye'de önce 12 Eylül faşizminin etkisi ve sonra reel sosyalizmin çözülüşü böyle bir sonuca yol açmıştır. Devlet konusu da bu etkiden nasibini alan bir konudur ve bu konuda zihinlerde oldukça gri bir alan ortaya çıkmıştır. Siyasal devrimden sonra proleter diktatörlüğün gerekliliğinden söz edip, hemen akabinde devletin sönümlenmesini sosyalist kuruculuğun temel ve öncelikli bir ( vasatı değil) başat'ı haline getirmek, ne denli samimi kaygılar   taşınıyor olsa da sosyalist gerçeklikten uzak bir söylem ve anlayıştır.

Proletarya sınıflı bir toplumsal kendi tarihsel çıkarlarının farkına varamaz. Tartışmasız bir gerçek bu. Dün de öyleydi, bugün de öyle ve yarında öyle olacaktır. ''Okuma yazma yüzde yüz oldu, internet yaygınlaştı, her isteyen aradığını bulur '' şeklindeki yorumlarla proletaryanın kitlesel olarak siyasal devrim ve sonrasında kuruculuk konusunu kendiliğinden gerçekleştirmesi mümkün değildir. Ve mümkün olmayacaktır. Bu konuda zihnimizde en küçük bir soru işareti bile olmamalıdır. Bu yüzden Lenin diyoruz ve bu yüzden Komünist Parti'ye ihtiyaç var. Ve bu yüzden de Komünist Partiler proletaryanın aklıdır. Kolu bacağı, dişi tırnağı değil, sadece aklı ve mücadele stratejisinin ve taktiklerinin üretildiği öznedir. Bu yüzden komünist partiler olmadan yami proletarya kendi dışından ''yardım'' almadan kendiliğinden bir süreçle sosyalist devrimi gerçekleştiremez. Lenin'in öncülük kuramının merkezinde de bu gerçeklik yatar.

Sonrasında yani siyasal devrimden sonra proletaryanın partiye ihtiyacı sürer. Proleter diktatörlük nasıl ki sosyalist kuruculuğun öncelikli bir mekanizmasıysa aynı şekilde parti de kuruculuk döneminin önemli bir ayağıdır. Proleter diktatörlüğü sürekli bürokratik diktatörlük   kavramıyla yan yana getirmek içinde ne kadar önemsenmesi gereken konular olsa da sosyalist mücadelede gri alanlar yaratmaya da yol açmaktadır. Devletin varlığı kuruculuk döneminde ne kadar zorunluysa, partinin de varlığı bu kuruculuk döneminde o kadar zorunluluktur. Proletarya sosyalist kuruculuk dönemini kendiliğinden bir süreçle gerçekleştiremez. Tıpkı siyasal devrimi gerçekleştiremeyecek olması gibi... Aynı nedenler, aynı gerekçeler bu süreçte de varlığını korur. Bu dönemde yani sosyalist kuruculuk döneminde süreç parti dolayımı üzerinden yürür/yürüyecektir. Bürokratik devlet kestirimleriyle hem parti ve hem de proleter devleti zaafa uğratacak bir söylem de bilimsel sosyalizme uzak bir yaklaşımdır. Kaygılara evet ama bu kaygılar hem parti ve hem de devletin gerekliliği   konusuna soru işaretleri düşürmemelidir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 28.01.2021- 08:34


Kurtuluş Kılçer'in GazeteManifesto'da yazdığı ''Düzenin solu, düzenin sağı'' başlıklı yazısının siyasi yorumuna katılmadığımı söyleyebilirim. (Gerekirse bu konuya da girilebilir.) Yazıdaki devletin ''görece özerk'' niteliği konusundaki yorumunu buraya almakta yarar görüyorum. Bu başlıkta veya burada linki olan ''AKP devleti'' başlığında bu konuya değindiğimi sanmakla birlikte konuyu daha da genişletmekte yarar var. Konuların bilimsel/teorik niteliklerini olabildiğince bir bütün olarak bilince taşımanın sosyalist siyaset oluşturmada ve günceli doğru okuyabilme konusunda bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Eksik bilgi siyaset olarak doğru bir konumlanış alabilmenin önünde engel olmaktadır. Bu yüzden özellikle devlet konusunda söylenen ''sınıfsal bir baskı aracıdır'' önermesinin bu anlamda yetersizliğinin altı çizilmelidir. Bu yüzden devlet konusu işlenirken görece özerklik konusu da akılda tutulmalıdır, diye düşünüyorum.

Kurtuluş Kılçer'in yazısındaki ilgili bölüm:

''Sosyalistler, devlet çözümlemesini, bugünkü düzen partilerinin düzen içi kapsamlarının ötesinde bir yaklaşımla ele alırlar. Komünistlere göre, devlet sınıfsal bir karakter taşır. Sınıflar üstü bir devlet anlayışını reddederler, hatta sınıflardan azade bir biçimde devlet olgusu nitelendirmesinin sınıf çelişkilerinin üzerini örten bir işleve sahip olduğunu ısrarla vurgularlar. Yine komünistler arasında devletin “görece özerk” bir konuma sahip olduğu tartışması eski bir tartışmadır. Devletin, yukarıda, bütün sınıfların üzerinde, hakem rolünde, devlet baba gibi herkesi kucaklayan bir biçimde görünmesi ile sınıfsal özü arasındaki ilişkiyi tarif etmek için bu tanım kullanılmış, devletin görece özerk görünmesinin devletin sınıfsal karakterini ve yapısını ortadan kaldırmadığını, tersine bu duruma bir yanılsama yarattığını ifade etmek için gündeme getirilmiştir. (...) Yani buradan bakıldığında faşizmden burjuva demokrasisine kadar devlet biçimlerindeki bütün “farklılığın” özünün ve ortak noktasının bir ve aynı şey olduğu ortaya çıkar: Sermayenin yeniden üretimi ve burjuva sınıf iktidarının sürdürülmesi için sınıf mücadelesindeki rolü…(...)Biz buna sermayenin diktatörlüğü diyoruz. Onun “burjuva demokratizmi” kılıfına bürünmesine aldanıp, cuntaya, faşizme ya da tek adam yönetimine karşı “burjuva demokratizmini” yıllardır liberalizm, özgürlük, demokrasi adına savunmanın altında yatan onun sınıfsal içeriğini görmemek anlamına geliyordu. Türkiye solunda bu tuzağa hep düşüldü ve sonu her zaman hüsran oldu. Milliyetçi Cephe’ye karşı Ecevit’in savunulması, 12 Eylül’e karşı Özal’ın savunulması, Tayyip’e karşı Ekmeleddin’in savunulması gibi…''

Burada Kurtuluş Kılçer'in yorumunu bir kenarda tutup şöyle bir soru üzerinde düşünmeye çalışalım: Askeri diktatörlük veya açık bir faşizm karşısında düzen solu ve düzen sağı bu otoriter tutuma karşı bir demokrasi mücadelesi verdiğinde sosyalistlerin tavrı ne olmalı? Nasıl olsa ''hepsi bir'' veya ''düzen sağıyla düzen solunun savunageldikleri ve mücadelelerinin temeli haline getirdikleri demokrasi de özde bir diktatörlük halidir'' deyip ''yesinler birbirini'' tavrında karar kılmalı ve ayrıca ''biz zaten aynı gemide de değiliz'' diyerek toplamda yüzde bir bile olmayan toplumsal desteğimizi yüzde bir yapmaya mı çalışmalı?

Bu mu?
Sosyalist tavır böyle bir şey mi?
Sosyalist siyaset böyle bir perspektifi mi gerekli kılıyor?

Devletin görece özerkliğinin devletin sınıfsal özü kapsamında hiç mi anlam taşımıyor; ve hatta sosyalist siyaset oluşturmada ve sosyalist mücadele konusunda toplumsal ve siyasal alanda yarattığı genişlik ve derinlik bakımından hiç mi bir yararı yok?

Kurtuluş Kılçer sözü edilen yazıyı, ''hiç fark etmiyor, çünkü hepsi bir''e bağlamış.
Gerçekten öyle mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.420
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.01.2021- 10:22


''Toplum direniyor ama devlet dönüştü.'' şeklinde bir cümle kurmuş Orhan Gökdemir SOLportal'daki   Hızlı ve korkulu başlıklı bugünkü yazısında. Hem de öyle sıradan ve normal bir cümleymiş gibi, söylemiş ve geçmiş! Orhan Gökdemir gibi bir sosyalist devletin sınıfsal niteliğinin farkında değil mi yoksa?!Devlet nasıl dönüşebilir ki; egemen üretim ilişkileri mi değişmiş, yoksa sosyalistler bir şekilde iktidarı almışlar da, devlet mekanizmasının sınıfsal niteliğini değiştirerek proleter bir devlet, bir diktatörlük mü kurmuşlar?

İlginç ve oldukça şaşırtıcı!
Size de öyle gelmiyor mu?
Devlet dönüşmüşmüş!

Yav devlet dönüşür mü; sınıfsal nitelik değiştirilmeden devletin dönüşmesi mümkün olabilir mi?
Şimdi ''AKP devleti'' derseniz, bu mantık, devletin aynı zamanda ''CHP devleti'' veya ''X parti'' devleti olabileceği anlamına gelmez mi? Böyle saçmalık mı olur?! Devlet sermaye sınıfının devleti değil mi?

Ara sıra değiniyorum, bizim yazıyazforum'da kerameti kendinden menkul bir solcu(!) arkadaşımız vardı, zaman zaman rastlıyorum ve sohbet ediyoruz! Yazılarımı okuyormuş ve çoğuna da katılmıyormuş. Bu ''AKP devleti'' tanımını doğru bulmuyormuş ve devletin bir parti devletine dönüşmüş olduğu saptamasının da teorik olarak yanlış buluyormuş. Bir sermaye sınıfı partisi gidermiş bir başkası gelirmiş ve böyle olduğu için de devlet dönüşmezmiş!

****

Konunun yorumlanış biçiminin acınası yanı   bir yana, bir insan (özellikle kendini solcu ve dahi enternasyonalist komünist sanan biri) söylenmek istenen şeyleri nasıl anlamaz ve bu tür cümleleri nasıl kurar; devletin dönüştüğü ve dönüştürüldüğü saptamasına tepkisi neden bu şekilde olur?   Çok zor bir konu mu bu? Arkadaşı tanıyorum, yazılarından ve karşılaştığımızda söylemeye çalıştıklarından biliyorum; durumunu sadece ezbercilikle nitelemek yetersiz kalıyor. Yetersizlik, donanımsızlığı da eklemek gerek. Hatta sıradan bir akıl yürütme becerisinin de bulunmadığı söylenebilir. Hepsi doğru, ama yine de eksik bir yan var bu saptamalarda. Arkadaşımızın durumunu açıklamaya gerçekten yetmiyor. Başka bir şey var ve bence bu başka bir şey, sanallığın büyüttüğü cahil cesareti olarak tanımlanabilir. Evet, doğru tanım bu bence, baştan sona ezbercilik, donanımsızlık, yetersizlik, uygun bir akıl yürütme ve analiz etme becerisinden yoksunluk ama sanki bunların hiçbiri yokmuş gibi, kendisi Marksizm Leninizm'i yutmuş, hatmetmiş gibi bir garip tavır! Cahil cesareti değil de nedir bunun adı? Yıllarca kuyrukçuluk yapmış, anlamadığı ezberleri aktarıp durmuş ve iklimin de uygunluğuyla egosunu tatmin etmiş! Birilerinin işine/çıkarına geldiği için desteklenmiş, sırtı sıvazlanmış, birilerini de bir şey olduğuna inandırmış! Bu durumun ona yüklediği şey tipik bir cahil cesareti   olmuş. Sanallığın da büyüttüğü ve yapısal bir özelliğe dönüştürdüğü cahil cesareti bu?

****

''Asıl sen ve senin gibiler anlamıyor'' diye savunuyor siyasi duruşunu, ''AKP'ye iktidarı kaybettirdiğinizde yerine bir başka burjuva hükümet gelmeyecek mi?'' diyerek sürdürüyor.. Enternasyonalist komünistler iktidarı değiştirmeye değil, iktidarı almaya çalışırlarmış ve böyle bir mücadeleyle hareket ederlermiş. Üstelik bu da yetmezmiş, kapitalizmi yıkacak ve etkisizleştirecek güç enternasyonalist mücadeleden geçermiş...
:)
AKP devleti, tek adamlık, güncelde yaşananlar, rejimin dayattıkları...-yok mu sayılmalı, nasıl bir siyaset? demeye kalmadı; her zaman yaptığı gibi ''sen anlamıyorsun'' dedi, çayından son bir yudum aldı ve çekip gitti.

Gündüzdü, gün ortasıydı, biraz kızgın ve öfkeli, evet, her zamanki gibi gündüzün karanlığına karışıp gitti.















Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 4 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3]   4   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Modern ulus devlet nedir? solcu 17 19066 05.11.2018- 00:14
Konu Klasör Ulus devlet-kapitalist devlet farkı üzerine... melnur 4 1448 14.12.2019- 08:39
Konu Klasör Sol nedir, sosyalizm nedir? melnur 6 9280 18.12.2021- 06:39
Konu Klasör Sınıf nedir, sınıf bilinci nedir? ayhan 3 9713 19.10.2014- 19:21
Konu Klasör Devlet melnur 2 3305 13.09.2013- 00:58
Etiketler   Devlet,   nedir
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS