SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 4 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   3   4   >   son» 
Gelenekten Yalçın Küçük Hakkında Bazı Bölümler           (gösterim sayısı: 11.614)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
proletersosyalist
[ Bekir Sami ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 15.09.2014
İleti Sayısı: 709
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: proletersosyalist
Konu Tarihi: 03.12.2014- 02:14


"YALÇIN KÜÇÜK; BİR SORAN VAR!"

Gelenek - Şubat 1989 - Gelenek 19. Sayı

TEMEL SORUN: "Ego Determinist" Yaklaşım

Yalçın Küçük, yukarda saydıklarımız gibi 60 öncesinden ve "çekirdekten" bir Marksist de değildir. Yalçın Küçük 60'ların başındaki CHP-Yön-Planlama üçgeninin Marksizme taşıdığı yetenekli ve üretken bir aydındır.

Buna rağmen Yalçın Küçük, kendi türünden pek çok aydını fersah fersah aşabilmiştir. Yalçın Küçük'e bu aşkınlığı sağlayan tek başına cüret, azim, yaratıcılık, yalnızlık vb. değil, ilginç bir alaşımdır. Bu alaşım, bilim adamlığına özgü bir determinizmle, "bireysel misyon obsesyonu" denebilecek bir itici güç arasındadır. Bu, bir tür egodeterminizm'dir. Özetle, Küçük'ün bilim adamlığı ile egosu, özel bir determinizm yaratmıştır.

Küçük, bir bilim adamıdır. Bu, onu nesnelliğe, toplumsal gerçekliğin kimi durumlarda coşturucu ama çoğu kez de soğuk ve acımasız yüzüne yaklaştırmıştır. Nesnelliğe teslim olmayacak ölçüde tutkulu, kendi gücünün ve etkisinin gerçek boyutlarını bilecek kadar da gerçekçidir. Öte yandan Küçük'ün bireysel tutkuları, kendisine biçtiği misyon, kişiliğine tanıdığı önem, bu soğuk gerçeklikle çelişir. Her aydının karşılaştığı bir sorundur bu.

Bu çatışmada Küçük belki istençle, belki de kendiliğinden son derece kolay bir çözüme ulaşır: Kendi fiziksel ve entellektüel varlığını, aynen sınıflar, sınıf mücadeleleri gibi özgül bir nesnellik, en azından onlar kadar "amil" bir veri olarak görmek...

Yalçın Küçük, kuşkusuz determinizmin farkındadır; ve ona inanır da.

Ama bu determinizmin temeli olan nesnelliklerin ve nedensellik ilişkilerinin temel direklerinden biri de aynı zamanda, Yalçın Küçük olarak, O'dur.

Egodeterminizm, "O"nun için böyle tanımlanabilir, sanırız.

Yalçın Küçük, kendi sorununu böyle aşmıştır; bu yüzden kendisi bir sorun olmuştur...

EGODETERMİNİZMİN KLASİK DIŞAVURUMU, ÇÖZÜMLENEN HER NESNELLİĞİN İÇİNDE, TEMEL ÖGELERDEN BİRİ OLARAK, "KENDİ" FİZİKSEL-ENTELLEKTÜEL VARLIĞINA İŞARET ETMEKTİR

Egodeterminizm, gösterdiği her abanın altında bir sopaya, yani kendisine işaret eder. Bu kimi durumlarda açık, kimi "riskli" durumlarda ise daha üstü örtülü biçimde yapılır. Küçük, bunun örneklerini sıkça vermektedir. Kuşkusuz "açık yorum ucu" bırakarak ve ricat yollarını da güvenceye alarak. Yalçın Küçük'ün her yazısı, her konuşması, kendisiyle yapılan her söyleşi bu ruh hali ile doludur. 1970'li yılların belki de en üretken Marksist aydını 80'lere gelindiğinde kendisini her tür ilişkinin, her tür mücadelenin içerisine yerleştirme başarısını yakalayarak bir başka yaratıcı(!) yanını daha göstermiştir. Burada verdiğimiz örnekler, emsalleri arasından gelişigüzel
seçilmiş olanları:

Polis, Küçük'ün kitabını basan yayınevini düşman sayar:

"Ahmet Zengin'in kurduğu yayınevinin kitaplarını çıkmaya başladığı hafta gözaltına alınmasını hiçbir zaman rastlantı sayamıyorum." (Basın Toplantısı, Cağaloğlu, 20 Mart 1987, s:4)

"...ilk kitapları olarak benim 'Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Kuruluşu 1925-1940 adlı çalışmamı yayınladılar." (aynı bülten, s:2)

Türkiye'de idam edilen devrimciler, yaşarken hep Küçük ile uğraşmışlardır:

"Söylediğim şudur: Genç ömrünün tümünü beni eleştirmeye ayırsa da, idam sehpasında 'kahrolsun emperyalizm ve faşizm' diyen bir genç arkadaşımın onurlu yaşamından bana da pay düşer." (Küçük; DGM'ne verilen ifadeden, Toplumsal Kurtuluş, s: 31Y)

Geçmişte burjuvazi, DİSK ve CHP ittifakı Küçük'ü Cumhuriyet'ten ayırmak istemiştir:

"Ayrıca Kemal Türkler, Koç ve Ecevit arasında bir ittifak doğmuştu. Bu ittifak da benim Cumhuriyet'ten ayrılmamı istiyordu." (Küçük; Aziz Nesin'e mektup, Ankara, 4 Mart 1986, s: 5)

Ekin-Bilar hareketi burjuvaziyi korkutunca, burjuvazi içerden Küçük'ü tasfiye planını uygulamaya soktu:
"Aydın belgesinden çok korktular ve bir toparlanma olarak baktılar. Arkasından gelen Ekin-Bilar, bunu gerçekleştirmek için gösterilen inat, eylülistlerin korkularının sürmesine yol açtı. Örgütlenildiğini düşündüler. Bu dönemde İstanbul'da gösterişli silahlı soygunlar da gerçekleştirildi. Aynı zamanda öğrenci hareketlilikleri başladı. Bütün planların alt üst olduğunu düşündüler; pek çok korktular.

"Onların korkularını yenmelerine yardım edenler oldu. Behice Boran'ın üç buçuk ardılı, Aziz Nesin'i bir araç olarak kullanarak, Ekin-Bilar içinde gelişen aydın hareketini böldüler. Behice Boran ve Aziz Nesin, bu yolla devlete göz kırptılar." (Bilgin Çelik; "Eylülist Reformlara Doğru", Toplumsal Kurtuluş, sayı:6, s:20)

ÖRGÜTSEL BAŞARISIZLIK, BİR EGODETERMİNİST İÇİN ZÜL DEĞİL, TERSİNE CİDDİ BİR ÖVÜNÇ KAYNAĞI DA OLABİLİR

Tarihsel materyalizm bir kez ihlal edilse ne olur?"

Sorun, biraz buna benziyor. Kimi durumda bu "arkasının geleceği" izlenimini verir. Ama böyle yaklaşanların pek çoğu, içtenlikle, bundan sonraki "ihlal"ler konusunda son derece titiz ve ödünsüz olmaya kararlıdırlar. Hep, "bir daha yapmayacaklarına" inanarak başlarlar.

Bir egodeterminist, tarihsel materyalizmi bir kez, o da yalnızca kendisi için ihlalde, bunun ötesine geçmemekte içtenlikle ısrarlıdır.

Çünkü daha çok sayıda insanın "öteki dünyaya", yani tarihin güçlü yapıcıları arasına katılması işin tadını kaçırmaz mı? Bir kişi yeter.

Tarihin akışı içinde ve onun yapıcıları arasındaki birey, güçlü kollarını dışarıya, sıradan insanların dünyasına uzatarak kendi misyonunun aparatçıklarını bulmaya, yoksa yaratmaya çalışır. Kendisi bu sıradan insanların arasında, onlardan biri olsa, işi belki kolaylaşırdı. Ama "o" bambaşka bir dünyanın standartlarını aramaktadır ve sonuçta sıradan insanların arasında hep umutsuzluğa düşmektedir. Tek çaresi var: Eklenticilik. Egodeterminist, bu fırsatı kaçırmayacaktır.

" 'Doğan' dedim, 'bir köşedesin, benim ne yaptığımı sanıyorsun, ben on tane onda bir adamı alıp yapıştırıp bir adam yapıyorum yürüyorum, sonra bir yağmur ya da bir güneş çıkınca, tutkal etkisini yitiriyor, ben yine onda bir adamlarla kalıyorum." (Küçük; Aziz Nesin'e mektup, 21 Şubat 1986, s:2)

Bu yaklaşım, hangi düzlemde olursa olsun, örgüt ilişkilerini, insanlar arasındaki içtenlikli ve güvenli yaklaşım gerekliliğini temelden dinamitleyen bir ön kabulün ürünüdür. Bu, örgüt sorununa, daha en başından ve tanım gereği likidasyoncu bir bakışın egemen olmasını doğurur.

Bu bir başarısızlıktır.

Ya da gerçekten öyle midir? Herkes için bir "başarısızlık" mıdır?

Bu tür bir başarısızlık, bu anlamdaki bir yalnızlık, egodeterminist birey için övünç ve güven tazeleme kaynağı da olabilir. Çünkü son tahlilde gene "başka" olduğunu, yanına almak istediklerinden çok ötede bir düzeyi temsil ettiğini kanıtlamış olmaktadır. İşte bu güvenin ve coşkunun ürünü sözler:

"Yürüyorum. Biraz hızlı yürüyünce, arkamda kalan, 'anti-sovyet, anti-komünist, hırçın, geçimsiz, hırsız, tımarhanelik ve benzerlerini' sıralıyor. Ben yürüyorum" (Küçük; Nesin'e mektup, 11 Haziran 1986, s:l)

Bu yürüyüşün, böylelikle, bir başka özelliği daha ortaya çıkıyor. Ondalık olmayanlar ya da olmayı kabul etmeyenler, Yalçın Küçük ile beraber yürüyemiyorlar. Yürüyüşe katılanlar geçici oluyorlar; ondalık olmayı da benimsemeleri gerekiyor!

TÜM ÇALIŞKANLIĞINA VE ÜRETKENLİĞİNE RAĞMEN KÜÇÜK DE ÖZÜNDE BİR RANTİYEDİR

"Yalnızlık", ama gerçekten, literal anlamda yalnızlık, kimsenin dayanabileceği bir durum değildir. Ne denli güçlü, ne denli misyonlu olursa olsun; en azından bu soylu yalnızlığa tanıklık edecek birileri gerekir. Kimler?

Önce "rantiye" sözcüğünün yol açabileceği kimi yanlış anlamalar düzeltilmeli. Yalçın Küçük türü insanların kuşkusuz özel alıcıları, izleyicileri vardır. Aybar'ın, Boran'ın, Aren'in, Perinçek'in vb. olduğu gibi. "Önder" olarak nitelenen kişilerin alıcıları arasında, eksiklik ve güçsüzlük kapatmak isteyenler özel bir yer tutarlar. Bu, son derece doğaldır ve siyasal yaşantının vazgeçilmez özelliğidir. Buna bir tür "yetki devri" demek de mümkündür.

Küçük'ün özel alıcılarını, yapısal ve konjoktürel olarak iki gruba ayırmak mümkün. Konjoktürel alıcıları, daha çok, Türkiye sol hareketine zaman zaman damga vuran "çizgi değiştirme" furyasının genç ve deneyimsiz ögeleridir. Büyük bir çoğunluğu kalıcı değildir.

Küçük'ün yapısal nitelikli alıcıları ise, başka siyasal önderlerinkinin tersine, içine önder tarafından bir şeyler konmadığı sürece dik durması mümkün olmayan öğelerdir. Bir ölçüde Küçük tarafından yapıştırılıyor olmayı kabul eden "onda bir " insanlar...

Ama en çok da, bunun bilincinde olsunlar olmasınlar, "Türkiye'de hiç bir şey olmaz" ve "Türkiye'de adam yok" saplantısını, Küçük' ün varlığı ve eylemleriyle hem örtmeye hem de doğrulamaya çalışan yorgunlardır. "Bir tek o var; onu da görüyorsunuz!" Küçük' ün asıl rant kaynağını, böyleleri oluşturmaktadır.

Burada sorun, sözü edilen yorgunların veya onda birlerin varlığı değildir. Ciddi bir siyasi hareket ve örgütlenme de, benzer bir biçimde bu türden güvensizler topluluğuna dışarıdan takviyelerle geçici bir kişilik kazandırabilir. Bunda da belli bir yapıştırıcılık işlevi vardır. Sorun bu değildir. Sorun, bir kollektif iradenin değil de tek bir kişinin bu işleve soyunmasıdır. Daha da önemlisi, sözü edilen örnekte, onda bir olmayanların istihdam edilememesi en temel sorundur. Bu sorun, tekrar ediyoruz, hem yapıştıranın hem de yapışanlarındır...

Küçük'ün rant kaynaklarına değinmişken önemli bir ek yapmak gerekiyor. Son bir kaç yıl içinde sınıfsal ve fiziksel anlamda olmasa bile, düşünsel planda plebyenliği aşamamış bir kesim de "kervan"a katılmıştır. Ne Yalçın Küçük'ün bu kesime, ne de bu kesimin Yalçın Küçük'e yönelmesi bir rastlantıdır. İlki planlı, ikincisi de kendiliğinden bir sürecin ürünüdür.

Bu da bir arz talep meselesidir.

Yalçın Küçük'ün, gerek TBKP'ye yönelik saldırılarının biçimine, gerekse kendisi açısından çok önemli olduğu anlaşılan "Bilar entrikaları" kurgusuna plebyen düşünce dışında pazar bulabilmesi mümkün değildir. Plebyen bakış, sınıf ilişkilerini, Karagöz oyunu mantığı ile görür. Basitliği sever. Küçük de bu konularda basitliği sevenleri seviyor. Şimdilik...

Ortada talep de var: Türkiye sol hareketinde, devrimci demokrat kesiminde, bağırıp deşarj olmayı çok isteyen, ama sıkıya gelmeye yeterince hazır olmayan bir ara tabaka türemiştir. Bunlar Dev-Sol'u, PKK'yı beğenirler. Beğenileri uzaktandır. Küçük ,böylelerinin talebini de yanıtlamaktadır. Böyleleri arasından, disiplinli ve örgütlü çalışma için Küçük'ün yanına gideceklerin sayısı, yok denecek kadar azdır.

Ama bunlar Küçük için hiç önemli değildir. Yaşamı boyunca iniş-çıkışları, dağılıp-birleşmeleri, hep kendi çevresinde bir hareketlilik yarattığı için çok sevmiştir. Övgüler ve küfürler bu hareketliliğe eşlik eden bir melodidir.

Bu ruh halinin herhalde bir "adı" da vardır.

ÖNEMLİ BİR AÇMAZ: İDDİA VE ÖZENTİLERİN YETENEKLERİ DİNAMİTLEMESİ

Yalçın Küçük, örgütçü olduğuna, insanları örgütleyici nitelikler taşıdığına inanır. Biz de şuna inanıyoruz: Örgütçülük, Yalçın Küçük'ün niteliğine ve kişiliğine en uzak özelliktir. Bu kapatılmaz uçurum nedeniyle "örgütçülük yetenekleri", Yalçın Küçük'ün kendi kendini en çok aldattığı alandır.

Küçük'ün kendisinin "örgütçü" olduğuna inanması, bilerek bilmeyerek bu örgütçülük adına inanılmaz işler yapmasına, dayanılması olanaksız insan ilişkileri kurmasına yol açmaktadır. İnsanların böyle ilişkilere uzun süre dayanmaları güçtür. İlişkiler birgün kopacaktır. O zaman, Küçük yine kendisine özgü determinizmi konuşturacak ve "onlar durdu, ben yürüyorum..." diyecektir.

İnsan ilişkileri, Küçük için, kendi nesnelliğine, yani Yalçın Küçük'ün nesnelliğine bir memur zihniyeti ile yaklaşabilecek bireylerin, yine Yalçın Küçük ile kurdukları temastan ibarettir. Bu ilişki ağında üçüncü şahıslara yer yoktur; ilişkinin bir ucunda hep Küçük yer alır.

Örneğin 1988 yılının baharına doğru, Küçük'ün yanında yer alan şahıslara düşen tarihsel görev, gazeteleri okuyup ölenleri kendisine bildirmektir: "Gazete okumuyorum, radyo dinlemiyorum, televizyon izlemiyorum; sonunda saygı duruşunu kaçırıyorum. Arkadaşlarımdan rica ettim; Cumhuriyet gazetesini her gün okumalarını istiyorum. Cumhuriyet'te 'ölülerimizin' haberleri var. Kaçırmak istemiyorum." (Y.K., "Saygı", Toplumsal Kurtuluş, sayı:9, s:64)

Ayrıca Küçük'ün yoldaşları, somut bir soru sorduklarında, Bizans İmparatorluğu ya da Fatih'le ilgili bir yanıt almaya ve bunu da olağan karşılamaya hazır olmalıdırlar. (Küçük; 21 Yaşında Bir Çocuk: Fatih Sultan Mehmet, 1987, Önsöz)

Belki de, Küçük'ten çok daha yaşlı, çevresinde saygın bir kişi, yıllar sonra Küçük'ün bir mektubunda kendisinden şu biçimde bahsedildiğine tanık olacaktır:Telefona sarıldım (...)yu buldum. Görev verdim. İyi kötü broşürler çıktı.(Küçük, Aziz Nesine mektup, 21 Şubat 1986, s:5)

İşin en ilginci bunları söyleyen Küçük'ün, başkalarını eleştirirken en çok kullandığı sözcüğün "terbiyesiz" oluşudur...

Yalçın Küçük, politikacı olduğuna, "usta" politika yaptığına inanır.

Küçük kuşkusuz, politika yapmaktadır. Dahası, örgütçülükten farklı olarak, Küçük'ün kişiliği politika yapmaya çok elverişlidir. Ancak bu politikanın "ilkeli" kalabildiğini söylemek mümkün değildir.

Oysa Küçük'ün kendi politikalarını "ilkeli" bulduğuna en küçük kuşkumuz yok. Aradaki farklılık nereden doğuyor? Bunun açıklaması, Küçük'ün kendisini başkalarından farklı olarak yerleştirdiği mekanda, mevkide aranmalıdır. Bu farklılık inancı, Küçük'ü pervasız bir çifte standart kullanımına itmektedir: Başkalarına ilişkin olarak "saf değiştirme", "uzlaşma", "burjuvazi tarafından kollanma" vb. türü sıfatlarla nitelenen olgular, kendisi söz konusu olduğunda "önem", "karşı tarafı korkutma", "karşı tarafça ciddiye alınma" vb. türü meziyetlerin göstergesi haline geliverir.

Küçük'ün politikacılığı tam bir "ben yaptım oldu" ilkesizliğini öngörür. Küçük'e yandaşlık ise tam bir "o yaparsa olur" ön kabulünü gerektirir.

Küçük ve arkadaşları gazete ilanları ile SHP'yi desteklerlerse, bu bir yaratıcı politikadır. Başkaları yaparsa kuyrukçuluk...

Küçük, paşalara mektup yazdığında bu o kesimle "çatır çatır" girişilen bir hesaplaşmadır. Başkası aynı paşa ile görüşürse, alay edilir...

Küçük, ANAP'ın milliyetçi milletvekillerinin bulunduğu Antakyalılar Gecesi'ne gittiğinde bunun adı "meydanı boş bırakmama" dır. Başkası benzer bir kokteyle gittiğinde çok "şaşırılır"...

Gerçekten şaşırtıcıdır.

Bir aydınımıza yurt dışına çıkma izni verildiğinde bunun adı "burjuvazi ödüllendiriyor" dur. Küçük'ün yakın dostu, oraya buraya gittiği zaman ise "onurlu temsil"...

Ancak, Küçük'ün tüm bunları, ilkesizliğini bile bile ve göze alarak yaptığını hiç sanmıyoruz. O gerçekten de kendisini aynı tür işleri yapan başkaları ile temelden farklı bir platformda görmekte, o nedenle de yaptığı her şeyin gerçekten "mubah" ve "tutarlı politika" olduğuna inanmaktadır.

Böyle bir inanç için yapılacak bir şey yoktur.

Küçük'ün "politikası" içerisinde bir diğer önemli unsur, birtakım "ünlü" lerdir. Sıra, bunlarla ilişkisini değerlendirmeye geldi.


POLİTİKACI KÜÇÜK, BURJUVA POLİTİKASI İLE SOSYALİST POLİTİKA ARASINDA ÖNEMLİ İLKESEL FARKLILIKLARI YOK SAYIYOR

Kişisel özelliklerinin yanı sıra Yalçın Küçük ilk politika eğitimi sosyalist çevrelerin dışında almış, özellikle 1976'ya dek en çok özümleyebildiği, ayrı ve sosyal konumuna rağmen, CHP'nin iç politik dengeleri olmuştur.

Burjuva politikası ile sosyalist politika, birbirlerinden temel farklılıklar gösterir. Bunu kesinlikle "etik" ölçütler çerçevesinde söylemiyoruz. Burjuva politikası anlıkçı, güncelcidir. Burjuva politikasında her başlangıç, gereğinde sıfırdan başlangıçtır. Sosyalist politika ise ilkeseldir; sosyalist politikada hedeflerin kapsamı ve radikalliği, güncel politikaları çok daha yakından belirler. Sosyalist politikada yararlanılabilecek güncel esneklikler, fazla değildir. Sosyalist politikada "oynanacak" alanın sınırları, burjuva politikasından daha dardır.

Küçük'ün önemli sorunlarından bir tanesi, burjuva ve sosyalist politikalar arasındaki bu temel farklılığı görememesidir. Yetişmesinin ve elbette kişiliğinin payı olabilir.

Küçük, kendi politikasının alanı olarak devrimci demokrat plebyenlikten Sovyet çizgisine dek uçsuz bucaksız bir mekan seçiyor ve bu mekanda kendisini bütünüyle özgür hissediyor. Bu alanda bir o, bir de bu yana yapılacak gezintilerin, insanın omuzlarına yükleyeceklerinden ya habersiz görünüyor ya da kendini bu anlamda sorumlu hissetmiyor. Yolun başında devrimci demokratlara beslenen umut, bazı fedakarlıkları göze aldıracak ölçüdedir: "İki yol var: Ya örokomünist entelijensiyaya razı olmak ya da ayrışmak. Plebyen kopmaya razı olarak öro-komünist entelijensiyayı kökten reddetmek gerektiğine inanıyorum." (Ç. Bilgin; "Ayrışma ve Kopma", Toplumsal Kurtuluş, sayı:3, s:26)

Küçük çapında bir aydının, entellektüel/teorik düzlemde, örokomünizm ile plebyenlik arasında son derece velut bir "açı" olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Bunu bilecek bir Küçük'ün "plebyenliğe" razı olmasının nedeni, öro-komünizm ve plebyenlik dışında anlık, güncel politika yapabileceği bir alan görmemesidir. Ancak Küçük'ün bu alanda beklentileri, ciddi bir biçimde realize olmamıştır. Bu kez yeni arayışların gündeme gelmesi mümkündür.

Gene de "plebyen" kafa, Küçük'ün öro-komünist cepheye yönelik hücumlarının etkinliği açısından vazgeçilmez bir gereklilik olarak görülmektedir: "Legal marksist Pyotr Struve'nin veya legal marksist Behice Boran'ın ölümlerinden önce burjuvazinin kampına geçmeleri" türünden sözler, plebyen kafalar olmadan alıcısını bulamayacaktır.(Bilgin; "Devrimci Kurtuluş'un...", Toplumsal Kurtuluş, sayı:11, s:9)

Yeri gelmişken, sosyalist ve burjuva politikalar arasında bir başka ilkesel farklılığa daha işaret edilebilir: Burjuva politikasında sezgiler, içgüdüler ve anlık tepkilerle sonuç, yargı ve politika arasındaki mesafe çok kısalabilir. Dahası, kısa olmak gerekir. Buna karşılık sosyalist politikada sezgiler, entellektüel jimnastik, ya da varsa farklı olma ''snobizmi" ile, yargılar ve saptanan politikalar açısından ciddi süzgeçlerin devreye girmesi gerekir. Aradaki mesafe, sosyalist politikada, kısa olamaz. Hiçbir "deha" ben kısalttım, diyemez...




Bu ileti en son proletersosyalist tarafından 03.12.2014- 02:19 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Alisan
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Alisan
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 12:35


Yalçın Küçük'ün siyasi tutarsızlığına, dün yaptığı ve söylediğiyle bugün yaptığı ve söylediğinin birbiriyle çeliştiğine örnek olarak kendimin bizzat yaşadığı Berlin anımdır.
1990 lı dönemlerde Perinçek ve Küçüğün PKK ile ittifak dönemlerinde Berlin'de Teknik Üniversitede   PKK tarafından düzenlenen bir gecede Yalçın Küçüğün konuşmasında Abdullah Öcalan için "coğrafyanın gelmiş geçmiş en büyük lideri, Atatürkten dahi kat kat üstün bir lider,..." diye bahsetmesi ama şimdilerde en keskin Öcalan karşıtı ve Atatürk dostu ve devlet yanlısı gözükmesidir.




Bu ileti en son Alisan tarafından 03.12.2014- 12:37 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: denizcan
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 13:26


Alıntı Çizelgesi: Alisan yazmış

Yalçın Küçük'ün siyasi tutarsızlığına, dün yaptığı ve söylediğiyle bugün yaptığı ve söylediğinin birbiriyle çeliştiğine örnek olarak kendimin bizzat yaşadığı Berlin anımdır.
1990 lı dönemlerde Perinçek ve Küçüğün PKK ile ittifak dönemlerinde Berlin'de Teknik Üniversitede   PKK tarafından düzenlenen bir gecede Yalçın Küçüğün konuşmasında Abdullah Öcalan için "coğrafyanın gelmiş geçmiş en büyük lideri, Atatürkten dahi kat kat üstün bir lider,..." diye bahsetmesi ama şimdilerde en keskin Öcalan karşıtı ve Atatürk dostu ve devlet yanlısı gözükmesidir.



Yalçın Küçük'teki değişim Öcalan'ın solculuktan vazgeçmesi olabilir mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Alisan
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Alisan
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 14:15


Alıntı Çizelgesi: denizcan yazmış

Alıntı Çizelgesi: Alisan yazmış

Yalçın Küçük'ün siyasi tutarsızlığına, dün yaptığı ve söylediğiyle bugün yaptığı ve söylediğinin birbiriyle çeliştiğine örnek olarak kendimin bizzat yaşadığı Berlin anımdır.
1990 lı dönemlerde Perinçek ve Küçüğün PKK ile ittifak dönemlerinde Berlin'de Teknik Üniversitede   PKK tarafından düzenlenen bir gecede Yalçın Küçüğün konuşmasında Abdullah Öcalan için "coğrafyanın gelmiş geçmiş en büyük lideri, Atatürkten dahi kat kat üstün bir lider,..." diye bahsetmesi ama şimdilerde en keskin Öcalan karşıtı ve Atatürk dostu ve devlet yanlısı gözükmesidir.



Yalçın Küçük'teki değişim Öcalan'ın solculuktan vazgeçmesi olabilir mi?

denizcan sen gercekten bir filmsin. Burada simdi Öcalan'i savunanmi oldu? Yalcin Kücük Öcalan'i savunmadigi icinmi elestiriliyor? Nedir bu cehalet sende? Daha okudugunu anlamiyorsun, neden elestirildigini anlamiyorsun,..... birde kalkip insanlara solculuk hakkinda, sosyalistlik hakkinda,.... ders vermeye calisiyorsun.

Sana söyle sorayim bari. Madem Yalcin Kücük Öcalan'i solculuktan vazgectigi icin savunmuyor Atatürk o noktadan itibaren en büyük lidermi oluyor?
Burada söylenmek istenen Yalcin Kücük'ün zik zag cizgisidir, siyasi yalpalanmasidir,.....
Neden Yalcin Kücük'ü böyle körü körüne savunuyorsun?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
umut
[ umut yarın ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.105
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: umut
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 14:22


Alıntı Çizelgesi: Alisan yazmış

Alıntı Çizelgesi: denizcan yazmış

Alıntı Çizelgesi: Alisan yazmış

Yalçın Küçük'ün siyasi tutarsızlığına, dün yaptığı ve söylediğiyle bugün yaptığı ve söylediğinin birbiriyle çeliştiğine örnek olarak kendimin bizzat yaşadığı Berlin anımdır.
1990 lı dönemlerde Perinçek ve Küçüğün PKK ile ittifak dönemlerinde Berlin'de Teknik Üniversitede   PKK tarafından düzenlenen bir gecede Yalçın Küçüğün konuşmasında Abdullah Öcalan için "coğrafyanın gelmiş geçmiş en büyük lideri, Atatürkten dahi kat kat üstün bir lider,..." diye bahsetmesi ama şimdilerde en keskin Öcalan karşıtı ve Atatürk dostu ve devlet yanlısı gözükmesidir.



Yalçın Küçük'teki değişim Öcalan'ın solculuktan vazgeçmesi olabilir mi?

denizcan sen gercekten bir filmsin. Burada simdi Öcalan'i savunanmi oldu? Yalcin Kücük Öcalan'i savunmadigi icinmi elestiriliyor? Nedir bu cehalet sende? Daha okudugunu anlamiyorsun, neden elestirildigini anlamiyorsun,..... birde kalkip insanlara solculuk hakkinda, sosyalistlik hakkinda,.... ders vermeye calisiyorsun.

Sana söyle sorayim bari. Madem Yalcin Kücük Öcalan'i solculuktan vazgectigi icin savunmuyor Atatürk o noktadan itibaren en büyük lidermi oluyor?
Burada söylenmek istenen Yalcin Kücük'ün zik zag cizgisidir, siyasi yalpalanmasidir,.....
Neden Yalcin Kücük'ü böyle körü körüne savunuyorsun?



Alişan yine anlamadan yazmış, yine yanlış cevap vermişsin.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Alisan
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Alisan
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 14:32


Alıntı Çizelgesi: umut yazmış

Alıntı Çizelgesi: Alisan yazmış

Alıntı Çizelgesi: denizcan yazmış

Alıntı Çizelgesi: Alisan yazmış

Yalçın Küçük'ün siyasi tutarsızlığına, dün yaptığı ve söylediğiyle bugün yaptığı ve söylediğinin birbiriyle çeliştiğine örnek olarak kendimin bizzat yaşadığı Berlin anımdır.
1990 lı dönemlerde Perinçek ve Küçüğün PKK ile ittifak dönemlerinde Berlin'de Teknik Üniversitede   PKK tarafından düzenlenen bir gecede Yalçın Küçüğün konuşmasında Abdullah Öcalan için "coğrafyanın gelmiş geçmiş en büyük lideri, Atatürkten dahi kat kat üstün bir lider,..." diye bahsetmesi ama şimdilerde en keskin Öcalan karşıtı ve Atatürk dostu ve devlet yanlısı gözükmesidir.



Yalçın Küçük'teki değişim Öcalan'ın solculuktan vazgeçmesi olabilir mi?

denizcan sen gercekten bir filmsin. Burada simdi Öcalan'i savunanmi oldu? Yalcin Kücük Öcalan'i savunmadigi icinmi elestiriliyor? Nedir bu cehalet sende? Daha okudugunu anlamiyorsun, neden elestirildigini anlamiyorsun,..... birde kalkip insanlara solculuk hakkinda, sosyalistlik hakkinda,.... ders vermeye calisiyorsun.

Sana söyle sorayim bari. Madem Yalcin Kücük Öcalan'i solculuktan vazgectigi icin savunmuyor Atatürk o noktadan itibaren en büyük lidermi oluyor?
Burada söylenmek istenen Yalcin Kücük'ün zik zag cizgisidir, siyasi yalpalanmasidir,.....
Neden Yalcin Kücük'ü böyle körü körüne savunuyorsun?



Alişan yine anlamadan yazmış, yine yanlış cevap vermişsin.

Ha denizcan ha sen umutcugum, aranizda bir fark yok. Anlamayan ortada.
Ben diyorum Yalcin Kücük Atatürk'ü asagilarken simdi ona sariliyor diyorum sende kalkmissin hala gazel okuyorsun, agzina sakiz yaptigin "Alisan yine anlamamissin" safsatasini yaziyorsun.
Ne güzel bir mantik yaa Öcalan "solcuyken" en iiy lider oluyor ve hatta "Atatürk'tende de kat kat üstün" oluyor ama Öcalan "solculuktan" vazgecince Atatürk en iyi lider oluyor. Yazik yaaa gercekten, solculuk, sosyalistlik senin gibilerin eline kaldigi icin.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 14:38


Aşağılama nerede var? Yalçın Küçük ikisini de devrimci olarak görmüş, Öcalan'ı daha büyük devrimci olarak yorumlamış. Öcalan sol siyasetten 360 derece dönüş yaptığında karşısına geçmiş. Sana Öcalan'la ilgili bir şey söylenmedi ki. Sen durup dururken yazılanı anlamadan tepki koymuşsun, kendini savunmuşsun. Sen kafanda bazı dostlar ve bazı düşmanlar oluşturmuşsun. Her söyleneni buna göre değerlendiriyorsun. Yazılanları anlamakta zorluk çekmen bundan ileri geliyor. Biz ne söylüyoruz, sen ne yazıyorsun.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Alisan
[ ]
Üye Silindi
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi:
İleti Sayısı: 0
Konum: Gizli
Durum: üye silinmiş
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: Alisan
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 14:43


Alıntı Çizelgesi: spartakus yazmış

Aşağılama nerede var? Yalçın Küçük ikisini de devrimci olarak görmüş, Öcalan'ı daha büyük devrimci olarak yorumlamış. Öcalan sol siyasetten 360 derece dönüş yaptığında karşısına geçmiş. Sana Öcalan'la ilgili bir şey söylenmedi ki. Sen durup dururken yazılanı anlamadan tepki koymuşsun, kendini savunmuşsun. Sen kafanda bazı dostlar ve bazı düşmanlar oluşturmuşsun. Her söyleneni buna göre değerlendiriyorsun. Yazılanları anlamakta zorluk çekmen bundan ileri geliyor. Biz ne söylüyoruz, sen ne yazıyorsun.

Sen öyle zannet, ben sadece o konusmasindan bir cümlesini aktardim. Birak asagilamayi neredeyse küfür gibi cümleler kullandi o dönem, hem Cumhuriyet. hem Atatürk hemde ordu hakkinda. Ama sizler Y. Kücük'e taptiginiz icin 360 derece dönüs yaparak kaypaklik yapacagina inanmak istemiyorsunuz. Diger taraftan Öcalan "sol siyasetten 360 derece dönüs yapincami" Atatürk degerli oluyor? Nasil bir mantiktir bu? Öcalan ile Atatürk arasinda dön babam dön. Bir dönem Öcalan daha büyük devrimci ve baska bir döbemde Atatürk.
Tabiiki Öcalan'da siyasi degisimlerinden dolayi eletirilir, savundugumda yok   ve aslada savunmamda, ama kalkipta Y. Kücük'ü savunmak adina kirk takla atmanin ne geregi var.




Bu ileti en son Alisan tarafından 03.12.2014- 14:46 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 03.12.2014- 14:46


Alişan bir şey söyledin ben de ona göre cevap verdim. Şimdi küfür etti diyorsun.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 4 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   3   4   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Yalçın Küçük aylar sonra konuştu: AKP bitiyor melnur 1 768 11.03.2019- 13:12
Konu Klasör Hakkı arkadaş hakkında... melnur 0 440 24.02.2019- 20:30
Konu Klasör Boratav ile Türkiye, iktidar ve muhalefet üzerine: 'Demokratik devrimin bazı görevleri sosyalistlerin'... melnur 1 241 10.12.2019- 09:05
Konu Klasör Mustafa YALÇINER... melnur 0 3 02.05.2020- 20:43
Konu Klasör Çocuk evlilikler/çocuk ölümler... melnur 0 121 26.04.2020- 09:28
Etiketler   Gelenekten,   Yalçın,   Küçük,   Hakkında,   Bazı,   Bölümler
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS