SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Yurtseverlik ve Aydınlanmacıık           (gösterim sayısı: 2.984)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
solcu
[ kemal ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.01.2014
İleti Sayısı: 1.709
Konum: Ankara
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: solcu
Konu Tarihi: 24.08.2014- 09:32


Yurtseverlik ve Aydınlanmacıık


Yurtseverlik demek, insanın yaşadığı toprakları ve bu topraklarda yaşayan bütün etnik ve kültürel unsurları sevmesidir. Ve sadece sevmekle kalmayıp aynı zamanda halklarının refah içinde yaşaması, emeğinin karşılığını alması, halkın hukukunu ve hakkını savunması, laiklikten, bilimden yana olunması için mücadele etmek demektir yurtseverlik…

Aydınlanmacılık ise; bilimden, sanattan, ilerici düşünceden, özgür akıldan yana olmak demektir… Gericilikle mücadele, yurtseverlik ve emperyalizm karşıtlığı Türkiye solunun kemikleşmis yapısının özetidir. Türkiye solunun en önemli kazanımlarındandır bu.

Aydınlanmacılık, feodal düşüncenin yıkılıp yerine kapitalizmin geçmesiyle ortaya çıkmıştır. Kapitalizm, feodal topluma göre ilericidir, Marx bunu bir ilerleme olarak görür ve sahip çıkar. Feodal toplumda egemen sınıf olan ‘’Kilise ve din adamları’’ yerini yeni bir sınıfa; ‘’Burjuva’’ sınıfına devretmiştir. Aydınlanma ve laik düşünce bu dönemde gelişmiştir. Din geri plana atılmış, bilimsel gelişmeler bu dönemde hız kazanmıştır. Ancak belirli bir süre sonra burjuva sınıfı aydınlanma hareketinin kendisine ‘’zarar’’ getireceğini farketmiş ve tekrar din anlayışını ön plana çıkarmıştır. Aydın düşünceyi benimseyen insan, kapitalizmin insanları nasıl ‘’sömürdüğünün’’ de farkına varır. İşte egemen sınıf bundan korkmuştur. Bu yüzden aydınlanmacılık belli bir süre sonra işlerine gelmemiştir. Dini ve dolayısıyla ‘’gericiliği’’ el altında tutan egemen sınıf, aydınlanmacılığa, tarihin her döneminde ‘’savaş’’ ilan etmiştir. Örneğin:Almanya’da ‘’orta sınıf aydını’’ dışlayıp kilise ve soylularla işbirliği yapan Alman burjuvazisi vardı. Belki de bu baskı ve dışlanma ile birlikte Almanya’da ‘’aydınlanmacılık’’ çok önemli kazanımlar elde etti. Dışlanan orta sınıf aydın bu burjuva devrimiyle hesaplaşmaya girdi ve her alanda önemli eserler verdiler (Müzikte Beethoven, Toplumbilimde Marx, Felsefe de Hegel gibi).

Günümüzde AKP hükümeti ise ‘’Harun Yahya ve şarlatanları’’, Cüppeli Ahmet’ler, Fethullah ve ekibi cemaatler, aydınlanmacılığın önündeki en büyük engellerdir.’ ’Yaratılışçılıkta’’ sınır tanımayan Harun Yahya, bilime, ’’Evrime’’ saldırmaktadır. Bir nevi aydınlanmacılığa karşı içindeki kini, nefreti kusmaktadır. Aynı zihniyette olan AKP ise 4+4+4 ile gericiliği ilkokula kadar indirmiştir. ’’Türban’’ı özgürlük diye topluma sunmuştur. Üniversitelerde türbanı ‘’özgür’’ bırakıp üniversite sınavlarında imam hatipliler için katsayıyı kaldırmıştır. Sosyalizmde, gericilikle savaşmak için, aydınlanmacılık, sekülerizm çok önemli bir yere sahiptir bu yüzden.

Gericilikle ‘’uzlaşarak’’ veya ondan daha ‘’gerici’’ politikalar (CHP’nin tıpkı seçimlerde yaptığı gibi -Mansur Yavaş-Ekmeleddin vs.) izleyerek mücadele edilemez. Haziran’da dinci-gericilikle ‘’müzakere’’ değil, ‘’mücadele’’ edilmiştir! Unutulmamalıdır ki; ‘’Haziran sokağı’’ aydınlanmacılıktan, laiklikten, cumhuriyetçilikten, kamuculuktan yanadır.

Türkiye’de 1908’den beri aydınlanma hareketinin kazanımları, birikimleri vardır. Sosyalistler bu birikime sahip çıkmalıdır ve dinci-gericiliğe karşı savunmalıdır. Bu nedenden dolayıdır ki, sosyalizmin temel yapı taşlarındandır aydınlanmacılık.

Yurtseverlik ile aydınlanmacılık Türkiye’de ‘’devrim arayan’’ sol öznelerin mutlak sahip çıkması gereken iki unsurdur. Her taşın altından çıkan liberaller, yurtseverlere de ‘’çamur’’ atma peşine düşmüşlerdir.

Yurtseverliğe yapılan bu saldırıların küreselleşmeci, piyasacı, post-modern bir ideolojik, politik saldırı olduğu aşikardır. Liberallere ve yardakçılarına aldırmadan solun, sosyalizmin, yurtseverliğin sesini yaymamız gerektiği ise günümüzde çok daha belirginleşmiştir.

Yurtsever olmayan, yurtseverliği benimsemeyen veya yurtseverliğe ‘’küfreden’’ bir sol/sosyalist özne Türkiye topraklarında gerçekçi değildir. Ve de ‘’devrim’’ fikirleri ancak hayal ile sınırlı kalabilir. Daha ilerisine gidemez.

Yurtseverlik, milliyetçilik olmadığı gibi ulusalcılık da değildir. Bir örnek: Suriye’de ki olaylar... AKP ve onun beslediği dinçi çeteler insanları katlediyor, bizim buradaki ‘’ulusalcılar’’ bir gün ‘’Esadcı’’ bir gün ‘’Esedci’’ oluyorlar… Sözcü gazetesinin manşetleri, ulusalcılığın nasıl bir bela olduğunu çok güzel özetliyor.
Ulusalcıysan böyle ‘’milli’’ duygularla yanlışa düşersin. Ancak yurtseversen orada Suriye halkının emperyalizme karşı verdiği mücadeleyi bilirsin ve bunu savunursun. Kendi ülkende yapacağın bir takım eylem ve söylemlerle Suriye halkıyla dayanışma içinde olursun. Nitekim Hatay’da yapılan miting ve eylemler bizlere çok önemli veriler sunup, yurtseverliğin sosyalizm mücadelesindeki yeri ve önemini işaret ediyor. İşte bu yüzdendir ki yurtseverlik, doğası ve ‘’solu’’ gereği enternasyonalisttir. Suriye örneği enternasyonalist dayanışmanın güzel bir örneğidir.

Bizler 100 yıllık birikim ve kazanımlarımızla gericiliğin, emperyalizmin, halk düşmanlığının üzerine üzerine gidiyoruz! Çünkü biliyoruz ki; aydınlanmacılık ve yurtseverlik bizi tünelin ucunda ki ışığa, yani sosyalizme götürecektir! Ve unutulmasın ki; aydınlanmacılık ve yurtseverlik olmaksızın gericilerle, işbirlikçilerle, işçi ve emekçi düşmanlarıyla gerçek anlamda hesaplaşamayız!

Sol



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
solcu
[ kemal ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.01.2014
İleti Sayısı: 1.709
Konum: Ankara
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: solcu
Cevap Tarihi: 01.10.2014- 21:38


Aydınlanmacılık ve yurtseverliğin tanımları yukardaki yazıda var; ben şöyle sormak istiyorum, yurtseverliğe ve aydınlanmacılığa karşı çıkarak solcu olabilmek mümkün mü? Sosyalizmin bu topraklarda yeşermesi ve toplumsallaşabilmesi için yurtseverliğe ve aydınlanmacılığa ihtiyacımız yok mu?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: denizcan
Cevap Tarihi: 02.10.2014- 10:28


Emekçi aydınlanması- Ender Helvacıoğlu  

Bilimsel devrim ve aydınlanmanın çıkış noktası şudur: Doğadaki süreçler, herhangi bir doğaüstü ve fizikötesi gücün tasarrufları sonucunda oluşmamıştır, doğa yasalarına tabidir ve insanoğlu aklıyla bu yasaları kavrayabilir. Kısacası aydınlanma, insanın kendi kaderini kendi ellerine alma mücadelesindeki en önemli kilometre taşlarından ve bilimsel düşüncenin binlerce yıllık dinsel düşünceye karşı en büyük zaferlerinden biridir.

Marx’ın aydınlanmaya yönelik tavrı, reddetmek değil, eleştirerek aşmaktı. Marx, bilimsel devrim ve aydınlanmaya sahip çıktı, kendi kuramının kaynağı olarak gördü ve miras kabul etti. Öte yandan, mevcut aydınlanma hareketinin burjuva karakterini ve sınırlılıklarını da tespit etti, bu hareketin keskin bir eleştirmeni oldu ve aşmaya çalıştı.

Marx, burjuva aydınlanmasını geçmişin (feodal/haraçlı ideolojinin) perspektifinden eleştirmedi; bu hareketi, sınıfsal karakterinden kaynaklanan sınırlılıklarından dolayı geçmişi köktenci bir biçimde aşamadığı noktasında eleştirdi ve aydınlanmayı derinleştirmenin yollarını aradı. Bu bakış açısıyla Marx, geleceğe uzanabilecek bir hat çizebildi.

Batılı toplumlar, burjuvazileri önderliğinde “aydınlandılar”. Feodal düzeni, aristokrasiyi, dinsel düşünceyi, “Tanrı egemenliği”ni, kendi ortaçağlarını burjuvazileri önderliğindeki devrimlerle yıktılar ve aştılar. 500 yıllık bu pratik, insanlığın düşünsel hazinesine büyük bir katkı yaptı ve gözbebeği gibi korunması gereken bir miras bıraktı. Bu madalyonun bir yüzüdür.

Madalyonun diğer yüzünde ise, “burjuva önderliği”nin getirdiği sınırlılıklar bulunur. Burjuvazinin temsil ettiği sistem (kapitalizm) başından itibaren; 1) Sermayenin emek üzerindeki egemenliğine ve sömürüsüne, 2) Kapitalist-emperyalist ezen ülkelerin, dünyanın dörtte üçünü kapsayan ezilen ülkeler üzerindeki yıkım ve talanına, tahakkümüne, sömürüsüne dayanır. Dolayısıyla burjuva aydınlanması, burjuva laikliği, burjuva insan hakları ve özgürlüğü, toplumun egemen, yönetici, elit kesimleriyle sınırlıdır. Emekçi sınıflara ve ezilen halklara gelindiğinde ise, burjuva aydınlanması, gericiliğe, ortaçağ karanlığına, dinciliğe, despotizme, yıkıma, talana, köleliğe ve sömürüye dönüşür. Emekçiler ve ezilen halklar, burjuvazinin istediği ve sınırladığı kadar “aydınlanabilirler”, ötesi yasaktır.

Burjuvazinin ideologları, burjuva aydınlanmasının bu güdüklüğünü perdelemeye çalışır. Onlara göre, aydınlanma aklın egemenliği demektir ama, bu “aklı” burjuvazi ve onun devleti temsil etmektedir. Böylece “aklın egemenliği”, burjuva sınıfının ve onun devletinin egemenliğine dönüştürülür. Emekçiler ve ezilen halklar kendilerine dayatılan bu akıl kadar “akıllı” olabilir. Emeklerini kime satacaklarına (yani kim tarafından sömürüleceklerine) karar verebilecek kadar “özgür” olabilirler. Mülkiyetleri ne kadarsa o kadar “hak sahibi”dirler. Kısacası, paran kadar aydınlanırsın, özgürleşirsin ve hak sahibi olursun. Burjuvazinin sistemi böyle işler.

Burjuva aydınlanması, emek-sermaye çelişkisinin sermayenin önderliğinde çözüleceği ilkesine dayanmıştı. Emeğin el konarak bir araya getirilmiş hali olan sermaye, toplumun ilerlemesinin motoru olacaktı. Bir dönem oldu da… Öte yandan burjuva aydınlanması, ilk enerjisini, dünyanın Avrupa dışında kalan toplumlarının o güne dek yarattıkları birikimlerini talan ederek elde etti. Dolayısıyla burjuva uygarlığı, Avrupa dışındaki halklar için en başından itibaren yıkım ve talan anlamına geldi ve aydınlanmanın büyük idealleri hiçbir zaman o halkları kapsamadı. Çoğu aydınlanma filozofunun, sıra ezilen halklara geldiğinde nasıl birer sömürgeciye (hatta ırkçıya) dönüştüğü bilinir. Ezilen halklar o ideallerle, ancak kafalarını kaldırıp emperyalist burjuvaziye karşı başkaldırdıklarında tanıştılar.

Burjuva uygarlığının giderek çürümesine yol açan bu iki temel çelişkisi (emek-sermaye ve ezen-ezilen çelişkileri), yeni bir aydınlanma atağının -en azından- nasıl olmaması gerektiğini ortaya koyuyor.

Yeni aydınlanma, birincisi, emek-sermaye çelişkisinin emek lehine çözülerek ortadan kaldırılması zemininde oluşabilir. Sermayenin önderliği, burjuva aydınlanmasına “yukarıdan aşağıya” bir nitelik kazandırmıştı. Aydınlananlar, cahilleri aydınlatacaktı. Aydınlanma düşünürlerinin eğitime kilit rol atfetmeleri bundandır. Sermayenin dağıtılması zemininde oluşacak emekçi aydınlanması ise, “aşağıdan yukarıya” bir nitelik kazanacaktır: Toplumun kendi pratiğiyle köktenci bir biçimde dönüşümü. İnsanlığın gelişim düzeyi göz önüne alındığında bu noktaya bugünden yarına ulaşmaya olanak yok, dolayısıyla tabii ki öncüye ve örgüte (parti, devlet vb.) ihtiyaç duyulacaktır, ama aşağıdan yukarıya köklü dönüşüm perspektifi hiçbir zaman terk edilmeden. Burjuva demokrasisi ile emekçi demokrasisi arasındaki fark da budur.

İkincisi, emekçi aydınlanmasının başka bir alandan talan edilerek getirilecek bir “ilk birikim”e ihtiyacı yoktur. Emekçi uygarlığının ilk birikimi, el konulan büyük sermayedir; daha doğrusu kapitalizm koşullarında ekonomik zor yoluyla yoğunlaştırılmış emeğin özgür bırakılması ve örgütlü toplum tarafından toplumun çıkarları doğrultusunda kullanılması.

Üçüncüsü, emekçi aydınlanmasının laiklik ilkesi, bilimin toplumsallaştırılmasıdır. Bu ilke, din-bilim çatışması zemininde değil, toplum-bilim çelişkisinin uyumlu bir biçimde çözülmesi zemininde hayat bulacaktır. Bir kurum olarak dine ihtiyacın kalmadığı nokta, bir kurum olarak bilime de ihtiyacın kalmadığı noktadır. Tabii, bu noktaya da bugünden yarına ulaşılamaz, ama perspektif böyle olmalıdır.

Dördüncüsü, emekçi aydınlanması, dünyanın bütün halklarının özgün uygarlık birikimlerinin (eşitlik, özgürlük ve güvenlik için verilen mücadele içinde kazanılan birikim) miras kabul edilmesi, evrensel bir potada eritilerek damıtılması ve yepyeni bir senteze ulaşılması perspektifine sahip olacaktır. Burjuva aydınlanması pratiği çok büyük bir miras bıraktı, ama insanlığın mevcut mirası bundan ibaret değil. Bir coğrafyanın başka bir coğrafyanın yıkımı pahasına yükselmesi, sermaye uygarlığının niteliğidir. Emekçi aydınlanmasının potası, bütün insanlığı kapsayacak denli geniş olacaktır.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Yurtseverlik ve dış politika melnur 0 2436 20.09.2013- 21:47
Konu Klasör Milliyetçilik ve yurtseverlik ilkay 0 4062 18.03.2014- 22:41
Konu Klasör Sol aydın ve radikalizm melnur 2 2100 27.06.2020- 10:39
Konu Klasör Milliyetçilik ve yurtseverlik üzerine... melnur 24 12023 08.10.2020- 10:17
Konu Klasör Yeniden "yurtseverlik" üzerine... melnur 9 8805 10.11.2014- 19:35
Etiketler   Yurtseverlik,   Aydınlanmacıık
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS