SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Atatürk ilk resmi TKP'yi neden kurdurdu?           (gösterim sayısı: 6.767)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
ayhan
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 05.12.2013
İleti Sayısı: 1.076
Konum: Tekirdağ
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: ayhan
Konu Tarihi: 04.08.2014- 21:32


Atatürk ilk resmi Türkiye Komünist Partisi'ni neden kurdurdu
 
1877’de 115 mebusla başlayan parlamento geleneğimizde 23 Nisan 1920 Meclisinin çok önemli bir yeri olduğu ortadadır. 23 Nisan 1920’den önce toplanan altı meclisin başta gelen görevleri, Osmanlı ülkesinde yaşayan milliyetleri bir parlamento çatısı ve Osmanlı milliyetperverliği çevresinde toplayarak imparatorluğun dağılmasına engel olmak, padişahın yetkilerini kısıtlayarak bütçeyi denetlemek, İdare usullerinde reform yaparak Avrupa’nın beklentilerine cevap vermekti.

1877’den sonra Türkiye, birçok savaşlara girdi fakat bu dönemde toplanan altı Meclis’ten hiç birinin asıl görevi vatanı savunmak için gerekli çareleri düşünmek değildi. Zira Türkiye’nin yaşadığı en geniş çaplı, korkunç ve imparatorluğun yapısını baştan ayağa değiştiren Birinci Dünya Savaşı’nda Meclisi Mebusanın karar verici ve savaşı yönlendirici bir rolü olmamıştır.

İlk defa olarak, vatan topraklarının ve millî bağımsızlığın düşmana karşı savunulması amacıyla bir meclis toplanması zorunluluğu 1919’da ortaya çıktı. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla imparatorluk yenilgiyi kabul etti. Barış anlaşmasında son şekli verilmek üzere ülke yer yer işgal edilmeye başlandı. 1914’te açılan Meclis padişah tarafından kapatıldı. Galiplerin İstanbul’daki tercihi bir Hüriyet ve İtilaf Partisi hükümetiydi.

Şimdi, ülkenin geleceğini kim karar verecekti? Padişah, onun topladığı Saltanat Şûrası, Damat Ferit Hükümetleri mi? Yoksa milletin seçilmiş temsilcilerinden oluşan bir Meclis mi? Balıkesir, Alaşehir, Erzurum, Sivas kongresi gibi oluşumların temsilcileri, iradelerini bir parlamento ile ortaya koymak istediler. Yeni seçimler yapılarak yeni bir Meclis toplanmalıydı. Bu konuda ayak sürüyen Damat Ferit Paşa Hükümeti de yıkılınca İstanbul’da kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti, seçim yapılmasını sağladı. Bu seçimi azınlıklar ve İtilafçılar boykot ettiler. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin adayları ezici bir üstünlük sağladı.

VATANI SAVUNMAK İÇİN TOPLANAN MECLİS

12 Ocak 1920’de açılan Son Osmanlı Meclisinin amacı, gene de doğrudan doğruya silahlı bir mücadeleye girişmek değil, vatanın esaret ve bölünme kabul etmeyeceğini dünyaya ilan etmekti. Meclis bunu Misakı Mill’yi ilan ederek yerine getirdi. Fakat İngilizlerin İstanbul’u işgal ettikleri 16 Mart 1920’den sonra çalışmalarını güvenlik içinde yapabileceği bir zamana erteleyerek dağıldı. Padişah Vahdettin, bu Meclisi de feshetti. Şimdi görev, İstanbul dışında, padişahın ve işgalcilerin elinin uzanamayacağı güvenli bir yerde Meclis’i yeniden toplamaktı. İstanbul’da kapanan Meclis’in üyeleri ve Anadolu’da yeniden yapılan seçimlerde belirlenen mebuslar, Ankara’da toplantılar. Bu meclis, bir ordu toplayacak, yeni kanunlar çıkaracak, imparatorluktan elde kalması mümkün olan topraklar üzerinde yeni bir devletin temellerini atacaktı.

23 Nisan Meclisinde, bundan önceki meclislerden farklı olarak Hıristiyan azınlıkların temsilcileri yoktur. (Seçime sokulmamışlardır). Hürriyet ve İtilaf taraftarları da yoktur. 23 Nisan Meclisi gene de çok sesli bir meclistir. Bu Meclisi oluşturan üyelerin meslek dağılımı yayımlanmıştır. Askerler, idareciler, din adamları, aşiret şeyhleri veya toprak sahipleri, tüccarlar, eğitimciler… Meclisin sınıfsal yapısı hakkında bunlar tam bir görüş veremez. Gene de bu Meclis’te işçilerin, yoksul ve orta, hatta zengin köylülerin, üniversite gençliğinin, küçük esnaf ve zanaakârların temsilcilerinin olmadığı ortadadır. Tek işçi olarak görünen Zeytinburnu fabrikalarından ustabaşı Numan Efendi, 1919 seçimlerinde İttihatçı olduğu için seçilmiştir.

Birinci Meclis üyelerinden birçoğu, Sovyet devrimiyle doruğa çıkan sosyalizm akımından ve bunun bir sonucu olarak Rusya’da kurulan işçi, köylü ve asker meclislerinden haberdar oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu eksiklikliğini hissettiler ve açıkça da dile getirdiler. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere bazı mebuslar ve idareciler, TBMM’nin de Sovyet sistemiyle eş olduğunu ileri sürdüler.

İDAREYİ DOĞRUDAN DOĞRUYA HALKA VERMEK

TBMM, içlerinde işçi ve köylülerin temsilcisi olmayışını, sosyalizme yakın görüşler savunarak gidermeye çalışıyordu. Meclis’te kurulan Halk Zümresi, Meclis içinde ve dışında var olan Yeşilordu, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, Mustafa Kemal Paşa’nın kurdurduğu Türkiye Resmi Komünist Fırkası, hatta 1921 Anayasası, bu eğilimin ürünüdür. “idarenin doğrudan doğruya halka verilmesi” o yılların en çok telaffuz edilen siyasi ilkesidir.

Kurtuluş Savaşı’nı komutanlar, idareciler, eşraf temsilcileri yönetti. Fakat bu savaşta en önde çarpışanların, vatanı için canını verenlerin en yoksullar, yani köylüler olduğunu teslim etmeyen yoktur. Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Mart 1922’de Meclis kürsüsünden söylediği, o zaman da çok olumlu yankılar yapan “Türkiye’nin efendisi köylüdür!” sözü köylülere karşı bir şükran ifadesidir. Temmuz 1920’de Bursa düştüğü zaman Celal Bayar’ın bundan Bursa burjuvazisini sorumlu tutması, çözüm olarak Meclis’de “İdareyi doğrudan halka verme”nin önerilmesi de gösteriyor ki vatanını en kararlılıkla savunacak olan eşraf, ağa, tüccar zümreleri değil emekçilerdir.

VATAN NİÇİN SAVUNULUR?

Bağımsız bir vatanın sahibi olmak,   o vatanın nimetlerinden hakkıyla yararlanma isteğini ve umudunu da içinde taşır. Örneğin Batı Anadolu’yu Yunanlıların işgal etmesi, bölgenin servet kaynaklarının da Yunanlıların eline geçmesi demektir. Her sınıf halk vatan savunmasına kendi sınıflarının çıkarları doğrultusunda katılır. Bağımsız bir vatan özlemi, içi boş bir kavram değildir. Emekçiler de vatan savunmasına, daha refah içinde yaşamak, daha hakça bir bölüşüm umuduyla katılırlar. Kendileri savaşta ölürse bundan çoluk çocukları yararlanacaktır. Bu fırsatı yakalamaları onların sınıf bilinciyle ve örgütlülükleriyle orantılıdır.

Savaş yalnızca hâkim sınıfların çıkarlarına hizmet edecekse, zafer kazanılsa bile bundan emekçilere bir pay düşmeyecekse askerden kaçma eğilimleri artar.   Birinci Dünya Savaşı’nda bundan ötürü dağ taş asker kaçaklarıyla doludur. Kurtuluş Savaşı bu bakımdan Birinci Dünya Savaşı’ndan farklıdır. Emekçiler, bu savaşa bağımsız vatanın sağlayacağı nimetlerden kendilerine de pay düşeceğini hissederek katıldılar. Savaşı yönetenler de halka bu konuda vaatlerde bulundular.

Kurtuluş Savaşı döneminde sınıfların örgütleri ve temsilcileri arasında bazı itiş kakışların yaşanması, Savaştan sonra da emekçilerin örgütlerinin yasaklanması tamamen bu bölüşüm hesaplarıyla ilgilidir. Burjuva tarihçileri ve politikacıları bu gerçeği örtmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Halk, her fırsatta hamasi nutuklar atan ve fakat vatanın nimetlerini kendilerine ayıran politikacılarla alay etmek için “Vatan, millet, Sakarya” söylemiyle alay etmiştir. Neyzen Tevfik’e veya Sakallı Celal’e atfedilen şu ifade bir darbımesel haline gelmiştir.

“Kalkın ey ehli vatan dediler

Kalktık

Bir de baktık yerimize başkaları oturmuş!”

Nazım Hikmet de bu gerçeği Kurtuluş Savaşı Destanı’nda Kartallı Kâzım’ın hikâyesinde şu dizelerle anlatır:

“Dövüştü pir aşkına

Yaralandı birkaç kere

Ve saire.

Ve kavga bittiği zaman

Ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman

Kavgadan önce Kartal’da bahçıvandı,

Kavgadan sonra Kartal’da behçıvan.”

Sözün özü: Kurtuluş Savaşı bize yalnız vatanı için dövüşüp kendinden sonraki kuşaklara bağımsız bir vatan bırakan kahramanlara teşekkür etmeyi değil, onunla birlikte, emekçilerin kendi örgütleri eliyle vatanın kaderine el koyması gerektiğini, savaşla devrimin birleşmesinin halk için daha mutlu sonuçlar doğuracağını da hatırlatmalıdır.

Zeki Sarıhan
Odatv.com



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
umut
[ umut yarın ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.105
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: umut
Cevap Tarihi: 05.08.2014- 07:31


TBMM, içlerinde işçi ve köylülerin temsilcisi olmayışını, sosyalizme yakın görüşler savunarak gidermeye çalışıyordu. Meclis’te kurulan Halk Zümresi, Meclis içinde ve dışında var olan Yeşilordu, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, Mustafa Kemal Paşa’nın kurdurduğu Türkiye Resmi Komünist Fırkası, hatta 1921 Anayasası, bu eğilimin ürünüdür. “idarenin doğrudan doğruya halka verilmesi” o yılların en çok telaffuz edilen siyasi ilkesidir.


Mustafa Kemal'in resmi TKP'yi kurdurmasının nedeni olarak TBMM'de işçi ve köylüleri savunacak bir partinin bulunması olarak değerlendirmek çok yüzeysel bir değerlendirme olmuş. Bu yoruma katılmıyorum. Resmi TKP'nin kurulmasının nedeni Mustafa Suphi'nin TKP'sinin önünü kesme girişimi olmasıdır. Bana göre başkada bir nedeni yoktur.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
munzur
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.12.2013
İleti Sayısı: 1.075
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: munzur
Cevap Tarihi: 05.08.2014- 12:36


Suphi'nin TKP'sinin   Anadolu'da örgütlenmesi M.Kemal'in işine gelmiyordu. Onun durdurulması gerekiyordu. Yasaklayabilir, sert önlemlerle bunun önüne geçebilirdi, ama böyle yapsaydı, o dönemde Türkiye'nin yanında olan Sovyetleri kendinden uzaklaştırabilirdi. Bunu yapmak yerine kendi direktifleriyle resmi Türkiye Komünist Partisi'ni kurdurdu, başkanı ve üyelerini de kendi yakın arkadaşlarından seçti. Bu kadronun içinde İsmet İnönü ve Celal Bayar da vardı. Böylelikle her adımını önceden bildiği bir komünist partiye sahip olmuş olduk. Resmi Türkiye Komünist Partisi'nin kuruluş gerekçesi bana göre buydu.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Alisan
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Alisan
Cevap Tarihi: 05.08.2014- 14:30


Asılan başlıktan Atatürk'ün TKP'yi neden kurdurduğu net bir şekilde açıklanmıyor. Birileri gene Atatürk hayranlığiyla topluma dezinformasiyon veriyor.

Şimdi bu konuda şu sorularım olacak
1. Atatürk'ün (devletin) resmi olarak kendisinin kurdurduğu TKP'nin görevi neydi?
2. O parti şimdi nerelerde, akıbeti ne oldu?
3. Devletin kurdurduğu TKP ile Mustafa Suphi'lerin kurduğu TKP arasında nasıl bir ilişki vardır, ilişki yoksa ikinci bir TKP'nin kurulmasının sebebleri nedir?
4. Mustafa Suphi ve yoldaslari neden ve kimler tarafindan katledilmislerdir.

Resmi kurumların çalışmalarıyla kurulan komünist parti asla gerçek bir komünist parti olamaz, öyle bir partinin görevi olsa olsa ülkedeki Komünist ve Sosyalist mücadelenin önünü kesmektir.
Günümüzde de sözde Sosyalist partilerin görevleri devletin devamı için çalışmaktır, vatandaşın kafasını karıştırmaktır,......



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
solcu
[ kemal ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.01.2014
İleti Sayısı: 1.709
Konum: Ankara
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: solcu
Cevap Tarihi: 05.08.2014- 20:10


Mustafa Kemal'in resmi TKP'yi kurdurmasının nedeni olarak TBMM'de işçi ve köylüleri savunacak bir partinin bulunması olarak değerlendirmek çok yüzeysel bir değerlendirme olmuş. Bu yoruma katılmıyorum. Resmi TKP'nin kurulmasının nedeni Mustafa Suphi'nin TKP'sinin önünü kesme girişimi olmasıdır. Bana göre başkada bir nedeni yoktur.

Suphi'nin TKP'sinin   Anadolu'da örgütlenmesi M.Kemal'in işine gelmiyordu. Onun durdurulması gerekiyordu. Yasaklayabilir, sert önlemlerle bunun önüne geçebilirdi, ama böyle yapsaydı, o dönemde Türkiye'nin yanında olan Sovyetleri kendinden uzaklaştırabilirdi. Bunu yapmak yerine kendi direktifleriyle resmi Türkiye Komünist Partisi'ni kurdurdu, başkanı ve üyelerini de kendi yakın arkadaşlarından seçti. Bu kadronun içinde İsmet İnönü ve Celal Bayar da vardı. Böylelikle her adımını önceden bildiği bir komünist partiye sahip olmuş olduk. Resmi Türkiye Komünist Partisi'nin kuruluş gerekçesi bana göre buydu.

umut ve munzur böyle yorumlamışlar; ikisinin söylediklerine de katılıyorum:)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
putdread
[ kerim küçük ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.07.2014
İleti Sayısı: 2
Konum: İzmir
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: putdread
Cevap Tarihi: 05.08.2014- 21:23


evet



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
umut
[ umut yarın ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.105
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: umut
Cevap Tarihi: 25.10.2015- 10:15


1920/21 Ankarası'nda iki Komünist Parti
Mehmet Bozkurt



Yavuz Aslan’ın, Yalçın Küçük hariç Türkiye solunun hemen hemen yok saydığı hacimli denebilecek ve bana göre de TKP üstüne yazılmış en derli toplu, en ayrıntılı bir çalışması var: “Türkiye Komünist Fırkası’nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi.”

Tarih Kurumu’nca basılmış olan bu kitabı (elimdeki baskı 1997), solun görmezlikten gelmesinin nedenini yazarın sağ cenahtan olmasına bağlamaktan başka bir çare bulamadığımı itiraf etmek durumundayım. Her neyse peşine düştüğüm soru kitaba dair değil; pek tahrik edici bulduğum ve peşine takılası işaretler veren bir dipnota dair:

“Şimdiki zamanda iki komünist fırkası vardır, birisi TKF ki siz haklı olarak onu ‘hükümetçi parti’ olarak adlandırdınız; zira ben ona yardım ettim ve ben bu fırkanın bazı azaları İstanbul’la anlaşma ve çeteler meselesi hakkında, özünü lekeledi ama bu vaziyet fırkanın bütün azalarını gözden düşürmez, fırkada hakikaten şerefli insanlar vardır; bunun yanında bazı egoist şahsiyetler de vardır ki, bunların çoğu Hakkı Behiç, (Çerkez) Ethem’in kardeşi Reşit, Hacı Şükrü vs. gibi Çerkez’lerdir…” (s.205)

Mustafa Kemal Paşa   bu sözleri 1921 yılı başında Ankara’ya gelen Sovyet Heyeti’nin sekreterine söylüyor ve bu not, Yavuz Aslan’ın kitabı hazırlarken Azerbaycan Devlet Arşivi’nde yapmış olduğu araştırmalarda bulduğu bir belgeye dayanarak düşülmüş. Burada geçen “Çerkez” lafzı kendi başına bir “fasıl” olarak açılmaya pek uygun olmakla birlikte; benim üzerinde durmak istediğim, Mustafa Kemal Paşa’nın sözünü ettiği iki komünist parti ve bu iki partinin sonradan yine Mustafa Kemal Paşa tarafından “yok hükmünden” sayılması!

Yoklar!

Okuyanlar bilir Nutuk’ta her şey var. Mesela Hakkı Behiç, mesela Ethem, Reşit, Hacı Şükrü var ama bunların içinde yer aldıkları komünist partilerin resmi olanının da olmayanın adı yok ve Mustafa Kemal için zihinlerden silinmesi gereken “tatsız bir hatıra” gibi. Onları ancak başka okumalardan ve başka hatıralardan öğrenebiliyoruz!

Oysa resmi olanının 1920 yılının 18 Ekim’inde Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle kurulduğu çeşitli kaynaklardan bilgimiz dahilinde. Bunlardan biri “Kılıç Ali’nin Anıları” (İş Bankası, 2006). Kılıç Ali anılarında, o günlerde özellikle ordu içerisinde yapılan ve giderek yaygınlaşarak tehlikeli bir boyuta varan komünizm propagandalarından söz ettikten sonra, devamında, Mustafa Kemal Paşa’nın güvenine lâyık olmanın sevincini sakıncasız ve sıkılmacasız belli ederek, tatlı tatlı şunları anlatıyor:  

“…Çok geçmeden danışıklı olarak, ben de dahil olduğum halde, Hakkı Behiç, İhsan, Refik, Eyüp Sabri, Süreyya Yiğit Beylerden bir merkez kurulu oluşturuldu (…) Hatta o sırada Moskova Büyükelçiliği’ne tayin edilen Ali Fuat Paşa’ya bir güven mektubu vermiş, durumu Komünist Enternasyonal’e bildirmiştik. Fakat Ruslar, bunun danışıklı bir kuruluş olduğunu sezdikleri için, partiyi tanımadılar…” (s.171)

Resmi bir komünist partinin kurulmasında bir tuhaflık yok. Kurulmasında birden çok neden olduğu ileri sürülüyor. Bunlardan en çok kabul göreni, ancak en dayanaksız olanı, “Sovyetlerin güvenini kazanmak için yapılan girişim” tezi olmalı. Nitekim partinin Enternasyonal’e başvurusu aşırı “danışıklı” bulunarak tebessümle karşılanıyor. Herkeste olması gereken asgari inceliktir, “tebessüm”, diyorum, hadi doğrusunu yazalım, aslında düpedüz gülünç karşılanıyor Enternasyonal’de. Sahiden de bu tezin ele gelir yanı pek yok gibi görülüyor.

“Resmi komünist partinin kuruluşunda esas olarak hedeflenen sol muhalefeti denetim altına almaktır” tezi ikinci bir başlık olarak ileri sürülüyor. İşte buna katılmamak için bir neden yok. Doğru olmalı. Buna; Mustafa Kemal Paşa’nın daha önce, Çerkes Ethem’in Kuvay-ı Seyyare’sine karşı kurdurduğu Yeşil Ordu’nun tepesinde, “Ethem Bey hayaletinin” dolaşmaya başlamasını ilave edersek, evet, “korku” diyorum, Paşa’ya   resmi komünist partiyi kurdurtuyor. Ethem Bey’e yazmış olduğu bir mektup var. Ne kadar sıcak! Ne kadar samimi!

Pek içten anlatıyor, Ethem’in Eskişehir’de solculuk propagandası yapan “Yeni Dünya” gazetesinin bundan böyle Ankara’da yayınlanmasının gerekliliğini. 3.Enternasyonal'e bağlı bir partinin kurulmuş olduğu müjdesini de okuyoruz mektubun ortalarında bir yerde: “Yalnız şurasını bildirmek gerekir ki, 3.Enternasyonal’e bağlı Ankara’da bir genel merkez kuruldu. Bu cemiyet merkezine ben, sen ve Refet Bey dahi alındık. Hakkı Behiç Bey cemiyetin genel sekreteri olmuştur. Buna ciddi bir surette çalışmak,bilimsel ve pratik gayret lazımdır…” (Ç.E.Anılarım, Berfin y,s.79)

İşte böyle; Ethem fukarası komünist partinin merkez üyesi olmuş da haberi yok. Mektup “Sıhhat ve afiyet, muhterem yoldaş” cümlesiyle sonlanıyor.

Hakkı Behiç Bey parti genel sekreter ya, Ali Fuat Paşa’ya telgraf çekiyor; “Sevgili yoldaş” diye başlıyor. Ancak bize gerekli olan son paragraf ve şöyle :

“Fırka resmen müteşekkil olup faaliyetini tanzim ettiğine ve vaktiyle teşekkül etmiş olan hafi Yeşil Ordu dahi fırkaya münkalip olduğuna mebni artık Bolşevizm, komünizm efkar ve esasatı üzerinde hiçbir cemiyet veya heyetin fotoğraflı vesika ve salâhiyetnamesi olmaksızın kim olursa olsun bir şahsın faaliyette bulunması tecviz olunmayacaktır (…) Şimdiden alâkadar olanların celbi nazar-ı dikkatlerine olunmasını rica ederiz.”

Çok ağdalı… Sadeleştirmek gerekiyor… Endişe etmeyin aslı kadar uzun olmayacak, gayet kısa ve sade: “Komünizm bundan böyle bizden sorulacaktır!” Ali Fuat Paşa’nın yalancısıyım. Telgrafın altında iki imza var: Türkiye Komünist Partisi Kâtib-i Umumisi Hakkı Behiç, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal… (Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, 2000, İst. s.552)

Bu “Resmi” olanı ve Nutuk’ta yok!

Peki öbürsü?

Öbürsü de önceleri “gizli”de, ancak sonrasında resmen ve alenen kurulmuş bir legal parti. “İştirakiyun” komünizm anlamında kullanılıyor. Mete Tunçay’dan; Halk İştirakiyun’un Sovyetlerin Ankara temsilcisi olan Şerif Manotov’un girişimleriyle kurulduğunu, Monotov’un önce Mustafa Kemal Paşa’yla görüştüğünü ve hükümetten yardım aldığını, Ankara ve Eskişehir’de halk konferansları verdiğini bir de Tokat mebusu Nazım ve bazı mebus arkadaşlarının; Bursa mebusu Şeyh Servet, Afyonkarahisar mebusu Mehmet Şükrü ile, Baytar Binbaşı Salih Hacıoğlu ve Ziynetullah Nuşirevan partiye katıldığını öğreniyoruz (Türkiye’de Sol Akımlar, s.177-178).  

Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası 1920 Aralık başında İçişleri Bakanlığı’na başvurarak resmen kuruluşunu ilan ediyor. Kongre için tutulan mekân “kimliği belirsiz kişilerce” yakılsa da, fevkalade inat adamlar, kongre bir partilinin evinde yapılıyor. Bir de hedef ve programlarına dair bildiri yayınlıyorlar. Bildiri aleni olarak Ankara sokaklarında dağıtılıyor.  

Bilir misiniz, her ne kadar CHP 1919 Sivas Kongresi’ni “kuruluş” olarak gösteriyorsa da esasında Büyük Millet Meclisi’nin açılışından sonra Türkiye’de kurulan ve mecliste temsiliyeti olan ilk parti Halk İştirakiyun Partisi’dir. Türkiye’nin bu ilk partisi 1921 yılının Ocak sonunda kapatılırken, Çerkes Ethem Bey’le ilikisi olduğu ileri sürülmüş, Mayıs 1921’de parti ve Ethem davası birlikte görülerek üyeleri çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Ethem ayrı konu o ve kardeşlerine idam yakıştırılmıştır.

Dava sürecinde davayı gören İstiklal Mahkemesi heyeti sanıklardan Yeni Dünya Gazetesi sahibi Arif Oruç Bey’in olup biten her şeyden Mustafa Kemal Paşa’nın olduğunu iddia edince neden bilinmez, salonda aniden buz misali soğuk bir rüzgarın estiği söylenir. Birkaç gün düşünüldükten sonra da üzerine mahkeme heyeti   “Mahrem ve zata mahsustur” notuyla Mustafa Kemal Paşa’ya bu hususlarda kendilerine bilgi lütfedilmesini rica eder. Mustafa Kemal Paşa’nın yanıtı uzuncadır. Tümünü aktarmak gereksizdir. Özeti mealen şudur: “Yoktur!” (İsmet Bozdağ, Mustafa Suphi’yi Kim Öldürttü, Emre Yayınları, 1992,s.98)

Şimdi soru şudur:

Mustafa Kemal Paşa’nın 1920-1921 kuruluş sürecinde kendisini fazlasıyla meşgul etmiş, önemli   olaylarda yer almış bu iki partiye Nutuk’ta en ufak bir yer ayırmamış olmasını neye bağlamalıyız? Yok sayılmaları sizce de tuhaf değil mi?

Bugünlerde bunun peşindeyim de!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.277
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 20.10.2019- 07:00


Mustafa Kemal’in emriyle kurulan 'Komünist' Partisi! - Hikmet Çiçek
 

Tevfik Rüştü Aras, Mahmut Esat Bozkurt, Celal Bayar, Yunus Nadi, Refik Koraltan gibi isimlerin Türkiye Komünist Partisi kurucusu olduklarını biliyor musunuz?

18 Ekim 1920 günü Resmi TKP (Türkiye Komünist Fırkası), Mustafa Kemal'in direktifiyle Ankara'da kuruldu.


Kurucuları, bir bölümü kapatılan Yeşil Ordu’dan Hakkı Behiç, Yunus Nadi, Eyüp Sabri, Süreyya Yiğit, Kılıç Ali, Çerkez Reşit gibi isimler.

“Komünist Fırkası”, Komünist Enternasyonal’e (Komintern) üyelik için başvurdu, kabul edilmedi.

Resmi TKP'nin yayın organı, Çerkez Ethem’in, Mustafa Kemal'in isteği üzerine, Eskişehir'den Ankara’ya taşıdığı Yeni Dünya gazetesi olacaktı. Gazetenin adı, Mustafa Suphi’nin Bakû'de yayınladığı gazeteden gelmektedir. Gazetenin logosunda "Dünyanın fukara-i kesibesi birlesiniz" yazılıdır.

'KOMÜNİZM BİZİM İŞİMİZ'
Atatürk, 24 Ocak 1921’de Ankara’da görüştüğü Sovyet Elçilik Temsilcisi Upmal Angorski’ye şunları söylüyordu:

“Şahsen ben ve yoldaşlarımdan birçoğu komünizm taraftarıyız. Ama hâl ve şartlar, bizim bu konuda susmamızı gerektiriyor. Eğer ben yarın komünist olduğumu açıklarsam, benim tesirimden eser kalmaz… Anlamak gerekir ki, komünizm bile Türkiye’de bizim işimizdir.”

1920’de, Türkiye’de iki ayrı “Komünist Fırkası” vardı: Mustafa Suphi ve Edhem Nejat tarafından kurulan gerçek komünist parti ile Mustafa Kemal’in direktifiyle kurulan resmi parti...

'MAKUL TEDBİR ALINMADIĞI TAKDİRDE…'

Mustafa Kemal şifreli mektubunda şöyle diyor:

"Kâzım Karabekir Paşa’ya, Ali Fuad Paşa’ya, Refet Beyefendi’ye;
“Komünistliğin memleketimizde değil, henüz Rusya’da bile uygulama kabiliyeti hakkında açık kanaatlerin ortaya çıkmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber içeriden ve dışarıdan çeşitli maksatlarla bu cereyanın memleketimize girmekte olduğu ve buna karşı makul tedbir alınmadığı takdirde de milletin pek ziyade muhtaç olduğu birlik ve sükûnetini bozacak durumların belirmesi de imkân dairesinde görülmüştür. En makul ve tabiî tedbirler olarak aklı başında arkadaşlardan hükümetin bilgisi dahilinde bir Türkiye Komünist Partisi teşkil ettirmek olacağı düşünüldü. Bu takdirde memlekette bu fikre dayalı bütün cereyanları bir sonuca getirme mümkün olabilir.

“Girişimci heyeti otuz kişiden meydana gelen genel merkezi arasında seçkin arkadaşlarımızdan Fevzi, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Paşalar ile İsmet Beyler’in de gizli olarak dâhil bulunmasını uygun gördüm. Bu sayede bugün memleketi tutan millî savaşımızın kahramanı bulunan arkadaşlarımız bu teşkilatta öncü bulunacaklar ve onların bilgi ve düşünceleri meydana gelenler ve girişimler üzerinde etkili olacaktır.”


KOMÜNİST MARŞI!
1920 yılının Ankara’sında okullarda söylenilen marşlardan birinde Çerkez Ethem’e, bir diğerinde ise “Şura” (Sovyet) hükümetine övgüler düzülüyordu:

“Yeri göğü inletir demir döğen işçiler
Kayaları titretir saban süren çiftçiler
Anadolu şuralar hükümeti varolsun
İşçilerin emeği özlerine yar olsun.”

Ancak 1921 yılının Ocak ayından itibaren iç ve dış politik dengeler değişince Ankara Hükümeti’nin sola karşı tutumu da değişti. Resmi TKF’nin ömrü uzun olmadı ve birkaç ay sonra kapatıldı.

https://www.aydinlik.com.tr/mustafa-kemal-in-emriyle-kurulan-komunist-partisi-hikmet-cicek-kose-yazilari-ekim-2019






Bu ileti en son melnur tarafından 20.10.2019- 07:02 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör HTKP resmi logosunu açıkladı denizcan 0 2057 11.09.2014- 08:12
Konu Klasör -Resmi- Türkiye Komünist Fırkası bedrettin 0 2947 18.03.2014- 15:02
Konu Klasör İlk resmi açıklama: 'Geri çekilmeyi durdurduk' melnur 1 2579 09.09.2013- 11:44
Konu Klasör Neden TKP? toplumcu 0 1826 23.02.2014- 15:53
Konu Klasör Neden HDP yok ? Brusk 1 2522 13.07.2015- 09:31
Etiketler   Atatürk,   ilk,   resmi,   TKPyi,   neden,   kurdurdu
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS