SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 31.08.2020- 09:17


Üstteki yazının bulunduğu linki eklememize rağmen yazarın adını eklemeyi unutmuşuz. İzge GÜNAL. ve yazar Mustafa Suphi'nin öldürülmesi olayında ANKARA'yı işaret etmektedir. Bu başlık konusunu daha önce yazıyazforum'da da tartıştığımızı hatırlıyorum. Ben de İzge Günal gibi Mustafa Suphi konusunda emrin doğrudan Mustafa Kemal tarafından verilmiş olabileceğini düşünüyordum. Dönemin en güçlü öznesinin dahli olmadan böyle bir olayın gerçekleşme şansının olmadığı bana akla yatkın geliyordu. Hatta bu konuda yazıyazforum'da bir arkadaşımızla da uzunca tartışmalar gerçekleştirmiştik. Adını şimdilerde hatırlayamadığım o arkadaş Mete Tuncay'ın kitaplarını referans göstererek Atatürk'ün konuyla bir ilgisinin bulunmadığını iddia etmişti. Bir sonuca ulaşamadan tartışma noktalanmıştı. Sonrasında M.Kemal'in konuyla doğrudan ilgisinin bulunduğu bir metin veya kanıtın hiç bulunmadığını da fark etmiştim. İzge Günal'ı olayda Ankara'nın doğrudan sorumluluğu ve emri olduğu çıkarsamasına yönelten olaylar zincirinin doğrudan Atatürk'le ilişkilendirilmesini gerektirmeyeceği şeklinde de yorumlanabilir. Çünkü dönem kaotik bir dönem ve Enver Paşa ve Kazım Karabekir de dahil pek çok öznenin işin içinde olması da pekala mümkündür. Sanırım önceki açıklamalarda değinilmiştir; M.Suphi'nin Enver Paşa ile arasında sürekli bir husumet olduğu gerçeği var ve Enver Paşa Suphi ile M.Kemal arasında bir yakınlaşma olmasını istemiyor. Bir çıkarım yapılacaksa böyle bir çıkarımla da bu katliam ilişkilendirilebilir. Sonra M.Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz'de öldürülmesi için mutlaka dönemin en güçlü öznesi olan M.Kemal'in emri olması mı gerekiyor? Hiç sanmıyorum. Dönemin kaotik yapısı birilerinin durumdan vazife çıkarması sonucuna da yol açmış olabilir. Yazıyazforum'da tartıştığım ve adını şu an hatırlayamadığım arkadaşıma daha sonra hak vermiştim.

Geçenlerde elime Yalçın Küçük'ün SIRLAR kitabı geçti. ( İthaki yayınları ) Orada Suphi başlığında bu konuya   değinilmiş. Yalçın Küçük her zamanki titizliği ile ulaşabildiği kadar dönemsel kaynaklara da ulaşarak Mustafa Suphi olayını irdelemeye çalışmış. Öncelikle Kurtuluş Savaşı'nın Anadolu'da başarıya ulaşmasının yolunun Bolşevik politikalarla karşı karşıya gelmemek olduğunun altını çiziyor. Atatürk'ğn düşüncesi bu. Ve bu yüzden Enver Paşa ile sürekli ters düşüyor. Enver Paşa'nın SSCB'yi rahatsız edecek siyasi hedeflerini doğru bulmadığını sürekli yineliyor. Hatta Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa'nın Sovyetlere karşı siyasetinden de rahatsız olarak Kazım Karabekir'e telgraf çekerek Nuri Paşa'nın tutuklanmasını istiyor. Bu konularda kitapta geçen bölüm şöyle:

Kemal Paşa ile Enver Paşa arasındaki mektuplaşmalardan; ''...mektupta Kemal Paşa'yı önemle anlatan ve bu açıdan son derece önemli bulduğum bir ...paragraf yer alıyor: burada Paşa ''Dikkatlerden uzak tutulmaması diğer önemli nokta kalır ki'' demekte ve bunu ''Türkistan, Afganistan ve Acemistan gibi ülkeierde görünen milli hareketlerin birleştirilmesi, düzenlenmesi ve büyük Hind'e varacak çalışma ve uygulamaların ve bunlara rehber alınacak emel ve amaçların, Rusları kuşku ve kaygılara sevk etmesi için pan-islamizm şekil ve esaslarından ve bunların açıklanmasından kesinlikle kaçınılması'' olarak tarif etmektedir. Bunun Azerbaycan'da Sovyet düzenini yıkmak isteyen güçlerle birlikte hareket ve isyanlar düzenleyen Enver'in kardeşi Nuri Paşa'nın derdest edilmesi emriyle tam bir tutarlılık içinde olduğunu görmemek imkansızdır.''( Sayfa 1409

Yalçın Küçük'ün kitabında konuyla ilgili pek çok kaynak ve dolayısıyla çıkarım/yaklaşım var. Konuyla ilgilenenler için yararlı bir kaynak olduğunu söyleyebilirim. Azerbeycan kaynaklarına da başvuruyoru Yalçın Küçük.   Azerbeycan Büyükelçisi Abilov'un açıklamalarında Atatürk'ün Sovyetler ile dostluğu çok önemsediğinin altı çiziliyor. Yine bu Azerbeycan diplomatik kaynaklarına göre bizzat M.Kemal' dayandırılarak Ankara'da gücün üçe ayrıldığı belirtiliyor. Kitapta konu şöyle geçiyor:

''Önce bir din adamları grubu var. Paşa, bunlar içinde hem savaşçıların ve hem de barışçıların bulunduğunu kaydediyordu. İkinci güç batıcılardır; paşalar ve Sovyet karşıtları bu grubu oluşturmaktadır. Üçüncüsü, Kemal'in üçüncü grup dediğidir. Batı devletleriyle anlaşma yollarını aramakla birlikte ''Sovyet cumhuriyetleriyle dostluk ve kardeşliğe hiçbir şekilde zarar'' vermek istemediğini, yine Kemal Abilov'a ,fade ediyordu. Bu grup mecliste yönetici durumunda bulunmaktadır ve başında da ben bulunuyorum.''

Yalçın Küçük kitabında farklı şekilde yorumlanacak değerlendirmeler de var. Onlara daha sonra gelebiliriz. Şunu söylemek istiyorum. M.Kemal Anadoluda Milli Mücadelenin güçlü paşasıdır ama bu konuda ''kollektif'' bir gücün lideri değildir. Hem Ankara ve hem de Anadolu'nun çeşitli yerlerinde farklı güç odakları da mevcuttur. M.Kemal'in o dönemdeki genel tavrının Suphi olayındaki sonuçla pek bağdaşır yanı bulunmamaktadır. M.Suphi ve 14 yoldaşımızın Karadeniz'de boğdurulmalarının riski çok büyüktür ve Anadolu'daki Kurtuluş Savaşı'nı tehlikeye atacak bir potansiyel taşımaktadır. Bu koşullarda Ankara'nın ( Mustafa Kemal'in) böyle bir risk alarak kurtuluşu   tehlikeye atması çok akılcı bir karar gözükmemektedir.





Bu ileti en son melnur tarafından 11.09.2020- 21:05 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.276
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

29 kere teşekkür edildi.
21 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2020- 22:39


Yalçın Küçük Hoca'nın SIRLAR kitabında ve SUPHİ başlığına devam edildiğinde Hoca'nın başka bir yaklaşımına da rastlıyoruz. Yalçın Küçük burada Mustafa Kemal'in Anadolu'da ''komünist ve komünizan güçleri tasfiyeye'' yöneldiğinden söz ediyor. Batıda İsmet Paşa'nın Ethem kuvvetlerini, Doğu'da da Kazım Karabekir'in Suphi ve Yoldaşlarını tasfiyesini Anadolu'daki kurtuluş sürecinde tek otorite olma isteği ile ilişkilendiriyor. Bu yorumuyla da Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmesi olayının doğrudan Ankara hükümetinin parmağı olduğu konusuna kapı aralıyor.

Benzer yorum, yazarının belli olmadığı Sosyalist Yayınlar tarafından yayınlanmış ''Mustafa Suphi, Yaşamı, Yazıları, Yoldaşları'' kitabında da var. Kitapta önce genel bir değerlendirme yapılmış; şöyle:

''15'ler katliamını yapan çetenin elebaşının Trabzon'da kayıkçılar kahyası Yahya olduğu biliniyor. Ancak kimin öldürttüğü konusu üzerinde hala birbirine zıt yargı ve yorumlar ileri sürülmeye devam ediliyor. Kimisi Lenin öldürttü derken, kimisi de   Stalin öldürttü iddiasını ileri sürüyor. Bazıları Enver Paşa derken bazıları da Kazım Karabekir Paşa'dır, diyor. İddia ve imalarda bulunuyor. Bazı yayınlarda da katilleri Türkiye Burjuvazisi'dir, genellemesi yapılıyor. Bazı yazarlar da öldürme emrinin Ankara Hükümeti'nden ve bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından verildiğini yazıyorlar. Kimilerine göre Mustafa Kemal Paşa öldürme emrini Kazım Karabekir Paşa'ya verdi ve işi takip edip, Yahya Kahya'ya infaz emri veren Kazım Karabekir'di. Kimilerine göre ise Yahya Kahya'ya öldürme emri bizzat Mustafa Kemal tarafından verilmiştir.'' ( Sah.20)

Kitap bu konuda bana ön yargılı geliyor. Bu kadar yorumdan sonra Yalçın Küçük'ün tasfiye gerekçesine sığınıp emrin Atatürk tarafından verilmiş olabileceğini söylemesi çok inandırıcı değil. Hakkını yemeyelim, kitapta ayrıca Mete Tuncay'ın görüşlerine de yer verilmiş. Şöyle deniliyor:

''Yıllardır bu konularda araştırmalarda bulunan Mete Tuncay ise son yazılarından birinde kanaatini   şöyle özetliyor. 'Birçoklarının tersine, Mustafa Suphi'ler cinayetinin Atatürk'ün bilgisi dışında işlendiği kanısındayım. Konuyla ilgilenmeye başladığımdan beri böyle bir sezgim var ve şimdiye kadar da kanaatimi değiştirecek bir kanıt bulamadım.'' ( Bilim ve Sanat, S.8. Ağustos 1981, sy.26)

Mete Tuncay'ın bu konuda oldukça kapsamlı bir araştırma yaptığı biliniyor. Öldürme emrini kim verirse versin bu konuda en küçük bir kanıta rastlamadığını söylüyor. Kendi kanaati, ''...cinayet planını Kazım Karabekir, Vali Hamit Bey ve Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti'nin hazırladıkları'' yönünde.

Kazım Karabekir'e emrin Mustafa Kemal tarafından verilmiş olabileceği iddiası da bana çok doğru gelmiyor. Kazım Karabekir'in anılarında bir bölüm var ve o bölümde Kazım Karabekir Paşa Mustafa Kemal'in Bolşevizme yakınlık duyduğunu ve Bolşevizmin Anadolu'da uygulanabilir olduğunu söylediğini ve kendisinin de bundan çok üzüntü duyduğunu anlatır. Sanırım öldürme emri Mustafa Kemal'den gelse, Karabekir Paşa böyle bir yorumda bulunmazdı.

Mete Tuncay'ın Alan Yayıncılık'tan çıkan ''bilineceği bilmek'' adlı kitabında Mustafa Suphi ile ilgili bir bölüm var. Yazar orada Kemal Tahir'in bu konudaki iddiasına yer veriyor önce; Kemal Tahir Mustafa Suphi'nin öldürülmesini yakın arkadaşlarına şöyle anlatıyor:

''Lenin ve Stalin, Asya Üretim Biçimi kuramının savunucusu, Türk ve Müslüman topluluklarının özgürlüğü yanlısı ve Moskova Üniversitesi Rektörü Sultan Galiyev'in özel sekreteri Mustafa Suphi'yi, para yardımı karşılığında Mustafa Kemal Paşa'ya boğdurtmuştur.'' (sah.72)

Saçma!

Mete Tuncay bu yorum için ''Kemal Tahir'in tarihi romanlarında olduğu gibi, bu söyleşilerinde   de Marksist tarih görüşü değil, komplocu polis hafiyesi mantığı egemendir.'' diye kestirip atıyor. (sah.76)
( Kemal Tahir'in   yorumu zamanın Milliyet gazetesinde 'Kemal Tahir'in söyleşileri'' adıyla yayınlanan bir yazı dizisinde geçiyor.-melnur)

Evet, Suphi'yi kimin öldürdüğü belli ama, emrin kimin tarafından verildiği konusu hala belirsiz. Bu yüzden emri kimin verdiği konusunda kesinlikli tavırlardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.










Bu ileti en son melnur tarafından 12.09.2020- 06:31 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Mustafa Suphi ve 15’ler… proleter 2 3386 28.01.2015- 19:51
Konu Klasör Mustafa Kemal bir devrimcidir. kemalist 34 13490 13.12.2014- 18:49
Konu Klasör Mustafa Kemal'e selam... melnur 5 3370 19.05.2019- 13:45
Konu Klasör ''Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!'' melnur 2 1462 27.04.2018- 22:53
Konu Klasör Mustafa YALÇINER... melnur 0 3 02.05.2020- 20:43
Etiketler   Mustafa,   Suphiyi,   kim,   öldürdü
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS