SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.799
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

40 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 18.03.2021- 17:24


Paris Komünü 150 yaşında: Tarihin ilk işçi iktidarı

Tarihin ilk işçi iktidarı Paris Komünü 150 yaşında... 70 günlük kısa ömrüne rağmen insanlığın eşit geleceğinin ilk işaret fişeği, bıraktığı mirasla yolunu aydınlattığı bir deneyim oldu.
Resim Ekleme

Bugün 18 Mart 2021. Bundan tam 150 yıl önce 18 Mart 1871 günü Paris’te öyle gelişmeler yaşandı ki, olaylar dünya çapında yankı buldu ve gündeme oturdu. Ne olmuştu pekiyi 18 Mart günü?

Parisli işçiler ve emekçiler, ülkeyi 1870 yılında Prusya karşısında fetih savaşına sürükleyip yenildikten sonra da düşmanla iş birliği yapan, ülkenin başkentini yağmaya açan burjuvaziye karşı ayaklanmıştı. Kentte iktidarın halka geçtiğini ilan eden Komün, emekçi halktan yana çok çeşitli uygulamaları yürürlüğe koymuştu. Yapılan uygulamalar arasında şunlar en dikkati çeken uygulamalar olmuştur:1

Fırın işçileri için gece çalışmasının kaldırılması
Patronların keyfî ceza sisteminin kaldırılması
Yaşamak için asgari ücret güvencesi sağlanması
Meşru olan-olmayan çocuklar arasındaki ayrımın kaldırılması
Kilise ile devletin ayrılması. Din işleri bütçesinin kaldırılması
Kilise mallarının ulusal mülkiyete dönüştürülmesi
Zorunlu ve parasız laik okul
Parasız adalet
Seçilenlerin görevden geri alınabilmesi
Yargıç ve yüksek görevlilerin seçimi
Sürekli ordunun kaldırılması yerine silahlı halkın geçirilmesi.

İktidarı ve onun getirdiği sınıfsal ayrıcalıkları kaybetmek istemeyen Fransız burjuvazisi derhal karşı-saldırıya geçmiş, önce düşman olarak ilan ettiği yabancı ülke ordularını ülkeye sokmuş, sonrasında da şiddetli bir kara çalma politikası yürütmüştür. Eli kanlı katiller olarak tasvir edilen “Komüncüler” yalan haberlerle işlemedikleri suçlardan dolayı itham edilmiştir.

Resim Ekleme
Komüncülerin infaz ettiği öne sürülen komutanlar. Fotoğrafın sahte olduğu ortaya çıkmıştır.

Parisli işçiler, bir yandan ölüm kalım savaşı verirken öte yandan modern insanlık tarihinde bir ilk olan işçi iktidarında çeşitli kararlar alıp uygulamaya başlıyordu. Parisli patronlar tarafından terk edilen fabrikalar işçiler tarafından yönetilmeye başlandı. Emekçi çocuklarının ücretsiz ve bilimsel eğitim alabilmesinin önü açıldı. İktidar çevrelerini destekleyerek emekçileri baskı altında tutan kilisenin elindeki güç alındı. Halkın temsilcileri gerektiğinde "geri çağırma" usulüne göre seçildi.

“Sosyal-demokrat hamkafa son zamanlarda proletarya diktatörlüğü sözünün söylendiğini duymakla yararlı bir teröre kapılmıştır. Eh peki, baylar, bu diktatörlüğün neye benzediğini bilmek ister misiniz? Paris Komününe bakınız. Paris Komünü, proletarya diktatörlüğü idi.” Friedrich Engels

Komün deneyimi, siyasetçiler ve tarihçiler tarafından yoğun bir şekilde tahlil edilmiş, attıkları başarılı adımların yanı sıra yapmadıklarıyla da ele alınmışlardır. Marx, Engels ve Lenin, Paris Komünü’ne koşulsuz destek vermiş, özellikle atılmayan adımlara veya yapılan yanlışlara dikkat çekmişlerdir. Bu anlamda Paris Komünü deneyimini gelecekteki işçi iktidar denemeleri için laboratuvar olarak görmüş ve dersler çıkartmışlardır. Bunlardan en önemlisi Paris Komünü’nün iç örgütlenmesinin daha sağlam kurulması ve ortaya çıkan işçi sınıfı iktidarının sınıf karşıtlarını hızla ezmek için tutuk davranmasıdır. Ayrıca özellikle Fransa Merkez Bankasındaki kaynakların kaçırılmasının engellenmemiş olması da yapılan hatalar arasında sayılmaktadır.

“Tarihsel ve evrensel planda, ‘Sovyetler iktidarı’ proletarya diktatörlüğünün gelişmesinin ikinci adımı, ya da ikinci evresidir. Paris Komünü, onun ilk adımı idi.” Lenin

Ancak her türlü eksiği ve hatasına rağmen komüncüler memleketlerinden işgalci orduları ve işbirlikçi burjuvaziyi kovmak için çok önemli bir irade göstermiş, tarihteki ilk işçi iktidarını 70 gün de olsa yaşatmayı bilmiştir. Paris Komünü’nün ardından başarılı ilk işçi iktidarı deneyim olan 1917 Ekim Devrimi ile Bolşevikler ve Rusya topraklarındaki emekçiler bugün insanlık tarafından özlemle anılan başarılara imza atmıştır. Günümüzde artık küresel olarak krize girdiği çok açık olan ve insanlığa vaat edeceği hiçbir şey kalmamış olan kapitalizmin alaşağı edilmesi için komüncülerden öğrenilecek çok şey var…

Resim Ekleme
Napolyon döneminde dikilen ve imparatorluk simgesi olduğu için yıkılan Vendôme sütunu

Resim Ekleme
Nisan 1871’de Paris barikatları

Resim Ekleme
Komüncülerin son olarak direndiği ve ele geçirildikten sonra kurşuna dizildikleri Pera Lachaise Mezarlığındaki anma plakası

Resim Ekleme
Komünün yenilgisi sırasında öldürülen Ulusal Muhafızlar

Komün şarkıları
Paris Komünü geriye elbette sanatsal anlamda da birçok şey bıraktı. Bunların en güzellerinden bir kısmı şarkılar ve marşlar olarak bugüne kadar geldi.

İlk akla gelen Kiraz Zamanı isimli şarkı. Şarkının öyküsü şöyle: Jean Baptiste Clément, bir şair ve komüncü. 28 Mayıs 1871 günü Fontaine-au-Roi sokağındaki barikatta çarpışıyordu. Sadece birkaç kişiydiler. Bunların arasında Louise adında yirmi yaşlarında bir de kız vardı. Kendisine Saint-Maur sokağının hastabakıcısı diyordu. Diğer komüncülerin ısrarına aldırmadan sonuna kadar orada kaldı. Sonrası meçhul. Clément şarkıyı bu kadına ithaf etmiştir.

Şarkının sözleri şöyle:

Kiraz Zamanı (Le Temps De Cerises)

Neşeli bülbül ve alaycı karatavuk da
Olacak şölende
Güzeller
Güneşin aşıkları
Deliye dönecek
Kiraz zamanı şarkısını söylediğimizde
Alaycı karatavuk daha güzel çalacak ıslığını
Ama kısadır kiraz zamanı
Sevgilimizle düşler kurarak toplamaya gittiğimiz
Salkım küpeli
Yaprakların altına bir kan damlası gibi düşen
Aynı elbiseli aşk kirazları
Ama kısadır kiraz zamanı
Düşler kurarak topladığımız mercan küpeler
Kiraz zamanındaysanız eğer
Ve korkuyorsanız kederli aşklardan
Sakının güzellerden
Dayanılmaz acılardan korkmayan ben
Yaşayamayacağım bir gün acı çekmeden
Kiraz zamanındaysanız eğer
Acılı aşklarınız da olacak
Seveceğim daima kiraz zamanını
Kalbimde açık bir yara gibi taşıdığım o zamanı
Ve talih, bana sunduklarıyla
Asla dindiremeyecek acımı
Seveceğim daima kiraz zamanlarını
Ve kalbimde sakladığım anısını


Çeviri: Güven Güner



Bazı şarkıları ise komüncüler de kendilerinden öncekilerden devraldılar. Bunların arasında ilk akla gelenlerden birisi Karmanyol isimli danslı şarkıdır. Bu şarkı aslında Fransız Devrimi’nin bir ürünü, kral ve kraliçenin giyotine gönderilmesini anlatıyor. Komün günlerinde bu şarkının söylenmesi burjuvalar için komüncülerin niyetinin ciddiliğinin göstergesi olmuştur. Şarkının adı aslında İtalya’ya dayanıyor. Karmanyol Piyemonte köylülerinin giydiği kısa bir ceketin adı. Fransız Devrimi’nde donsuzlar (sans-culottes) bu giysiyi giyiyor. Giysi eşitliğin ve kardeşliğin sembolü haline geliyor ve bir dansa da adını veriyor.

Karmanyol 1789’dan sonra da bütün siyasi mücadelelerde kullanılıyor. Komüncüler de keyifle söyleyip dans ediyor. Hatta halen kullanımı devam ediyor internette Macron için uyurlanmış versiyonu bile bulunuyor! Bu çerçevede elbette sözleri de sürekli değişiyor, uzayıp kısalıyor. Aşağıda aslına uygun bir versiyonunu paylaşıyoruz.

Karmanyol

Madam Veto ant içmişti
Bütün Paris'i boğazlamaya
Yemin etmişti
Ama topçularımız çıktı ortaya
tutamadı yeminini Madam Veto
Haydi dansa haydi Karmanyolaya
Topların sesi
Sen çok yaşa
Sen çok yaşa topların sesi
Haydi dansa haydi Karmanyolaya
Mösyö Veto ant içmişti
Sadık kalacaktı ülkesine
O tutmadı yeminini
Biz de tanımayız merhameti
Antoinette (Antuanet) kararlıydı
Kıç üstü oturtacaktı bizi
Ama işte beceremedi
Kendisi kapaklandı tepe üstü
Kocası galip sanırken kendini
Bilmedi bizim değerimizi
Hadi Louis (Lui) mızmız bebe
Anca gidersin tapınaktan kuleye
İsviçreliler ant içmişti
Sıkacaklardı arkadaşlarımıza
Ama sonunda onlara oldu olanlar
Dans ettiler durdular
Antoinette görünce kuleyi
Çark edecekti gerisin geri
Kalbini ağrı tuttu
Onursuzluktu hastalığı


Komün'ün 150. Yılı
Tarih ve Gelecek programının son bölümünde 150. yılı dolayısıyla Paris Komünü ele alındı. Komün nasıl ortaya çıktı, neleri başarı, neleri başaramadı? İnsanlığa ne miras bıraktı? Marx, Lenin, Engels Komün hakkında ne söylediler? İzlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayın:



https://sol.org.tr/haber/paris-komunu-150-yasinda-tarihin-ilk-isci-iktidari-28180



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.799
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

40 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.03.2021- 04:14


İşçilerin yönetimi ele aldığı, eşitliği, özgürlüğü, laikliği ve adaleti kıskançlıkla savunduğu, bir emekçi cumhuriyetinin anısını temsil eder 1871 Paris’i.

 
Yaşasın Komün! - BURÇAK ÖZOĞLU

Bundan tam   yüz elli yıl önce dün, yani “18 Mart sabahı, Paris şu gökgürültüsü ile uyandı: Vive la Commune/Yaşasın Komün! “

Fransa, Almanya ile savaşında ağır bir yenilgiye uğramış, “ulusal görev ile sınıfsal çıkar arasındaki çatışmada” duraksamadan tarafını seçen ve bir “ulusal ihanet hükümetine” dönüşen Ulusal Savunma Hükümeti, teslim anlaşması imzalamıştı. Bununla da kalmamış, Paris’teki silahlı işçi birliklerine silahsızlanma çağrısı yapmış ve 17 Mart’ta orduyu üstlerine yollamıştı.

Savaştan yorgun, açlıktan bitap, tek dertleri köylerine geri dönüp topraklarına kavuşmak olan Fransız askerleri ayaklarını sürüye sürüye girdiler Paris’e.

Tüm bunlar olup biterken, Paris’li madamlar mösyöler, biraz endişe biraz da merak içerisinde süslü salonlarından Paris sokaklarını izliyorlardı. Başlarına geleceklerden korkuyorlar, ama öte yandan generallerine de güveniyorlardı.

“Peki ama Komün, burjuva sağduyusunu böylesine tedirgin eden bu sfenks, “ neydi?

“...Başkent proleterleri’, diyordu 18 Mart günlü bildirgesinde Merkez Komitesi, ‘yönetici sınıfların güçsüzlük ve dönekliklikleri ortasında, onlar için kamu işlerinin yönetimini ele alarak durumu kurtarma zamanının gelmiş bulunduğunu anlamışlardır.’

...Ama işçi sınıfı mevcut devlet makinesini olduğu gibi almak ve onu kendi amaçları için kullanmakla yetinmez...”

Nitekim öyle de oldu,

“Komünün büyük toplumsal önlemi, onun öz varoluşu ve eylemi oldu. Özel önlemleri, halk tarafından bir halk hükümeti eğiliminden başka bir şey gösteremezlerdi. Örneğin, fırın işçileri için gece çalışmasının kaldırılması gibi; işverenler arasında yürürlükte olan, çeşitli bahanelerle yürürlükte olan, çeştli bahanelerle işçilerden cezalar keserek, ücretleri düşürmeye dayanan, ve böylece işverenin yasamacı, yargış ve yürütme gücü rollerini kendine topladığı, üstelik parayı da cebine indirdiği uygulamanın, ceza tehdidi altında yasaklanması gibi. Bu nitelikte bir başka önlem de, kapitalistleri ister sıvışıp gitmiş, ister işi durdurmayı yeğlemiş olsunlar, kapatılmış bulunan bütün atelye ve fabrikaların, karşılığı ödenmesi koşulu ile işçi birliklerine verilmesi oldu…”

Bundan tam yüz elli yıl önce, Paris’te “...basit işçiler, ilk kez olarak doğal üstlerinin, varlıklı sınıfların hükümet ayrıcalıklarına dokunma cüretini gösterip, eşi görülmemiş bir güçlük koşulları içinde, yapacaklarını gösterişsizce, bilinçlice ve etkilice yaptıkları zaman … esli dünya, Belediye Dairesi üzerinde dalgalanan, emek cumhuriyetinin simgesi kızıl bayrak karşısında öfke sarsıntıları içinde iki büklüm oldu”...

“Tuhaf şeydir… (İ)şçiler, nerde olursa olsun, kendi öz davalarını ele almaya görsünler; sanki kapitalist toplum, daha tüm çelişkileri gelişmemiş, daha bütün yalanları ortaya çıkmamış, daha pis gerçekliği gözler önüne serilmemiş de, henüz bakir suçsuzluğun en arı durumu içinde bulunuyormuş gibi, sermaye ve ücretli kölelik gibi iki kutbu… ile birlikte güncel toplum sözcülerinin tüm savunumlu lafazanlıklarının gürlediği hemen duyulur…”

Komünde de bu oldu.

“Her devrimde, onun gerçek temsilcilerinin yanına, bambaşka nitelikte adamlar da karışır; bunlardan bazıları büyük bir saygı ile bağlı bulundukları geçmiş devrimlerin kalıntısıdırlar… bilinen dürüstlük ve cesaretleri, ya da salt gelenek gücü ile halk üzerinde büyük bir etkiye sahiptirler… bazıları da... basit yaygaracılardır.

...Güçleri ölçüsünde bu adamlar işçi sınıfının gerçek eylemini engellediler… Bunlar kaçınılmaz kötülüktürler, zamanla bunlardan kurtulunur; ama işte Komüne bunun için zaman bırakılmadı…”

****

Bugün için Paris Komününü, yüzelli yıllık yoldaşları yazmak istedim. O günleri ve dönemi, en öz anlatandan, Marx’tan aktarmayı planladım, açtım yeniden okudum, orasını şöyle yazdım burasını böyle kısalttım, olmadı, kıyamadım kendi sözüme dökmeye ben de doğrudan alıntı ile aktarmaya karar verdim.

Yukarıda, tırnak içerisinde ve italik harflerle yer alan metinler, Karl Marx, Fransa’da İç Savaş, eserinden alıntıdır.1

Büyük ustanın her bir satırının bugün neredeyse birebir geçerliliğinin ve karşılığının bulunduğunu söylememe gerek var mı?

Dünyayı sarmış bu düzenin insanlığa yalnızca savaş, yoksulluk ve hastalık yaydığı, her alanda çürümenin, adaletsizliğin, ikiyüzlülüğün üzerimize çullandığı şu günlerde, işçilerin yönetimi ele aldığı, eşitliği, özgürlüğü, laikliği ve adaleti kıskançlıkla savunduğu, bir emekçi cumhuriyetinin anısını temsil eder 1871 Paris’i.

Yüzelli yıl öncesinin bambaşka bir coğrafyanın, yabancı bir dilinin, farklı kültürünün, üstelik de sadece iki iki buçuk aylık bir deneyiminin bugün bizim içimizi neden ve nasıl titrettiğini anlayamayanlar çıkabilir.

Sizlerle bir de bu tarihsel günleri bir de başka eserle paylaşmak isterim. Sovyet sinemacılar,   Grigori Kozintsev ve Leonid Trauberg’in 1929 yılı yapımı filmleri Новый Вавилон/Novyy Vavilon, Türkçesi ile Yeni Babil.

Louise ile Jean
Yeni Babil, Paris Komünü’nün öyküsünü, Fransa’yı ve tabi Paris’i o günlere getiren süreçten başlayarak anlatan, son derece etkileyici bir siyah beyaz sessiz tarihsel drama filmi.

Kozintsev ve Trauberg, filmde Marx’ın Fransa’da Sınıf Savaşımı 1848-50 ve Fransa’da İç Savaş eserlerinden ilham almışlar. Aslında sadece ilham almışlar denemez, bazı sahneler, tüyler ürpertici bir görsellikle bu eserlerin sayfalarının sahnelenmiş hali bile denebilir.

Filmin müzikleri de özel, Yeni Babil, Dimitri Şostakoviç’in ilk film müziği eseri. Benim ulaşabildiğim bilgiye göre, Şostakoviç’in bu eserinin film orkestrası dışında başka kaydı da yok.

Yeni Babil, ismini, Paris Komününün merkez mekanlarından biri haline gelmiş bir büyük alışveriş mağazasından alıyor. Baş kadın kahraman, Louise, Yeni Babil mağazasında tezgahtar olarak çalışan bir kentli emekçi.

Film aslında Louise’in sıradan bir emekçiden, yürekli bir direnişçiye, öncü bir işçiye ve nihayet onurlu bir kahramana dönüşmesinin etkileyici öyküsü. Bu öyküye bir de Jean’ın Louise’e olan aşkı ve vicdanı ile açlık, yoksulluk ve nihayet ölüm korkusu arasında kalan ezilmiş kişiliği eşlik ediyor.

Burjuvazinin, savaş çığırtkanlığı, görgüsüzlüğü, doymaz iştahı ve arsızlığını karikatürize eden sahneler ile başlıyoruz filme. Paris emekçilerinin zorlu çalışma koşullarında yoksulluk içerisinde ama onurlu yaşamlarıyla, egemenlerin kan ve kar hırsının açık çelişkisini görüyoruz.

Fransa’nın savaş yenilgisi ve Paris’te silahlanmış halkın üzerine ordunun sürülmesi sahnelerinde, Paris’li emekçi kadınların direnişe nasıl öncülük ettiği, direnişi, iktidara dönüştüren iradenin nasıl geliştiği gözlerimizin önüne seriliyor. Louise, öncülükte en ön saflarda cesaretle yer alırken, Jean ben artık daha fazla silah görmek istemiyorum, köyüme dönmek istiyorum diye ayak diriyor.

Film, Komünün kuruluşunu, işçi sınıfının yurtseverlik ve cumhuriyetçiliği, ikiyüzlü burjuvazinin elinden çekip alışını olağanüstü bir kurguyla işliyor. Bu bölümlerin bu kadar etkileyici olmasında Şostakoviç’in müziğinin katkısını da atlamamak gerekecek.

18 Mart sabahı olduğunu tahmin ettiğimiz bir sabah, Marx’ın “gökgürültüsü” benzetmesi, filmde işçilerin Paris sokaklarında Fransa ulusal marşını söylemesi olarak canlandırılıyor. Paris sokaklarında işçilerin, “İleri kardeşler vatan için ileri! Şan şeref günü geldi çattı işte!” diye marşa başladığını duyan burjuvalar, tüm ikiyüzlülükleri ve yaygaracılıklarıyla marşa eşlik etmeye kalkıyorlar. İşte burada devreye, yönetmenlerin kurgusu ile birleşen Şostakoviç ustalığı giriyor. Burjuvalar söze girmeye kalktığında La Marseillaise ezgileri şu meşhur Kankan dansına dönüşüyor. Halkın üzerine süngüleri ile yollanan askerler bu çelişkiyi ve karmaşayı korku dolu gözlerle izliyor.

Yeni Babil’in en güzel sahnelerinden bir diğeri ise, Komün kurallarının açıklanmasının ardından neşe ve mutluluk içinde işlerinin başına dönen kadın işçiler. Komüncüleri, hırsızlık, fahişelik, katillikle suçlamaya çalışanlara inat, kendi yönetimlerinde kendilerine ait işlerde çalışmaktan mutlu şarkılar söyleyen, kahkahalar atan kadınlar pek güzeller.

Filmin kurgusunda doğrudan Marx’ın eserinin yansıtıldığından bahsetmiştim. Dolayısıyla tüm bu anlattığım sahneleri kafanızda yukarıda yer verdiğim alıntılarla birlikte canlandırmanızı öneririm. Filmin sonunu da öyle.

Burjuvazinin, bir emekçi cumhuriyetinin bırakın varlığına fikrine dahi tahammülünün olmadığını, nasıl acımasızca ve kural tanımadan hatta ahlaksızca saldırdığını filmde de görüyoruz.

Komünün sahipleri, dostları ve düşmanları Louise ve Jean’ın aşk öyküsünün dramatik sonuyla ortaya seriliyor.

Jean, yakalanan komüncülerin arasında yer alan Louise’in davasını izliyor, bırakın ölüm fermanına isyan etmeyi, sonuçta sevdiği kadının mezarını kendi elleriyle kazması isteniyor, boyun eğiyor…

Peki Louise ne yapıyor bu acı ihanet karşısında derseniz, kendiniz izleyin derim, ama yine de yazayım.

“Yine görüşeceğiz Jean” diyor kahkahayla, yine görüşeceğiz!...

Yeni Babil filmi, hazin sonla bitmiyor, tıpkı yüzelli yıl öncesinin Komünü gibi, umutla, inançla devamı gelecek bir öykü gibi sonlandırılıyor.

Yaşasın komün!..

Yeni Babil filminin İngilizce altyazılı kopyasını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:



https://sol.org.tr/yazar/yasasin-komun-28248



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.799
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

40 kere teşekkür edildi.
33 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.03.2021- 18:10


Özgür ve onurlu bir yaşam: Paris Komünü 150 yaşında

İşçi sınıfının ilk kez kendi kaderini egemenlerin elinden aldığı, Karl Marx’ın deyimiyle “Göğü fethe çıkan Komünarların iktidarı” bugün tam 150 yaşında. 72 gün boyunca kadınlar Komün’ün önünde yer aldı, genel oy hakkı tüm halka tanındı. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı, laik fikirler tüm Paris’e yayıldı. Serveti paylaşmak istemeyen egemenler, Komün’ü kanlı bir şekilde bastırdı ancak Komün'ün 150 yıl önce yarattığı hayalleri hâlâ güncel, hâlâ cesur.

Resim Ekleme

Özde Çelikbilek

Paris Komünü, aradan 150 yıl geçmesine rağmen hâlâ tartışılmaya, dünya sosyalist hareketlerinin talep ettiği dünyayı anlatırken referans olarak gösterilmeye devam ediliyor.

18 Mart 1871 yılında kurulan Komün’ü, yetmiş iki gün boyunca işçiler yönetti. O zamanlar henüz hiçbir ülkede tam olarak tesis edilmiş olmayan genel oy hakkı tüm halka tanındı. Kadınlar barikatların en önünde yer aldı, özgürleşme mücadelelerinde bir adım daha attılar. İşçi sınıfı iktidarı, siyasal, kurumsallaşmış kiliseye karşı da büyük bir mücadeleye girişti. Kilise lağvedildi ve serveti kamulaştırıldı. Eğitim bedava yapıldı. Okullar devletin ve kilisenin hegemonyasından kurtarıldı.

Avrupa'nın ortasındaki bu işçi hükümeti, 28 Mayıs 1871'de Versailles orduları tarafından dağıtıldı. Egemenler bir komün daha olmaması için kanla bastırdı. Paris Komünü’nü bu kadar önemli kılan şey ise bugüne bıraktığı miras, geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor.

***

Komün idealleri yaşamaya devam ediyor

Prof. Dr. Taner Timur, Paris Komünü’ne dair sorularımızı yanıtladı.

Resim Ekleme

Tarihçi Prof. Dr. Taner Timur, 12 Eylül Darbesi’nin ardından Ankara Ünversitesi’ndeki görevinden istifa ederekçalışmalarını Paris’te sürdürdü. 19. ve 20. yüzyılın üç önemli devrimci kalkışmasını anlattığı
Devrimler Çağı kitabında, Paris Komünü’ne de ışık tutuyor.


► Paris Komünü neredeyse bir buçuk asırdır incelenmeye, tartışılmaya devam ediyor. Paris Komünü neden bu kadar önemli?
Bence nedeni açık. “Paris Komünü” denilince, zihnimizde tarihte benzeri olmayan bir olay canlanıyor. Düşünün ki savaşta Almanlara yenilmiş, toprakları işgal edilmiş, imparatoru esir düşmüş bir ülkenin başkent halkı bu zilleti kabullenemiyor ve son derece elverişsiz koşullara rağmen ayaklanıyor! Üstelik Parisliler bir yandan işgalcilere karşı direnişe geçerken, öte yandan da aralarında özgür ve onurlu yaşama dayalı bir yönetim kuruyorlar. Olayda mitoloji kahramanlarını anımsatan bir boyut var! Aslında bu tarihi tecrübenin çok daha fazla konuşulması ve anlatılması gerekirdi. Oysa aradan geçen yüz elli yıl içinde, bu devrimci destan övülmekten çok yerildi; üstelik kamuoyunu yönlendiren burjuva basınının yergileri de iftiralarla doluydu.

► Komün sadece Fransa’da değil, tüm dünyadaki sosyalistlerin hafızasında önemli bir yerde duruyor, günümüzün taleplerine referans gösteriliyor. Nedeni nedir?
Komün tecrübesi günümüzde birçok konuda, sadece sosyalistlere değil tüm insanlığa ışık tutacak özellikler taşıyordu. Bunlardan ilki kurdukları yönetim sistemiyle ilgili. Komüncüler, ülkede yirmi yıllık burjuva diktatörlüğünden sonra, devrimci demokratik bir diktatörlük kurdular.

Komün yönetimine -yani pratikte Paris Belediye Meclisine- genel oyla ve milliyetine bakılmadan herkes seçilebiliyordu. Örneğin, Paris o sırada Alman ordusu tarafından kuşatılmış olduğu halde, Çalışma Bakanlığına Alman vatandaşı bir işçi getirilmişti. Savunmanın ön saflarında da, Polonyalı savaşçılar yer alıyorlardı. Komüncüler milliyetçi değil, enternasyonalist idiler; oysa görüldüğü gibi gerçek yurtseverler de onların arasından çıkıyordu. Yöneticiler ve bürokratlar, halk iradesine ters düşmeleri halinde de her an azledilebiliyordu.

Komün yönetiminin ikinci özelliği de direnişe kadınların katılımıyla ilgiliydi. Kocalarının peşinde Versailles yolunu tutanlar hariç, Parisli kadınlar harekete kitle halinde katıldılar ve destan yazdılar. Komün’ün canlı tarihini yazan Lissagaray’ın ifadesiyle, “sevmesini bildikleri gibi ölmesini de biliyorlardı” ve “emeği paylaştıkları için ölümü de paylaşmak istiyorlardı”. Marx da Komüncü kadınları “sadık, asil ve kahraman antikite kadınları”na benzetmiştir. Günümüzde hemen her gün bir kadının sudan nedenlerle öldürüldüğü toplumlar için ne kadar uzak bir tablo, değil mi?

Nihayet Komün’ün bugüne örnek olacak başka bir özelliği de dinle devlet işlerini kesin olarak birbirinden ayırması ve rahipleri sivil statüye sokmasıydı. Böylece din adamları, İsa’nın havarileri gibi artık sadece müminlerin bağışlarıyla yaşayacaklardı.

Bu arada eğitim de demokratik esaslara bağlanıyor, parasız ve herkese açık hale getiriliyordu. Bütün bunlar devrimci demokratik bir yönetimin özellikleri idi. Oysa para babalarının, tefecilerin, emek sömürücülerinin söz hakkı yoktu. “Diktatörlük”, onlara karşı uygulanıyordu. İnsanlar ve sınıflar arasında eşitsizliğin tavan yaptığı, otokrasi ve faşizm rüzgârlarının estiği, pandemiye karşı aşının bile merkantil oyunlara yol açtığı günümüz dünyasında ütopya gibi görünen bir yönetim değil mi?

► Komün, 28 Mayıs 1871’de Versailles hükümeti tarafından gönderilen birlikler tarafından acımasız şekilde dağıtıldı. Komün’ün dağıtıldığı yedi gün, “Kanlı Hafta” olarak anılıyor. Bu acımasız sert müdahalenin yaşandığı Kanlı Hafta’nın arkasındaki korkunun sebebi neydi?
Komün olayından yirmi üç yıl önce, 1848’de, Paris’te emekçiler yine ayaklanmış ve devrim ateşi kısa sürede bütün Avrupa’yı sarmıştı. Kapitalist ülkelerde tüm egemen sınıflar bunun anısı ve korkusu içinde yaşıyorlardı.

Komüncüler de, eylemleri ve mesajları ile, kuşatılmış oldukları Alman çemberini aşmak ve tüm Fransa’ya yayılmak potansiyeli taşıyorlardı. Böyle bir olasılık vardı. Tüm egemen sınıfları korkuya ve vahşete sevk eden de bu korkuydu. Oysa feci kırımdan sonra da direniş, bir süre de duvar yazıları ve pankartlarla devam etti. Komüncüler kırım emrini veren Başbakan Adolphe Thers’in konağını yıkmışlar, fakat konak halkın parasıyla yeniden yapılmıştı. Artık yeniden yıkacak güçleri yoktu; fakat bu kez de duvara “Paris halkı! Bu konak senin kanının bedelidir!”pankartını yapıştırdılar. Durumun en özlü ifadesi buydu.

► Komünist Manifesto, Paris Komünü’nden sonra daha fazla konuşulmaya başladı. Bunun nedeni nedir?

Paris Komünü daha sonra ancak devrimci dalganın yükseliş halinde olduğu dönemlerde, örneğin 1920’ler ve 1960’larda, layık olduğu şekilde anıldı. Yaşadığımız bu distopya yıllarında ise yine hak ettiği şekilde anılmaya aday görünmüyor. Oysa, bugünkü koşullar ne kadar farklı olursa olsun, idealleri yaşıyor ve geleceğe umutla bakabilmek için de bu ideallerin yaşaması gerekiyor!

***

En önemli yapı taşlarından biri laiklikti

19’uncu yüzyıl toplumsal mücadeleler tarihi, Avrupa’da sosyalist ve Marksist mücadeleler tarihi üzerine çalışmaları bulunan, Fransa Rouen-Normandie Üniversitesi’nden Prof. Jean Numa Ducange, Paris Komünü deneyiminin önemini anlattı. Ducange, "Paris Komünü'nün kalbini oluşturan şey; yönetimin işçi sınıfının ve halkın kontrolünde" olmasıydı diye konuştu.

Resim Ekleme
Jean Numa Ducange


İlk kez bir şehri işçi sınıfı yönetti:

Paris Komünü’nü bugün hâlâ tartışılır ve önemli kılan şey, ilk kez bir hükümetin yalnızca tek bir şehirle sınırlı olsa bile işçi sınıfı tarafından yönetilmesiydi. Egemen sınıfların tüm güçlere sahip olduğu, emekçilerin haklarına el koyduğu bir zamanda Komün, işçilerin, yoksulların gücüne dayalı alternatif bir mücadele örgütleyerek, tarihsel bir anın somutlaşmış örneğine dönüştü.

Laikliği miras bıraktı:
Komün, hâlâ sosyal politikalara ilham verebilecek birçok talebi hayata geçirmesi adına önemlidir. Örneğin, yoksullar için barınma hakkının sağlanması veya kilise ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması günümüze kadar gelen mücadele başlıkları. Paris Komünü’ndeki Komünarların dinin devlet işlerine etkisine karşı mücadelesi gerçekten de en temel yapı taşlarından biriydi.

Özgürleşmek için gericilikten kurtulmak gerekir:
En temel insan haklarından biri olan eğitim meselesi de Komünarların mücadele araçlarının önceliğindeydi. Komünarlar için özgürleşmeye giden yoldaki en önemli adım eğitim alanına öncelik verilmesiydi. Çünkü komünarlar özgürleşme adına verdikleri toplumsal mücadelede iyi bir eğitimi şart koşuyordu. Eğitim, gericiliğe karşı mücadeleden ayrı düşünülemezdi ve bu Komünarların en önemli taleplerinden biriydi.

Komün'ün kalbi halktı:
Komünün kalbini oluşturan şey yönetimin işçi sınıfının ve halkın kontrolünde olmasıydı. Aslında Komün, birçok soruyu gündeme getiren bir radikal demokrasi deneyidir. İktidarı almalı mıyız ve öyleyse nasıl? Örneğin, Komün işçi kooperatiflerinin gelişmesine yardımcı oldu (Proudhon'un etkisi burada çok belirgindi). Öte yandan, Fransa Bankası gibi merkezi kurumlara saldırmadı. Bu, Marx ve Marksistlerin bu deneyimi eleştireceği bir şeydi. Bu anlamda, iktidarı fethetmenin olasılıkları hakkında ileride daha geniş çaplı düşünmemize ve aynı zamanda bazı hataları tekrar etmemeye çalışmamıza yardımcı oldu. Radikal demokrasi gereklidir, ancak aynı zamanda siyasi örgütlenme gibi araçlara da ihtiyacımız vardır.

Egemenler bir komün daha olmaması için kanla bastırdı:
Hükümet için Komün, sosyalist ve komünist eğilimleri olduğu için sona erdirilmeliydi. Bu sistem, egemenler için onlar için kabul edilemezdi. Komünarlar, serveti yeniden dağıtmak için özel mülkiyete saldırma cüretini kendilerinde gördüler. Egemen sınıflar için bu, benzersiz bir örnekti. Tekrarlanamaması için Paris’te yaşanan bu deneyime bir “örnek” bir son vermek gerekiyordu. Paris’i dağıtmak adına gerçekleşen “Kanlı Hafta” baskını, sınıf mücadelesinin gelecekte karşılaşacağı pek çok yüzleşmenin ilk örneğiydi.

***

19 Temmuz’dan Kanlı Hafta’ya Paris komünü

♦ 19 Temmuz 1870

III. Napolyon Bonaparte, iktidarının devamını sağlamak adına Prusya’ya savaş ilan etti.

♦ 19-23 Temmuz 1870
Marx, Uluslararası İşçi Derneği adına Fransa-Prusya savaşı üzerine çağrı kaleme alarak, savaşı bir komplo olarak nitelendirdi: “Louis Bonaparte’ın Prusya’ya karşı savaşının sonucu ne olursa olsun, ikinci imparatorluğun ölüm çanı, Paris’te daha şimdiden çalınmış bulunuyor.”

♦ 2 Eylül 1870
Fransa orduları, Prusya karşısında Sedan kenti yakınlarında bozguna uğradı, III. Napolyon esir alındı. İmparatorluk çöktü.

♦ 4 Eylül 1870
Halk, yasama meclisini kuşattı ve cumhuriyeti ilan etti. Paris’in milletvekillerinden oluşan ve Ulusal Savunma Hükümeti adını alan bir burjuva hükümeti kuruldu. Marx, “Fransa’da cumhuriyetin kurulmasını biz de selamlıyoruz. Ancak temelsiz olmasını dilediğimiz kaygılar da duymuyor değiliz. Bu cumhuriyet tahtı devirmemiş, sadece onun Alman süngüleri sayesinde boş bırakılan yerini almıştı. Hükümetin ilk hamlelerinde bazıları, onlara imparatorluktan miras olarak yalnız akrabalarının değil, işçi sınıfı korkusunun da kaldığını açıkça göstermektedir.”

♦ 19 Eylül 1870
Prusya orduları Paris’i kuşattı. Ulusal Savunma Hükümeti şehri savunmak için mücadele etmemesi üzerine Paris halkı soğuğa, bombardımana ve açlığa rağmen şehri savunmaya başladı.

♦ 7 Ocak 1871
Paris’teki Yirmi İlçe Merkez Komitesi kuşatmaya karşı kitlesel bir direniş çağrısı yapan ve Ulusal Savunma Hükümeti’nin tüm yetkilerini halka bırakmasını talep eden Kızıl Afiş’i yayımladı.

♦ 28 Ocak 1871
Prusya ve Paris arasında ateşkes imzalandı. Ateşkesin en önemli maddesi, Paris’in silahsızlandırılmasıydı. Marx: “Paris’in teslim anlaşması, Prusya’ya yalnız Paris’i değil, tüm Fransa’yı teslim edecek. 4 Eylül kapkaççılarının daha o akşam düşmanla başlattıkları uzun entrikalar ve ihanetler dizisi sonuca bağlandı.”

♦ 8 Şubat 1871
Fransa’nın taşra kentleri her koşulda barış istedi ancak Paris işçileri cumhuriyeti savunmak için işgale karşı direnişte ısrarcıydı.

♦ Şubat-Mart 1871
Ulusal Muhafız silahlarını teslim etmiyordu. Hükümet, Ulusal Muhafızlar’a verilen ödeneği kesiyor. Muhafızlar topları teslim etmeyip başkentin yüksek yerlerine götürdü.

♦ 17 Mart 1871
Thiers ve bir generalin Ulusal Muhafızlar’a ve Paris işçilerine yönelik çıkarttıkları bildirilerde teslimiyete karşı kargaşa çıkartmak isteyenlerin “beşikteyken boğulması” çağrısı yapılıyor.

♦ 18 Mart 1871
Paris Komünü. Paris halkı hem Prusya ordusuna hem de Thiers’in burjuva ordusuna karşı Komün iktidarını ilan etti.

21 Mayıs-27 Mayıs 1871
Paris’in batıdaki şehir duvarlarındaki bir kapı yıkıldı ve Versailles birlikleri şehrin işgaline başladı. Öncelikle zengin batı mahallelerine girdiler ve ateşkesten sonra burayı terk etmeyecekti. Bir hafta süren ve “kanlı hafta” olarak alınan saldırılar boyunca, hükûmet topçuları silahsız yurttaşları katletti, mahkûmlar olduğu yerde katledildi. Şehrin ortasında yargısız infazlar gerçekleştirildi.

https://www.birgun.net/haber/ozgur-ve-onurlu-bir-yasam-paris-komunu-150-yasinda-337946



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Flaubert’in mektuplarında “1848 Devrimi, Paris Komünü ve Sınıflar” melnur 0 645 17.08.2019- 09:11
Konu Klasör ‘Sarı yelekliler’den Paris’te protesto... melnur 6 1320 16.12.2018- 10:01
Konu Klasör 'Cemaat Paris katliamının içinde' umut 1 3563 08.01.2014- 18:15
Konu Klasör Paris cinayetleri ve ellerini ovuşturanlar umut 5 2960 10.01.2015- 15:29
Konu Klasör Paris'te mizah dergisine saldırı: 12 ölü solcu 16 7354 11.01.2015- 02:32
Etiketler   Paris,   Komünü.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS