SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   3   >   son» 
Evrim mi, yaratılış mı?           (gösterim sayısı: 8.312)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

9 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 03.08.2013- 15:56


Evrim en genel anlamıyla maddenin değişimi ve dönüşümü olarak çok fazla tepki görmemesine karşın özellikle biyolojik evrim, dinsel duyarlıkları yüksek kesimler tarafından itirazsız reddedilir. Bu reddediş tarihsel sürecin her döneminde baş tacı edilmiş, insan gibi "yüce bir yaratığın" "maymundan gelmesi" bir türlü kabul edilememiştir. Eski forumda bu konuları çok tartıştık. Bilindiği gibi evrim konusu bilimsel bir konudur ve bu konu her açıldığında pek çok arkadaşımız, dinsel referanslı yöntemlerle konuya yaklaşmaktadır. Bu yüzden bilim bölümünde açacağımız evrim konusundan farklı olarak, burada da böyle bir konu açılması gereği duyuyoruz. Evrim-yaratılış tartışmaları buradan devam edebilir.




Bu ileti en son melnur tarafından 06.10.2013- 20:03 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 20:16


"Yok oluş"un ne felsefi ve ne de mantıklı bir açıklaması vardır. Doğanın incelemesi hiç bir şeyin "ol" denilince olduğu şeklinde değildir. Eğer big-bang kabul edilecekse bile, her şey hidrojen atomunun değişip dönüşmesi nedeniyle meydana gelmiştir. Biyolojik canlılığa geldiğimizde ise canlılığın tarihi yaklaşık dört milyar yıl öncesine kadar gidebiliyor. Bu dört milyar yılın yaklaşık 3-3.5 milyar yılı da sadece denizlerde-sularda geçmiş. O süreçte karalarda tek bir ot bile bulunmadığını biliyoruz. İnsan ise bu sürecin sadece son bir iki milyon öncesine dayanıyor. Milyonlarca tür gelmiş geçmiş. KIsaca yok olmuş. Bir anlamda yok oluş, var oluştan çok daha etkin. Sadece "ol" demekle olmuyor. Yaratılış, "ol dedi oldu" demekle yetinemez ve aynı zamanda "yok ol dedi, yok oldu" da diyebilmeli. Ve bu bütünlüğü kendince açıklayabilmeli.

Şu sorulabilir, bu sorunun bilimsel ve felsefi bir açıklaması yok da, mantıksal bir açıklaması var mı?

Evrim dar anlamda biyolojik evrim olarak ele alınmaktadır. Oysa değişim ve dönüşüm maddenin temel niteliği. Evrime karşı çıkış, her şeye karşı çıkış anlamına gelir. İnsanın anlama çabasına, doğanın gelişimine, olan biten her şeye karşı çıkış anlamınadır. Siz hiç, güneş sisteminin oluşumuna, evrime olduğu gibi bir karşı çıkış olduğunu gördünüz mü? Oysa aynı mekanizma işlemektedir ve doğada var olan her şey de bu mekanizmanın ve bu genel yasanın dışında değildir. Her şey değişir ve hiç bir şey varlığını sonsuza kadar aynı biçimde sürdüremez. KIsaca "ol" demek de "yok ol" demek de nesnel dünyayı açıklamaya yetmiyor.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 20:21


Yaratılışçılar açısından "yok oluş"un bilimsel, felsefi veya mantıksal bir açıklaması yoktur, Çünkü nesnel dünyayı öncelikle tüm nesnelliği ile görmeye çalıştığımızda, olan biteni evrim dışında herhangi bir yöntem veya anlama çabasıyla kavrayabilme şansımız yoktur. Doğa ve toplumu bilimsel verileri yok sayarak anlayabilme imkanı da yoktur. Felsefi düşünüyorum diye, bilimsel bulgulardan kaçınmak ise mümkün değildir. Yaratılış canlı varlıkların doğrudan doğruya bir yaratıcı müdahalesiyle ve bir defada, "ol" diyerek gerçekleştiği düşüncesine dayanmaktadır. Ama bilim bunun böyle olmadığını ve hem organik doğanın ve hem de inorganik doğanın değişim ve dönüşüm süreçleri içinde biçimlendiğini bize göstermektedir. İnsan ortada yokken milyonlarca tür yeryüzünden geçmiştir. Canlılığın kökeni 3.5 milyar yıl öncesine gidebilmektedir. Bu canlılığın 3 milyar yılı sadece denizel ortamlarda varlık bulmuştur. Karalardaki canlılığın başlangıcının ise yaklaşık 450 milyon yıl öncesine tarihlenmektedir. Homo sapiens'in dünyadaki varlığı ise 1.5-2 milyon yılı geçmez.

Evrimsel süreç böyle de, aynı zamanda yok oluş dediğimiz süreci yok mu sayacağız?   Koşulların değişimi sadece dönüşüme yol açmamaktadır. Çok daha önemlisi, bir yok oluş dayatmaktadır. Yaratılışın bu konuda bir açıklaması da olamaz. "Evrenin en şerefli mahlukatı"na varıncaya kadar, canlılık üzerinde deneme yanılma yolu ile çalışma mı yapılmıştır ki, bunca zaman, bunca süreç ve bunca canlılık hem yaratılmış ve hem de yok edilmiş olsun. Trilyonlarca gök cismini "ol" diyerek yaratttığı iddiasında bulunan   bir doğa üstü gücün deneme-yanılma yöntemine ihtiyacı olabilir mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 20:32


Akıllı tasarım ile yaratılış hikayesi arasında temelde hiç bir fark yoktur. Yaratılışçılar yaratılış hikayeleri ile bilimsel alana sızamayacaklarını anladıklarından yaratılış efsanesini akıllı tasarıma dönüştürmüşlerdir. Akıllı tasarım bir doğa üstü yaratıcıdan sözetmeden yaratılan bulanıklık içinde tasarımcıya işaret etmeye çalışmaktadır. Kısacası akıllı tasarım yaratılış efsanesinin evrim geçirmiş halinden başka bir şey değildir. Canlılığın oluşumu konusunda sonuçta bir tasarımcıyı işaret eder.

Evrim bir gerçekliktir. Sayısız kanıtları vardır. Ne var ki bunu anlayabilmek için asgari bir bilim anlayışına sahip olmak gerek. Yaratılış veya akıllı tasarımcılar hitap ettikleri kitlenin bu zaaflarından yararlanarak bir boşluk yaratmak ve yaratılan bu boşluğa yerleşmek istemektedirler. Amaçları bilimsel yöntem yoluyla bilim alanına yerleşmek değil, siyasi ve ekonomik etkinlikler yoluyla buralara girmektir. Ama dünyanın hiç bir üniversitesinde ve bilim kurullarında yer edinemektedirler. Çünkü söylemlerinin ve yöntemlerinin bilimle hiç bir ilgisi yoktur.

Canlılık 3 milyar yıl boyunca deniz ve okyanuslarda gelişmiştir. Bu üç milyarın yaklaşık iki milyarı ise sadece bu denizel ortamlarda tek hücreli yaşam şeklinde süregelmiştir. Gözle görülür canlılık yani çok hücreli yaşam yine bu süreç sonunda denizlerde gerçekleşmiştir. Canlılığın karalara ilkel bitkiler yoluyla taşınması günümüzden 450-500 milyon yıl öncesinde başlamıştır. İlkel memelilerin yaşama katılması 100-150 milyon yılı geçmez. İnsan ise 1-2 milyon yıl öncesine tarihlenir.

Yaşamın başlangıcı 3.8 milyar yıl öncesinde...
Karalarda yaşam 450 milyon yıl öncesinde...
Memeliler 100-150 milyon yıl öncesine...
İnsan ise 1-2 milyon yıl öncesine tarihleniyor.

Ve üstelik bu süreç en az 4-5 kez büyük kitlesel yokoluşlarla kesilmiştir.

Bu fotoğrafı "tanrıdan" diye açıklamaya çalışmak, inançların baskısı nedeniyledir. Bu tavır hiç bir şekilde bilimsel bir tavır değildir. Arkadaşlarımız inancın bilime karşıt olmadığını söylerken bilimin de yabancısı olduklarını pek de farkına varmadan itiraf etmekteler. Oysa evrimin yüzbinlerce dolaylı ve dolaysız kanıtı varken, evrimi yanlışlayan tek bir kanıt bile ortada yokken buna karşı çıkmak sadece bu inanç baskısı ve bilime yakın olmayan duruş nedeniyledir.

Bu anlayışla güneş sisteminin oluşumu da anlaşılamaz ve anlatılamaz.
Kıta kaymalarının nedenleri de...
Dağ oluşumları da...
Atmosferin evrimi de...
Hatta yerçekimi bile anlaşılmaz.
Çünkü mekanizma hepsinde aynı şekilde işler.

Sonuçta ya gözler kapanır, görmezlikten gelinir.
Ya da "Tanrıdan" denir, geçilir...

Siz hiç "Allah yarattı" diye başlayan bir bilimsel kurama rastladınız mı?

Sonuçta iki ayrı dünya vardır. Biri inaçların dünyası, ki orda sırat köprüleri, korkular, cezalar ve benzer imgelerin baskıladığı dogmatik bir bir anlayış vardır; diğeri ise olan biteni anlama çabası ve bu anlama çabasının bilim denilen aydınlık bir yüzü...Tarihsel süreç boyunca anlama çabası ve insanın merak duygusu hep inançlar tarafından dolduruldu. Bilim ortaya çıkıp anlama çabamızın referansı insan aklı ve onun yarattığı bilim ve bilimsel yöntem olduğunda bilim ve inanç arasındaki çatışkı her daim var oldu. Bilimin gelişmesi inançları ve bu inançlardan kaynaklanan hurafeleri bilinmeyenlerin alanına öteledikçe, bilimin yadınmaz değeri ortaya çıktıkça yaratılış kuramı başarısız pek çok denemeden sonra, köktenci bir değişimle(!) "akıllı tasarım"a dönüştü. Çünkü yaratılış efsaneleriyle bilim dünyasına yerleşebilme imkanı yoktur. Akıllı tasarım bu anlamda yaratılışın bilim dünyasına sızma girişiminin bir başka versiyonudur.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 20:35


Yaratılış kuramı ya da akıllı tasarım diye doğadaki varlıkların oluşumlarını açıklayan bir model ortada yoktur. Sadece Tanrı vardır ve tanrının "ol" diyerek yarattıkları. Bu ol emri de çaşitli algılara göre evrilip çevrilmekte ve "günün mana ve ehemmiyetine göre" şekillenmektedir. Evrim kuramıyla her şeyin "ol" denilerek ve bir defada ortaya çıkmadığı yanlışlandığından bu kez "her şeyi Tanrı yaratmıştır ve evrim her türün kendi içindeki tekamülüne" dönmüştür. Oysa bu düşüncenin de bir öncekiyle farkı yoktur. Sonuçta yine Tanrı vardır ortada, yine "ol" emri ve yine biat kültürü...

Aslında söyledikleri de her şeyi yaratan ve her şeye kadir olan Tanrı anlayışı ile de uyuşmamaktadır. Öyle ya, Tanrı her şeyi yaratan ve her şey kadir olan ise, otomatik buzdolabi yaratmak varken, nedenen manuelini yaratır da, ikide bir müdahale etmek zorunda kalır. Bir müdahale ile evreni yaratan ve "sonsuz"a değin genişlemesini yaratan Tanrı, en basit maddi parçacıklardan güneşlere, gezegenlere, galaksilere ve benzer bir yığın gök cisimlerine yol açan bir değişimi var edebiliyorsa, neden türden türe geçişin mekanizmasını da oluşturamasın? Bir kaç hidrojen atomu bir süreç sonunda gezegen, galaksi ve yıldız oluşumlarına dönüşüyorsa, bir su yosunu benzer süreçler içinden geçerek neden bir tavşan ya da insan oluşturamasın?

3.8 milyar yıl öncesinde başlayan bir canlılık sonucunda milyonlarca tür gelmiş geçmiş. İnsan ise 1-2 milyon yıl sonrasında ortaya çıkmış. Bu süreci nasıl okuyacağız? Bilim mi yapmayacağız? Anlama çabası göstermeyecek miyiz? Sadece sırat köprüleri, cehenem korkuları ve yüzlerce yılın ürkütücü kültürel birikimi ile olan bitene gözlerimizi mi kapayacağız? Her şeyi yaratan ve her şeye kadir olan tanrı'nın yarattıkları üzerinde sürekli müdahale etmeden sürdüreceği bir canlılık bir sürecinin de olması gerektiği aklımıza gelmeyecek mi?

Hem herşeye kadir ve hem de ikide bir müdahale ediyor!!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 20:37


Yaratılış bir inanç işidir. İnanırsınız o kadar. Bu durumun her konuda olduğu gibi evrim konusunda da bir açıklaması yoktur. Sadece "Allahtan" demek bırakın bilimi hiç bir konuda doğayı anlamamızın önünü açmaz. Aksine ona set vurur.

Bu başlık aşağı yukarı beş yıldır sitemizde var. Eski forumda başladık, halen devam ediyor. Bir yığın insan buraya girdi çıktı. Pek çok evrim karşıtı kişi de düşüncelerini yazdı. Söylenenler hep benzerdi. Tesadüf, balık karada yüzmez, kambriyen mucizesi vb. Oysa yapılması gereken, eğer yaratılış varsa, ve inandıkları şekliyle tanrı canlılığı yarattıysa, o zaman canlılığın oluşumundan beri nasıl bir yol izlendiğini bilimsel olmasa bile en azından mantıklı ve tutarlı bir şekilde ortaya koyabilmeleriydi...Sadece burada yazan arkadaşlarımız için değil, pek çok ilahiyat fakültesi bu konuda harekete geçebilmeli, pek çok inançlı "ilimci" bu konuda master ya da doktora tezi ortaya koyabilmeliydi. Oysa böyle bir örnek yok. Neden? Hiç aklımızı kurcalamıyor mu bu?

Tek nedeni var: Canlılık bilimsel yöntem dışında ele alınamaz. İster "dinsel", ister "felsefi" anlamda çabalar sergilensin, yeryüzündeki canlılığın serüveni yani gelişim ve yok oluşu mantıklı ve tutarlı bir şekilde ortaya konulamaz. Onun için ortada "yaratılış kuramı" diye bir şey yoktur.

Yaratılış sadece bir inançtır ve inançlarla nesnel süreçlerin açıklanması yapılamaz.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 20:55



Bilimsel anlamda teori kavramını kullandığımızda nesnel gerçekliğin bir kısmını veya tamamını açıkladığını anlamalıyız. Teori bu anlama gelir. Sanıldığı gibi bilimsel süreç hipotez, teori ve yasa şeklinde ilerlemez. Hipotez dediğimizde bir olay, durum ya da sürecin bilgiye dayalı açıklamalarından söz etmiş oluruz. O açıklamalar doğru da olabilir yanlış da. Doğruluğu veya yanlışlığı nesnellikle uyumuna bağlıdır. Ama teori dediğimizde bu aşamayı geçilmiş demektir. Teori de nesnel durumla kısmen de olsa örtüşme söz konusudur. Yani kısmen de bir gerçeklikten söz etmiş oluruz. Açıklamaların nesnel dünyayla daha çok örtüşmesi ise o teoriyi bir gerçek haline getirir. Ve hiç bir zaman da "yasa" haline getirmez. Evrim dediğimizde nesnel bir durum ve süreçten söz etmiş oluyoruz. Kuram ise bu süreçteki mekanizmaların açıklanmasıdır. Dolayısıyla evrim hem nesnel bir durumdur ve hem de mekanizmaların nasıl işlediğine ilişkin bir kuramdır.

Sonra nesnel doğanın açıklanmasında   matematikteksel kanıt aranmaz. Güneş sisteminin galaksi etrafındaki dönüşü için nasıl bir kanıt istiyorsunuz? Ya da doğal seçilimin türler üzerindeki etkisini anlayabilmemiz iiçin nasıl bir kanıt gerekli? Bilimde gerçeğin anlaşılması çoğu kez bilimsel çıkarımlarla olur.

Bir yanlış anlama da özellikle evrim konusunda " yasa değil, teori" söylemindeki bilim dışı ve gereksiz ısrarda yatmaktadır. "Evrim yasa değil, teoridir, öyleyse kanıtlanmamıştır" şeklindeki bir yaklaşım da bilimsel yöntemle uyuşmaz. "Teoriler kanıtlanırsa yasa olur" gibi yanlış bir yorumlama yapıyoruz bu konuda. Oysa bu kavramların farklı tanımlamaları vardır. Yasa gerçekliği tanımlayan genelleştirmeler, teori ise gerçekliğin açıklamasıdır. Dolayısıyla teori-kuram dediğimizde bilimde son nokta anlaşılmalıdır. Verilere bağlı olarak ikisi de zaman içinde değişebilse dahi...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.077
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.10.2013- 21:06


... temodinamik yasalar veya doğa yasaları dediğimizde bir teorinin ispatlanmış halini anlamayız. Yasa dediğimizde fenomenleri açıklanmasını anlamamalıyız. Yasalar fenomenleri tanımlayan genelleştirmelerdir. Nesnel gerçekliğin açıklanması doğrudan   teoriyle (kuramla) olmaktadır. Big-bang ya da evrim kuramı dediğimizde nesnel gerçeklik konusunda kısmen ya da bütünüyle sınanmış açıklamalardan söz etmiş oluruz. Bu sınanma işi çok daha ileri noktalara vardığında ona yasa değil gerçek denir. Yani evrim kuramı veya big-bang teorisi hiç bir zaman yasa olmaz. Yasa başka bir şeyin tanımlamasıdır.

Sonra teorilerin kanıtlanması da yanlış algılanıyor. Biyolojik evrim dediğimizde canlılığın prokaryotlardan başlayarak insana kadar süren değişimini anlamalıyız. Bunun sınanması demek, en eski kayaçlardan günümmüze kadar olanlarında ortaya çıkan fosil kayıtların bu nesnel duruma uygun olup olmadığıdır. Bugün bir tane bile fosil yanlış yer ve zamanda bulunmamaktadır. Dolayısıyla evrim konusunda bilim dünyasında hiç bir tartışma yoktur. ve bu anlamda evrim bir yasa değil, bir gerçektir. Peki bu değişim ve dönüşüm nasıl oluyor diye bir sorulsa, bunun yanıtı mekanizmaların ne olduğuyla ilgilidir ve bu da kuramın kendisi oluyor. Evrim konusunda hiç bir tartışma yoktur ama, mekanizmaların tartışılır olması, evrimi kanıta ihtiyaç gösteren bir model ya da hipotez durumuna sokmaz.

Biraz daha netleştirirsek evrim nesnel gerçekliğin karşılığı, kuram ise o gerçekliği olduran mekanizmaların ne olduğudur.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
solcu
[ kemal ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.01.2014
İleti Sayısı: 1.709
Konum: Ankara
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: solcu
Cevap Tarihi: 28.10.2014- 21:23


Papa açıkladı: Evrim teorisi yaratılışla çelişmiyor

Resim Ekleme

Katolik Kilisesi’nin lideri Papa Francesco, tek tanrılı dinlerdeki yaratılış inancıyla evrim teorisinin aslında çelişmediğini, aksine birbirini tamamladığını söyledi.

BBC'nin haberine göre, Vatikan’daki Papalık Bilim Akademisi’nde bir konuşma yapan Papa Francesco, “Bugün dünyanın kökeninin dayandırılıdığı Büyük Patlama (Big Bang), ilahi bir yaratıcının müdahalesi fikriyle çelişmiyor, aksine bunu gerekli kılıyor” dedi. Papa, “Doğanın evrimi, yaratılış kavramına ters düşmüyor, çünkü evrim teorisi de evrimleşen varlıkların yaratılmış olmaları ön koşulunu gerektiriyor” diye konuştu.

Öte yandan bu Büyük Patlama ve evrimleşme süreçlerinin tesadüfi olmadığını, ilahi bir iradenin ürünü olduğunu söyleyen Papa şöyle devam etti: “Yaradılış hikayelerini okuduğumuzda Tanrı’yı elinde sihirli değneği olan ve her şeyi yapabilen bir büyücü gibi hayal etme yanılgısına düşebiliyoruz. Ama öyle değil. Tanrı varlıkları yarattı ve onları kendisi tarafından her birine bahşedilen kurallar çerçevesinde gelişmeye açık halde bıraktı, gelişmeleri ve kendi bütünlüklerine erişmeleri için. Yaratılış süreci bu şekilde yüzlerce, binlerce yıl içinde ilerledi ve sonunda bizim bugün bildiğimiz haline ulaştı.”

Papa, bu bağlamda bilim adamlarına düşen görevin de doğanın evrimsel mekanizmalarını keşfederek “Yaratıcı’nın tasarımında var olan gelişmeyi sağlamak” olduğunu belirtti. Papa, doğaya zarar vermenin ise “Tanrı’ya karşı işlenmiş büyük bir günah” olduğunu vurguladı.

sol



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   3   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Evrim ve İnsan melnur 6 2423 04.08.2013- 01:14
Konu Klasör Evrim ve Yok oluş melnur 2 2365 01.01.2019- 19:48
Konu Klasör Evrim kuramları melnur 0 1620 04.08.2013- 18:23
Konu Klasör Evrim Nedir? melnur 4 2186 06.01.2014- 20:23
Konu Klasör 4. Evrim Sempozyumu bu haftasonu! melnur 0 1393 19.12.2013- 10:14
Etiketler   Evrim,   yaratılış,  
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS