SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Haklılar birliği, komünist birlik           (gösterim sayısı: 2.385)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: spartakus
Konu Tarihi: 15.12.2014- 01:58


Haklılar birliği, komünist birlik


“İnsanın kurtuluşu ancak, insan kendi güçlerini toplumsal güçler olarak algıladığı, örgütlediği ve artık toplumsal güçler siyasal güçler biçiminde kendisinden ayırmadığı takdirde tamamlanır” Marx böylelikle insanların birbirleriyle “özgürce” rekabet ettikleri ve gerçek hayatta bölünmüş çıkarlarını siyasal olarak birleştirdikleri, burjuva toplumu çerçevesinde bir kurtuluşun insan kurtuluşu olamayacağını göstererek, 1840’lar Almanyası için bir burjuva kurtuluş programının kategorik olarak reddeder.

Paris 1844

Marx’ın Almanya’dan Fransa’ya geldiğinde karşılaştığı atmosferin gelişme halindeki görüşleri üzerinde, özellikle de Almanya’da yaklaşmakta olduğunu sezdiği devrimin tabiatına ilişkin görüşleri üzerinde, ciddi bir etki yarattığına kuşku yoktur. 1840’ların Paris’i sosyalist düşüncenin kâbesi gibiydi. Üstelik bu sosyalizm, Almanya’da olduğu gibi radikal aydınların spekülatif tasarımlarının çağıldaması olmakla da kalmıyordu. Fransız işçileri ile, Temmuz monarşisini izleyen yıllarda Paris’e yerleşen göçmen işçilerin kurdukları derneklerin çalışmalarında bir kitle hareketi olarak ete ve kemiğe bürünüyordu.

1840’larda Proletarya

O yıllarda gerek sosyalizm gerek proletarya terimleri anlam ve içerikleri nispeten belirsiz ve gevşekti. Sosyalizm, denildiğinde bir yandan Owenci, Saint-Simoncu ve Fourierci ütopyacılarının, öte yandan sermayeye herhangi bir zararı dokunmayacak sistemler icadeden toplumsal reformcuların görüşleri anlaşılırdı. Bu eğilimler büyük ölçüde “okumuş yazmış” sınıflara yönelmişlerdi. İşçilerin yalnız başına siyasal devrimlerin yetersizliğine kanaat getiren ve topyekûn bir toplumsal değişimin gerekli olduğuna inanan kesimleri ise, kendilerini komünist olarak adlandırıyorlardı. Fransa’da Etienne Cabet’nin, Almanya’da Weitling’in işçi sınıfları arasında çok sayıda yandaş bulan düşünceleri, bu ikinci eğilimin ifadesiydi. Dolayısıyla 1840’larda sosyalizm bir orta sınıf hareketi, komünizm bir işçi sınıfı hareketiydi.

1840’larda İşçi Sınıfı ve Proletarya

1840’larda işçi sınıfı ve proletarya kavramlarının anlamları da en az sosyalizm kavramınınki kadar belirsiz ve muğlaktı.

19. yüzyılın ilk yarası bütün kıta ölçeğinde büyük nüfus hareketlerine sahne oldu. Büyük ölçüde tarımsal nüfusun kentlere ve sanayiye doğru akması şeklinde cereyan ediyordu. Bu akış, hem şehir hayatının vaat ettiği yeni yaşantı imkânlarından, hem tarımda yaygınlaşan mülksüzleşmeden kaynaklanıyordu. Bu hareketlilik eski iş bölümünün doğasını değiştirirken, geçimlerini gündelik çalışma ile sağlayabilen, istikrarsız hayat şartları ile kuşatılmış, büyük bir çalışanlar kitlesini büyük sanayi ve ticaret kentlerinin çevresinde yoğunlaştırdı. Bu büyük kitle, bugün olduğu gibi nispeten belirgin hatlarla birbirlerinden ayrılmış değildi. Bu yüzden, hayatını çalışarak kazananların tümünü kapsayan çok geniş terimlerle adlandırılıyorlardı.

“Çalışanlar”, “işçiler”, “emekçiler”, “proleterler” gibi terimlerin tümü, zanaatkâr ve köylülerden, lumpen proleterlere kadar çok geniş bir topluluğu kucaklayan anlamlara sahipti. “İşçiler”, esas olarak hayatını kollarıyla çalışarak kazana ve ücretini saat hesabı ya da parça başı olarak alan ve kayda değer bir mülkiyete sahip bulunmayan emekçiler demekti. Ancak toprak sahibi köylüler arasında önemli bir kitle de, yeterli topraktan yoksun olduğundan, geçimini sağlamak için ya daha verimli köylüler, komşularının toprağında ya da civardaki fabrika ya da madenlerde gündelikçi olarak çalışarak küçük mülk sahiplerinden çok işçilerinkine benzer bir toplumsal çalışma ve yaşama tarzı ediniyorlardı.

Latince proletaris sözcüğü, devlete tek yararı çocuk yapmaktan ibaret görülen, toplumun en alt katmanına dahi yurttaşlar anlamına geliyordu. Kentler bir yoksul mülksüzler ordusuyla kuşatılmaya başladıktan sonra, bu en alt sınıf, kategorilerini gözetmeksizin proleter olarak adlandırmak adet haline gelmiş, bu içeriğiyle proleter sözcüğü işçiden daha geniş bir anlam kazanmıştı.

Öte yandan çalışanlar kitlesi, 1830 devrimini izleyen yıllarda toplumsal mücadelelerdeki konum ve rollerine ilişkin kendilerine özgü fikirler geliştirmeyle başlamışlardı. Önceki bütün devrimler ve toplumsal mücadelelerde kentlerin yoksul nüfusu, sancsculatte’lar (ayaktakımı) ve köylüler, kimi zaman burjuvaların, kimi zaman kralcıların, kimi zaman da kilisenin çağrısına uyarak sokaklara dökülmüşler, eski toplumun bu üç büyük zümresinin birbirlerine karşı yürüttükleri iktidar mücadelesinde, siyasal devrim ve karşı devrimlerin aracı olmuşlardı.

Yönetici sınıflar kendi amaçlarına ulaştıktan sonra ise, silahsızlandırılarak tekrar çıktıkları inlerine geri gönderilmişlerdi. Ancak Lyonlu dokumacıların “ya çalışarak yaşamak ya da döğüşerek ölmek” çığlıyla giriştikleri ilk bağımsız toplumsal ayaklanmadan beri çalışanlar, toplumsal mücadele sahnesinde, kendi amaçları, kendi çıkarları ve kendi fikirleri doğrultusunda yer alma eğilimi gösteriyorlardı.

Paris’te, Fransa’nın “kendi” proletaryasının yanı sıra, 100 bin civarında, çoğu zanaatkar olan Alman işçisi de yaşıyordu. İşçi kulüpleri, dernekleri, mezhepleri, işçi hareketleri, grevler, sonuncusu daha beş yıl önce Fransa’yı sarsmış olan işçi ayaklanmalarının anıları, işçiler arasında usanmadan faaliyet gösteren ajitatörler, örgütleyiciler, komplocular, onların dostu olan sanatçı ve yazarları ile Paris, Marx üzerinde olağanüstü bir etki uyandırmıştı.

Marx, Paris’te iken yazdığı ve 1844 elyazmaları olarak bilinen eserinde komünizmi ilk kez teorik olarak temellendirmeye başladı. Burada, Fransız komünist işçileri üzerine hayranlık dolu şu gözlemlerde bulunuyordu: “Komünist zanaatkarlar bir araya geldiklerinde ilk amaçları teori, propaganda ve benzeri şeylerdir. Ancak, bir araya gelişin sonucu olarak aynı zamanda yeni bir şeye – topluma- ihtiyaç duyarlar ve araç gibi görünen şey amaç haline gelir. Bu pratik süreç içinde Fransız sosyalist işçiler bir araya geldiklerinde harikulade sonuçlarla karşılaşırlar.

Sigara ve içki içmek, yemek yemek ve benzeri şeyler, artık bir temas aracı ya da bir araya gelmek için bir vesile olmaktan çıkar. Sonunda birleşmek uğruna birleşme, toplu halde bulunma ve karşılıklı konuşma onlara yeter; insanın kardeşliği onlar için. Laf değil, hayatın gerçeğidir; insan soyluluğu çalışmaktan taşlaşmış vücutlarından bize yansır”.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 15.12.2014- 02:00


Marx; Proleter ve Komünist Çevrelerde

Marx, Paris’te bulunduğu “sıralarda yalnızca teorik ve felsefi, incelemelerini sürdürmekle ve çevresindeki toplumsal gerçekliği gözlemlemekle ve bu “barbarlar”a hayranlık beslemekle kalmamış, onların kulüplerine devam etmiş ve önderleriyle de tanışmıştı. Bu derneklerin en önemlisi, Fransız Babeufçu komünist geleneklerin izinden giden Alman göçmen zanaatkârlarının örgütü, Haklılar Birliği’ydi.

Marx bu birlikte, daha sonra kendisiyle çatışacağı Wilhelm Weitling’le tanışıp onun fikirlerine yakınlık duymuş, ileride Komünistler Birliği’ni birlikte kuracakları öteki Alman komünistlerini de orada tanımış; öte yandan Fransız sosyalist ve komünist işçilerinin önderleri Etienne Cabet, Proudhon ve Louis Blanc ile de tanışıp kişisel bağlar kurmuştu.

Marx’ın kişisel dostluklar kurup görüştüğü insanlar arasında, özellikle dostluğuna çok değer verdiği devrimci alman şair Heinrich Heine, Georg Herwegh, Rus devrimci anarşisti Mihail Bakunin, Ren’li radikal doktor Ronald Daniels ve yazar Heinrich Bürgers ile Haklılar Birliği’nin Paris’teki birimlerinden gelen Ewerbeck, Mauer ve gazeteci Bernays da vardı. Bu insanlar kendi kişisel meziyetlerinin yanı sıra, uzun yıllardır yaşadıkları Paris’in işçi ve komünist geleneklerini, Paris entelijansiyasını saran fikir atmosferi, Avrupa’nın her yanından Paris’e gelerek kendi yerel tecrübelerini bir tür enternasyonalist işçi kültürünün oluşmaya başladığı işçi kulüplerine döken çeşitli ulusların devrimcilerini Marx’la ilişki içine soktular.

Marx’ın görüşlerindeki apansız gibi görünen sıçramanın bir nedeni Fransız sosyalizmi idiyse, biri de Engels’in kendisi ve kendisiyle birlikte taşıdığı birikimdi. Marx’ın kendisi de Engels’in, görüşlerinin oluşması üzerindeki rolü konusuna şöyle değinmişti: “deutsch – Französische Jahrbücher’de, iktisadi kategorilerin eleştirisine katkının dâhice taslağını yayınlamasından beri yazışarak devamlı surette fikir alışverişinde bulunduğum Friedrich Engels, benim vardığım sonuca, başka bir yoldan ulaşmıştı.”

Schelling Eleştirisi

Engels’in, Schelling eleştirisi bu dönemde maddeciliğinin aldığı biçimi ve bu maddeciliğin sınırlarını göstermesi açısından ilginçtir. Engels, burada Feuerbach’ın maddeciliğini bütünüyle benimsemiş görünmektedir: “İlk kez Feuerbach’ın bütün açık seçikliğiyle kavramamızı sağladığı gibi, modern felsefe, aklın ancak zihin olarak varolabileceği, zihninse ancak doğada ve doğayla birlikte varolabileceği, ondan ayrı ve bağımsız bir hayatı olamayacağı sonucuna varmıştır”

Ancak Engels, bu döneminde, tıpkı Feuerbach gibi, “madde”yi “pratik” olarak kavramaktan uzaktır. Bu yüzden tarih ve siyasete bakışı hâlâ büyük ölçüde idealisttir; tarihte asıl özneni saf düşünce olduğuna inanır: “Eğer Hegel, içinde yaşadığı zamanın bir ürünü olarak taşıdığı pozitif unsurlardan kendisini biraz daha kurtarabilmiş ve bunun yerine saf düşünceden hareket edebilmiş olsaydı, din ve hukuk felsefesi bambaşka sonuçlar verebilirdi” Bu idealizm olgusal olanın “sadece dışsal görünüş”, pozitif ve edebi olanın ise “gelişme halindeki düşünce olduğunun” iddia edildiği Jung eleştirisinde daha da açıkça ifade edilmiştir. Tıpkı, aynı dönemdeki Marx gibi, Engels de, devrimci demokrat fikirlerin maddi ve somut taşıyıcılarını henüz görememektedir.

1840’larda İngiltere

O dönemde İngiltere’deki sınıfsal ilişkiler, Engels’in deyişiyle, “kapitalizme özgü klasik biçimlerini” almışlardı. Bütün toplum dar bir burjuvazi ile kitlesel bir proletarya arasında kutuplaşmak üzereydi. Şehirlerde sayıları giderek azalmakta olan esnaf ve zanaatkârlar, proleterleşme tehdidini sürekli olarak hissediyorlardı. Bu koşullarda, Manchester, Birmingham gibi yeni sanayi kentlerinde ve Londra’nın yeni kurulan mahallelerinde kümelenen sanayi proletaryası, giderek derinleşen bir sefalete itiliyordu. Engels, İngiltere’den ayrıldıktan sonra yazacağı İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’nda bu mahalleri şu şekilde betimleyecekti: “Uzun bir ada boyunca sıralanmış, kilerlerinin de bazen barınak olarak kullanıldığı ve neredeyse daima kötü inşa edilmiş, bir ya da iki katlı kulübeler. Sokaklar genellikle taş döşemeden yoksun, kirli, hayvan ve sebze artıklarıyla doludur. Buralarda lağım ya da mazgal yerine, bol miktarda pis kokan su birikintileri bulunur. Dahası, havalandırma da tüm mahallenin inşasındaki sakatlık tarafından engellenir. Bu çok küçük mekânlara çok fazla sayıda insanın tıkıştırılmış olduğu da hesaba katılırsa, bu işçi mahallelerine egemen olan hava kolayca tasavvur edilebilir”

Marx – Engels İşbirliğinin Kurulması:

Küçük Burjuva Sosyalizminden Kopuş


Ağustos 1844’te Engels’in Manchester’daki çalışma süresi sona erdi. İlk iş olarak bir yıla yakın süredir Paris’te yaşayan Marx’ı ziyaret etmeye karar verdi. 1842’deki “biraz soğuk” tanışmadan sonra gerek Rheinische Zeitung gerekse Deutsche – Französische Jahrbücher’de yayınladıkları yazılar aracılığıyla birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulmuşlar, aralarındaki ortak yönleri keşfetmişlerdi. Her ikisi de burjuva toplumunun dönüşme imkânlarının bu toplumun içinde yeşermesi gerektiğini kavramış diyalektikçiler olarak uzun bir süredir, bu dönüşümünün öznesinin kim olacağı arayışı içindeydiler. Engels özellikle Chartizm ile karşılaşınca sosyalist düşüncenin ancak işçi hareketi içinde ete kemiğe bürüneceğine ikna olmuştu.

Marx’ın aynı sonuca varmasında ise, 1844 yazı başındaki Silezya dokumacılarının ayaklanması etkili oldu. Bu, gelişmekte olan Alman proletaryasının ilk ayaklanmasıydı. İşçilerin makinelere de saldırdığı bir dizi grev ve gösteri, devrimci aydınlar arasında da yankılar uyandırdı.

Marx ise bu ayaklanmanın sınıf – tarihsel anlamını vurgularken toplumsal ve siyasal mücadelenin birbirleriyle ilişkisine değiniyordu. 1844 yılı başlarında Paris’te kurulmuş olan ve yazarları arasında Engels, Marx, Moses Hess, Ewerbeck, Bakunun, Wilhelm Wolff gibi adların bulunduğu (Deutsche – Französische Jahrbücher) bu gazete, Temmuz 1844’den sonra Silezya ayaklanması ve Alman işçi hareketinin sorunları üzerinde epey yoğun tartışmalara zemin oluşturdu. Marx ve Engels Eylül 1844 başında Paris’te bir araya gelince teorik görüşlerindeki uyumu tespit ettiler ve bu noktadan başlayarak Marx’ın 1883’te ölmesine kadar sürecek bir işbirliğinin ilk adımlarını attılar. Bundan böyle, bir yandan proleter sosyalist dünya görüşünün ilkelerinin formulasyonu, öte yandan bu dünya görüşünden hareketle burjuva toplumundan sosyalizme geçişin asli gücü olarak belirledikleri proletaryanın kendisini bir sınıf olarak kurması, siyasal olarak örgütlenmesi ve tarihsel rolünün idrakine varması için yürüttükleri çabalardan oluşan bir praksis süreci, Marx ve Engels’in hayatlarının merkezi oldu.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 15.12.2014- 02:02


Teorik Kopuş

Marx ve Engels’in küçük burjuva sosyalizmden, teorik kopuşları ifadesini, 1844- 1847 arasında yazdıkları dört klasik metinde buldu; Daha Paris’te birlikte geçirdikleri ilk on günde yazmaya başladıkları Kutsal Aile bir anlamda onlar için kendi geçmişleriyle bir hesaplaşma anlamına geldi.

Aynı yıl Marx kendi diyalektik ve devrimci maddeciliğini Feuerbach’ınkinden ayrıştırmak üzere Feuerbach Üzerine Tezler 1845’de yazdı.

Bu dönemin belki de en önemli eseri, birlikte tarihsel maddeciliğin temellerini formüle ettikleri Alman İdeolojisi’dir. 1846

Marx’ın Proudhon’u eleştirmek üzere yazdığı Felsefenin Sefaleti 1847 yılında ise adeta Komünist Manifesto’nun öncüsü olmuştur. Engels’in 1844’te yazdığı İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu belli bir toplumsal oluşumun tarihsel maddeci açıdan tahlilinin parlak bir örneği olmakla birlikte, doğrudan doğruya tarihsel maddeciliğin küçük burjuva sosyalizminden ayrıştırılmasıyla ilgili değildir.

Bu dört metin bir arada tarihsel maddeciliğin teorik temellerini attığı gibi, anti-kapitalist mücadeleler tarihinde en şık tekrarlanacak polemiğin, küçük burjuva görüşlerle tarihsel maddecilik arasındaki polemiğin maddeci tarafının ilk ve en parlak örneklerini oluştururlar.

Marx ve Engels’in Devraldığı Örgütsel Miras

Marala Engels’in işbirliklerinin 1844 – 1847 yılları arasındaki ilk dönemlerinin siyasal düzeydeki en önemli ürünü Bund der Kommuniste’dir (Komünistler Birliği). Ancak bu Birlik’in kapsamlı tarihi Bund der Geaechteten (Horlananlar Birliği, 1834- 1836). Bund der Gerechten (Haklılar Birliği, 1836- 1847) ve Kommunistisches Korrespondenzkomitee (Komünistler Yazışma Komiteleri, 1846- 1847) tarihini de içermektedir.

Tüm bu tarih 1834- 1847 dönemlere ayrılacak olursa, ilk uzunca dönemi 1834- 1844 arası oluşturur. 1834 Horlananlar Birliği’nin kuruluşudur. 1844 ise Marx ve Engels’in örgütlü faaliyetlerinin başlama tarihidir.

1830’lar ve 1840’larda Almanya dışında yaşayan ve çalışan Alman zanaat kalfaları gizli birliklerde örgütlenmeye başlıyorlardı. İngiltere’dekinin aksine Fransa ve Almanya’da oluşan işçi sınıfının büyük bir çoğunluğu, sanayi işçileri değil, manüfaktür işçileri, zanaat kalfaları ve gündelikçilerdi. Bu sosyal yapı ilk örgütlenmelere de yansıdı.

Haklılar Birliği

Horlananlar Birliği kısmen bu özelliklerinden ötürü parçalandı. Birlik’teki proleter kesimler ayrılarak Haklılar Birliğini kurdular. Haklılar Birliğinin kuruluş günlerinden kalan doğrudan kaynak pek yoksa da, Wilhelm Weitling’in 1849 ve hermann Evverbeck’in 1851 yıllarında yazmış oldukları makaleler o günlere dolaylı ışık tutarlar. Alman hükümetlerinin kapsamlı politik takibatlarının sonucu olan 1840-1841 yıllarındaki soruşturma ve ifade tutanakları da, bu dönemin önemli kaynakları arasındadır.

Bu tutanaklarda, tanınmayan ve seçilmemiş yönetime ve üstlere körce ve koşulsuz itaat zorunluluğuna karşı direniş, bölünmenin nedeni olarak gösterilmektedir.

Örgütsel nedenler dışında, politik ideolojik farklılıklara işaret edilmemesi ilginçtir. Ancak gerek Weitling ve Evverbeck’in anlatımları, gerekse başka dolaylı kaynaklar böylesi nedenlerin de varlığına işaret eder. Bunlara göre, Horlananlar Birliği içindeki proleter kesimler yavaş yavaş kendi çıkarlarının bilincine varıyor, ütopik- komünizan kuramlar geliştirmeye başlıyor ve örgütsel bağımsızlık yönünde evriliyorlardı.

Haklılar Birliğinin örgütlenmesinde Horlananlar birliğinin hatırlatan birçok iz vardı. O zamanki diğer gizli topluluklar gibi bunun da hedefi, Engels’in deyişiyle, yan propagandacı, yan komplocu bir tarzda ara sıra Almanya’da darbe hazırlamak ve devrimci eylemin merkez noktası olarak Paris’i seçmişti. Yine de bunlara rağmen Haklılar’ın proleter- komünizan örgütlenmenin ilk nüvelerini taşıdığı söylenebilir.

Ancak Haklılar Birliği’nin, Blanqui’nin gizli örgütü ile olan sıkı bağları da bir yandan bu eğilimleri güçlendiriyordu. 12 Mayıs 1839’da Paris’te Blanquici bir ayaklanma ve yenilgi yaşandı.

Bu tarih Halklılar Birliği için bir tür dönüm noktası oldu. Çünkü bundan sonra adım adım Blanquici taktiklerden uzaklaşıldı. Haklılar Birliği’nin gelişim 1840’tan sonar özellikle Paris, Londra ve İsviçre’de ciddi bir sıçrama kaydetti. 1840’da Paris’te o günlerin en büyüklerinden sayılan bir grev yaşandı. Mayıs ayında terzilerin eylemi ile başlayan bu greve yaklaşık 50.000 işçi katıldı. Paris’te çalışan Alman terzi kalfaları da grevin içindeydiler.

Bu grevde Haklılar Birliği önemli bir rol oynadı, üyeleri işçi hareketinin geniş kesimleri ile ilişkiler kurdu. Grev, yenilgiye uğramakla birlikte, komünist harekette ciddi bir canlanma yarattı. O yıllarda Haklılar Birliği’nin yönetimi Paris’teki “Halk meclisi”ndeydi ve başında herman Evverbeck bulunuyordu. Haklılar Birliği, koşulların izin verdiği oranda propaganda ve eğitim amaçlarına yönelik işçi dernekleri kuruyor ya da varolanlarda çalışıyorlardı.

Yasal olanakların dar olduğu yerlerde ise müzik, jimnastik vb. gibi dernekler kuruluyordu. Haklılar Birliği’nin faaliyetinin genişlediği bir başka yer ise, Wilhelm Weitling’in iki yıla yakın propaganda çalışması sürdürdüğü İsviçre idi. Böylelikle Haklılar’ın etki ve çalışma alanı genişliyordu.

Kardeş Demokratlar

Engels daha İngiltere’deyken örgütlü işçi hareketi ile ilişki kurmuş, hatta 1843’te Schapper tarafından Haklılar Birliği’ne katılmaya davet edilmişti. Bu noktada, Birlik’in taktiklerini fazlasıyla komplocu bulduğunda çağrıyı reddetti ama sadece Londralı önderler kanalıyla değil, örneğin Paris’teki Ewerbeck ile yazışarak da Birlikle ilişkisini sürdürdü. Böylelikle haklılar’ın içişlerine karışmaksızın, önemli gelişmelerden haberdar olma ve üyelerin görüşlerini etkileme olanağını buldu. Bu etkileşim, örgütlenme düzeyindeki ilk ürününü, enternasyonalist ilişkilerin gelişmesinde önemli bir rolü olan Praternal Democrats’ın (Kardeş Demokratlar) kuruluşu ile verdi. 22 Eylül 1845’teki kuruluş kongresi üzerine olan raporunda Engels “… proleterler tüm ülkelerde bir ve aynı çıkarlara sahiptirler, önlerinde bir ve aynı düşman, bir ve aynı mücadele vardır” diyerek proletarya enternasyonalizminin ilkelerini ve içeriğini dile getirdi.

Kardeş Demokratlar’ın kurucuları arasında Haklılar Birliği’nin üyesi olan İngiliz işçileri ve Londra’da yaşayan diğer ulusların devrimci sürgünleri yer alıyordu. (Fransız, İtalyan, İspanyol ve İsviçreli işçiler ile Macaristan’dan ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan birer temsilci)

Uluslar arası ilişkilerin gelişmesinin bir başka adımı ise 1846 yılı başında Brüksel’de kurulan komünist yazışma komitesi oluşturuyordu.

Kısa zamanda Haklılar için bir merkez görevini üstlenen bu komitenin örgütlenmesi için Marx ve Engels, Haklılar’ın Londra ve Paris’teki önderleri ile, Fransa ve İngiltere’deki sosyalist hareketin ve işçi hareketlerinin temsilcileriyle ve Almanya’daki tek tük sosyalist gruplarla yazışıyor ve tartışıyorlardı.

Komünistler Birliği

Ocak 1847’de Londra Yazışma Komitesi, Joseph Moll’u vekil tayin ederek Brüksel’e gönderdi. Moll önce Brüksel’de Marx’a, ardından da Paris’te Engels’e, Haklılar Birliği’nin eski komplocu geleneklerden ve biçimlerden kurtularak zamana ve amacına uygun bir hale gelmesinin gerektiğini belirtti. Aynı zamanda Marx ve Engels’in, genel olarak yayınlamalarının önemi vurguladı. Artık Yazışma Komiteleri’nin kuruluşu arasındaki hedeflerden biri olan örgütlenme kongresinin günü gelmişti.

Komünist Manifesto

Komünistler Birliği’nin kuruluşu Haziran ve Kasım, Aralık 1847’deki iki kongre ile tamamlandı. Haziran 1847’de toplanan Birinci Kongre’nin aldığı kararlar, örneğin Haklılar Birliği adının Komünistler Birliği olarak değiştirilmesi ya da “Tüm insanlar kardeştir” ifadesinin yerine “Tüm ülkelerin işçileri birleşin” ifadesinin alması yaşanmış olan değişimin ölçeği hakkında bir fikir verebilir.

Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi - 2.Cilt



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 15.12.2014- 02:11


Önceleri "Haklılar Birliği "adı altında gizlice faaliyet gösteren yasa dışı devrimci örgüt, 1
Haziran 1847 günü, Londra'da Joseph Moll başkanlığında bir kongre düzenleyerek"Komünist Birlik" adım aldı. Kongrenin ana amaçlarından biri, parti programını formüle ederken, Friedrich Engels-Karl Marx birlikteliğini sağlamaktı. Modern komünist felsefenin bu iki kurucusu da, kongreye katılacaklarını bildirdiler. Ancak Marx, gereken yol parasını bulamayınca toplantıya gidemedi ve Brüksel'de kaldı. Kongre sonrasında partinin amacı, "burjuvazinin yıkılması, işçi sınıfı yönetiminin sağlanması, orta sınıfın eseri olan çağdışı kalmış toplum yapısını ortadan kaldırarak, yerine sınıfsız ve özel mülkiyetsiz yeni bir toplumun kurulması" olarak belirlendi.

Komünist Birlik'in ikinci kongresi, 1847 yılı Kasım ayında yapıldı. Bu kongreye katılan
Karl Marx'tan, bir parti manifestosu hazırlaması istendi. Marx'ın "Manifest de Kommunistischen Partei" adlı eseri, 1848 Şubat'ında Londra'da J.E. Burghard tarafından
Almanca olarak yayınlandı, iki yıl sonra The Red Republican tarafından "Komünist
Manifesto" adı altında İngilizce çevirisi basıldı. Ancak, bu çok kötü bir çeviriydi. İlk Komünist partinin ömrü uzun olmadı (1851 yılında feshedildi) ama Manifestosu, İngiltere'de yeterli ilgi gösterilmemesine karşın, dünya devrimci komünizminin "başucu kitabı" oldu.

Rus komünizminin babası olan Georgi Valentinoviç Plekhanov, 1883 yılında Cenevre'-
de "Emeğin Marksist Kurtuluşu" hareketini başlattı.Rusya'daki ilk komünist partisi olan
Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi, 1-3 Mart 1898'de Minsk'te işçi haklarım temsil eden yerel örgütlerden gelen dokuz temsilci tarafından kuruldu. Bu kişiler, kuruluştan hemen
sonra polis tarafından tutuklandıkları için, partinin daha sonraki gelişiminde hiçbir etkinlikleri olmadı. Parti Manifestosu'nu hazırlayan Peter Struve, daha sonra komünizmin en ateşli karşıtlarından biri oldu. Sosyal Demokratlar, "Menşevikler" ve "Bolşevikler" olmak üzere iki fraksiyona ayrıldılar. Bu gelişme üzerine 1903 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Brüksel ve Londra'da partinin ikinci kongresi toplandı.

tarihteilk.com




Bu ileti en son spartakus tarafından 15.12.2014- 02:11 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Camilo anti-komünist miydi? melnur 0 205 19.02.2019- 10:02
Konu Klasör Yunanistan Komünist Partisi'nden TKP'ye dayanışma mesajı. melnur 0 171 22.03.2019- 07:44
Konu Klasör Solda birlik mi? toplumcu 2 3619 24.02.2014- 15:22
Konu Klasör Solda birlik... umut 10 5693 25.09.2014- 18:23
Konu Klasör Birlik Üzerine melnur 10 2801 03.02.2018- 10:42
Etiketler   Haklılar,   birliği,   komünist,   birlik
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS