SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 22.08.2017- 19:16


Erdoğan komünistlere 'vatan haini' demiş. Biz de sözümüzü söylemiş olalım:

"Vatan hainliği ülkeyi yağmalamaktır. Vatan hainliği NATO'culuktur. Vatan hainliği komşu ülkelerin içişlerine karışmaktır. Vatan hainliği uluslararası tekellere teslim olmaktır. Vatan hainliği ABD ile stratejik ortaklıktır. Vatan hainliği ülkeyi cemaatlere yönettirmeye kalkmaktır. Vatan hainliği vatanı geriye götürmektir."

Kemal Okuyan/ Erdoğan'ın açıklamasına komünistlerden yanıt.

http://haber.sol.org.tr/toplum/erdoganin-aciklamasina-komunistlerden-yanit-geldi-207076




Bu ileti en son melnur tarafından 22.08.2017- 19:17 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.09.2017- 17:58


Milliyetçiliği sizden öğrenecek değiliz - Kemal Okuyan

Milliyetçilik nedir?

Kimileri “yurdunu sevmek” olarak tarif edebilir, kendisini böyle bir tanımın içine yerleştirebilir ama bu son tahlilde kişisel ve pek gerçekçi olmayan fotoğrafıdır milliyetçiliğin. Milliyetçiliğe bugün “masum” bir içerik kazandırmaya çalışanların sığındığı bir limandır onu yurdunu sevmekle, hatta daha yerleşik bir kavram olan yurtseverlikle karıştırmak, hatta özdeşleştirmek…

“Ben ülkemi seviyorum, bu nedenle milliyetçiyim…” Çok iyi niyetli ama milliyetçilik bu değil! Basitleştirecek olursak, milliyetçilik kendi ülkesinin çıkarlarını başka ülkelerin çıkarlarına üstün tutmaktır.

Bu iyi bir şey midir? Hayır, bu iyi bir şey değildir.

“Ne var bunda, böyle bir dünyada kendi ülkesinin çıkarlarını başka ülkelerin çıkarlarına üstün tutmadan ayakta kalamazsın” denebilir.

“Böyle bir dünya”…

Neyi kastediyoruz?

Güçlünün güçsüzü ezdiği, onu sömürdüğü bir dünya!

O halde, ezdirmeyelim, güçlü olalım, biz başkasının tepesine çıkalım. Milliyetçilik budur, buna çıkar.

“Böyle bir dünya” tasvirinde yer alan dünyayı değiştirme iradesi göstermiyorsanız, kendi ülkenizin çıkarlarını öne yazmanın tek sonucu, başkalarına zarar vermektir.

“Böyle bir dünya”da herkes kazanmaz, kazanamaz. Çünkü bu dünya eşitsizlikler, adaletsizlikler üzerine kurulmuştur.

Ama bu dünyadaki eşitsizliklerin temelinde ülkeler arasındaki eşitsizlik yoktur. Bu dünyanın adaletsizliği ve eşitsizliği, insanlığın ancak çok küçük bir bölümünü oluşturan sömürücü bir sınıfın var olmasından kaynaklanmaktadır. Ülkeler arası eşitsizlik de bunun uzantısıdır. Sömürücüler ABD’de vardır, İngiltere’de vardır, Fransa’da vardır, Almanya’da vardır ama Türkiye’de de vardır. Daha yoksul bölgelere gidelim; Sudan’da, Nijerya’da, Tacikistan’da ya da Afganistan’da da aynı emek hırsızı, zorba sınıf mevcuttur ve bunlar yönetimdedir.

Bu alçak sömürücü sınıf dünyanın her ülkesinde kendi çıkarlarını “ülke çıkarı”, “ulusal çıkar” diye satabildiği için (de) iktidarını sürdürebilmektedir. Milliyetçilik halka bu zokanın yutturulması için en etkili silahlardan biridir.

Emekçi bir insanın zihninde ve yüreğinde milliyetçilik kendisini sömüren patronu bir başka ulusun yoksuluna tercih etme talihsizliğidir.

Ya da, başka ulusların sömürücülerinden nefret ederken kendi sömürücülerine iltimas geçmek…

Bu şöyle bir şey; Barzani’yi petrol zengini aşiret i diye aşağılayıp Koç ailesinin kasasından taşan servete “helal” damgası vurmak!

Milliyetçilikle yurtseverlik birbirine çok uzaktır; milliyetçilik kendi sömürücülerini aklamak, onları kayırmakken, yurtseverlik ülkeyi yerli ve yabancı sömürücülerden temizleme iradesidir.

İnsanlığın her yerde ihtiyacı budur.

Ülkesini gerçekten seven, yurdunu gerçekten sakınan biri o toprakların adaletsizlikle, hırsızlıkla, zorbalıkla, haksızlıkla kirletilmesine göz yummaz.

Biraz açalım mı?

Angola “zengin” bir Afrika ülkesidir. Zengin derken, halkı çoklukla yoksuldur da ülkenin doğal zenginlikleri göz kamaştırıcıdır: Altın ve petrol!

Burası asırlarca Portekiz’in sömürgesiydi, pis sömürgeciler burayı yağmaladılar, hele petrol çağında Angola iyice kıymete bindi, Angola kıymete bindikçe Angola’nın yerli halkının üstüne binen yük de arttı. Sonra isyan etmeye karar verdiler, silaha sarıldılar. Portekiz sömürgeciliğinin tükenişine damga vuran örneklerden biriydi Angola Kurtuluş Savaşı. Öne çıkan örgüt MPLA idi; Sovyetler Birliği’nin ve Küba’nın ve de Portekizli komünistlerin desteğini aldı, Portekizli sömürücüler kovuldu, bütün kritik sektörler devletleştirildi, Angola halkı eğitim, sağlık ve adaletle tanıştı, modern kentler ortaya çıktı.

1990’lar geldi ve Sovyetler Birliği yıkıldı, dünyayı kirleten piyasacı güçler altın ve petrole hükmeden Angola’nın şanlı gerilla hareketinden kalma yöneticilerini bir bir satın almaya başladı; çürüme bir anda yayıldı ve birkaç yılda ahlaksız mı ahlaksız sömürücü bir sınıf ortaya çıktı. Ülkenin devrimci kurtuluşunun simgesi olan bayrağı bile değiştirmeye tenezzül etmediler, aslında ezilenlerin simgesi olan çark ve palayı kullanmak işlerine geliyordu, bu da bir “milliyetçilik”ti. Kendileri milyarlarla oynarken, aç ve yoksul Angola halkı “aynı bayrağa” tapıyordu. Çark emekçilerin kurtuluşunu değil Angolalı zenginlerin kâr makinesini tasvir ediyordu; pala kırsaldaki yoksul siyahların silahı değil adaletsiz bir rejimin copuydu, tankıydı, topuydu gayri…

Ben bu yeni sömürücü sınıfın üyelerini Portekiz’de görmüştüm. Sekiz kapılı limuzinlerden inen semirmiş siyahlardı bunlar, boyunları eğilmişti taktıkları kalın altın kolyelerin ağırlığından. Yıllardır kendilerini sömüren beyazlardan intikam alırcasına yatırım yapıyorlardı Portekiz’de. Beyaz siyahı sömürmüyordu da, siyah kendi renginden olanlarla beraber beyazları da sömürüyordu.

İnsanlık kara derili sömürücülere anlayış göstermeyenlerin, beyaz ya da siyah bütün sömürücü alçaklara karşı duranların elinde yükselecek.

Türk ya da Kürt ya da Arap veya Yunanlı…

Bütün halkların kardeşliği…

Peki bunu sağlayacak olan ne?

Eşitlikçi bir düzen. Başkası olmuyor. Emperyalizme karşı mücadele, Türkiye artık kaynak aktarmasın, başka ülkelerin sırtına binsin kalleşliğiyle yapılıyorsa zaten emperyalizme karşı mücadele değildir.

Ya da bağımsızlık?..

21. yüzyılda sömürücü sınıflara yaslanan hiçbir bağımsızlık hareketi insanlığa hizmet etmez. Neymiş, böyle bir ilke varmış!

Bugün devrimciliğin tek ilkesi sömürücülere karşı mücadele etmektir.

Koç ya da Sabancı’ya ve bu ülkenin sırtına binmiş bilimum sömürücülere duyduğumuz öfkeyi Barzani’den esirgemeyiz. Zamanında sırf Kürt sorununu “çözecek” diye Erdoğan’a “demokrat”, “özgürlükçü”, “reformcu”, hatta “devrimci” sıfatlarını yakıştıranlardan öğrenecek değiliz milliyetçilik nedir, enternasyonalizm nedir, Marksizm nedir…

Evet, Orhan Gökdemir’in yazdığı gibi Barzanistan’a da Tayyibistan’a da karşıyız.

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/milliyetciligi-sizden-ogrenecek-degiliz-211143




Bu ileti en son melnur tarafından 10.10.2020- 21:56 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.01.2018- 08:23


Yurtseverlikle milliyetçilik arasındaki farkı anlamadınız mı? - Kemal Okuyan

Yıl 1936. Avrupa’da ırkçılık ve faşizm yükselişe geçmiş. İtalya, Almanya, Avusturya teslim olmuş. İspanya’da faşistler cumhuriyetçilere karşı “kutsal savaş” ilan etmiş. Milliyetçilik her tarafı kirletir hale gelmiş. ABD’de siyahlara karşı ayrımcılık had safhada.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde ise aynı yıl insanlık tarihinin en özgürlükçü belgelerinden biri, yeni Anayasa yürürlüğe giriyor.

Sosyalizm ırkçılığı yasaklar, savaş propagandasını yasaklar, faşizmin lafı bile olmaz.

İşte tam bu sırada Sovyetler Birliği’nde bir şarkı yazılır ve hızla popülerleşir. Müziği İsak Dunayevskiy’e, sözleri Lebedev Kumaç’a ait olan Anavatan Şarkısı, bir epik övgüdür, insanın ülkesinden gurur duyması, vatanını sevmesi, onu gerektiğinde savunması için akla gelebilecek ne varsa bu şarkıya içerilmiştir.

Benim ülkem geniştir / Ormanı, ovası, nehirleri çoktur / Benzer bir ülke olduğunu sanmam / İnsanın bu denli özgürce soluk aldığı…

Böyle başlar ve şöyle sonlanır:

Kaşlarımızı çatarız / Eğer düşman bizi kırmak isterse / bir aşık gibi sever/ şefkatli bir ana gibi savunuruz anavatanı

Yıl 2018. Rusya’da bu şarkı hâlâ söyleniyor. Devasa konser salonlarında, miting meydanlarında, resmi törenlerde insanlar ayağa kalkıyor ve Rus bayraklarını sallaya sallaya duygulanıyor, ülkelerinin ne kadar büyük, ormanlarının ne kadar çok, akarsularının ne kadar geniş olduğunu düşünüp coşuyor ve dış düşmana karşı kenetleniyorlar! (1)

Ülkeleri dünyada gelir adaletsizliğinin zirvesine yerleşmiş, evsiz insanlar sokaklarda donarak ölüyormuş, üniversite mezunu kadınlar fuhuşa yöneliyormuş; ne gam. Bunların önemi yok, “ordumuz herkesi yener” nasılsa!

Milliyetçilik bu.

Peki yurtseverlik?

Sovyetler Birliği 1991’de yıkıldıktan sonra sözünü ettiğimiz şarkıdan birkaç kıta atıldı, deyim yerindeyse toplumun hafızasından silindi.

Ne mi vardı “istenmeyen” bölümlerinde bu şarkının?

Örneğin… Sofrada herkese yer bulunur/ herkes yeteneğinin karşılığını alır.

Örneğin… Öğrenme, dinlenme ve çalışma / insanın her daim hakkıdır.

Yok… Bu sözler asla ve asla söylenmiyor. Geniş ormanlar, nehirler, ovalar ve düşmana karşı kararlılık. Bu kadar!

Demek ki bugünkü Rusya sofrada herkese yer olduğu düşüncesinden, böyle bir toplum projesinden rahatsızlık duyuyor.

Demek ki insanların emeğinin karşılığını almasına şarkılarda bile tahammül yok.

Demek ki herkesin öğrenme, çalışma ve dinlenme hakkının olduğu gerçeğini kimsenin duyması istenmiyor.

Bu şarkı bir Amerikalı beyaz kadının doğurduğu siyah bebeğin sosyalist toplum tarafından nasıl sahiplenildiğini anlatan Sirk adlı filmde kullanılmıştı. (2)

Sonra bir Amerikalı siyah şarkıcı, Paul Robeson bu şarkıyı, o ırkçılık karşıtı bölümü özellikle vurgulayarak Rusça söylemiş, Amerikalılara “beni rengimden dolayı dışlamayan, beni bir siyah olarak bağrına basan bir düzen kuruldu” demiştir. (3)

-Yoldaş- bizim gurur sözcüğümüzdür / bütün güzel sözcüklerden daha değerlidir / onunla her yer evimizdir / onunla siyah ya da renkli yoktur / herkes bu sözcüğü bilir / onunla her yerde akrabamız bulunur bizim

Bu kısmı da bugünün Rusyası’nda “bazen” söylenmektedir.

Demek ki bugünkü Rusya herkesin kardeş olduğu fikrine, insanların ırk ve etnik kökenlerine göre ayrımcılığa uğramaması gerektiğine o kadar da inanmıyor.

Oysa bunlar tanktan, tüfekten, geniş topraklardan övünmenin çok daha ötesi, çok daha fazlasıdır. Ya da tank-tüfek insani değerleri savunmak içinse onlarla ancak o zaman övünülür; geniş topraklarda o değerler yaşatılıyorsa bundan ancak o zaman gurur duyulur.

Yurtseverlik gelişkin değerler yaratmak, o değerleri geliştirip savunmak, iyiyi ve güzeli üreten ya da üretecek olan memleketini sevmektir.

İnsanların eşitliği, kardeşliği soylu fikirlerdir. Eğer bu fikirler ülkende bir toplum yasası haline geldiyse ülkenle övünürsün; “benim ülkemin yanlışlarını dahi, suçlarını dahi savunurum” demekse sığ, ilkel ve çoğu kez son derece tehlikeli bir yaklaşımdır.

Evet, milliyetçilikle yurtseverlik arasındaki fark budur.

Milliyetçilik “gerekirse benim hırsızım, benim zorbam, benim sömürücümle bir olurum çünkü sonuçta o benimdir” demektir.

Yurtseverlik ise hep dediğimiz gibi ülkeyi “hırsızlardan, zorbalardan, sömürücülerden temizleme, ülkenin ormanlarını, akarsularını, topraklarını kirlilikten koruma iradesidir.”

Her yerde ve Türkiye’de.

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/yurtseverlikle-milliyetcilik-arasindaki-farki-anlamadiniz-mi-226826




Bu ileti en son melnur tarafından 10.10.2020- 22:03 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.02.2018- 16:41


Demek ki, milliyetçilikle yurtseverlik arasında nasıl bir fark varmış; çok sadeleştirirsek şöyle: Milliyetçilik ''gerekirse benim hırsızım, benim zorbam, benim sömürücümle bir olurum çünkü sonuçta o benimdir'' demektir.

Yurtseverlik ise hep dediğimiz gibi ülkeyi ''hırsızlardan, zorbalardan, sömürücülerden temizleme, ülkenin ormanlarını, akarsularını, topraklarını kirlilikten koruma iradesidir.''


Ne söylersen söyle, ne yazarsan yaz bu çıplak gerçek anlaşılamıyorsa ortada derin bir algı sorunu var. ''Sen öyle diyorsun ama, gerçekte öyle değil, milliyetçilik neyse yurtseverlik odur.'' diyerek bir şeyler yazmaya çalışmak tek başına monolog yapmak kendi kendine ilgisiz bir şeyler söylemektir.

''Milliyetçilik yurtseverlik burjuva kavramlar''

Birisi de böyle demişti.

''İçeriğine bak, farklı şeyler söylüyorum. Bunu anlayabilmek bu kadar zor mu?''

''Kafana göre değiştiremezsin'' diye yanıt vermişti.

''İçeriğine göre değerlendiremeyeceksem, o zaman eşitlik, özgürlük ve kardeşlik de demeyelim; bunlar da Fransız devriminin kavramları, sloganı değil mi? Üstelik bunları en çok da sen kullanıyorsun?''

Yanıt yok. Tartışma orada bitmişti.

Ezberlerden arınmak gerek. Ezberlerle, yüzeysel yorumlayışlarla konuları anlayabilmek ve çözümleme yapabilmek mümkün değildir. Biz bu toprakları, bu coğrafyayı, çalışan, yorgun ve yoksunlukla mücadele eden insanları seviyoruz. Bu ülke bizim, bu memleket bizim. Ve biz bu ülke kendi sömürücülerimize karşı çıkacağız, işçi sınıfımız ve emekçi halkımızla birlikte bu ülkede aydınlık günlerin iktidarını kuracağız. Onun için yurtseveriz.

Bu yurt parçası   üzerinde bir iddiamız olduğu için yurtseveriz!





Bu ileti en son melnur tarafından 10.10.2020- 22:10 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.03.2018- 10:32


''Milliyetçilik nerede adaletsizliğe, eşitsizliğe, zorbalığa karşı bir öfke varsa, o öfkeyi başka yerlere yönlendirmeye yarar.

Milliyetçilik yoksulların kendilerini sömüreni, hırsızı değil de kendileri gibi olanı düşman bellemesine yarar.

Sonra milliyetçilik enerji kaynaklarını ele geçirmek, yeni pazar ve yatırım alanlarına ulaşmak için birbirleriyle kıyasıya mücadeleye giren uluslararası tekellerin çıkarları için yoksul insanların tümen tümen saf tutmasına yarar.

Bir de en hazini, milliyetçilik en güçlü emperyalist ülkelerin kendi hakimiyetlerini sürdürmek için “bir ötekinden üstün olduğu”nu düşünen ulusları birbirine karşı kullanmalarına yarar.

Tersi sanılır ama dünyada milliyetçiliklerden son tahlilde en fazla yararlanan Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Milliyetçilik, başka ülkelerin milliyetçilik hakkını meşru bulmayan, en azından hakir gören tuhaf bir ideolojidir.

Hep dediğimiz gibi yurtseverlikle bir ilgisi yoktur. Yurtseverlik yüceltir, milliyetçilik süründürür.''

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/bogazlayin-birbirinizi-ki-elalem-keyif-sursun-230202




Bu ileti en son melnur tarafından 10.10.2020- 22:09 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.10.2018- 05:16


Alıntı Çizelgesi: melnur yazmış

Aydemir Güler'e enternasyonalizm hakkında...

Zerrin A.:Sayın Aydemir Güler, Sınıf Mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde Akın Erensoy "enternasyonalizm mi, milliyetçilik mi?" yazısında TKP'ye sosyalist devrim teorisi kitabını da baz alarak eleştirilerde bulunmuştur. TKP seveni ve destekleyen biri olarak bizi konudan aydınlatırsanız seviniriz. Hepinize devrimci selamlar.

Aydemir Güler:


Merhaba,

Sözünü ettiğiniz eski bir yazıymış. 2003 tarihli. Üstelik uzun da bir yazı... Şimdilik ancak tarayarak edindiğim izlenim üzerinden birkaç satır yazma olanağına sahibim.

Ancak taramanın zor olmadığını da eklemeliyim. Akın Erensoy'un eleştirileri ve bunların dayandığı arka plan sıkıcı bir klasiktir.
Öncelikle bu bir troçkist klasiğidir. Çok farklı yerlerde duruyoruz. Biz geleneksel Marksist-Leninist komünist partilerin, işçi sınıfı partilerinin geleneğindeniz. Diğerleri bu geleneğin eleştirisi ve reddi üzerinden konumlanmaya uğraşan bir başka akım. Başarısızlığa uğrayan neredeyse bütün devrimci denemelerde stalinizmin günah izlerini sürmek, ciddiye alınabilecek bir tarih yorumu ve siyasal çizgi değildir. Birincisi bu.

Özel olarak TKP'ye ilişkin olarak ise, yazının 1) milliyetçilik ile yurtseverliği özdeş olarak sunduğunu, 2) ulusal sorunda TKP'yi şovenizmle suçladığını görüyoruz.

Milliyetçilikle yurtseverlik kategorileri arasındaki ayrım üzerine burada uzun analizler aktarabilmek durumunda değilim. Ama bu ikisi arasında bizim işaret ettiğimiz temel farklılığı tekrarlayabilirim.

Milliyetçilik sömürücü ve sömürülen sınıfların birlikte oluşturdukları "millet"in ortak çıkarlara sahip olduğunu varsayar. Dolayısıyla bu sınıflar arasında işbirliğini öngörür. Yurtseverlik ise herhangi bir toplumsal sınıfın, kendi cephesinden geliştirebileceği bir ideolojik kimlik, politik hat olabilir. TKP ilk andan itibaren "emekçi yurtseverliği"nden söz etmiştir. Başkaları nasıl kavrar; bu onların meselesi. Ama bizim açımızdan emekçi yurtseverliği işçi sınıfıyla burjuvazi arasında işbirliği yolunu döşemeye hizmet edemez. Zira TKP sosyalist devrimci bir partidir. Sosyalist devrimi önceleyecek bir demokratik veya ileri aşama olamayacağını programlaştıran bir partinin gizliden gizliye burjuvaziyle ittifak için argüman geliştirmesinin ne alemi olabilir?

Emekçi yurtseverliğinin tarihsel referansları arasında Paris Komünü vardır. Mustafa Suphilerin Kurtuluş Savaşına işçi sınıfı ve sosyalizm adına katılma yönündeki stratejileri vardır. Nazi işgaline karşı direniş hareketleri vardır... Prusya tehdidine karşı ayaklanan Paris işçilerini, emperyalizme karşı savaşa katılma kararı alan ilk Türkiyeli komünistleri, işgalciyi kovmak için en ağır bedelleri ödeyen Avrupa komünist partilerini milliyetçilik sepetine doldurmak mümkün müdür?

Hele Türkiye'de yurtseverlik, burjuva demokratik devrimini ve dolayısıyla bu kaynaktan doğan bir burjuva akımını karakterize de etmemektedir. Türkiye'de "modernleşme" akımları genel olarak dünya sistemine entegre olmayı öngörmüşlerdi. Türkiye tipi bir ülkede entegrasyon arayışının bağımlılaşmaya dönüşmesi kaçınılmazdır. TKP bu temellerden yola çıkarak, geride bıraktığımız yıllarda düzenin içinden gelen anti-emperyalist söylemli ve görünümlü tepkilerin tutarsız olduğunu, kapitalist düzenden kopuş yaşamadığı ölçüde yenilgiye mahkûm olduğunu, ısrarla dile getirmiştir.

Ulusal sorunda TKP'ye yönelik eleştirilerde leninizme ve ulusların kendi kaderini tayin hakkına referansta bulunmak ise bir başka tuhaflık oluyor. Kendi kaderini tayin ilkesinin işçi sınıfının çıkarlarını ve sosyalist devrim mücadelesini önceleyen bir mutlaklık taşıması söz konusu olabilir mi? Birincisi bunu anlamıyorlar.

Sonra, TKP reel sosyalizmin çözülüşünü, emperyalizmin bu döneme özgü hegemonya biçimini, genel olarak ulusal hareketlerin tıkanışını ve özel olarak Kürt hareketinin çıkışsızlığını göz önüne alarak bütünlüklü bir değerlendirme yapmış ve cesur bir yaklaşımla ulusların kendi kaderini tayin hakkının sosyalist devrim mücadelesiyle uyumlu, bunu besleyen bir ilke olmaktan artık çıktığını ileri sürmüştür. (Yeri gelmişken, Leninist kendi kaderini tayin hakkının dönemin ulusal hareketleriyle devrimci işçi sınıfı arasında kurulması amaçlanan siyasal ittifakla doğrudan bağı vardır.) Bu analizi tartışmak yerine küfürle karşılayanlarla nasıl bir tartışma yürütülebilir?

Ve sonuncusu, kendisini Türk ve Kürt işçilerinin partisi olarak gören bir partiyi şovenizmle suçlamanın herhangi bir dayanağı yoktur. TKP'ye böyle bir niteliğe sahip olamayacağı söyleniyor ise, bu görüşün sahipleri kendilerini "Türk işçileri" zemininde mi konumlandırmaktadırlar? Böylesi daha mı enternasyonalist oluyor?

Şimdilik bu kadarla yetineyim. Umarım yararlı olmuştur




Aydemir Güler'in bu kısa röportajını hem yurtseverlik ve hem de UKKTH bağlamında tekrar tekrar okumak ve anlamaya çalışmak lazım. Anlaşılamıyorsa ve hala ''bak Marks yurtseverlik için ne diyor'' veya ''bak Lenin UKKTH konusunda ne söylemiş'' diyebiliyorsak ortada başka bir sorun var, demektir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.10.2018- 12:06


Bir üstteki yazıyı bu şekilde bitirmişim:

Aydemir Güler'in bu kısa röportajını hem yurtseverlik ve hem de UKKTH bağlamında tekrar tekrar okumak ve anlamaya çalışmak lazım. Anlaşılamıyorsa ve hala ''bak Marks yurtseverlik için ne diyor'' veya ''bak Lenin UKKTH konusunda ne söylemiş'' diyebiliyorsak ortada başka bir sorun var, demektir.

Evet, Aydemir Güler'in bu kadar net bir yorumuna rağmen hala farklı şeylerin arayışı içine giriyorsak ve hala ''ama UKKTH'' diyebiliyorsak ortada başka bir sorun var ve bu sorunun adı da ya samimiyetsizlik ve ya da ön yargılardan kurtulamama hastalığıdır. Tam da böyle. Çünkü bu ülkede Kürt sorunu sadece Kürt sorunu değildi. Kürt sorunu aynı zamanda pek çok konuda bir üst belirleyici olarak da siyaset arenasında yerini almış ve ideolojik ve siyasi konularda da etkin olabilmiştir. Bir dönem bizim kuyrukçu ve dahi enternasyonalcilerin ( siz bunu burjuva kozmopolitizmi olarak anlayın) kategorileştirmeye çalıştığı gibi ''enternasyonal sol ve ulusalcı sol'' üfürmeleri de bu üst belirlenimin etkisi nedeniyleydi.

Yurtseverlik konusu da aynen böyle.

Birileri yurtseverlik diyor ve içini de öyle dolduruyorsa ve birileri de hala o söylemi görmezlikten gelip milliyetçilikmiş gibi eleştirmeye kalkıyorsa ne söylerseniz söyleyin ...

Evet, sözün bittiği yer dedikleri böyle bir şey olsa gerek!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.373
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

32 kere teşekkür edildi.
25 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.10.2020- 10:17


Milliyetçilik ve yurtseverlik - Ömer Ödemiş

Yurtseverlik ve milliyetçilik kavramı genellikle karıştırılan ve zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılan kavramlar olarak karşımıza çıkıyor. Milliyetçiliğin bir virüs gibi yayılmaya yöneldiği günümüzde bu iki kavramı kalın çizgilerle ayrıştırmak ve yerli yerine oturtmak gereklidir. Her iki kavramda vatanseverlik teması üzerine oturtuluyor ve bu sevme olayı da politik duruşta kendini gösteriyor.

Milliyetçilik millet kavramından gelir iken, yurtseverlik yaşanılan ortak coğrafyadan gelmektedir. Ortak coğrafyada yaşayan tüm insanların o topraklara aidiyetini, o topraklarda ki birlikte yaşamı ve yaşam koşullarını içeren bir tanım olarak yurtseverlik, milliyetçilik tanımından tamamen ayrıdır.

Yurtseverlik kavramı, tarihin bir kesitin de, bir biçimde yan yana gelmiş ve ortak bir alanda yaşamak durumunda olan insanların tamamını kapsayan bir kavramdır. Bu anlamıyla bütünleştirici bir içeriğe sahiptir. Ortak ülke olarak tanımlanan bir coğrafyada birlikte yaşayan insanlar, ortak yaşanılan alanın daha iyi koşullara sahip olması, daha kendine özgü olması ve daha yaşanılır olması için bir duygu taşımaları, yurtseverliktir.

Milliyetçilik ise bir milletin diğer milletler karşısında durumunu ve üstünlüğünü içeren, indirgemeci ve ayrıştırıcı bir kavramdır. Bir ucu insanların ırki yapılarına ulaşırken diğer bir ucu başka milletlere düşmanlığa varır. Ki kendisini var ediş koşulunu, başka milletlere karşı üstünlüğünde görür. Bu anlamıyla da bütün bir insanı kapsamadığı gibi, ortak coğrafyada yaşayan insanları ayrıştırarak sürekli bir çatışma durumu da yaratır. Bu nedenle içerisinde faşizmi bir nüve olarak sürekli taşır. Dönem dönem faşist bir hegomanyaya yönelen bu anlayışın içinde şiddet, sürekli olarak bir biçimde vardır. Dünya insanlık tarihi, faşizmin bu saldırganlığının sonuçlarını ağır acılar ve bedellerle ödediği örneklerle doludur.

Milliyetçilik şiddetin yanı sıra asimilasyonu yani aynılaştırmayı, benzeştirmeyi de içerir. Bir biçimde zor kullanılarak kendi milletinden veya ırkından olmayanı, kendileştirmeye, özgünlüklerini yok etmeye ve aynılaştırmaya yönelir. Önce Kürt’ten Türk üretir, sonrasında ise o Kürtleri Türk milliyetçisi yapmaya çalışır. Bu politikayı sistemlice ve zamana yayarak uygular. Bütünleştirici değil ayrıştırıcı ve benzeştirici olduğu içinde sürekli zoru gündeminde tutar.

Yurtseverlik kavramı esas olarak milliyetçilik kavramından tam ters içeriklere sahiptir. Ayrıştırıcı değil, birleştiricidir. Ortak coğrafyada yaşayan herkesi aynı görür ve birlikte yaşam koşullarını problem edinir. Birlikte yaşayan insanların tarihsel olarak hangi milletten ve etnik kökenden geldiklerine bakmaksızın, yurttaş olarak kabul eder. Tüm sorunları ve çözümlerini bütün bu yurttaş kitlesi için ele alır ve yaşama taşımaya çalışır. Kader birliği bu anlayışın hareket zeminidir. Ortak coğrafyanın daha yaşanılası bir alan olması için, tüm yurttaşların eşit ve özgür yaşayabilmeleri için uğraş verilir. Tüm bu uğraşlar yurtseverlik kavramının içeriğini dolduran ve tanıma özgünlük veren olgulardır.

Bu nedendir ki SOL her zaman yurtsever olmuştur. Yaşadığı coğrafyanın sorunlarını bütün insanlar için çözmeye ve var olan olanakların tüm insanlar tarafından eşit bir şekilde kullanılması için mücadele eder. Burjuvazi insanları sömürürken milliyetçi davranmaz. Daha iyi sömürebilmek ve sistemini devam ettirebilmek için kimi zaman milliyetçiliğe ihtiyaç duyar.

Sol ortak topraklarda yaşayan tüm insanların, başka bir gün insan tarafından sömürülmesine, ayrıştırılmasına ve yaşam olanaklarının zorlaştırılmasına karşı çıkarak, ortak gelecek için uğraş verir. Ben ve öteki kavramı solun doğasında yoktur. SOL hiç bir kesimi ötekileştirmez. Karşı saflarında olanlar bile, kendi saflarını bilince çıkartamadıkları için karşıdadır biçiminde bakar.

Sol yurtseverken, sağ milliyetçidir. Solun milliyetçileşmesi, sağcılaşmasıdır. Çünkü hiçbir sol ideoloji varlık nedeni dışında milliyetçi nüveleri içerisinde taşıyamaz. Ancak tarihte de Hitler faşizminde de görüldüğü gibi, ulusal sosyalizm uydurması ile faşizm ve milliyetçilik sol anlayışlara sızmaya çalışmıştır. Milliyetçilik olgusundan beslenen hiçbir anlayış, sol olamaz. Sol insanı, iradesi dışı var olduğu koşulların belirlemesi ile ele almaz. Din ve ırk insanın kendi iradesi ile seçebileceği şeyler değildir. Doğduğu coğrafyanın ona dayattığı bir zorunlu biçimleniştir. Sol bunun üzerine asla politika yapmaz, ideoloji oturtmaz.

Günümüzde, yaşanan sürecin yakıcılığı, bu her iki kavramı muğlaklaştırarak, bir karmaşa oluşturulmasına yöneltmiştir. Solcular milliyetçileşirken, İslami kesimler demokratlaşmış gibi yansımaktadır. Bu durum eşyanın tabiatına aykırıdır.

Farklı etnik kökenden pek insanın yaşadığı ülkemizde bu sorun çok daha yakıcı olarak kendisini dayatmaktadır. Milliyetçilik eğiliminin besleneceği çok fazla alan ve kanalın varlığı bizleri çok daha dikkatli olmaya zorlamaktadır. Çatışmalı her ortamda veba gibi yaygınlaşan milliyetçilik eğilimlerine çok daha fazla dikkat edilmelidir. Özellikle SOL bu konuda kendisini uyanık tutmalı, milliyetçi anlayışların gelişiminin önünü tıkamalıdır. Toplumsal barış talebi böylesi dönemlerde solun öncelikli söylemi olarak ifade edilmelidir. Barışın olmadı, çatışmaların tüm toplum yaşamını belirlediği koşullarda, sağlıklı bir demokrasi mücadelesi de verilemez.

Bu ülkede yaşayan tüm yurtseverler olarak barış istediğimizi, yan yana yaşamaya ilişkin hiçbir sorunumuzun olmadığını, bu çatışmaların, iradesel olarak bir kesim tarafından zorlanarak var edildiğini, her fırsatta haykırmalıyız. Tarihsel düşmanlıklar filizlendirilmesine karşı çıkmalıyız. İnsan ve yurttaş kimliğini öne çıkartıp, birlikte yaşamı savunmalıyız.

Her halk kendi tarihini yazar. Tarih yazma sırası bizde.

Silkinip ayağa kalkmalı ve kendimize yakışır bir tarih yazmak için mücadele etmeliyiz.

https://tele1.com.tr/milliyetcilik-ve-yurtseverlik-239141/



Teşekkür edenler:   Proleter_Devrimci [10.10.2020- 19:18],

Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 3 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   2   [3] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Milliyetçilik ve dincilik üzerine gösterdiğimiz tepkiler... melnur 1 79 05.10.2020- 11:06
Konu Klasör Yeniden, ulusalcılık ve milliyetçilik konusu... melnur 2 826 06.05.2019- 18:14
Konu Klasör Üyelik, merkeziyetçilik ve TKP... melnur 3 1072 25.11.2019- 09:06
Konu Klasör Milliyetçiliğe önyargılardan uzak bir yaklaşım. melnur 10 213 01.10.2020- 08:32
Konu Klasör Yurtseverlik ve Aydınlanmacıık solcu 2 2932 02.10.2014- 10:28
Etiketler   Milliyetçilik,   yurtseverlik,   üzerine.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS