SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Emperyalizmbaşarılı olamayacak!           (gösterim sayısı: 2.430)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 02.09.2013- 13:49


Aydemir Güler Suriye'ye müdahale olasılığını yorumladı: Emperyalizm başarılı olamayacak!

Resim Ekleme


1 Eylül Dünya Barış Günü’nü dünyada çalan savaş tamtamları eşliğinde geçirdik. Emperyalizmin hedefindeki ülke bu kez Suriye. Barış Derneği Sözcüsü ve Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Aydemir Güler’le Suriye'ye olası müdahaleyi konuştuk.

Sunay Gedik - soL

Suriye devletinin hafife alındığını, halkının görmezden gelindiğini belirten Aydemir Güler, bu ülkeye birkaç füze yolladıklarında direncin kırılacağını düşünenlerin yanıldığını söylüyor ve devam ediyor: Daha mücadelenin başındayız. Suriye halkına karşı bizim hükümetimizin işlediği savaş suçlarının hesabı dökülecek bir bir ve hesap sorulacak.

Kimyasal silahı muhaliflerin kullandığına dair kanıtlar ortaya çıkmasına rağmen rejime yönelik "kimyasal silah kullanıyorlar"   kampanyası devam ediyor. Emperyalizmin kitlesel imha silahları ve saldırıları konusundaki sicili belliyken bu kampanyayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başarılı olamayacaklar. Emperyalizm Arap aldatmacasının çıkmaza girmesinden sonra Ortadoğu'da yeni sahneyi Suriye üstünden açmaya çalışıyor ama olmayacak. Başka ülkeleri olduğu gibi, Suriye'yi de hafife alıyorlar. Ezberlerinde Irak yalanları var, aynısını Suriye'de yutturacaklarını sanıyorlar. Oysa herkes ders alıyor. İngiliz parlamentosu şaşkınlık yarattı deniyor. Tersi olsaydı şaşırmalıydık. Britanya egemen güçleri barışçı olmaya karar verdiklerinden değil ama işler on yıl önceki gibi değil. Arada çok önemli bir şey yaşandı: Dünya krizi! Ve hâlâ devam ediyor. Kriz emperyalizmin egemen ideolojisi olarak neo liberalizmin inandırıcılığını elinden aldı. Bu, her konuyu etkiliyor.

Elinizde dünya medyası üstünde tekel olması da yetmiyor. Çünkü bu araç da aynı inandırıcılık krizinden payını aldı. Krizin tetiklediği kitle hareketlerini bir yere kadar yönlendirmeyi, örneğin Arap "Baharı'nın tepesine İslamcı faşizmi yerleştirmeyi bir süre becerdiler. Ama Arap dünyasındaki seküler, ilerici birikimi," halk faktörü'nü hafife aldıklarından, muhtemelen 2013 içinde kendini Tunus'ta, Mısır'da, Türkiye'de gösteren dinamikleri kavrayamıyorlar. Suriye'de gericilik zafer kazansaydı, emperyalizm de biraz daha modelini yürütebilirdi. Suriye'deki direnci Esad'la, ordunun gücüyle açıklamak aptalca. Suriye'de devlet hafife alınamaz ve aldılar. Ama asıl Suriye halkını görmüyorlar. Bu halkın direnci, dünya üzerinde adı konmasa da, nasıl bir şey olduğu kavranamasa da herkes tarafından hissediliyor. Dolayısıyla bir Haziran türküsünde dendiği gibi "bulunur bir çare, halk ayaktadır." Suriye'ye birkaç bomba salladıklarında direnci kıracaklarını düşünüyorlar. Tutmayacak olan bence bu...

Türkiye sınırında savaş hazırlıkları başladı ancak Türkiye'de Irak işgalinde olduğu gibi bir savaş karşıtı hareket, halkın önemli bir kısmı Suriye müdahalesine karşı olmasına rağmen yükselmedi. Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?
Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada on yıl önce savaş karşıtı kitlesel bir hareket vardı. Bugün bu dalganın geri çekilmiş olması, aslında yeniden ortaya çıkmak için değişim geçirmesi gerekliliği ile açıklanmalı. İdeolojisiz, insancıl, siyaset dışı, sivil toplumcu, sınıflar üstü, yani sol liberalizmin arkasına saklandığı bütün bir gardrob... Bunların kapitalist sistemin son krizinin öncesinde karşılığı olabilirdi; o zamanlar iddiaya göre küreselleşme ilerliyor, dünya yaşanası hale geliyordu! Şimdi barış hareketi, alternatif küreselleşme uydurmasıyla veya başka naifliklerle hareket edemez.

Akşamdan sabaha politik, devrimci bir sınıf hareketinin yükselmesinden söz etmiyorum. Ama dünyada en kolay bizim anlayacağımız bir şeyden söz ediyorum. Haziran Direnişi'nde hareketin kendi doğallığında sola açıldığı gibi, savaş karşıtı hareketin de eski kalıpları kırması lazım.

Türkiye daha şanslı, çünkü yanı başımızda böyle bir deneyim var. Savaş karşıtlığının stadları kucaklamaması, açılması için gün sayılan okullara damga vurmaması mümkün mü? Türkiye halkı itiraz etmenin, sesini yükseltmenin tadını aldı. Savaş politikasını benimseyememe, içine sindirememe halini bu halk kendine saklamayacaktır artık.

Üstelik, Suriye konusunda hükümeti en suçlu ülkede olmamız, bu açıdan büyük bir avantaja da dönüşecek. Kimyasal silah meselesini tartışacağız ve Antep'de imalat laboratuarı iddiasını tartışmayacağız, öyle mi! Suriye hükümetinin kimyasal gaz attığını iddia edecekler, Türkiye'de Adana'da sarin gazıyla yakalanan El Nusra'cıları hatırlamayacağız, öyle mi!

Daha mücadelenin başındayız. Suriye halkına karşı bizim hükümetimizin işlediği savaş suçlarının hesabı dökülecek bir bir ve hesap sorulacak. Kitle hareketi, -politik planda biz bu defterleri kuvvetli biçimde açmayı başarırsak- buradan da güç alacaktır.

Dünyada, özellikle Orta-doğu'da son gelişmelerin ardından bir "kontrollü kaos" döneminin açıldığı tespitleri var. Buna katılıyor musunuz? Dünya barış hareketinin geleceği açısından da değerlendirir misiniz?
Ben de oraya gelecektim. AKP'nin ihtiyaç duyduğu macera, öyle küçük bir şey değil. Emperyalizm, geçenlerde soL'da Yiğit Günay'ın da kullandığı kavramla, en fazla "kontrollü kaos"u oynayabilir. Zaten Suriye direnişi uzadıkça, Obama'nın, Erdoğan'ın şikayet ettiği biçimde, ağır davranmasının anlamı buydu: Suriye'nin kendi içine kapanmasını sağlamak, etkisizleştirmek. Bu, AKP'ye yetmez. ABD'ye de yetmez ve daha fazlası mümkün olmayacak.

Kontrollü kaos geçici bir durum olabilir. Emperyalizm, hegemonyasını yeniden yapılandırma arayışında. Nihai model hiçbir zaman önemli değildir. Ama kontrollü kaos diye bir program da olamaz. Suriye etkisiz ve yıkılmış kalacak ki, sonrasında başka hedeflere yürünebilsin. Ama Suriye'yi -belki de içine şimdiden düştüğü- bu duruma düşürseler bile, bu bir denge, hegemonyanın konsolide edilmesi anlamına gelmeyeceği için, karşı dinamikleri daha fazla tetikleyecektir. Örneğin Türkiye halkının, Alevilerden başlayarak kopuş yaşaması çok muhtemeldir. Benzeri süreçler bütün bölgede derinleşecektir. Diplomasi alanında da karşıt dinamikler, ister istemez bu dengesizlik ortamından enerji alacaklardır. Özetle kontrollü kaos saptamasına katılıyorum, ama bu bir statüko olamayacaktır. Öte yandan ABD'nin sarsıntı geçiren "uyumlu İslam" ve Sünni-Şii çatışması senaryolarının yerine bir şey koymaya çalışmadan önce, prestij ve enerji toplaması lazım. Suriye tam anlamıyla bir arena...

Dünya barış hareketi aslında görünenden daha geniş. Ancak ideolojik-politik bir omurgası yok. Önceki dönemin "alternatif küreselleşmeciliği" egemen renkti ama kendisi örgütsüzlük vaaz eden bir akımdı ve harekete geçen yığınları bu sapmaya ait sanmak yanlış olur. Oradan elde kalan "eşit mesafe doktrini." Yani ne Esad ne işgal ne şu ne bu.

Eşit mesafe olmaz, gerekiyorsa yeni cephe tarif edilir. Eşit mesafe kendi kendini tasfiye etmektir. Bakın, Fransız barış hareketi ve parçası olduğu sol, Ortadoğu'da "ne o ne bu"ya, kendi ülkesinde de Sosyalist Parti'ye, şu an Obama'dan çok Obamacılık yapan François Hollande'a halat atarak kendini asmıştır. Ortalık kan gölüne dönmüş, barış mücadelesini anti emperyalist bir hareket olarak değil, bir "kültürel mücadele"   olarak tanımlamaya devam ediyorlar!

Örneğin bizim, Türkiye komünist hareketinin ve Barış Derneği'nin de Baas'ı bir politik alternatif olarak benimsemek durumumuz hiç olmadı. Ancak emperyalizme karşı mücadele edenle dayanışmaya girmekte tereddüt etmeyiz. İki ayda bir, emperyalistlerin alternatif hükümet ilan ettiği bir yerden söz ediyorsak, sizin de kimi meşru hükümet olarak gördüğünüz sorusuna net yanıtınız olması gerekir.

Bence ilk örnek ki, Fransa'dan ibaret değil kuşkusuz, geleceği yok. Bizim parçası olduğumuz akım bugün Dünya Barış Konseyi'nin ana gövdesidir. Ancak barış hareketinin geleceğini yalıtık olarak tartışamıyoruz. Dünya Barış Konseyi, barış mücadelesini "sınıf temelinde" tanımlar, anti emperyalizmle örtüştürür ve sosyalizme bağlar. Dolayısıyla işçi sınıfının ve sosyalist hareketin kaderinden ayrı bir gelecek tasarlayamayız kendi hattımız için. Anti emperyalist vurguyu koruyan ama başka öncelikleri olan hareketler de var. Bunların da omurgası sağlam, güçlenen bir sola ve onun parçası bir barış hareketine mutlak ihtiyaçları var.

Türkiye, sürecin başından bu yana emperyalizmi Suriye'ye müdahaleye zorluyor. Özellikle Gezi Direnişi'nin ardından art arda tökezleyen hükümet, bu sefer bu "umuda" sarılmış durumda. Düzen siyasetinin dışarıda savaşarak meşruluğunu yeniden kazanması mümkün mü?
İşte bu, içerdeki krize karşı Erdoğan modelinin bir parçası. Modelin parçaları şöyle kurulmuşa benziyor:

Gerici, şeriatçı tabancıklarını, hani tutamadığı yüzde ellisi var ya, onu sımsıkı konsolide edecek, cesaret kazandıracak. Türk milliyetçiliğini, milli dava vesilesiyle arkasına takacak. Gezi'ye sempatiyle bakan çoğunluğu da bir biçimde milli bayrağın arkasında buluşturacak. Muhalefetin kalanını da "Esed'in ajanı" ilan edecek. Sonra bitti zannedilen Yeni Osmanlı geri dönecek. Fatih'in kır atının üstünde resmini bile yaptırabilir.

Ama bu tutmaz ki... Ek olarak şöyle de düşünüyor olabilirler: "Amerikalıların da sıkışmayı aşmak için bir maceraya ihtiyaçları yok mu? AKP en maceracı rolünü kaparsa, Washington'un yeniden göz bebeği haline gelebilir."

Bana sorarsanız hep birlikte çuvallamaları daha büyük ihtimal. Şimdilik görünen, emperyalistlerin hava harekatında bile çok zorlanacakları. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin maceracıdan öte deliyi oynamaları imkansız değil. İntihar olur..

Barış Derneği geçtiğimiz Nisan ayında "Halklar Barış İstiyor" sloganıyla bir konferans toplamıştı ve konferansın ana gündemlerinden biri Suriye'ydi. Oldukça başarılı geçen konferansın sonunda da Antakya'da çok büyük bir "barış şenliği" yapılmıştı. Şu anda konferans bileşiminin Suriye konusunda bir yol haritası var mı? Bunun Türkiye ayağında neler yapılması planlanıyor?
Nisan ayında biz ve başka bazı barış örgütleri Suriye'ye karşı işlenen savaş suçları konusunda bir inisiyatif örgütlemeyi gündeme getirdik. Sonuç bildirisinde de yer verildi. Dünya Barış Konseyi'nin Haziran başında yapılan sekretarya toplantısında konu tekrar görüşüldü ve kayıt altına alındı. Türkiye'nin kritik rolü nedeniyle Barış Derneği olarak biz görev üstlendik ve hazırlıklara başladık.

Uzun olmayan bir süre içinde bu inisiyatif çalışmaları gün ışığına çıkacak. Şu anda işin mutfağındayız. Güçlü bir ağ oluşturuyoruz; sağlam örülmüş bir ön rapor üstünde çalışılıyoruz ve bu raporu Suriye başlığında başından beri ödünsüz tutum alan hukukçularla, aydınlarla, siyasetçilerle birlikte olgunlaştıracağız ve uluslararası alana taşıyacağız.

Bu yıl 3 Ekim Barış Derneği'nin 1970'lerdeki Genel Başkanı Mahmut Dikerdem'in 20. ölüm yıldönümü. 5-6 Ekim tarihlerinde Dikerdem'i Ortadoğu ve Suriye konulu anti emperyalist bir konferansla anmanın en doğrusu olacağını düşündük. Mahmut Bey'in eserleri de yayına hazırlanıyor. Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan barış örgütleri, Dünya Barış Konseyi liderliğinin de katılımıyla her yıl bir araya geliyoruz. Bu yıl Girit'te 18 Ekim'de toplandığımızda uluslararası inisiyatif hazırlıklarını da gözden geçirme fırsatı bulacağız. Doğal olarak üçlü toplantının ana gündem maddesini Suriye oluşturacaktır. Aralık ayında ise Barış Derneği'nin olağan Genel Kurulu toplanacak. Bu takvimi biz emperyalizme karşı eylem takvimi olarak kavrıyoruz.

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/aydemir-guler-suriyeye-mudahale-olasiligini-yorumladi-emperyalizm-basarili-olamaya




Bu ileti en son melnur tarafından 02.09.2013- 14:02 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
yorum2006
[ yorumcu ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 15.08.2013
İleti Sayısı: 772
Konum: Gizli
Durum: Gizli
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

2 kere teşekkür edildi.
Cevap Yazan: yorum2006
Cevap Tarihi: 04.09.2013- 23:04


Emperyalizmin başarılı olmamasını istemek ve halkların en sonunda emperyalizmi yeneceğini dile getirmek tabii ki yerindedir. Ancak somut gerçeklere bakınca, kısa vade için umutlu olmak zor. Emperyalizmin Arap dünyasında uyguladığı siyaset bu ülkelerin insanlarını birbirine düşürmek, olabildiğince bölmek, ülkeleri ekonomik olarak çökertmek ve sonunda emperyalizme köle yapmaktır. Birbirine düşman kamplara bölünmüş, geri, yoksul ve sonunda savaştan yorulmuş insanların emperyalizme kolayca biat edeceklerini umuyorlar. Bu kölelerin yaşadığı ülkelerin uzun süre bellerini doğrultamayacakları ve bu köleliğin çok uzun yıllar süreceğini hesaplıyorlar. Emperyalizmin programı budur. Bu programı bozmak göründüğü kadar kolay değil. Emperyalizm son günlerde Suriye yanlısı görünen kapitalist Rusya ve İran yobazlarına da geri adım attırdı. Yani Suriye'yi yerle bir etme planını uygulamak için mevzi kazandı. Burada önemli olan uluslararası kamuoyunun bu emperyalist haydutluğa şiddetle karşı çıkmasını sağlamaktır. Çünkü bunların en büyük korkusu uluslararası kamuoyudur. Bu nedenle insanları kandırmak ve kamuoyu baskısını azaltmak için her türlü yalanı uyduruyorlar. Yapılması gereken emperyalizmin saldırısını önlemek için uluslararası dayanışmayı yükseltmektir. Bu dayanışma olmazsa, emperyalizmin saldırısını bozmak zordur.




Bu ileti en son yorum2006 tarafından 04.09.2013- 23:05 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.09.2013- 01:15


Aydemir Güler de bunun altını çiziyor. Bölgede emperyalizm yenilecekse bunu gerçekleştirecek olanlar, Suriye'de her şeye rağmen direnen halk, Mısır'da da Tahrir'dir. "Mursiyi yargılayacak olanlar da katil", "Esad da diktatör" diyerek, kendilerinin bile farkında olmadığı bir "orta yolu" tutturan anlayışın, gerçekte emperyalizmin ekmeğine yağ sürdüğü açık.

Suriye'ye yönelik emperyalist oyunların bozulması için, elbette dünya kamuoyuna ihtiyaç var. Sadece hümanist duygularla değil, siyasi ve ideolojik bir doğrultu da gerekli. Yani anti-emperyalist bir doğrultuda sola açık bir direnç noktası oluşturulmak zorundadır. Suriye halkı bu konuda gereken kararlılığı gösteriyor. Umarım Suriye halkının gösterdiği bu direnci, Suriye dışında da gösterebilmek mümkün olur.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
yorum2006
[ yorumcu ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 15.08.2013
İleti Sayısı: 772
Konum: Gizli
Durum: Gizli
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

2 kere teşekkür edildi.
Cevap Yazan: yorum2006
Cevap Tarihi: 08.09.2013- 04:14


Türkiye soluna çok daha fazla iş düşüyor. Eğer Türkiye halkı Suriye halkı ile dayanışmayı yükseltmez ve emperyalist haydutları Suriye'yi barbarca yerle bir etmek, hatta Suriye'yi işgal ederek topyekün savaş yapmak için var gücüyle sıkıştıran RTE ve Davutoğlu'na dur demese, bunun tarihsel sorumluluğundan kurtulamaz. İş yalnızca sorumlulukla sınırlı da değildir. Türkiye bölge ülkesidir. Suriye'de olanlar Türkiye'ye de sıçrayacaktır. Türkiye de kaosa ve iç savaşa sürüklenecektir. Savaşın getireceği ağır yük ekonomiyi de iyice bozacak ve bunun ağırlığı emekçi halkın sırtına yüklenecektir.




Bu ileti en son yorum2006 tarafından 08.09.2013- 04:18 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.09.2013- 21:20


AKP bulunduğu noktanın gerisine düşemez. Bu mümkün değil. AKP gezi olaylarıyla içerde, desteklediği ÖSO çeteleri ve Mursi olayıyla da dışarda bir hayli "prestij" kaybına uğramış, bir anlamda batı ve ABD tarafından da yalnız bırakılmıştır. AKP bu durumu kabullenemez. Batının ve ABD'nin bile o kadar istekli olmadığı bir konuda sürekli "savaş "diye tutturması, kendince, bu prestij kaybından kurtulmak içindir. AKP'nin gözü dönmüşlüğü ve "Esad'ı devirmek için her koalisyona girmeye varız" duruşu bu yüzden.

AKP'nin kendi başına Suriye'ye girebilmesi de mümkün değil. ABD'nin "başını ağrıtması" ve bölgede her türlü kışkırtmayı göze alması da bu içinde bulunduğu yenilmişlik duygusundan. Peki ABD böyle bir saldırıyı göze alır mı? Onun işi de aslında kolay değil. Dünya kamuoyunun Suriye'ye yönelik bir savaşı istemediği ortada. ABD buna rağmen bir saldırıda bulunsa, olası bir bölge savaşı tehlikesi kendini çok daha zor koşullarda bulmasına yol açacak. Hiç bir şey yapmaması ise "dünya jandarmalığı" konusunda kuşkular uyanmasına yol açacak! Bu yüzden kısmi bir hava saldırısı gündeminde. Onun da nasıl bir kaosa yol açacağı önceden kestirilemiyor.

Yakında gelişmeleri göreceğiz!

Ama ne olursa olsun, AKP'nin bu süreçte derin bir yara almıştır. AKP Ortadoğuda "uyumlu islam"ın artık geri gelmemek üzere tarihin çöp sepetine atıldığını görebiliyor.

Hırçınlığı ve provakatif tavrı bundan.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Benzer konu yok
Etiketler   Emperyalizmbaşarılı,   olamayacak
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS