SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 5 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   2   3   4   [5] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.192
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.11.2018- 10:32


Uzaydan gizemli sinyal!


1-Gök bilimciler son bir yılda uzayın derinliklerinden gelen 20 kadar yeni radyo sinyali tespit etti.

2-Avustralya'daki Swinburne Teknoloji Üniversitesinden Ryan Shannon, yeni teknoloji radyo teleskoplarıkullanarak yaptıkları çalışmada bir yılda 20 kadar hızlı radyo patlaması keşfettiklerini belirtti.

3-Shannon, 20 radyo sinyalinin en yakınının 425 milyon ışık yılı uzaktan geldiğinin tahmin edildiğini söyledi.

Bazı uzmanlar bu sinyallerin uzaylı bir yaşam formu tarafından yayıldığını savunuyor. Araştırmanın sonuçları "Nature" dergisinde yayımlandı.

4-Güçlü radyo dalgaları ilk kez 2007'de Avustralya'daki Parkes radyo teleskobu tarafından tespit edilmişti.

5-UZAYLILAR BİZİMLE NEDEN BAĞLANTI KURMUYOR?

Gezegen bilimci ve NASA’nın ‘New Horizons’ misyonunda görev alan Alan Stern dünyadışı bir medeniyetle neden hala iletişim kuramadığımıza dair yeni bir teori ortaya atmıştı. American Astronomical Society’nin düzenlediği konferasta bir açıklama yapan Stern, bunun nedeni olarak uzaylıların tahmin ettiğimizin aksine sualtı bir medeniyet geliştirmiş olabileceği ihtimalinin altını çizdi.

6-Stern, dünyadışı canlıların galaksinin başka bölümlerinde, yaşadıkları gezegende bulunan okyanusların derinliklerinde bulunuyor olabilecekleri iddiasını ortaya attı.

Pek çok filme konu olan bu olayın neden henüz gerçekleşmediğini araştıran bilim insanları olası diğer senaryoları belirlemişti.

7-Evrende gezegenimize benzeyen 40 milyar gezegen var. Ancak herhangi bir gelişmiş medeniyetin bizimle bağlantı kurması sandığımızdan daha uzun sürebilir.

Zira uzaylıların kullandığı dalgaların seyahat mesafesi sandığımızdan daha yavaş olabilir.

8-Ayrıca bu dalgalar bizim fark edemeyeceğimiz kompleks bir yapıya sahip olduğu için gözden kaçırıyor da olabiliriz.
Zira uzayı 1984'ten beri dinliyoruz ve bu teknolojimiz oldukça ilkel olabilir.

Ayrıca gezegenimizden 32 ışık yılı uzaklıktaki dalgalar henüz bize ulaşmış değil. Evrenin büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda bize doğru ilerleyen "ilk merhaba" mesajı hala yolda olabilir.

9-Bizim de uzaya 100 yıldan biraz fazla süredir dalga gönderdiğimizi düşünürsek bizim mesajımızın da hala bir medeniyete ulaşamadığını söylemek mümkün.

En karamsar senaryoya göre, evrende başka yaşamlar arayan tek medeniyet biz olabiliriz.

10-Ya da başka bir gezegendeki yaşam daha biz ulaşamadan kendisini yok etmiş olabilir. Gezegenimizin Soğuk Savaş yıllarında nükleer savaş tehdidi altında yaşadığını düşünürsek başka bir medeniyetin benzer bir sebepten yok olması da oldukça muhtemel.

11-En kötü senaryo ise Hollywood'un en çok işlediği konu olan gelişmiş bir medeniyetin evrendeki diğer uygarlıkları işgal ederek gelişimini sürdürmesi. Bu da bizimle bağlantıya geçmemelerini oldukça mantıklı hale getiriyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/foto_haber/1112662/1/Uzaydan_gizemli_sinyal_.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.192
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 27.11.2018- 20:39


Çok uzun zamandır bu konularda hiç yorumda bulunmadım. Bu başlık geriye düşmeden bu konuda küçük bir yorum-özet yapmanın bir yararı olabilir diye düşünüyorum.

Evrende yalnız mıyız? sorusunun yanıtı bana göre ''hayır''dır. Evrende yalnız değiliz. Evrende mutlaka bir canlılık vardır. Ve dahası evrenin pek çok yerinde uygarlık yaratan canlılık da vardır. Böylesine muazzam bir evrende biyolojik evrim sadece dünyada gerçekleşmiş olamaz. Dünya dışından yeryüzüne düşen meteoritlerde organik bulgulara da rastlanmıştı. İnorganik süreçlerin organik bir değişime yol açması sadece bizim gezegenimize özgü olamaz; mutlaka vardır; mutlaka!

Peki neden ortaya çıkmıyorlar; neden onlara ulaşamıyoruz; neden temas halinde değiliz? sorusunun yanıtını vermek biraz, hatta biraz değil oldukça karamsarlık yaratabilir. Çünkü evren öylesine büyük ki, yıldızlar, gezegenler arasındaki mesafeler öylesine ulaşılmaz ki, en yakın yıldız sisteminde gelişmiş bir uygarlık olsa ve onlarla ''alo'' diyerek konuşmaya çalışmak gibi neredeyse olanaksız. Alo'nın yanıtını almak en az yaklaşık 10 yıl sürecek!

Mesaj filminde sözü edilen kurt delikleri sadece bir varsayım. Gerçek olsa belki bu aşılmaz dediğimiz uzaklıkları yakın edecek ama öyle olsa bile olası bir kurt deliğinin nereye çıkacağını nasıl bileceğiz? Başka sorunlar da var; ışık hızına yakın seyreden uzay gemilerinde zaman yavaşlar. Böyle bir yolculuğa çıkıp geri dönen biri dünyada tanıdık hiç kimseyi de bulamayacaktır. Böyle bir sonucun yol açacağı psikoloji dahası yıkım nasıl aşılabilir?

Bizim için var olan bu sorunlar evrenin herhangi bir yerindeki olası uygar yaşam için de geçerlidir. Aynı sorunları onlar da yaşıyorlardır. Ve burada kendimize sorduğumuz soruları muhtemelen onlar da kendilerine soruyorlardır; evrende yalnız mıyız?




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.192
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.09.2019- 21:12


İlk kez yaşanabilir bir gezegende su bulundu

K2-18b olarak adlandırılan bir gezegenin atmosferinde ilk kez suya rastlanması, dünya dışında bir yaşam arayışı için makul adayların olabileceğini gösterdi.

Resim Ekleme
Astronomi uzmanları, K2-18b olarak adlandırılan bir gezegenin atmosferinde ilk kez suya rastladı. Böylece gezegen, dünya dışında bir yaşam arayışı için makul adaylar arasına girdi.

Nature Astronomy (Doğa Astronomisi) isimli bilim dergisinde yayımlanan detaylarda, yeni uzay teleskoplarının önümüzdeki 10 yıl içinde K2-18b'nin atmosferinde canlı organizmalar tarafından üretilen gazların da olup olmadığını araştırmasının beklendiği aktarıldı.

'AKILLARA DURGUNLUK VERİYOR'

University College London'dan (UCL) araştırmaya öncülük eden Profesör Giovanna Tinetti, gezegende su bulunmasını "akıllara durgunluk veriyor" diye nitelendirerek "İlk kez, hava sıcaklığının yaşamın devamı için uygun olduğu bir yıldızın çevresindeki yaşanabilir bölgede, bir gezegende su bulduk" dedi.


"Yaşanabilir bölge" ifadesi, bir yıldızın çevresindeki bir gezegende, sıcaklıkların suyun sıvı halde kalması için yeterince yumuşak olduğu bölgeler için kullanılıyor.

TEK YOL, TELESKOPLARI BEKLEMEK

K2-18b, dünyadan 111 ışık yılı yani 1 milyar 46 milyon 73 bin 600 kilometre uzakta. Bu mesafe, ölçüm yapmayı neredeyse imkansız kılıyor. 2020'de kullanılmaya başlaması planlanan yeni nesil uzay teleskoplarının bu mesafede de ölçüm yapabileceği öngörülüyor. Şimdilik tek yol, bu teleskopları beklemek.

'HER ZAMAN UZAYDA YALNIZ OLUP OLMADIĞIMIZI MERAK ETTİK'

UCL'den Dr. Ingo Waldmann, yeni nesil teleskopların, bu uzaklıktaki gezegenlerin atmosferlerinde canlı organizmalar tarafından üretilen gazların var olup olmadığını ölçebileceğini söylüyor:


"Bu, bilimdeki en büyük sorulardan biri. Her zaman uzayda yalnız olup olmadığımızı merak ettik. Önümüzdeki 10 yıl içinde, başka atmosferlerde yaşam belirtisi olabilecek kimyasalların varlığına dair bilgimiz olacak."

GEZEGENİN ÖZELLİKLERİ

2016-2017 arasında Hubble Uzay Teleskopu'nu kullanarak gezegenleri inceleyen bilim insanları, bu gezegenler kendi 'güneşleri' etrafında döndükçe oluşan değişimleri gözlemleyerek yaşamın olduğunu kanıtlayabilecek bazı kimyasalların var olduğu bilgisine ulaştı.

Sadece K2-18b'de suyun içindeki kimyasallara rastlandı. Verilerle bilgisayar modellemesi yapıldığında, gezegenin atmosferinin yüzde 50'sinin su olabileceği sonucuna varıldı.

Gezegen, dünyanın iki katından biraz daha büyük. Sıcaklık ise 0 ila 40 Celcius dereceleri arasında değişiyor.

'DÜNYA BİR TANE Mİ?'

Araştırma ekibinin üyelerinden Dr. Angelos Tsiaras da "Bu inanılmaz derecede heyecan verici haber, bizi temel bir sorunun yanıtına daha da yakınlaştırıyor: Dünya bir tane mi?"

Ancak hangi gazların yaşamın varlığının kanıtı olduğu konusunda bilim insanları arasında görüş birliği yok.

'İNSANLIK İÇİN KÖKLÜ BİR DEĞİŞİKLİK OLACAK'

Profesör Tinetti'ye göre yüzlerce farklı gezegenden alınacak örnekler incelenecek ve nasıl ortaya çıktıkları araştırılacak:

"Dünya, Güneş Sistemi içinde dikkat çeken bir gezegen. Oksijen, su ve ozon var. Ancak bunların tümünü uzaklardaki bir yıldızın yörüngesinde dolanan bir gezegende bulsak bile, bunun orada yaşamın varlığını kanıtladığını söyleme konusunda dikkatli olmalıyız.

Bu yüzden, galaksideki sadece birkaç gezegeni değil yüzlerce gezegeni anlamamız gerekiyor. Bu yüzden de farklı gezegenler arasında, yaşanabilir olanlar ve olmayanların arasındaki farkların görünür olmasını umut ediyoruz."

BBC'ye konuşan Edinburgh Üniversitesi'nden Dr. Beth Biller de, uzaktaki bir gezegende yaşam olup olmadığına dair kanıtlara bir süre sonra ulaşılabileceğini söylüyor:

"Bu tüm insanlık için köklü bir değişiklik olacak. Eve telefon eden ET'ler olmayabilir, muhtemelen bazı mikroplara ve başka basit canlılara ulaşacağız. Sadece bu kadar bile olsa, bu çok büyük bir şey."

KEPLER UZAY ARAŞTIRMA ARACI TARAFINDAN KEŞFEDİLDİ

NASA'nın bugüne kadar birçok kez ertelediği James Webb Uzay Teleskobu'nun 2021'de kullanılmaya başlaması ve 7 yıl sonrasında da Avrupa Uzay Ajansı'nın Ariel Mission isimli teleskobunun gelişiyle, bugüne kadar bulunan gezegenlerde daha detaylı arama yapılabilecek.

Bugüne kadar su bulunan başka gezegenler de oldu ancak ya çok büyüklerdi ya da yaşam olmasını engelleyecek kadar sıcaklardı. Daha serin ve küçük gezegenleri tespit etmek çok daha zor. UCL'deki ekip, yaşanabilir gezegenlerin atmosferlerindeki kimyasal kompozisyonları detaylarıyla inceleyebilen algoritmalar geliştirerek bunu başardı.

K2-18b 2015'te, NASA'nın Kepler uzay araştırma aracı tarafından keşfedildi. Tess isimli uzay araştırma aracının önmüzdeki yıllarda yüzlerce gezegen daha bulması bekleniyor.

Araştırma, Avrupa Araştırma Konseyi ve Birleşik Krallık Bilim ve Teknoloji Hizmetleri Konseyi tarafından finanse ediliyor.

https://ilerihaber.org/icerik/ilk-kez-yasanabilir-bir-gezegende-su-bulundu-103365.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.192
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.10.2019- 07:29


Uzaylıların bizi ziyaret etmesi neden olası değil? - Dr. Çağrı Mert Bakırcı


Görebildiğimiz en uzak galaksiler 13,2 milyar ışık yılı uzakta. Bir diğer deyişle, bu en uzak galaksiye ışık hızında gidecek olsaydık, bizim için zaman geçmezdi; çünkü ışık hızında giden cisimler için zaman durur. Ama Dünya’ya ulaştığımızda, geride bıraktığımız gezegenimizde 13,2 milyar yıl geçmiş olurdu; tabii Dünya’da da…

Resim Ekleme

Dünya dışı yaşam ihtimalinin heyecanlandırmadığı pek kimse yoktur. Şahsen ben uzaylıların keşfedilmesini yürekten isterdim. Düşünsenize: Dünya harici bir gezegende yaşam formları bulunuyor! Zekaları olup olmadığı, bu zekanın bizimkine benzer olup olmadığı, eğer varsa hücrelerinin bizimkiyle aynı elementlerden oluşup oluşmadığı gibi detayları düşünmek gerçekten heyecan verici. Ama dürüst olmam gerekirse, en azından ilk etapta, bu tarz detaylar en ufak umrumda bile değil. Sırf “Dünya haricinde yaşamın var olabileceği”ni bilmenin açtığı olasılıklar bile nefesimi kesmeye yetiyor.

Tabii bu yaşamlar bir de, uzay araçları inşa edip bizi ziyaret edebilecek kadar gelişmişlerse iyice tadından yenmez olurdu. Böyle bir şeyi keşfetmek milenyumun değil, insanlık tarihinin açık ara farkla en büyük bilimsel keşfi olurdu. Nobel Ödülü bile, böyle bir keşfin prestiji yanında gazoz kapağı kalırdı.
Ama bu olasılığa heyecan duyuyor olmam, bu olasılığı gerçekmiş gibi varsaymam için geçerli veya yeterli bir sebep değil. Konforlu yalanlardansa, bilimsel gerçekleri seçmek zorundayım. Bu nedenle şunu söyleyebilirim: Tüm heyecanımın ve uzaylıların bizi ziyaret etmesine yönelik arzumun aksine, muhtemelen böyle bir şey hiç yaşanmadı ve asla da yaşanmayacak. Oralarda bir yerlerde yaşam çok büyük ihtimalle var; aksini iddia etmek çok zor. Ama zeki yaşam var olsaydı bile, bu yaşamın bize uzay gemileriyle ulaşma ihtimali pratik olarak sıfır. Anlatayım:

Evren’deki mesafelerin büyüklüğünü algılamak gerçekten çok zor. Güneş Sistemi’ne dahil olmayan en yakın gezegen, Dünya’dan 4,4 ışık yılı, yani 41,6 trilyon kilometre uzakta. Görebildiğimiz en uzak galaksiler ise 13,2 milyar ışık yılı, yani 124 milyar kere trilyon kilometre uzakta. Bir diğer deyişle, bu en uzak galaksiye ışık hızında gidecek olsaydık, bizim için zaman geçmezdi; çünkü ışık hızında giden cisimler için zaman durur. Ama Dünya’ya ulaştığımızda, geride bıraktığımız gezegenimizde 13,2 milyar yıl geçmiş olurdu; tabii Dünya’da da… Yani yola çıkarken hedef koyduğumuz Dünya, muhtemelen artık orada olmazdı. Hele ki Güneş Sistemi’mizin en fazla 4-5 milyar yıl ömrü kaldığı düşünülecek olursa. Dahası, ışık hızında gidiyorsak, gezegenimizle irtibat kurmamız da mümkün olmazdı; çünkü iletişimi sağlayan sinyaller de en fazla ışık hızında gidebilir. Evren’de hiçbir şey ışık hızını aşamaz. Yani böylesi bir görev, kendi başımıza olacağımız bir görev demek olurdu.

Sadece bu da değil. Kütlesi olan hiçbir cisim ışık hızında gidemez. Kütlesi olan bir cismi ışık hızına çıkarmak için sonsuz enerji gerekirdi; ancak Evren’deki enerji miktarının sonlu olduğunu biliyoruz. Yani bir uzaylı, fizik yasaları gereği ışık hızından yavaş, hatta muhtemelen çok ama çok daha yavaş gitmek zorundadır. Örneğin ışık hızının yarısında giderseniz, hem zaman akacağı için yaşlanırdınız, hem de az önce sözünü ettiğim süre 2 katına çıkardı.

Böylesine uzun bir yolculuk, zekaya veya beyne sahip olmasından ötürü belirli davranışları, dolayısıyla psikolojisi olan bir varlık için üstesinden gelmesi imkânsız bir yolculuk olurdu. Örneğin, Dünya’dan Mars’a gitmek 6 ay kadar sürüyor; ancak bu yolculuklar önündeki en büyük problemden birisi, dar bir mekik içine sıkışan insanların psikolojisinin bu uzun yolculuğu kaldırıp kaldıramayacağını bilemiyor olmamız. Bunun için eğitilmiş olsalar bile!

Binlerce, milyonlarca, hatta milyarlarca yıl sürebilecek olan seyahatler, biyolojik bir ömre sahip olan bir canlı için sayısız neslin geçmesi demektir.

Dolayısıyla bu araçlar devasa olmalıdır – ki bu sayede içlerine on binlerce uzaylı sığabilsin. Bu uzaylılar yol boyunca normal hayatlarına devam etmeli, çocuk ve torun sahibi olmalıdır. Muhtemelen Evren’in bir ucundan diğerine gidene kadar binlerce nesil geçecektir ve tür, yola çıktığındakinden farklı bir türe evrimleşmiş olacaktır. Hele ki gezegensel şartlar ile uzay aracı içindeki şartların farklı olduğunu düşünecek olursak…

İletişim ihtimali çok düşük

Dahası, bir uzaylı Dünya’ya gelse bile, bizimle iletişim kurabilmesi için zekalarımızın benzer seviyede ve yapıda olması gerekirdi. Şöyle düşünün: Şempanzelerle aramızdaki genetik farklılık miktarı %1.23, ancak bu ufak farka rağmen onlarla neredeyse hiçbir şekilde iletişim kuramıyoruz. Bizden, şempanzelerle bizim aramızdaki ile aynı genetik yönde %1.23 farklı olan bir uzaylı, bizden ne kadar zeki olacaktır? %10 farklı olsaydı? %90 farklı olsaydı?

Siz yoldan geçen karıncalarla iletişim kurmaya çalışıyor musunuz? Uzaylılar neden çalışsın? Bizimle aynı zekâ düzeyinde olma ihtimalleri aşırı düşük.

Tabii bir de Dünya’nın önemsizliği konusu var. Dünya bizim için her şey olsa da dışarıdan bakan biri için herhangi bir gezegenden farksızdır. Ay’dan bakınca bile Dünya’da yaşam olduğuna dair pek bir ize rastlamıyoruz; kaldı ki milyarlarca ışık yılı uzaktan bakıldığında bu görülebilsin. Uzaylıların, evrenin akıl almaz boşluğunda, katrilyonlarca gezegen arasında Dünya’yı hedef seçmeleri pratik olarak imkânsız.

Daha çok neden sayabilirim. Ama uzaylıların var olduğuna ve bizi ziyaret ettiğine ikna olmuş kişilerin olası yanıtlar üretmek için can attığını duyar gibiyim:

“Ama mutlaka bir yolu olmalı!”

Fizik onlar için de geçerli

Belki biz fizik yasalarını yanlış anlıyoruzdur? Belki, ama sanmıyorum. Her yeni keşif, Einstein’ın ışığa ve hızına yönelik öngörülerini daha da sağlam bir şekilde doğruluyor. Eski teorilerin yerini yenilerinin alması, eskilerini ortadan kaldırmıyor; sadece güncelliyor. Newton Evren yorumunda hatalıydı ve Einstein onu düzeltti; ancak uçakları, gemileri, arabaları ve evleri halen Newton Fiziği ile inşa ediyoruz; Einstein (Görelilik) Fiziği ile değil. Einstein’ın teorileri güncellenecek olsaydı bile, elimizdeki temel gerçekler değişmezdi.

Belki de tam da bizim Güneş Sistemi’mize açılan bir solucan deliği vardır? Sanmıyorum. Solucan deliği gibi “portalların” fiziksel olarak var olabileceği bile fazlasıyla tartışmalı; kaldı ki tam da Dünya için işe yarar bir pozisyonda bulunsunlar.

Belki de “süper-über teknolojiler” geliştirmişlerdir? Belki de… Ama o teknolojiler de fizik yasalarına boyun eğmek zorunda. Hem öyleyse, neden zırt pırt, tam da Dünya’ya varabildikten sonra bir yerlere çakılıyorlar? Hep de sarhoş Amerikan çiftçilerinin, gece geç saatlere kadar ayakta duran gençlerin veya askeri üslerin yaşadığı yerlere… Ayrıca teorik limitler ile pratik yetersizlikler birbirine karıştırılmamalı. Eğer Evren’i doğru anlıyorsak, teknolojinin en uç versiyonlarını da üretseniz, teorik limitleri aşamazsınız.

Ama ya Warp Sürüşü gibi yöntemlerle bu teorik limitlerin üstesinden geliyorlarsa? Belki de… Buna yönelik kanıt var mı? Ayrıca yazının başında saydığım sorunların çoğu halen geçerli olurdu.

Dürüst olmak gerekirse, eğer ki uzaylılar bizi ziyaret edecekse, bu aşırı uzak bir gezegenden tek bir araçla gelmek şeklinde olmayacaktır. İntergalaktik (yani galaksiler arası) bir medeniyet, kademe kademe bizim galaksimize yayılırken, hasbelkader Dünya’ya da uğrayacaktır. Ancak astronomi faaliyetlerimiz sayesinde bu gelişten haberdar olacağız. Yani bu geliş, muhtemelen biz Dünyalılar için beklenmedik bir olay olmayacak ve yüz binlerce yıla yayılan bir olay olacak.

Hey, iyi tarafından bakın: Belki o zaman, bu gezegendeki bir avuç toprağın değerinin ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasındaki farklılıkların, Evren’in uçsuz bucaksızlığı yanında bir hiç olduğunu nihayet anlarız, kim bilir? Yani yine “bizden olmayana” karşı birleşiriz; ama bu birleşme, Dünya’yı bir araya getirir.

Tabii bu tarz bir “geliş”i görecek kadar varlığımızı sürdürmeyi becerebilirsek…

https://www.birgun.net/haber/uzaylilarin-bizi-ziyaret-etmesi-neden-olasi-degil-273136



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 5 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   2   3   4   [5] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Evrende 'başka bir dünya' mı? melnur 13 5339 25.03.2014- 16:29
Etiketler   Evrende,   Yalnız,   mıyız
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS