SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Devlet ekseninde anarşizm ve sosyalizm           (gösterim sayısı: 4.011)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 14.08.2013- 21:29


Devlet ekseninde anarşizm ve sosyalizm...

Marksist devlet kuramı bilimsel sosyalizmin temel sabitlerinden biridir. Bu bağlamda devrim kuramları ile marksist devlet kuramı arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Devrim kuramları bir başka başlığın konusu olmakla birlikte, devlet mekanizmasına nasıl bakıldığı ve nasıl kavramlaştırıldığı aynı zamanda hem devrimin nasıl olanaklı olduğunu ve hem de siyasal devrimden sonraki yapılanmaların ( proletarya diktatörlüğünün) nasıl bir biçimleniş içinde olması gerektiği konusunda bir temel de oluşturmaktadır.

Devlet her şeyden önce toplumdaki sınıfsal yapıların siyasi düzeydeki ifadesinin adıdır. Bu çerçeve içinde sınıfsal bir niteliği vardır. Ve bu durum hiç bir şekilde, hiç bir zaman bir sosyalistin üzerinden atlamaması, göz ardı etmemesi gereken bir konudur. Devletin sınıfsal niteliği anlaşılmadan ne devrim kuramlarını anlayabilmek mümkün hale gelebilir ve ne de siyasal devrimden sonraki süreçte gerçekleştirilmesi gerekli ve zorunlu olan sosyalist devletin inşaası anlaşılabilir. Bu anlamda marksist devlet kuramı ile sosyalist devrim kuramları arasında iç içe geçmiş bir ilişki de bulunur.

Devlet tarihsel bir süreçte ortaya çıkmıştır ve ilkel toplumlarda devlet denilen bir mekanizma bulunmamaktadır. Devletin tarihte yerini alması toplumda artı ürün ve buna bağlı olarak sınıfların ortaya çıkışıyla gerçekleşmiştir. Temel işlevi, ortaya çıkan sınıflardan egemen olanın diğer sınıflar üzerinde baskı kurması ve bu yolla kendi sınıfsal istek ve çıkarlarını kabul ettirebilmesidir. Egemen olan sınıf egemen hale geldikçe bu egemenliğin silahlı bir güç olmadan sürdürülemeyeceğini kavramıştır. Devletin tarih sahnesinde yerini alışının nedeni de budur.

Marksizmin devlet ve devrim kuramları arasındaki ilişki burjuva toplumunun nasıl değiştirilmesi gerektiği düşüncesinden kaynaklanır. Burjuva siyasetçi ve düşünürler kapitalist sistemin ekonomik ve toplumsal yapısı ve özellikle devlet aygıtı ile olan ilişkisini birbirinden ayırarak irdeler ve böylelikle, devleti, toplumsal sınıfları uzlaştıran ve toplumun bütününün mutluluğu için çalışan tarafsız bir organ olarak gösterirler. Oysa Marks'ın kapitalist sistem çözümlemeleri burjuva düşünürlerin bu şekildeki analizlerinin kapitalist sömürünün maskelenmesi amacıyla sürdürüldüğünü ortaya çıkarmıştır.

Kuşkusuz bu konu daha da açılabilir. Ama şurası önemli: Devletin ve tüm üst yapı kurumlarının sınıfsal niteliği ve onun siyasal devrimle ele geçirilmesi konusu çok fazla itirazla karşılaşmamasına rağmen, özellikle siyasal devrimden sonraki sosyalist kuruluş döneminde devletin gerekliliği soru işaretleri ve birtakım kaygılarla birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme çoğu kez de sosyalist kuruluş sürecinde devletin burjuva devletinin bir yönetim biçiminden başka bir şey olmayan (burjuva) demokrasi(si) ile ilişkilendirilmesidir. Bunun nedeni marksist devlet kuramının içselleştirilememesi olduğu kadar, özellikle SSCB'nin çözülüşünden sonra sol'dan sağa çark edenler ve burjuva düşünürler tarafından sistemili bir şekilde yürütülen karşı propaganda ve manipülasyonlardır.

Burjuvazinin askeri diktatörlük, faşizm ve burjuva demokrasisi gibi yönetim biçimleri temelde sınıfsal bir baskı aracı olmanın dışında çok fazla bir şey ifade etmemesine karşılık, sosyalist devlet biçiminden ve sınıfsal bir baskı mekanizmasından başka bir şey olmayan "proletarya diktatörlüğü" de aynı şeydir. Aradaki fark Marksist kuramın söylediği gibi sınıfsaldır. Bu durum aynı zamanda anarşizm ile sosyalizm arasındaki temel farkı da ortaya koyar. Anarşizm yıkılan devletin hiç bir şekilde "hortlamaması" Marksist Leninist öğreti ise sınıfsız topluma giden süreçte proletaryanın kendi devletine gereksinim duyduğunu söyler.

Ve egemen olabilmek isteyen ve sınıfsız topluma yürümek durumunda kalan işçi sınıfı için devlet denilen mekanizmaya sahip olmadan bütün bunların üstesinden gelebilme olanağının bulunmadığı bir yana, egemenliğini iktidardan düşmüş burjuvazi karşısında sürdürebilme olanağı da olmaz.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.08.2013- 21:30


Devlet...

Konu başlığı "Devlet ekseninde anarşizm ve sosyalizm... " olmasına karşılık burada başlıbaşına devlet kavramını da tartışabiliriz. Benzer başlıklarda da yinelediğimiz gibi SSCB'nin çözülmesi pek çok solcu-sosyalist'te de sanki işçi sınıfının iktidara gelmesi bu yaşanan deneyim nedeniyle gereksizmiş gibi bir algı oluşturdu. Bu algıya göre sosyalistler ulusal ölçekte iktidarı hedeflememeliler ve bunun yerine enternasyonal düzeyde bir dünya devletinin peşine düşmeliler gibi bir yol haritasını ML öğreti adına savunur oldular.

Kapitalizmin askeri diktatörlük, faşizm ve burjuva demokrasisi gibi yönetim biçimleri varken ve askeri diktatörlük ile faşizm dediğimiz sınıfsal baskı araçları sanki kapitalizmle hiç bir ilişki taşımıyormuş gibi değerlendirilirken, yaşanan bir reel sosyalizm anlayışı ve kuşkusuz devleti, doğrudan doğruya üretim ilişkileriyle birlikte ele alındı. "Sosyalist devletin" varsa hataları üretim ilişkilerinin yanlışlığına yorumlanırken, burjuva sisteminin faşizm ve askeri diktatörlükleri kapitalizmin üretim ilişkilerinden soyutlandırıldı. Yani bir çeşit iki yüzlülük yapıldı yapılıyor.

Bu tongaya bizler de düştük. Ve kendini solda ve sosyalist olarak gören pek çok kişi, bu ayrımı bile farkedemeden sosyalizmin siyasi iktidar perspektifini adını bile koyamadığı çıkmaz ayın sonuna atmaktan çekinmedi. Oysa bir kez daha yinelenmeli ki, sosyalizm bir anlamda işçi sınıfı siyasetidir ve her siyasetin olduğu gibi temel düsturu iktidarı almaktır.

İktidarı almak, kendi devletini kurmak bir ilke haline gelmemişse, orda sosyalizmden sözetmek de mümkün değildir.

Bu anlamda devlet, enternasyonalizme giden yolda işçi sınıfının egemenliğini kurabilme ve onu koruuyabilmede vazgeçilmez bir aygıttır.Hiç kuşkusuz burada kapitalist bir devletten değil, sosyalist bir devletten sözedilmektedir. Ne biçim ve ne de içerik olarak kapitalist bir devlete hiç benzemeyen bir devlet...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: denizcan
Cevap Tarihi: 27.01.2016- 17:46


Bana anarşist derseniz, iltifat kabul ederim-Ahmet Mümtaz İdil


Devlete karşı tümüyle olumsuz bir tavır takınmak mümkün değilse bile, hiç olmazsa kavranabilen bir tutumdur. Bütün idari çarkların kayıtsız koşulsuz ortadan kaldırılması, bütün devlet baskılarının yok edilmesi hiç kuşku yok ki, insan bağlantıların gitgide daha karmaşık bir duruma gelmekte olmasını hiç hesaba katmayan, tarihin gidişine aykırı bir tutum olur. Ama şurası kesinlikle söylenebilir ki, böyle bir tutum, aklın apriori olarak reddettiği saçma bir davranış olmaz.

Anarşizm felsefesinin “kötü” anlamda ele alınmasında en büyük etkenlerinden biri, Francisco Sabate'nin yaptığı soygunlardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’daki üslerinden Katalonya’ya soygunlar düzenleyen anarşist eşkıya gruplarından birinin üyesi olan Sabate, 17 yaşından başlayarak İspanya’daki sol gençlik örgütlerinde çalışmış, anarşist düşünceleri benimsemişti. İç savaşa katılmış, daha sonra Fransa’ya kaçmıştı. Sabate’nin ilk soygunu 1945 yılındadır. Bundan sonra Ranko’ya karşı girişilen siyasal eylemlerde özellikle de bombalama, silahlı baskın, banka soygunları gibi eylemlerde çok önemli rol oynadı.

Ama anarşizm felsefesi Francisco Sabate’nin görüşlerini içermiyordu. Franko’ya karşı geliştirdiği eylemler elbette faşizme karşı bir direniş gibiydi, ama anarşizm Sabate’nin anarşizmi değildi.

Bütün bunlar bireysel düşünce olarak çok akıllıca ve adil, ama ütopik. Toplum için düşünüldüğünde böyle bir düşünce, her şey allak bullak oluyor. İnsanın, tek başına yaşamak gibi bir “saplantısı” olmadığı sürece, başkalarına mutlaka ihtiyacı var. Bir sosyal düzen içinde yaşama ihtiyacı duyacaktır. Aynı zamanda hem bireysel, hem de sosyal bir varlık olan insan, kendi öz saygısını başkalarına karşı savunmak ve kendi yaşamını da başkalarının korunmasıyla sürdürebilmek kaygısıyla, durmaksızın, doğanın birbirine taban tabana zıt bu iki eğilimi arasında denge sağlayacak bir sosyal düzenin peşinde olmuştur hep. Sosyalizm ve komünizm de bu düşünceden yola çıkarak toplumu değiştirmeyi amaçlamıştır.

Ama anarşizme sıra gelince, iş oldukça değişiyor: Bireylerin salt egemenliği konusunda kendi çıkarlarını ve düşüncelerini savunmak amacıyla yola çıkan anarşizm, uzlaşmaya dayanan her çözümü reddetmekten başka bir şey yapmaz. Öyle ki, bir yandan bireysel özerkliği sürdürmeye çalışırken diğer yandan da bunun sosyal gerekliliklerle uyuşmasını sağlamaya çalışmak tam anlamıyla hayalciliktir.

Yani daha uzun, ama çok uzun süre anarşizmin hayata geçmesi mümkün değildir.

Hoş ve gerçek bir felsefedir anarşizm, ama bugünün vahşi kapitalizminde böyle bir yönetim biçimi mümkün değildir.

Nasıl ki Sovyetler Birliği komünizm yönetimini yetmiş yıl sürdürüp, ardından darmadağın olduysa ve dünyanın en büyük zenginleri KGB içinden çıktıysa, yönetimsiz bir toplumu hedefleyen anarşizmin de mutlaka yönetici sınıfı olacak ve parsayı onlar toplayacaktır. Tam anlamıyla sınıfsız ve yönetimsiz toplum ise çok uzak bir hayaldir.

Ama şunu hemen söylemek ve hakkını vermek zorundayım: Anarşizm her toplum için olmazsa olmaz bir koşuldur ve sistemi rayına oturtmakta en etkin yollardan biridir.

Otobüslere molotof kokteyli atmak anarşizm değildir, bir kenara koyalım. Okullarda ayaklanmalar, sendikaların grevleri, insanların sokaklara dökülmesi de değildir anarşizm…

Kelimenin içini boşalttıkları için, anarşizm ve anarşistler son derece zor durumdadır. Oysa anarşizm ciddi bir felsefedir ve Marks ile kavga eden Proudhon tarafından en üst düzeyde temsil edilmiştir.

Önemli anarşistlerden Bakunin için komünizmin asıl kökeni anarşizmdir. Haklıdır belki, ama sonuçta böyle bir dünyanın olmadığını o da, Marks da, George Sand da, Tolstoy da bilmektedir: İnsanların kendi kendilerini yönetmesi…

Belki bin yıl sonra…

Anarşizmin kurucularından sayılan Stiner şöyle der: “Toplum bireyler tarafından kurulmuş değildir. Bireylerin dışında ve üstünde vardır. Kesin ve nihai olarak kuruluş kararı, durağan (satranç tahtası gibi) kararlı, durağan ama sonucu bilinmeyen bir direniştir.”

Ama şunu da eklemek gerek, Stiner çalışmanın düzenlenmesine karşı koymaz, tersine, insanı liberalizmin elinin altına koymuş olduğu her şeyi elde etmeye susatan ve sıradan bir maddeciliğin kurbanı durumuna düşüren serbest rekabet düzenine son vermenin zamanı geldiğini düşünür.

Bu akla yakın, ama zor bir yoldur.

Proudhon ise, insanları buyruğu altına aldığı kimselere karşı baskıcı ve ahlak dışı olmaktan başka rolü olmayan yüksek bir iktidarın vesayetinden kurtarmak istediği gibi, bu kişilerin statüsünde ağırlığını duyuran, aralarında normal olarak kurulmuş ilişkileri bozan, zorbalık nesnelerini de ortadan kaldıran bir çalışma içine girer. Proudhon’un sorusu şudur: Sermayeye başvurmaksızın malların dolaşımı nasıl düzenlenmeli? Bunu başarmak başarabilmek için Proudhon, biri diğerinin tamamlayıcısı olan iki yol önerir: Biri paranın ortada kaldırılması, öteki de emek gücüne göre kredi senetlerinin açılmasıdır. Bu, tüm emekten kendine aslan payı çıkaran kapitalist bankaların yerine, karşııklık temeline dayanan bir üreticiler yardımlaşması ortaklığı bunun yerine geçmelidir.

Proudhon bunu denedi. 1848 ihtilali sırasında Fransa’nın düştüğü ekonomik bunalımda “Halk Bankası” kurarak, büyük bir adım attı.

Kurduğu Halk Bankasi iki ilkeye dayanıyordu: Bir yandan bankanın kendi müşterileri bankanın aksiyonlarına katılarak bankaları finanse edecekti, öte yandan da borç olarak verdiği paraların faizi, ancak yönetim masraflarını karşılayacak bir seviyeye indirilecekti.

Ne yazık ki, bunu başaramadı.

Dışarıda vahşi bir kapitalizm hüküm sürüyordu ve anarşizm “lekelenmişti”…



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyalizm ve devlet... melnur 65 28585 30.07.2015- 01:56
Konu Klasör Sosyalizm ve devlet... melnur 7 3442 06.10.2018- 10:25
Konu Klasör Yapısalcı bir gözle devlet, iktidar, sosyalizm... melnur 0 124 11.01.2022- 09:05
Konu Klasör Rusya ve Çin ekseninde emperyalizm üzerine 2017 tezleri... melnur 2 338 31.10.2021- 15:33
Konu Klasör Ulus devlet-kapitalist devlet farkı üzerine... melnur 4 1684 14.12.2019- 08:39
Etiketler   Devlet,   ekseninde,   anarşizm,   sosyalizm
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS