SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Proletarya devriminin ve sosyalizmin iradesi           (gösterim sayısı: 2.036)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
proleter
[ tek yol devrim ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 16.08.2013
İleti Sayısı: 406
Konum: Yalova
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: proleter
Konu Tarihi: 09.01.2015- 20:24


Proletarya devriminin ve sosyalizmin iradesi

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht proletarya devriminin ve sosyalizmin iradesidir. Adları ve eserleri emperyalist saldırganlık ve savaşa, kapitalist sömürü ve barbarlığa karşı bir mücadele çağrısıdır ve hep öyle kalacaktır.

Resim Ekleme

“Dünya pazarında 1870’lerdeki bunalımı izleyen uzun çöküntü dönemi aşılmış ve kapitalist ekonomi, yaklaşık on yıl kadar sürecek olan olağanüstü bir büyüme evresine girmişti. Öte yandan, dünya barışının bozulmadığı yirmi yıllık bir dönem boyunca insanlık modern Avrupa devlet sisteminin kan içinde vaftiz edildiği savaş dönemlerini hatırlayarak, derin bir soluk almıştı. İnsanlığın barışçı-kültürel bir gelişim yolunda ilerlemesi için engel yokmuş gibi görünüyordu; sosyalizmin safları içinde, emek ile sermaye arasında akılcı, barışçı bir tartışmanın yaşanabileceği umutları ve yanılsamaları filiz veriyordu. 1890’ların başlarına damgasını vuran, ‘iyi niyete elini uzatmak’ gibi önerilerdi.

1890’ların sonlarına damgasını vuran ise, ‘sosyalizme yavaş yavaş, adım adım ilerleme’ vaatleriydi. Bunalımların, savaşların ve devrimlerin geçmişte kaldığı, bunların modern toplumun doğum sancıları olduğu varsayılıyordu; parlamentarizm ve sendikalar, devlet ve fabrika içindeki demokrasi, yeni ve daha iyi bir düzenin kapılarını açacak sanılıyordu.    

Olayların gelişimi, bütün bu hayalleri korkunç bir sınavdan geçirdi. 1890’ların sonunda, vaat edilen sessiz, sosyal reformlarla sağlanacak kültürel gelişme yerine, kapitalist çelişmeleri son derece keskinleştiren vahşi bir dönem başladı; toplumun temellerinde görülen bir fırtına ve gerilim, bir patlama ve çarpışma, bir sallantı ve sarsıntı. 1890’ları izleyen dönemde, on yıllık ekonomik refah döneminin karşılığı, dünya çapında yaşanan iki şiddetli bunalımla ödendi.”
(Rosa Luxemburg, 1 Mayıs Düşüncesi İlerliyor, 1913)  

Yeni yüzyıl ve revizyonizmin keskin kokusu

Dünya tarihinde 1870'li yıllar kapitalizmin çökertici bir bunalım içinde olduğu yıllardır. Bunu kapitalist ekonominin yaklaşık on yıl sürecek olan olağanüstü büyüme dönemi izledi. Bunalımlardan ve yıkımlardan nefes alamaz hale gelen insanlık, bu gelişme ile derin bir soluk aldı. Kapitalizmin barışçıl gelişme dönemiydi ve her şey normal görünüyordu. Bu durumun kendisi, sosyalizmin, somut olarak da Alman- sosyal demokratlarının saflarında ciddi yanılsamaların ve sapmaların zemini oldu.

Birden bire kapitalizmin bu barışçıl gelişme döneminin kalıcı ve bundan böyle emek-sermaye arasında bir barışın mümkün olduğu düşünceler ileri sürülmeye başlandı. SPD içinde bu düşüncelerin öncülüğünü ise, zamanında Engels'in sekreteliğini yapmış Bernstein çekiyordu. Bernstein, ciddi ciddi Komünist Manifesto'nun üzerinden tam 50 yıl geçtiğini, kapitalizmin o günkü gelişmelerini açıklamakta yetersiz kaldığını ve bu gelişmeler karşısında kutuplar teorisinin çöktüğünü savunuyordu. Devamla bunalımlar, savaşlar ve devrimler döneminin geçmişte kaldığını, sosyalizmin de çok uzun bir geleceğin sorunu olduğu ve kapitalizmle barış içinde yavaş yavaş ona doğru gidilebileceğini dile getiriyordu. Tüm bunları, dönemin çatışma yerine sınıf işbirliği, sendikalar ve parlamentarizm dönemi olduğu şeklinde görüşler tamamlıyordu. Kısacası, Marks'ın teorisi baştan aşağı bir revizyondan geçiriliyordu.

Rosa Luxemburg bir dizi uğraşının ardından 1890'ların sonlarında Almanya'ya geçmişti. Kısa sürede Alman Sosyal-Demokrat Partisi ile bağ kurdu. Çok geçmeden 1900'lü yılların başında kendisini sosyalizmin saflarında ve Alman Sosyal-Demokrat Partisi’nin bünyesinde yoğun biçimde sürmekte olan bir kavganın içinde buldu. Daha önce Parvus, Bernstein'e dönük bir dizi makale yayınlamıştı. Ancak Parvus'un bu makaleleri yüzeyseldi. Herkes Bernstein'e Kautsky'nin cevap vermesini bekliyor ve istiyordu. Ne ki o tedirgindi ve bir süre bundan kaçındı. Sonradan yazdıkları ise en temel noktayı, devlet sorununu atlamıştı. Bu doğaldı zira, SPD pek çok konuda Bernstein'la aynı ruha sahipti.

Bernstein'la geniş çaplı kavgayı Rosa Luxemburg yürüttü. 1900'lü yıllar demek emperyalizme giriş demekti. Bir avuç güçlü devletin dünyanın yoksul ülkelerini sömürge ve yarı-sömürgeler halinde sömürmesi ve yağmalaması, buralardan elde ettiklerinin bir kısmını kırıntılar halinde ve sus payı olarak kendi ülkelerindeki işçi sınıfına vermesi, bir işçi aristokrasisi oluşturması demekti. Öte yandan bu dönemde sendikalar ve parlamenter mücadele oldukça öne çıkmıştı. Bernstein bunlardan güç alıyor ve tezlerin bu değişimlere dayandırıyordu. Rosa Luxemburg, Parvus'un tersine Bernstein'a, onun revizyonist tezlerinin emperyalizmle bağını da kurarak, onun tüm temellerine vurarak, tüm bağlantılarını açıklayarak yanıt verdi. SPD önderliğini de tedirgin eden bu makaleler dizisi, sonradan “Sosyal reform ya da devrim?” başlığıyla kitaplaştırıldı. Rosa Luxemburg oportünizmle mücadeleye hızlı bir giriş yapmıştı.

SPD, Kautsky ve II. Enternasyonal oportünizmi

Bernstein'la yürüttüğü bu polemik onunla sınırlı kalmadı. Bu polemik aynı zamanda Rosa Luxemburg'un Alman Sosyal-Demokrat Partisi ve Kautsky'nin gerçek niteliği konusunda tam bir açıklık sağlamasına da vesile oldu.

Alman Sosyal Demokrat Partisi, Bebel'leriyle, Liebknecht'leriyle ve Kautsky'leriyle II. Enternasyonal'in en büyük partisiydi. 4 milyonu aşkın oyu, 110 milletveki, dev gibi sendikaları ve on binlerce üyeden oluşan örgütüyle herkesin gözünü kamaştırıyordu. Bu partiye, sadece bu gücünden dolayı değil, Marks ve Engels'in halefi sayılan Karl Kautsky'nin teorik düzeyinden dolayı da hayranlık duyuluyordu. Her konuda oturaklı bir partiydi. Gücü, o gün için tartışmasız olan saygınlığı ve otoritesi, tümü de parlamenter alanda sağlanmış başarıları onu kibirli bir parti haline getirmişti.

SPD'nin bu şaşaalı, oturaklı ve kibirli durumu, 1914 yılına, bu tarihte savaş bütçesini onaylayarak ve vatan savunması olarak kodlanan ihanetine dek tüm diğer ülkelerin sosyalistlerinin gözlerini boyamaya devam etti. Her geçen gün biraz daha vahim boyutlar kazanan teorik ve pratik koflaşmaya rağmen bu durumunu korudu. Şüphesiz ki bu bir yozlaşmaydı, ancak bu kendiliğinden de oluşmamıştı. Kapitalizmin yeni aşaması ile yani emperyalizmle dolaysız bağı vardı.

Rosa Luxemburg, daha 1900'lü yılların başlarında SPD'nin örgütsel alandaki şaşaalı halinin ve teorik alandaki kibrinin kofluğunu sezmiş ve buna uygun bir hazırlık içine girmişti. O, Kautsky'nin Marksizm’in tabanı üzerinde durmadığını, tam tersine boylu boyunca onun üzerine yattığını, sınıf mücadelesini bin bir kılıf uydurarak hasır altı ettiğini, partinin zaman içinde ve adım adım devrimci niteliğini yitirdiğini düşünüyordu. Bunu kaba biçimde ortaya koymak yerine temellerine inerek ve kanıtlayarak göstermek için harekete geçti. Bu durumun emperyalizmle bağını düşündüğünden, emperyalizm üzerine teorik bir incelemeye girişti. Bu dönemde işçi sınıfı hareketi saflarında ortaya çıkan reformcu ve sınıf işbirlikçisi eğilimlerin kaynağına indi ve teşhir etti.

Ne yazık ki, partinin sendikalardan, stratejinin günlük taktiklerden, devrimin reformlardan ve mücadeleciliğin oturaklıktan üstün olduğunu dile getirdiği tüm görüşler partinin yöneticileri için bir anlam ifade etmiyor, iyi niyetli militanlara ise çok soyut geliyordu.

Rosa Luxemburg az sayıdaki yoldaşının sınırlı katkı ve desteklerine, çoğu zaman yalnızlığına rağmen oportünizmle mücadeleden hiçbir zaman ve hiçbir koşulda vazgeçmedi. Bu konuda en yakındakiler de dahil, kendisini dizginlemeye dönük telkinleri dinlemedi. Rosa, her vesileyle ve her platformda, parti kongrelerinde, yayın organlarında partinin yönetici kliğini hedef tahtasından indirmedi.

Emperyalizme ve savaşa karşı tutum

1890’lardan 1920’lere uzanan yaklaşık otuz yıllık dönem, dünya ölçüsünde bir bunalımlar, savaşlar ve devrimler dönemi olarak tarihe geçti.

20. yüzyılın hemen başında, ki bu emperyalizm çağına giriş demektir, çok yönlü bunalımlar ve bunlara eşlik eden savaşlar dizisi görüyoruz. Ekonomik ve mali bunalımlar, kudurgan bir militarizm, emperyalist güçler arasında süren çılgınlık derecesinde bir silahlanma yarışı, dünya sisteminde baş gösteren hegemonya bunalımı, siyasal ve diplomatik bunalımlar, yeni bir paylaşım savaşını hazırlayan sayısız anlaşmazlıklar ve daha o günden bunlara eşlik eden yerel savaşlar, dünyanın o günkü tablosunu bunlar oluşturuyordu. Hiç kuşkusuz tüm bunların eninde sonunda gidip bağlanacağı yer bir ilk emperyalist dünya savaşıdır. Daha o günden bunun ayak sesleri duyuluyordu.

Nitekim, uluslararası bunalımın derinleşmesi ve büyük bir emperyalist paylaşım savaşının ayak seslerinin duyulması üzerine, II. Enternasyonal 1912’de Basel’de olağanüstü bir kongre toplamak durumunda kaldı. Bu kongrenin yayınladığı temel önemdeki bildiri söze daha önceki iki kongrenin, 1907’deki Stuttgart Kongresi ile 1910’daki Kopenhag Kongresi’nin, bir emperyalist savaş tehlikesine karşı uluslararası proletarya için saptadığı tutumu özetleyerek başlıyordu. Buna göre; bütün ülkelerin işçi sınıfları, her yolla savaşı engellemeye çalışmak, ama buna rağmen savaş patlak verecek olursa eğer, bunun yarattığı ekonomik ve siyasal bunalımdan en iyi biçimde yararlanarak halk yığınlarını ayaklandırmak ve kapitalist egemenlik sistemini yıkmakla yükümlüydüler. Bunun anlamı, engellenemediği bir durumda savaşı iç savaşa çevirmek ve bunu proletarya devriminin zaferi ile taçlandırmaktır.  

Rosa Luxemburg yine sahnededir ve yine SPD önderleriyle kıyasıya bir kavganın içindedir. Rosa ve kavga yoldaşı K. Liebknecht yılmadan-yorulmadan her yerde emperyalizmi ve onun tetiklediği savaşa karşı konuşmalar yapıyor, militarizmi teşhir ediyorlardı. Rosa Luxemburg, 1905 yılındaki Jena Kongresi'nde yaptığı bu çerçevedeki bir konuşmasından dolayı iki ay hapis yattı. Çıkar çıkmaz da II. Enternasyonal'in Stuttgart'taki kongresine katıldı. Burada Lenin ve arkadaşlarıyla birlikte SPD'ye karşı şiddetli tartışmalar yürütüldü. Bebel, Kautsky ve SPD'nin diğer önderleri, farklı dilden konuşsalar da hepsi de oportünizme özgü bir biçimde içi boşaltılmış söz kalıplarına başvurdular. Rosa Luxemburg RSDİP adına söz aldı, kendisinin ve Lenin'in görüşlerini açıkladı. Rosa, Fransızların tavrını da yeterli görmüyor ve “sosyalistler savaşa yalnızla karşı çıkmakla yetinmezler, savaş ortamından kapitalizmin egemenliğinin yıkılışını hızlandırmak için de yararlanırlar" diyordu.

4 Ağustos'ta ipler iyice koptu. SPD'nin 110 milletvekili savaş bütçesine beyaz oy verdi. Aralıkta ise, Karl Liebknecht tek başına red oyu vermişti. Düşmana yeni savaş kredileri isteyenler “düşman içimizdedir, dışarıda değil” diye haykıracaktı. Yavaş yavaş partinin oportünist, orta yolcu ve devrimci kanatları oluşmaya başladı.

Rosa Luxemburg aralıksız biçimde militarizme ve savaşa karşı konuşmalar yaptı. Haliyle üzerindeki baskılar gün be gün arttı. Nihayet 1915 yılında tutuklandı ve savaşın sonuna dek sürecek olan bir hapislik dönemi yaşadı.                        

Devrim yılları ve kaçırılan devrim fırsatı


Almanya'da birinci emperyalist savaşın başlangıcından dört sene sonrasına kadar, dizginlerinden boşalmış bir Alman şovenizmi hüküm sürmektedir. Alman Sosyal-Demokrat Partisi Rosa Luxemburg’un ünlü ifadesiyle “kokmuş bir ceset”e dönüşmüş ve utanç verici bir tutumla Alman emperyalizmi ile aynı safa girmiş, “anavatan savunması”nın borazanlığını yapmaktadır. Bununla da kalmamış işçi sınıfı ve kitleleri de ardından sürüklemiştir. Nedir ki, bu aynı topraklar sadece dört sene sonra, yani 1918 Kasım’ından itibaren, yıllar boyu bir dizi devrimci çalkantıya sahne olmuştur.

Ekseninde devrimci bir işçi hareketinin bulunduğu bu devrimci çalkantılar yıllarca sürdü ve ancak 1923’te yatışabildi. Ancak ne yazık ki, zafere ulaşamadı.

Bu aynı zaman dilimi içinde Almanya'da ve Çarlık Rusya'sında devrim var. İki ülkede de kitleler ayağa kalkmış ve sınıflar hareket halindedir. Rusya’da işçi, köylü ve asker Sovyetleri, Almanya’da işçi ve asker konseyleri kuruluyor. Farklılık şuradadır ki, ilkinde, yani Rusya'da devrimci parti var. İkincisinde, Almanya'da devrimci parti yok. Birinde devrim patlak verirken parti var. Bu parti, yani Bolşevik Partisi uzun yılları bulan bir hazırlığın ürünüdür, devrime yön vermeye çalışıyor ve bunu başarıyor. Almanya'da ise devrim patlak verdiğinde parti henüz yok. Sosyal-demokrat parti var, ancak bu parti devrimin dalgakıranı ve karşı-devrimcidir. Rosa, Karl Liebknecht, Franz Mehring ve Joghies'lerin Spartakist Grubu var ama henüz parti değil. Devrimin sağladığı olanaklar içinde hızla partileşiyor ama bu devrime yön verebilmesine yetmiyor. Bunun için hem yeterli hazırlıktan yoksun hem de ifade uygunsa fazlasıyla geç kalmış durumda. Hiç kuşku yok Rosa ve yoldaşlarının Kautsky başta gelmek üzere SPD önderliğine dönük acımasız eleştirilerine ve şiddetli güvensizliklerine karşın, işçi sınıfının ana gövdesinden kopmamak adına mahkum oldukları beklemeci tutum, bu gecikmede önemli rol oynamıştır.

Lenin'in hem de devrimden çok kısa önce büyük bir eksiklik ve talihsizlik olarak nitelediği bu durum, gerçekten de Almanya'da devrim fırsatının kaçırılmasında çok önemli bir rol oynadı. Devrim için devrimci sınıf, devrimin zaferi için devrimci parti olmazsa olmaz koşuldur. Alman devrimi gerçekleşmedi ama, tarihe ve gelecek kuşaklara bu paha biçilmez dersi armağan etti.

"Vardım, varım, varolacağım!"

Devrim yenilgiye uğratılmıştı. Nedir ki, bununla kalınmadı. Alman burjuvazisi sosyal demokratlarla işbirliği halinde bu kez Alman proletaryasının ve sosyalizmin iki seçkin önderini imhaya yöneldiler. Nitekim, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, tutuklandıkları günün akşamı alçakça katledildi.

Burjuvazi bu katliamla Berlin'de düzeni sağladıklarını sanıyorlardı. Devrimin kartalı Rosa'nın onlara cevabı gecikmedi:

“...Sizi budala zaptiyeler! Kum üzerine kurulu sizin düzeniniz. Devrim daha yarın olmadan zincir şakırtıları içinde yine doğrulacaktır ve sizleri dehşet içinde bırakıp, trampet sesleri arasında şunu bildirecektir: Vardım, varım, varolacağım!”

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht proletarya devriminin ve sosyalizmin iradesidir. Adları ve eserleri emperyalist saldırganlık ve savaşa, kapitalist sömürü ve barbarlığa karşı bir mücadele çağrısıdır ve hep öyle kalacaktır.

Kızıl Bayrak



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
proleter
[ tek yol devrim ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 16.08.2013
İleti Sayısı: 406
Konum: Yalova
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: proleter
Cevap Tarihi: 14.01.2015- 19:51


Karl Liebknecht - Rosa Luxemburg

Ölümlerinin 96. yılında saygıyla anıyoruz...

Resim Ekleme
Karl Liebknecht

Resim Ekleme
Rosa Luxemburg

“Sıkı durun! Kaçmadık. Yenilmedik... Çünkü Spartaküs ateş ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin iradesi ve eylemi demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sınıf bilinçli proletaryanın mücadele azmini temsil etmektedir... Bunlar elde edildiği zaman, biz ister yaşayalım, ister yaşamayalım, programımız yaşayacaktır ve kurtulan halkların dünyasına egemen olacaktır. Herşeye rağmen!”

Karl Liebknecht

(Öldürüldüğü gün, 15 Ocak 1919 tarihli Die Rote Fahne’de yayınlanan son yazısından...)

“‘Berlin’de düzen hüküm sürüyor!’ Sizi budala zaptiyeler! Kum üzerine kurulu sizin ‘düzeniniz’. Devrim daha yarın olmadan, ‘zincir şakırtıları içinde yeniden doğrulacaktır!’ ve sizleri dehşet içinde bırakıp, trampet sesleri arasında şunu bildirecektir:

“‘Vardım, varım, varolacağım!’”

Rosa Luxemburg

(Öldürülmeden bir gün önce, 14 Ocak 1919 tarihli Die Rote Fahne’de yayınlanan son yazısından....)


1918-19 Alman Devrimi

Lenin 14 Mayıs 1917’de Petrograd’da Vesilyevski adasındaki Deniz Subayları Okulu’nda işçi, asker, subay, öğrenci ve aydınlardan oluşan bir topluluğa şöyle konuşuyordu:

“Bize şöyle diyorlar: ‘Bazı ülkelerde herşey uykuda gibi. Almanya’da istisnasız bütün sosyalistler savaştan (1. Emperyalist Savaş- Ekim) yana, yalnızca Liebknecht savaşa karşı! Buna derim ki: Bu tek adam, Liebknecht, işçi sınıfını temsil ediyor. Herkesin umudu yalnız onda, onu destekleyenlerde, Alman proletaryasında. Buna inanmıyor musunuz? Öyleyse savaşa devam ediniz! Başka yolu yok. Eğer Liebknecht’e inanmıyorsanız, eğer durmadan olgunlaşan işçi devrimine inanmıyorsanız, eğer buna da inanmıyorsanız, öyleyse kapitalistlere inanınız!” (Savaş ve Sosyalizm, s.153)

Ve 1918’de devrim Almanya’da kapıya dayandı.

1. Emperyalist Savaş başladığında Alman parlamentosundaki ilk oylamada 110 SPD (Sosyal-Demokrat Parti) milletvekili içinde savaş kredilerine red oyu veren tek işçi milletvekili olan, ve emperyalist savaş aleyhtarı eylemlerinden dolayı tutaklanan Spartaküs Birliği’nin önderlerinden Karl Liebknecht, savaşın sonuna doğru serbest bırakıldıktan sonra Berlin’e hareket etti. (Alman hükümeti yenildiğini anlayınca af ilan etmişti.)

23 Ekim’de Berlin’e varan Liebknecht’i büyük bir kalabalık karşıladı.

1917 Nisan’ında patlak veren grevlerin ardından işçi konseyleri (sovyetler) kurulmaya başlanmıştı. 1917 Ekim’inde ise, cephede ve cephe gerisinde asker konseyleri kurulmaya başlandı.

Spartaküs Birliği, devrimci işçi-asker konseyleri temsilcileri ve USPD (Bağımsız Sosyal Demokrat Parti) bir araya gelerek ayaklanma kararı aldılar ve 4 Kasım gününü ayaklanma tarihi olarak tespit ettiler. Birkaç gün sonra bu tarih 11 Kasım’a ertelendi. Ancak genel grev planlanandan iki gün önce başladı. Devrim başlamıştı. Ve Prusya hükümeti çekilerek, görevini, savaşın başından beri kendi emperyalist burjuvazisini destekleyen hain SPD’ye, SPD liderlerinden Ebert’e devretti.

Aynı gün Karl Liebknecht Berlin Kraliyet Şatosunun balkonundan, binlerce işçi ve asker önünde Sosyalist Cumhuriyet’i ilan etti. Bunu durdurmak ve devrimi boğmak isteyen sosyal-demokratlar da, Scheidemann’ın ağzından Cumhuriyet ilan etti.

Aynı gün serbest bırakılan Spartaküs Birliği’nin diğer ünlü lideri Rosa Luxemburg Berlin’e geldi.

SPD, USPD’nin de katıldığı sözde bir “Halk Komiserleri” hükümeti kurarak, devrimi durdurmaya çalışıyordu. Spartaküs Birliği, kurucu meclis tezini reddederek, tüm iktidarın işçi-asker konseylerine geçişini ileri sürdü. Ancak Spartaküs Birliği’nin tezleri 21 Kasım’da toplanan Berlin işçi-asker konseyleri genel kongresinde çoğunluğu sağlayamadı.

1917 Nisan’ında SPD’den ayrılan “merkezci” muhalefetin (Kautsky, Hilferding vd.) kurduğu USPD içinde örgütsel bakımdan özerk olarak yer alan Spartaküs Birliği, 1918 Aralık ayı sonunda toplanan kongresinde AKP’yi (Almanya Komünist Partisi) kurma kararı aldı ve 1 Ocak 1919’da AKP resmen kuruldu.

İşçilerin SPD hükümeti ve politikasına karşı protestosu yükseliyordu. Aralık ayında USPD hükümetten çekilmişti. 5 Ocak 1919’da ayaklanma kendiliğinden yeniden patlak verdi. Henüz yeni bir parti olan AKP hazırlıksızdı ve ayaklanmayı yönetecek durumda değildi. Ancak sosyal-demokrat hükümetin ayaklanmayı kanla bastırma tutumu karşısında AKP işçileri yalnız bırakamazdı. AKP zamansız bir ayaklanmayla karşı karşıya kaldı, ancak ayaklanma halindeki işçilerin başına geçti. USPD ise, her zamanki gibi, Alman burjuvazisinin uşağı sosyal hainler hükümetiyle el altından pazarlığa oturmuştu bile. Kanlı sokak çatışmaları sırasında tutuklanan Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg, sosyal-demokrat Ebert-Scheidemann hükümetinin emriyle katledildiler. (15 Ocak 1919) Ayaklanmanın yenilgisinden sonra yeraltına inen AKP’yi yöneten Spartakistlerin diğer ünlü lideri Leo Jogiches ise iki ay sonra tutuklanarak Berlin Polis Müdürlüğünde beynine kurşun sıkılarak öldürüldü.

Scheidemannlar’ın, Kautskyler’in Sosyal-Demokrat Partisi en büyük ihanet partilerinden biri olarak tarihte yerini almıştır. II. Enternasyonal lideri olarak, sadece Alman proleter devrimini değil, dünya devrimini boğma şerefi esasen bu partiye aittir. Kapitalizmin ömrünün bu kadar uzaması bu partinin burjuvaziye yaptığı en büyük tarihi hizmettir. Sosyal-demokrasi komünizmin iflah olmaz düşmanıdır. Komünistler bunu asla unutmayacaklardır.

Spartakistler ise işçi hareketinin tarihinde ihtilalin ve enternasyonalizmin parlak temsilcileri olarak yer aldılar. 1 Emperyalist Savaşta Rusya’da Lenin’in başında bulunduğu Bolşeviklerin taşıdığı bu bayrağı, Almanya’da başında Liebknecht ve Luxemburg’un bulunduğu Spartakistler taşıdılar.

Emperyalist savaşta kendi burjuvazisinin yanında yer alarak sonunu hazırlayan II. Enternasyonal’in çöküşüyle birlikte, III. Enternasyonal’in kuruluşunun zorunluluğunu da açıkladığı ünlü “Nisan Tezleri”nde Lenin, II. Enternasyonal’deki üç eğilimi tahlil ediyordu.

Sosyal-şoven ve “merkez” denilen sosyal-şovenlerle enternasyonalistler arasında ikircikli oportünist eğilimleri saydıktan sonra;

“Üçüncü eğilim, en iyi ‘Zimmerwald solu’nun temsil ettiği gerçek enternasyonalistler eğilimidir...

“Başlıca ayırdedici nitelik: sosyal-şovenizmden olduğu kadar, ‘merkez’den de tam bir kopma. Kendi öz emperyalist hükümetine ve kendi öz emperyalist burjuvazisine karşı uzlaşmaz devrimci savaşım. İlke: ‘Baş düşman bizim içimizdedir’...

“Bu eğilimin en belirli temsilcileri: Almanya’da Karl Liebknecht’in içinde bulunduğu ‘Spartaküs grubu’ ya da ‘Enternasyonal grubu’dur. Karl Liebknecht bu eğilimin, ve gerçek proleter enternasyonal olan yeni enternasyonalin en ünlü temsilcisidir.

“Karl Liebknecht, Almanya işçi ve askerlerini, silahlarını kendi öz hükümetlerine karşı çevirmeye çağırdı. O, bu işi, açıkça, parlamento (Reichtag) kürsüsünden yaptı. Sonra gizlice basılmış bildirilerle birlikte, ‘Kahrolsun hükümet!’ sloganını ileri sürerek, Berlin’in en geniş alanlarından biri olan Postdam alanında düzenlenen bir gösteriye katıldı. Tutuklandıktan sonra, kürek cezasına mahkum oldu...

“Karl Liebknecht, konuşmalarında ve mektuplarında yalnızca ülkesinin Plehanov ve Potresovları (Scheidemannlar, Legienler, Davidler ve hempaları) ile değil, ama merkezciler ile de, ülkesinin Çheydze ve Çeretelileri (Kautsky, Haase, Ladebour ve hempaları) ile de amansızca savaştı.

“Karl Liebknecht ve dosta Otto Rükle, yüzon milletvekili içinde yalnız ikisi, disiplini bozdu, ‘merkez’ ve sosyal-şovenler ile ‘birlik’i parçaladı; herkese karşı yalnız ikisi kafa tuttu. Sosyalizmi, proletarya davasını, proleter devrimini yalnız Liebknecht temsil ediyordu. Alman sosyal-demokrasisinin tüm geri kalanı, (kendisi de ‘Spartaküs grubu’nun üyesi ve önderlerinden biri olan) Rosa Luxemburg’un çok haklı deyişine göre, kokuşmuş bir cesetten başka bir şey değildir.” (Nisan Tezleri, s.60-61)

Bu tutum, Bolşevizmin ve Spartakistlerin tutumu, zamanımızın muhalefetteki sosyal-şovenlerine, Kautskistlerine karşı durmak isteyen, ama sözde “reel” ya da “yaşayan sosyalizm”i savunmak adına, iktidardaki sosyal-şovenleri, Kautskistleri temsil eden modern revizyonistlerin, yeni Kruşçevcilerin gönüllü avukatlığını üstlenen bazı Türkiyeli sosyalistlerimize sunulur! Bunlara göre, oportünizm, iktidardaysa ala, kabul edilebilir, muhalefetteyse zuldür.

(Ekim, Sayı: 4, Ocak 1988)


Kızıl Bayrak



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sınıf iradesi ve dayanışma hareketi dayanışma 0 1927 25.05.2014- 15:17
Konu Klasör Yatağan işçisinden direnişe devam iradesi umut 0 1657 24.03.2014- 21:23
Konu Klasör Fransız Devriminin Nedenleri bedrettin 0 1470 23.08.2014- 00:14
Konu Klasör Küba devriminin 57'nci yılında İzmir'de üç etkinlik umut 0 1394 06.01.2016- 08:49
Konu Klasör Ölümünün 90. yılında Ekim Devriminin önderi Lenin abbas 15 8937 28.01.2014- 17:26
Etiketler   Proletarya,   devriminin,   sosyalizmin,   iradesi
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS