SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Bolşevik Parti ve Enternasyonalizm           (gösterim sayısı: 2.217)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: spartakus
Konu Tarihi: 21.12.2014- 03:09


Bolşevik Parti ve Enternasyonalizm - I

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından geçen zaman içinde bütün olup bitenlerin sorumlusu olarak Bolşevik Parti gösterildi. Ayrıca bu olumsuz etkinin de zamanla değil, ama daha devrim anında ve sonrası dönem ile ilgili olduğu daha önce İşçi Davası içinde ele alınmıştı. Bu yazı ile, bu etkinin sadece Sovyetler’de sosyalizmin kuruluşu ile sınırlı kalmadığı, ama bunun uluslararası düzeyde diğer komünist hareketlere de yansımış olduğu ele alınacak. Ama sadece bu değil. Daha da önemlisi, geriye dönüp bakıldığında, bir kez daha sosyalizmde erken bir doğumun talihsizliklere yol açabileceği ama bunun aynı zamanda kaçınılmaz olduğu üzerinde durulacak.

Sözü edilen talihsiz ve kaçınılmaz etki, en belirgin olarak kendini enternasyonal mücadelede gösterir. Bu bağlamda Bolşevik Partisi’nin ülkesinde başarı kazanması, Marksist pratiğin ilk ortaya çıkışı ile birlikte öngörülen enternasyonal devrim doğrultusunda onu bütün dünya partileri için örnek örgütlenme biçimine dönüştürür. Kuşkusuz bu olması gereken bir durumdur; gerçekten de Rusya gibi Avrupa ve dünya tarihinde önemli bir yere sahip olan ülkede komünizme geçiş ve sonrasında bunun bir dünya sistemine dönüşmesi onun tartışmasız bir model olarak alınmasına yol açmıştır. Ama bunun kaçınılmaz olarak Rusya gibi çöz özgün niteliklere sahip bir ülkede veri koşulların göz önüne alınması ile birlikte yapılması gerekir. Yaşanan olaylar bunun böyle olmadığını göstermektedir.

Uluslararası düzeyde oluşturulan ilk örgüt olan Komünistler Birliği, 2 Temmuz 1847 tarihinde toplandı. Birlik, Marks ve Engels’in enternasyonal proletarya devrimi ilkeleri doğrultusunda proletaryanın uluslararası enternasyonal hareketindeki şiarını benimsedi: Bütün Ülkelerin İşçileri, Birleşiniz! Londra’da yapılan ikinci toplantıda Komünistler Birliği adını alan birlik, burjuvazinin yıkılması ve proletarya egemenliğinin kurulması, sınıf çelişkileri esasına dayanan burjuva toplumunun yıkılarak yerine özel mülkiyetin olmadığı yeni bir toplum yaratılmasını birinci ilke olarak benimsedi.

Komünistler Birliği, K. Marks ve F. Engels’i Birlik Manifestosu taslağı hazırlama ile görevlendirdi. Bu şekilde Şubat 1848 devrimi öncesinde Komünist Manifesto ortaya çıktı. Bundan sonra 1864 Londra’da I. Enternasyonal kuruldu, ama uzun süreli olamadı. Ancak Avrupa’yı alt üst eden Alman Fransız savaşı sonrasında işçi sınıfı partilerinin yeniden güçlenmesi ile 1889’da bir araya gelen ulusal işçi partileri II. Enternasyonal’i kurdu. Bu sefer savaş kredileri konusundaki teslimiyetçi tavrı onun iflasına yol açtı. Lenin ve Bolşevik partisi 1914’te II. Enternasyonal’i ve lideri Kautsky’i döneklikle itham etti. R. Luxembourg’un öncülüğündeki Spartakistler 1915 Zimmerwald ve 1916 Kienthal konferanslarında içinde yer aldıkları hain Alman sosyal demokratlarından ayrıldılar.

III. Enternasyonal - Komintern, 24 Ocak 1919’da önde gelen komünist partiler tarafından yapılan çağrı ile gündeme geldi. Partilerin bildirisinde, II. Enternasyonal’in burjuva teslimiyetçi tavrı nedeniyle iflas ettiği, bunun yerine kurulacak yeni Enternasyonal görevinin enternasyonal komünist hareketini koordine etmek, yönetmek, çeşitli ülkelerdeki proletarya hareketini uluslararası devrimin yararlarına bağımlı kılmakla yükümlü bir mücadele alanını çıkarmak olduğu belirtiliyordu.

Yapılan çağrı üzerine Komintern, Mart 1919’da toplanan Kurucu Kongrede Lenin’in açış konuşması ile hayata geçirildi. Mayıs 1943 yılında ise kendi kendini dağıttı. Karara gerekçe olarak partilerin özgür iradelerini kullanmalarının tercih edildiği belirtiyordu.

Komintern'in açılış konuşmasında Lenin, Ekim Devrimi’nin, proletaryanın devrimci eylemi için izleyeceği somut yol için örnek oluşturduğunu söyler. Gerçekten de bu biçim, Almanya’da Spartakistler, İngiltere’de fabrika komiteleri örneğinde olduğu gibi, dünyanın dört bir tarafında model olarak benimsenmekte gecikmez.[1]

Komintern, dünya devriminde dönüm noktasını oluşturan birçok olayda belirleyici rol oynadı. Bunların başında, bir dünya devrimini başlatabilecek potansiyele sahip Almanya’daki proletarya devrimi gelmekteydi. Bunun gibi Komintern, yine proletarya enternasyonalizmini çok yakından ilgilendiren sorunları ele aldı. Sovyetler Birliği’nde tek ülkede sosyalizm ilkesinin benimsenmesi, Avrupa’da yükselen faşizm, Halk cephesi, İspanya İç Savaşı ve II. dünya savaşı gibi komünist hareket için dönüm noktasını oluşturan temel sorunlar yer alıyordu.

Komintern, Sovyetler Birliği’nin inisiyatifinde kurulmuştu, tüm varlığı boyunca da onun etkisi altında kaldı. Öyle ki, proletaryanın enternasyonal mücadelesindeki tavrını ayrıntılı bir çözümlenmeksizin Sovyetler Birliğini anlamak mümkün değildir.[2]

Avrupa Komünistleri ve Komintern

Avrupa’da komünist hareketin başlangıcı ile komünist mücadelenin vazgeçilmez bir boyutu olan enternasyonal mücadele enternasyonal düzeyde örgütlenmenin eşzamanlı ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz. Uluslararası İşçiler Birliği ve daha sonra oluşturulan I ve II. Enternasyonaller içinde de partiler bu anlamda bir araya gelmişlerdi. Çok uzun ömürlü olamayan I. Enternasyonal sonrasında oluşturulan II. Enternasyonal, esas olarak Avrupa’da sınıf bilincine sahip partileri gevşek ve sıcak bir ilişki içinde bir araya getiren uluslararası örgüt niteliğindeydi. Enternasyonal toplantıları, her zaman sosyalist seçkinlerin coşku ile karşılandığı uluslararası bir arena niteliğindeydi. Ama II. Enternasyonal’in ihaneti sonrasında kurulan Komintern için durum farklıydı.

Bir tarafta devrimi gerçekleştiren Ruslar vardı. Onların karşısında bunun için mücadele eden komünist partiler yer alıyordu. Bir tarafta merkez vardı; diğer tarafta onların deneyiminden yararlanan partiler. Bir tarafta enternasyonal mücadelesinin ilkelerini vazeden, bunu çevre partilerin örgütsel yapısına, devrim anlayış ve geleneklerine özde olmasa bile, biçim ve taktik açıdan yol somut bir örnek vardı. Bu ilişki öncekilere kıyasla eşit olmayanların birliği görünümündeydi.

Bu eşitsizlik, kendini her bakımdan belli ediyordu. En başta nihai hedef açısından bu böyleydi. Bir tarafta devrimi gerçekleştirmek için çabalayan Avrupalılar, diğer tarafta devrimi korumak ve bunun için bunun için devrimi bir an önce Avrupa’da yaygınlaştırmak isteyen Ruslar vardı. Belki her ikisi de, enternasyonal mücadele için aynı kapıya çıkabilirdi, ama en azından mücadele biçimi ve stratejiler, ilgi alanları farklıydı. Zamanla Avrupa’da devrimin bir an meselesi olmadığı veya devrim anının kaçırılmış olduğu ortaya çıkınca, Komintern’in yakın misyonu, artık Sovyetlerin giderek istikrara kavuşması ile birlikte tamamen değişmiş, Komintern’in bütün ağırlığı, Sovyetler birliğini savunmak olmuştu.

Enternasyonal devrim ilkesi, Marks’ın yaşamı boyunca ortaya attığı bir ilke olmuştu. Çünkü tüm dünya devriminin temsil eden oluşum, yani I. Enternasyonal, uluslararası düzeyde birlik ile ortaya çıkmıştı. Tek tek ülkelerde devrimin de uluslararası düzeyde olması kaçınılmazdı. Zaten yola çıkılırken, “bütün dünya işçilerine sesleniş” bu yüzdendi. Zaman içinde bu doğrultuda yaptığı gözlemler ve en çok da Paris Komünü’nün Fransız burjuvazisinin vatana ihaneti ve baş düşmanı ile işbirliği yapıp Prusya süngülerine kurban edilmesi ile ne kadar haklı olduğu ortaya çıkacaktı.

Komintern’in eşitsizlerin bir araya gelmesi sonucu oluşması, Avrupa komünizmi için gerçekte çok kapsamlı etkilere yol açan bir gelişme olmuştu. Nitekim bu durum, özellikle Almanya ve Fransa gibi Avrupa sınıf hareketinde çok önemli yere sahip ülkelerde belirgin bir biçimde kendini gösterdi. R. Luxembourg, belki de bu açıdan yeni bir enternasyonal fikrine karşıydı. Belki de eşitsizlerin birliğinin bir vesayet durumu yaratabileceğini düşünmüş olabilir. Bu durum kaçınılmazdı. Sovyetler, devrimin görkemini temsil ediyordu. Komintern’in otoritesi, gücü, çok bilmiş ve girift tavrı, her ne şekilde olursa olsun tartışılmazdı. Komintern, komünist partilerin birliği değil, gerekte devrimin ihraç edildiği merkezdi. Nitekim gelişmeler de bunun gerçekliğini ortaya çıkardı.[3]

Komintern’in gücü, sadece Bolşevik partisi ile bağlantılı değildi. O dönemde Avrupa tam bir çöküntü içindeydi. En gelişmiş sanayi ülkelerinde, başta İngiltere ve Almanya olmak üzere, işçi sınıfının güçlü ayak sesleri duyuluyordu. Komintern için dünya devriminin yönetilmesi acil görev gibi görünüyordu.

Almanya silahlı işçi ve askerlerin ayaklanmaları ile kesintisiz çalkantılı bir dönem geçirmektedir; ama sosyal demokrasi artık proletaryaya tam bir ihanet içindedir. Bütün amacı proletaryanın silahlı birliklerini dağıtmaktır. Bu arada Alman Komünist Partisi AKP içinde de tam bir birlik sağlanamamıştır. Enternasyonal birçok durumda müdahalede bulunur. 4. Kongrede AKP içinde işçi hükümetine destek vermek konusunda çıkan tartışmada bizzat Lenin müdahale eder. Bir sonraki kongrede, AKP’ye kendine yakın partilerle ilişki kurulması istenir. Bu arada bütün işçi partilerine ekonomide işçi kontrolünü sağlamak üzere açık çağrı yayınlanır. Zinovyev ve Buharin bunu oportünistlikle suçlar. Lenin duruma müdahale eder ve Komintern’in tavrının yanlış olduğunu belirtir.

Komintern’in bu tür müdahaleleri, artık günlük olaylar haline gelmiştir. Ama bu müdahalelerde her zaman Komintern yönetiminin sübjektif tavırlarının etkili olduğu söylenebilir. Çünkü Komintern liderlerinden Zinovyev ve Buharin, aynı zamanda Bolşevik parti muhalefet grubu içinde, bu grubun öncülüğünü yapar. Her ikisi de enternasyonal içindeki konumlarını bu mücadele içinde bir mevzi olarak kullanma eğilimindedir. Buna bir de, Alman komünistleri arasında, geleneksel olarak Komintern’e karşı soğuk tutumu eklemek gerekir.

Dünya devriminin geleceğini belirleyecek bir konuda sorunlar ortaya çıkar. Belki de bu yüzden, Fransa’nın 1923 Ocak ayında Ruhr’u işgal etmeleri ile Almanya’da ortaya çıkan devrimci durum tam olarak değerlendirilemez. Ülke içinde işgale tepki yükselmiş, AKP’nin prestiji artmış, fabrika komiteleri hareketi yükselmiş ve ülkeyi grev dalgaları kaplamıştı. Bu sefer Sovyetler bu anlamda biraz geç de olsa harekete geçilmesi kararlaştırdılar. Radek ve Pyatakov’u hareketi yönetmek için Almanya’ya gönderdiler. 21 Ekim akşamı, ayaklanma kararı alınır. Ama geç kalınmış ve Waimar Cumhuriyeti durumu kontrol altına almıştır.

Komintern’in Fransız Komünist Partisi ile olan ilişkileri, çok daha farklı bir düzeyde kendini gösterir. Bu ülke, Paris Komünü geleneğini taşıyan sosyalist parti içinden Rusya’daki devrimin etkisiyle ayrılan ve daha merkezi bir parti anlayışını savunanlarca 1920 yılında, Tours Kongresinde kurulur. Fransız sol geleneğinin en belirgin özelliği, merkezi örgüt anlayışının çok gevşek olmasıdır. Oysa Komintern, yalnızca ulusal düzeyde değil, ama ulus sınırlarının ötesinde bir merkez niteliğindedir. Komintern, enternasyonal işçi sınıfı mücadelesi ideolojik ve siyasi boyutlarının ötesine götürerek, örgütsel düzeye de taşımıştır. Ama Komintern ile gerçekte dev boyutlu bir uluslararası örgüt düşünmüştür. Artık diğer dünya partilerinde olduğu gibi, FKP yalnızca ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde bir merkeze kavuşmuş olmaktadır. Komintern ve FKP ilişkileri, birleşik ve merkezi bir örgüt içinde yer alan çeşitli hiyerarşi kademelerin ilişkilerinden ibarettir.

FKP ve Komintern yöneticileri bir araya gelir ve görüşmeler yapılır. Kimi zaman Komintern yöneticileri, danışma amacıyla düzenli olmayan aralıklarda çeşitli sorunları görüşmek için en üst kademe yöneticilerinin tümünü Moskova’ya çağırır. Özel parti yetkilileri, örneğin, FKP başkanı M. Thorez, önemli olaylarda Moskova ile ilişkiye geçer. Bu arada, Komintern içinde bir Fransız seksiyonu oluşturulmuştur. Bu seksiyonda çok çeşitli simalar görev yapar. Bu seksiyonun FKP için alınan kararlarda önemli etkisi olduğu söylenebilir. Bunun yanında Komintern’in de Fransa’da FKP içindeki gelişmeleri izlemek üzere daimi temsilcileri bulunmaktadır. Zamanla, bu daimi delegelerin Fransa içinde çok çeşitli işlerini takip etmek üzere parti içinde bir teknik kuruluş bile oluşturulur. Artık Fransa Sosyalist Partisi ile II. Enternasyonal arasındaki sıcak, samimi, fakat gevşek, esnek ve mesafeli ilişkilerin yerini çok daha sık, çok daha yoğun ve çok daha girift FKP – Komintern ilişkilerine bırakır.

Alman devriminin başarısızlığından sonra yakın bir gelecekte enternasyonal devrimin gerçekleşmeyeceğinin ortaya çıkması ile Komintern, bunun dışında alternatif politikalar geliştirilir. Tek ülkede sosyalizm ve Sovyetler Birliği’nin desteklenmesi gereği, Komintern ile diğer üye parti ilişkileri farklı bir nitelik kazanır. Bu ilişkiler bilgi alışverişi yanı sıra, aynı zamanda tek tek partilerin için karar almaya uzanır. Komintern devrimin merkezidir. Bu nedenle zamanla, komünist hareketin en gizli kıvrımlarına kadar nüfuz etmesi kaçınılmazdır.[4]




Bu ileti en son spartakus tarafından 21.12.2014- 03:17 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 21.12.2014- 03:14


Rosa Luxembourg Olgusu

Lenin, 2 Mart 1919 tarihinde 29 ülkeden gelen temsilcilerin katıldığı Komintern açış konuşmasında, toplantıya katılan herkes, Komintern’in en değerli delegeleri olarak K. Liebknecht ve R. Luxembourg’un anısına saygı duruşuna çağırıyordu. Komintern açış konuşması, bu işçi sınıfının yılmaz savaşçılarının alçakça öldürülmesinin hemen sonrasına rastlamıştı: Almanya’da II. Enternasyonal’in dönek sosyal demokrat partisinden ayrılanlar Alman Komünist Partisi’nin temelini oluşturan Spartakist hareketini başlatırlar. Almanya’nın devrime gebe olduğu dönemlerde tutuklu R. Luxembourg, monarşinin Kasım 1918’de devrilmesi sonrasında serbest bırakılır ve yeniden ajitasyon çalışmalarına başlar. Aynı yılın sonlarında Alman Komünist Partisi kurulur. Almanya’da devrim yükselişe geçerken, Alman sokaklarında Spartakist Grubu’na olan destek giderek artmaktadır. Ocak ayında R. Luxembourg, K. Liebneckt ve W. Pieck tutuklanır. Alman militarist askerleri, Luxembourg ve Liebneckt’i ve alçakça öldürür ve ölülerini nehre atar. W. Pieck kurtulur. Bu iki yılmaz Alman komünist militanının öldürülmesi ile Alman faşizminin kapıları ardına kadar açılacaktır.

Nasıl Lenin, Rusya’da proletarya devletinin kuruluşunun simge ismi olmuşsa, Spartakist hareketin öncülerinden R. Luxembourg ve K. Liebneckt de öylesine enternasyonal devrimin simgeleri haline gelmişti. Daha 1914 yılında, üye oldukları SDP’nin ve onun lideri Kautsky’nin dönekliğini Lenin ile birlikte ortaya koymuş ve savaşa karşı çıkmışlardı. Daha sonra özellikle R. Luxembourg, enternasyonal devrimci kimliği ile, Rusya devrimini yakından izlemekteydi. Bundan büyük bir coşku duymakla birlikte, aynı ölçüde kimi endişelerini de dile getirmekteydi. Leninist merkezi parti anlayışını sorguluyor, bunun parti içi demokrasi ve parti tabanının parti içindeki hakimiyeti açısından sorun oluşturacağını söylüyordu. R. Luxembourg, Leninist anlamda proletarya diktatörlüğüne de karşı çıkmaktaydı: Burjuva devletinin başaşağı çevrilerek burjuvazi yerine proletaryayı yerleştirip onu olduğu gibi kullanmanın kabul edilemeyeceğini söylüyordu. Bolşeviklerin tarımda kamulaştırmadan vazgeçip topraklarının köylüler tarafından el konulmasına göz yumulması, belki proletarya sosyalist hükümetinin kurulması için mükemmel bir taktik olduğu söylenebilirdi; ama genel olarak bunun sosyalist ekonomi ile yakından uzaktan hiç bir bağlantısı yoktu. Çünkü bunun tam tersi yapılmalıydı.

Komintern içinde 1924 yılından itibaren enternasyonal hareket içinde birlik sorunun çözümlenmesi gündeme getirilir. Birlik sorunu ile bağlantılı olarak Sovyetler Birliği içinde muhalefette yer alan gruplara karşı yürütülen mücadele, Komintern yöneticileri tarafından farklı bir düzeyde ele alınır. Buna göre, uluslararası devrimci hareketin deneyleri, bu sorunlarda Leninizm'in doğruluğunu kanıtlamıştır olduğu söylenir. Burada R. Luxembourg’un Ekim Devrimi hakkında çok ses getiren eleştirilerine atıf vardır.

Gerçekte Komintern’in misyonu burada bir kez daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır: Artık dünya devrimi sorunu, Ekim Devrimi’nin yaşatılması sorununa dönüşmüştür. Bu kuramsal olarak ne kadar talihsiz bir durum olsa da, pratikte ise o kadar doğrudur. Çünkü o günlerde Ekim Devrimi’nin durumu öylesine hassas bir noktaya gelmiştir ve yaşatılması için çok büyük çaba gösterilmesi gerekmektedir. Ama öte yandan R. Luxembourg gibi, bilgisi ve deneyimi ile eşsiz birinin eleştirilerine bir o kadar da ihtiyaç olduğu çok açıktır.

Partilerin Bolşevikleştirilmesi

1924 yılı içinde, Komintern, partilerin“Bolşevikleştirilmesi” sloganını ortaya atar. Zinovyev’e göre Komintern, ilk kuruluş dönemine has atılımını gerçekleştirmiştir. Ama daha sonra 1924 yılına kadar süren dönemde emperyalizmin yenilmesinin kolay kolay mümkün olmadığı anlaşılır. Artık içinde bulunulan üçüncü dönemde karşı karşıya kalan sorunların başında Bolşevikleşme gelmektedir. Komünist partiler, şimdiye kadar ana hatları ile oluşturulmuş, Komintern içinde belli bir yere gelinmiştir; şimdi sıra Bolşevikleştirmededir.” Bolşevikleştirme bir kez sağlandığında, artık Avrupa’nın başında tam bir “hayalet” dolaşmaya başlayacak, kendisine karşı burjuvazinin yürütmekte olduğu komplolara karşı çıkacaktır.

Zinovyev, partilerin Bolşevikleştirilmesi ile ilgili Almanya’da Komintern’in tavrı ile ilgili örnekler verir. Almanya’da sorun, Alman Komünist Partisi’nin Bolşevikleştirilmesidir. AKP Bolşevik partiye yakışmayan yanlışlar içindedir. Frankfurt Kongresi öncesinde parti, sendikalar konusunda yanlışlığa düşmüştür. Parti bunu kuramsal ve pratik çalışması içinde telafi etmelidir. Aynı anda hem Brandler oportünizmi ve hem de partiyi işçi kitlesinden kopartacak sol soyutlaşmaya karşı mücadele etmelidir. Son seçimlerde AKP bir milyon oy kaybetmiş ve bundan daha fazla oy sosyal demokratlara gitmiştir.

Komintern içinde ortaya atılan Bolşevikleşme sloganına biraz daha yakından bakıldığında, bunun sınıf partisi kavramı ile ilgili tartışmayı bir kez daha gündeme getirmesi bir yana, Sovyet liderleri açısından karşılaşılan sorunlara pratik ve kestirme çözüm bulma çabası olduğu görülür. Bolşevikleştirme ile kastedilen, demir disiplinli, bir çekirdek kadro çevresinde oluşturulmuş parti liderliğinin partiyi demokratik merkeziyetçi anlayışla yönettiği bir parti anlaşılmaktadır.

Böyle bir parti anlayışı, karşı karşıya kalınan iki önemli sorunu da çözecektir. Bir tarafta ağırlıklı olarak Sovyetler Birliği içinde Troçki ve çevresinde oluşturulan parti içi muhalefet hedef alınır, diğer taraftan da enternasyonal düzeyde R. Loxemburg’un görüşlerine karşı mücadele başlatılır. Komintern içinde Zinovyev, bunu kuramsal bir düzeyde dile getirir. Zinovyev’e göre, dünya devrimci hareketi içinde gelinen noktada, enternasyonal partilerinin karşı karşıya kaldığı en önemli sorun Bolşevikleştirmedir.[5]
________

[1] R. Luxembourg, II. Enternasyonal içinde kalınmasını ve esas olarak onun oportünist Alman Sosyal Demokrat Partisi (SDP) içinde mücadele etme görüşünü savunuyordu. Bu nedenle, Alman komünistlerinin genellikle Komintern’e sıcak bakmadığı bilinmektedir. Bu yüzden Komintern’in Almanya temsilcileri kuruluş kararının oturuma katılmadılar; ama bu karara uyulacağı ve bunun Almanya’da savunacağı belirtildi.

[2] İlk kuruluş yıllarından itibaren Komintern politikalarının belirlenmesinde Lenin’in yanı sıra, esas olarak Sovyetler’de Bolşevik parti içinde Troçki, Zinovyev, Buharin gibi muhalefet grubunda yer alan ve daha sonra partiden tasfiye edilen önde gelen isimlerin yer alması ilginçtir. Troçki’nin yanı sıra, kuruluşundan sonra 1926’ya kadar III. Enternasyonal’in başkanlığını yapan Zinovyev, Stalin’e karşı yürütülen muhalif grubunun lideriydi. Lenin’in vasiyetnamesinde partinin sevgilisi diye nitelenen Buharin, Zinovyev’den sonra III. Enternasyonal başkanı oldu. Ama o da Zinovyev gibi III. Enternasyonal ve parti politbüro üyelilerinden alındı ve gözden düşürüldü.

[3] A. Kriegel, bu konuda, bir kuşkuya yer olmadığını belirtir. Fransız Komünist Parti örneğinden hareketle, III. Enternasyonal yöneticilerinin, komünist partilerin politik ve ideolojik tüm faaliyetleri ve teşkilatı hakkında sadece ayrıntılı bilgi almakla yetinmediğini, ama aynı zamanda bu konularda karar vermeye yetkili gördüğünü söyler. A. Kriegel, Fransız Komünistleri, May Yay., s. 238.

[4] Kuşkusuz, bu tür devrimci etkilenme ve bir yerde devrimin ihracı anlamına gelebilecek ilişkiler, her iki taraf için çok olumsuz sonuçlar yaratabiliyordu. Yine A. Kriegel’in verdiği M. Thorez örneği çok tipiktir. Komintern’in kaçınılmaz etkisi, kendini siyasi mücadelenin her alanında olduğu gibi, tek tek kişiler üzerinde de gösterir: Komintern, yeni FKP lideri olarak Doriot ile Thorez arasında tercih yapmakta tereddüt eder. 1932 yılında Doriot, FKP’nin son seçim yenilgisini Komintern’e anlattıktan sonra Paris’e geri döner. Thorez başarı için kişisel yetenek ve becerilerin kimi zaman yeterli olmayacağını bilen biridir. Moskova’da kalışını on gün daha uzatır, bu arada Komintern’e Paris bölgesi parti örgütünün ademi merkeziyetçi yapıya doğru kaydırılmasını benimsetir. Böylelikle bölge Doriot’un etkisinden çıkartılmış olur. Bundan on sekiz ay sonra, Doriot, Komintern’in bir kaç defa komünizmin başkentine gelmesi yönündeki ısrarlı çağrılara katılmaz. Bu durum Thorez’e yarayacaktır. Böylelikle, Komintern’in etkilemesi ile FKP’nin başına şansı olmasa da hırslı, özentili ve tutkulu, ama aynı zamanda vurdumduymaz biri geçebilmiştir. A. Kriegel, aynı eser, s. 192.

[5] A.Kriegel, Sovyetler’in Komintern aracılığı ile, uluslararası düzeyde yürütülen Bolşevikleştirme hareketinin Fransız Komünist Partisi üzerindeki etkilerini aktarır. Ona göre FKP, bir çok bakımdan Rus Bolşevizminden çok farklı gelenekten gelmektedir. Bir kere, Fransız solunun siyasi mücadelesi devrimci sendikacılığa dayanır. Sendikacılığın tek başına her şeye yeterli olduğu, bu sayede sosyal devrimin gerçekleştirileceği ve sınıfsız toplumun kurulabileceği düşünülür. Oysa Rus geleneği sendikal hareketi ekonomik sapma sayar. Partinin sendika dahil her şeyin üstünde olduğu anlayışı, Leninizm’in en belirgin ilkelerinden biridir. Komintern Bolşevikleştirme hareketi doğrultusunda sendikaların, Komintern’in 9. ve 10. maddelerinde belirtildiği gibi, partiye bağlanmasını ister. Ama FKP kongresinde biçim olarak olmasa bile, öz olarak Komintern’e aykırı karar taslağı kabul edilir. Bu nedenle FKP’de Bolşevikleştirme hareketinin tamamlanması için, parti içindeki geleneksel sendikacılar kuşağının tasfiye edilmesini beklemek gerekmiştir. Bundan sonra CGT ikiye bölünür, komünistler ve devrimci sendikacılardan oluşan CGTU içinde sendikacılar tasfiye edilir. Komintern, CGTU kongresinde, sendikanın parti ile sıkı işbirliğini ilan etmesini ister. Bunu sakıncalı bulan FKP’nin, daha yumuşak bir yaklaşım sergilemesi, Komintern tarafından ağır bir hata olarak yorumlanır. Ama zaman içinde Fransız geleneği ağır basar, iki sendika birleşir ve böylece klasik ve geleneksel Fransız sendikacılık anlayışı yeniden benimsenir. Bu birleşme komünistlerin sendikal alanda büyük çapta başarılı olmasını sağlar; komünistlerin etkisinde olan altı federasyona yirmiye yakın diğerleri katılır. FKP’nin zamanla daha da güçlenen CGT içindeki başarısının temelinde, partinin “yönetici rolü” tanımlamasının, sendikal birlik stratejisi açısından taktik bir engel olduğunun anlaşılması, eskiden dile getirilerek yapılan şeyin, bundan böyle söylenmeden yapılmasıdır. Bolşevikleşme hareketinin ikinci yansıması, yine geleneksel Fransız sol geleneği içinde temelli bir değişikliğe yol açar. Geleneksel anlayışta, komün, il ve ulusal düzeyde örgütlenen parti hiyerarşisinde her kademedeki örgüt için geniş bir özerklik esastı. Parti içi iktidar ve otorite öylesine dağılmış ve yayılmıştı ki, zaman zaman parti üyeleri, grupları, hizipleri ve akımları arasında asgari uyuşma olduğunu doğrulamak için ulusal kongreler düzenlenirdi. Ama Bolşevikleşme ile birlikte getirilen hücre, seksiyon, bölge ve merkez komitesi komünist örgütlenme şeması Leninist demokratik merkeziyetçilik anlayışından esinlenir. Artık iktidar, otorite ve karar sürecinin başlangıcı merkezde, en üst düzeydedir. Bolşevikleşme ile getirilen bir başka yenilik ise, parti kadroları ile ilişkilidir. Fransız sol geleneğinde, tabandan gelen militan girişimlere ağırlık verilirdi. Ama 1924 yılı ile birlikte profesyonel devrimcilik anlayışı getirilir. Partinin katı ve sağlam çekirdeğini artık profesyonel devrimciler oluşturur.

İşçi Davası



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Enternasyonalizm, sosyalizm ve kuyrukçuluk melnur 16 6741 06.04.2021- 01:20
Konu Klasör Enternasyonalizm ve sosyalist devrim bedrettin 3 2701 10.09.2015- 00:23
Konu Klasör TKP Parti Tarihi / 100. Yaşında Devrimin Peşindeki Parti umut 14 10817 23.02.2021- 03:48
Konu Klasör Parti mi, sınıf mı? melnur 1 1751 15.01.2018- 16:51
Konu Klasör Sosyalizmde çok parti mi? melnur 6 2582 26.11.2020- 08:33
Etiketler   Bolşevik,   Parti,   Enternasyonalizm
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS