SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Elitizm           (gösterim sayısı: 824)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
umut
[ umut yarın ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.105
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: umut
Konu Tarihi: 12.02.2015- 11:00


Elitizm

Tunç Sipahi



Elitizm arandığı yerde karşınıza çıkmayabilir. Ama, ilginçtir, bazen aranmadığı yerde bulunabilir –ya da bulunduğu düşünülebilir. Kısa bir gözden geçirme yapalım. 27 Mart 1922, XI. Kongre’ye okunan Merkez Komite Siyasi Raporu’ndan:


Ülkemizin sosyal ve ekonomik koşulları gerçek proleterleri fabrikalarda çalışmaya ikna   edecek durumda mı? Hayır. Marx’a göre bu doğru olmalı ama Marx Rusya hakkında yazmadı. Marx, 15. Yüzyıldan başlayarak, genel olarak kapitalizm hakkında yazdı. Söyledikleri altı yüzyıllık dönem için doğru; ama bugünkü Rusya için doğru değil. Büyük sıklıkla, fabrikalarda çalışanlar proleter değiller; her türden keyfe keder unsurlar. (Lenin)

NEP’in ilk şaşkınlığı ortalığı sarmışken ve Kronstadt isyanının anısı canlıyken söylenmiş sözler. O sırada Bolşevik saflardaki statüsü tartışmalı olan İşçi Muhalefeti lideri Shliapnikov, konuşmanın hemen arkasından, Lenin’i “var olmayan bir sınıfın öncüsü” olarak tebrik ettiği zaman partililerin alkışladıkları not ediliyor. 1923’te, Lenin’in hastalığı nedeniyle katılamadığı XII. Kongre’de, Kamenev ve Zinoviev, Lenin’in bir yıl önceki sözlerinin etkisini hala nötrleştirmeye çalışmaktadırlar. Zinoviev’e göre” işçi sınıfının deklase olması artık geçmişte kalmış bir konudur”.

Bu bir düzeltmeydi: Lenin’in (I. Dünya Savaşından) “savaştan kaçmak için fabrikalara gelen proleter olmayan unsurlar” ifadesinin 1917’deki işçi sınıfını bile “deklase” olarak yorumlaması anlamına geldiğini gördükleri ve bu kadarı Lenin kadar prestijli bir lider için bile “aşırı” sayılacağı için. Ama konu sadece Lenin değil: Kronstadt sonrası çeşitli Bolşevik çevrelerde “işçi sınıfının deklase olduğu” tezinin yaygınlaştığını unutmamak lazım.

Ancak bu kadarla kalmıyor. Lenin lafını sakınmayan, o manada gerekirse “aşırılıktan” kaçmayan bir lider. Yine aynı rapordan, aynı gün:


Gücümüz nereden geliyor ve eksik olan ne? Yeterince siyasi gücümüz var... O zaman ne eksik? Açık ki idari pozisyonlardaki komünist tabakanın kültürü eksik. (Lenin)

Burada söylenen sadece “okumuyorlar” anlamına gelmiyor elbette: Devamında Lenin, Moskova Tüketici Kooperatifi Derneği ve Dış Ticaret Komiserliği görevlilerinin şikayet edilemeyecek, mükemmel komünistler olduklarını, ama yüzde 99’unun işleri yönetecek “kültürden” yoksun olduğunu bildiriyor.   NEP’in ilk yılında durum budur: “Deklase bir işçi sınıfı”; “kültürsüz” bir komünist idareci tabakası; “idare etme yeteneğinden yoksun”; “idare ettiğini sanıyor ama aslında idare ediliyor”; “ekonomiyi yönetemiyoruz”.

Başka sayfa açalım. 1923-24 yıllarında işçi sınıfı kökenli ve partili üniversite öğrencileri hakkında “yoz ve deklase” ifadesinin kullanılması yaygın. Olay Pravda’daki ithamlardan ibaret değil: Daha yukarıdan geliyor çünkü başlangıçta öğrencilere dekadan demek üniversite hücrelerinin Troçki’ye meyletmesiyle doğrudan ilgili. Fakat bununla kalmıyor: 1923-28 arası özellikle işçi sınıfı kökenli ve partili öğrencilere yönelik eleştiriler aynı tonda devam ediyor. Elbette öğrencilere de sormak lazım ve soruluyor; Gelman, Batkis, Kliachkin, Lass anketleri, Sverdlov Komünist Üniversitesi komsomol öğrencilerinden Odessa tıp fakültesine kadar, konuyu araştırıyor. Öğrencilere göre serbest aşkı savunanlar sadece yüzde 10 –Çarlık dönemindeki 1904 anketine göre çok daha düşük- ve sorunlar büyük. Stres, aşırı çalışma, yeterli kalori alamama, evlilerin aynı evde kalmalarını sağlayacak imkanların olmaması ve bu faktörlere bağlanan cinsel sorunlar, mesela geçici empotans durumları. Sverdlov’da öğrencilerin yüzde 80’inin 16-26 yaş aralığında olduğunu eklemek lazım. Yine de parti liderliği suçlama ve eleştirilerini eksik etmiyor.

1922’ye dönersek, Bolşevik entelektüellerin partide fazla ön planda ve üst görevlerde olduklarını düşünen işçi kökenli Bolşevikler var. Lenin’in “bu adı haketmiyorlar” dediği İşçi Muhalefeti ilk örnek. Entelektüel avı denemezse de, parti içinde partili entelektüelleri rahatsız etmek az rastlanan bir durum değil. Taşra Bolşevikleri arasında yer yer (Bolşevik) “entelektüelleri dövün” sloganının atıldığını da hatırlamak gerekebilir, ki Çarlık döneminin “Yahudileri dövün” sloganına benziyor. Elitizme tepki mi, yoksa başka bir durum mu var?

Daha da açılıp kurumlara ve topluma doğru gidersek, Buharin’e göre 1924 yılında üniversitelerde komünist profesör yok. Partiye göre de ne sosyal bilimlerde Marksizm anlatılıyor, ne de “burjuva uzmanlara” güvenilebilir. “Menşevikler ve eski rejimden devralınanlar dışında hoca yok” saptaması 1926’da sosyal bilim bölümlerinin çoğunun kapatılmasına yol açıyor. Partinin, köylü kökenli partilileri gerçek komünist saymama eğiliminin daha da yaygın olduğunu ve sayısal açıdan çok daha büyük bir kitleyi kapsadığını zaten vurgulamak lazım. Algı hala şu mudur? Lenin, 1922: “Komünistler okyanusta bir damladır”.

Elitizm mi, değil mi? “Kültür” ve “beceri” konularına dönebiliriz. 1927 yılında partililerin yüzde 56’sı partiye katıldıklarında işçi olarak çalışıyorlardı. Kadroların da yüzde 44’ü işçi kökenliydi. Fakat bunu da doğrudan sanayi işçisi olarak düşünmemek lazım: Ağırlık sağlık, eğitim ve sosyal yardım sektörlerinde. Bunlar tüm SSCB’yi yüzde 100 kapsayıcı sayılar değil ama temsil yeteneği taşıyorlar. Daha önemlisi şu: Kadroların formel eğitim yılı 3-4 idi. Her durumda, ortalama kadro ancak ilkokul mezunu sayılabilir.

Üniversitelerdeki –özellikle işçi kökenli- komünist öğrencilerin yukarıda işaret edilen zorluklarının bir bölümünün nedeni (stres, aşırı çalışma vb) üniversite öncesi eğitimlerinin normal şartlarda üniversiteye alınmalarına uygun olmamasıydı. Lise mezunu olmadan üniversiteye alınanların önce açığı kapatmak, sonra normal dersleri başarmak gibi eş anlı görevleri bulunuyordu. Bu konu, sınavsız kabul edilen komünist ve işçi kökenli öğrenciler sınıfta kalmasınlar diye üniversite akademik standartlarının ne kadar “esnetilebileceği”, 1926’nın konusuydu. Fazla esnetmeme kararı alındı denebilir.  

Bu şartlarda Molotov’un 1928 yılındaki konuşması bir işaret fişeğidir: “Sanayide sadece 138 (yüzotuzsekiz) komünist mühendis çalışıyor”. Nitekim Stalin, 1928-32 arası 100.000 partiliyi –38 yaş üst sınır olmak üzere- sanayiden ve parti görevlerinden alarak teknik üniversitelere gönderdi. 23 Haziran 1931’e bakalım;      


Bize sıradan idareciler, sıradan teknisyen ve mühendisler gerekmiyor. Bize ülkemizin işçi sınıfının politikasını kavrayabilecek, bu politikayı özümseme kapasitesine sahip ve bilinçle uygulayabilecek şefler, mühendis ve teknisyenler lazım. Bu ne demektir? Bu, ülkemizin işçi sınıfının öz entelektüel üretim teknisyenlerini, üretimde işçi sınıfının hakim sınıf olarak çıkarlarını savunabilecek olanlarını, oluşturabilecek bir gelişme evresine girdiği anlamına gelir... Bir tek hakim sınıf bile öz intelligentsia’sı olmadan yönetememiştir. (Stalin)

Teknik ve idari becerisi olan önderlerden bahsediyor ama bunlara entelektüel diyor. Aynı konuşmada Stalin “Bazı yoldaşlar sırf partili oldukları için fabrikalarda yönetici pozisyonuna geleceklerini düşünüyorlar... Bu kadar aptalca ve gerici bir politika olamaz, eğer buna politika denirse” de demektedir. Dört yıl sonraysa, meşhur 4 Mayıs 1935 konuşmasında, “Kadrolar her şeye karar verir” diyecektir. Geçmişteyse “her şeye karar veren” teknik idi. İlki elitizm mi? “Niteliksiz unsurları sırf partili oldukları için sanayide üst görevlere atamam; partisiz ama nitelikli olanlara yolu açarım” diyor. Peki, ikincisi elitizm mi? Kadrolar açısından değil. Kadro olmayanlar açısından? Örneklere devam edilebilir.

Elitizm teması gram özgül ağırlık taşımayan, ama geçmişi ve karşımıza çıkma potansiyeli her daim var olan bir tema. Düalinde popülizm var; ona da bakacağız. Batı’nın periferisinde bulunan her coğrafyada popülizm, her şeyden önce kültürel bir tartışma konusu olarak, mevcut olmuştur. Lakin açık söylemek lazım: Elitizm/popülizm çifti açıklayıcı bir kavram bileşimi değil. Betimleyici diyebiliriz. “Sosyal bir elitin” oluşumu teması ayrı: Bunu Fred Nadel ve Bourdieu’den beri biliyoruz.

Ayrıca elitizm konusu tuhaftır. Ararsın bulunmaz, aramazsın bulunur.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Benzer konu yok
Etiketler   Elitizm
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS