SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Marksizm           (gösterim sayısı: 1.686)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: spartakus
Konu Tarihi: 26.03.2015- 14:26


Marksizm

Marksizm, özgün bir siyasal felsefe, tarihin diyalektik materyalist bir yorumuna dayanan ekonomik ve toplumsal bir dünya görüşü, kapitalizmin Marksist açıdan çözümlenmesi, bir toplumsal değişim teorisi ve Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in çalışmalarından çıkarılan insanın özgürleşmesiyle ilgili bir düşüncedirmarksizm

Marksizm bir öğreti olarak siyasal, ekonomik ve felsefi bir bütünlük içerir. Marksizm, ideolojik alanda esas olarak sınıflar savaşımı teorisini ortaya atan ve bu savaşımın zorunlu sonucu olarak proletarya diktatörlüğüne ve oradan da toplumsal eşitlik ve özgürlük dünyası komünizme varılacağını öngören bir öğreti olarak tanımlanır.

Karl Marx ve Friedrich Engels

Resim Ekleme

Marksizme adını veren Karl Marx, döneminin en öne çıkan filozof, siyasetçi, ekonomist ve devrimcilerindendir. İşçi sınıfının sömürülmesinin mekanizmalarının ve üretim süreçlerine yabancılaşmasını incelemiş kapitalist üretim ilişkilerini araştırarak tarihsel materyalizmin temellerini atmıştır. İnsanlık tarihini sınıf savaşımı açısından analiz etmiş, bu fikirlerini 1848 yılında kaleme aldığı komünist Manifestoda dile getirmiştir: "Şimdiye kadarki tüm toplum tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir.

Marx'ın teorik çalışmalarında kendisine en büyük yardımı yine kendisi gibi Alman bir filozof olan Friedrich Engels yapmıştır. 1844 yılında biraraya gelen ikili aynı siyasi fikirleri benimsediklerini görerek Marx'ın 1883 yılındaki ölümüne kadar beraber çalışacak ve çok sayıda ortak esere imza atacaklardır.

1848 yılında Komünist Manifesto'nun yayınlanmasının ardından Belçika'dan sınırdışı edilen ikili Köln'e geçerek burada Neue Rheinische Zeitung adlı radikal sol gazeteyi çıkartmaya başlar. 1849 yılında buradan da ayrılmak zorunda kalan ikili Londra'ya geçer.

Siyasi ve yazın alanındaki faaliyetlerine İngiltere'de sürdürürler. 1883 yılında Marx'ın ölümü üzerine Engels, Marx'ın yazmış olduğu eserlerin editörlüğü ve çevirmenliğini yapmak durumunda kalır. Bu dönemde kendisi de başta Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni olmak üzere çeşitli eserler kaleme alır.

19.yüzyıl'da marksizm

Marksizm, 19. yüzyılda kendi açılarından zirveye ulaşmış olan üç düşünsel kaynaktan beslenmiştir: İngiliz ekonomi-politiği, Alman felsefesi ve Fransız ütopik sosyalizmi. Bu üç bileşen, Marx ve Engels tarafından yoğun bir entelektüel ve siyasal eleştiriden geçirilerek eşit ve özgür bir insanlık ütopyasının yaşama geçirilmesinin teorisi ve pratiği olarak Marksizm'de erimiş ve dönüştürülmüştür.

Marksizm fikirleri Avrupa kıtasındaki 1848 Devrimleriyle ayaklanan işçi sınıfı hareketinin içine doğar. Özellikle aydınlar, düşünürler ve siyaetçiler arasında bilinir hale gelse de emekçiler arasında geniş bir etkiye derhal sahip olmaz. Birinci Enternasyonal örgütlenmesiyle bilinir hale gelen Marksizm, Paris Komünü gibi ayaklanmaları etkilese de belirleyici ideoloji olmayacaktır. Kısa ömürlü de olsa Paris Komünü deneyimini selamlayan Marx ve Engels yaptıkları eleştirilerle süreci değerlendirerek bu deneyimi işçi sınıfının ilk özgün devrimci hükümeti olarak tanımlamışlardır. Bu değerlendimeler Marksizmdeki proletarya diktatörlüğü ile bütünleşiktir.

20.yüzyıl'da marksizm

Bu dönemde Rusya İmparatorluğunda yaşanan Şubat Devrimi ile çarlık rejiminin devrilmesi ve sonrasında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi içindeki Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin Ekim Devrimi ile iktidarı almalarıyla yeni bir ayrım yaşanır. Bolşevikler özellikle I. Dünya Savaşı sırasında sosyal demokrat partilerin işçi sınıfı siyaseti aleyhine olacak şekilde ulusal burjuvaziyle ittifak yapmasını eleştirir. Bu yüzden II. Enternasyonal yerine artık III. Enternasyonalin gündemde olduğu belirtilerek bu yönde örgütlenme yapılır.

Marksizm ve leninizm bu dönemlerde sık sık gündemde olacak, yaşanan yeni alt üst oluşlarda temel referans noktası haline gelecektir. II. Dünya Savaşının ardından Doğu Avrupa ülkelerinde kurulan sosyalizan rejimler, Çin Devriminin 1949 yılında başarıya ulaşması ve 1959 yılındaki Küba Devrimi ile Fidel Castro önderliğinde iktidarı ele geçiren 26 Temmuz Hareketi sayesinde marksizmden etkilenen siyasi hareketlerin çeşitli ülkelerde başa geçtiği görülür.

21.yüzyıl'da marksizm

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması ve Doğu Blokunun çözülmesiyle beraber marksist ideolojinin yenildiği ve tarihin bu anlamda sonu geldiği iddia edilmiştir. Buna rağmen özellikle marksist eğilimli Küba hükümetinin ideolojik etkisinden etkilenerek Latin Amerika'da birbirinin ardı sıra iktidara gelen marksist eğilimli iktidarların sayısı artmıştır.

Marksizm ve siyaset

Marx'ın ölümünden sonra teorik arka planını Marksizme dayandıran çok farklı özneler çok farklı siyasi hatları takip etmiştir. Marksistler arasındaki ilk büyük ayrım sosyalizme geçiş sürecine dair yaşanmıştır. Sosyal demokrasi bu sürecin reformlarla burjuva parlamenterizmi dahilinde olacağını öne sürerken komünistler sosyalizme geçişin devrim sayesinde olacağını iddia etmişlerdir. Kopuş I.Dünya Savaşı başlangıcında kendi ulusal burjuva hükümetlerini destekleme kararı alan II. Enternasyonalin dağılmasıyla kesinleşmiştir. Ekim Devriminin başarısının ardından Bolşevikler III. Enternasyonalin kurulduğunu ilan etmişlerdir.

marksizmnedir.com



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
bedrettin
[ ..... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 30.08.2013
İleti Sayısı: 907
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: bedrettin
Cevap Tarihi: 26.03.2015- 21:46


Marx'ın ölümünden sonra teorik arka planını Marksizme dayandıran çok farklı özneler çok farklı siyasi hatları takip etmiştir. Marksistler arasındaki ilk büyük ayrım sosyalizme geçiş sürecine dair yaşanmıştır. Sosyal demokrasi bu sürecin reformlarla burjuva parlamenterizmi dahilinde olacağını öne sürerken komünistler sosyalizme geçişin devrim sayesinde olacağını iddia etmişlerdir. Kopuş I.Dünya Savaşı başlangıcında kendi ulusal burjuva hükümetlerini destekleme kararı alan II. Enternasyonalin dağılmasıyla kesinleşmiştir. Ekim Devriminin başarısının ardından Bolşevikler III. Enternasyonalin kurulduğunu ilan etmişlerdir.

Marksistler arasındaki ayrım sadece devrimci marksizm reformcu marksizm ayrımı değildir. Marksizmin adını kullanarak kapitalizm sınırlarında kalınmasını öğütleyen sol liberal akımlar da vardır. Bu ideolojik tavırlar da Marksizm ve sosyalizm kavramlarını kullanır. Bu siyasetin karşılığı sistemin demokratikleştirilmesinin savunulmasıdır. Devrimci marksizm ile reformist marksizm son kertede sınıfsız toplumu savunur, diğer grup ise marksizmin öngördüğü hiç bir marksist ilkeyi savunmaz. Bunlar Marks'ı liberalizm karşıtlığı için de eleştiri yağmuruna tutarlar. Enternasyonallikleri gerçekte neoliberal siyasetin geri kalmış ülkelere dayattığı kimlik siyasetlerinin özgürlük olarak dayatılmasını savunmaktır. Özgürlükçülükleri de bu kimlik siyasetinin egemen olması yönündedir. Türkiye'de son zamanlarda böyle bir siyasete çok tanık olduk. Emperyalizme karşı çıkmayan, emperyalizmin daha fazla sömürüsünü kolaylaştırmak için her türlü emperyalist stratejiyi demokrasi ve özgürlük çığırtkanlığıyla savunanların marksizm ve sosyalizmle hiç bir ilgisinin olmamasına rağmen savundukları neoliberal gerici siyaseti marksizm ve sosyalizm adına savunduklarını çok gözlemledik. Burjuvazi sol düşmanlığını bu şekilde solun içine ajanlar sokarak da gerçekleştirebiliyor. Marksizm Leninizmi savunanlar ideolojik ve siyasi mücadelelerini sol içine sızmış bu burjuva ajanlarına karşı da sürdürmek durumundadır. Bu kişilerin sola verdiği zarar doğrudan sol düşmanlığı yapanlardan çok daha fazladır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
spartakus
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 624
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: spartakus
Cevap Tarihi: 02.07.2015- 00:17


Alıntı Çizelgesi: bedrettin yazmış

Marx'ın ölümünden sonra teorik arka planını Marksizme dayandıran çok farklı özneler çok farklı siyasi hatları takip etmiştir. Marksistler arasındaki ilk büyük ayrım sosyalizme geçiş sürecine dair yaşanmıştır. Sosyal demokrasi bu sürecin reformlarla burjuva parlamenterizmi dahilinde olacağını öne sürerken komünistler sosyalizme geçişin devrim sayesinde olacağını iddia etmişlerdir. Kopuş I.Dünya Savaşı başlangıcında kendi ulusal burjuva hükümetlerini destekleme kararı alan II. Enternasyonalin dağılmasıyla kesinleşmiştir. Ekim Devriminin başarısının ardından Bolşevikler III. Enternasyonalin kurulduğunu ilan etmişlerdir.

Marksistler arasındaki ayrım sadece devrimci marksizm reformcu marksizm ayrımı değildir. Marksizmin adını kullanarak kapitalizm sınırlarında kalınmasını öğütleyen sol liberal akımlar da vardır. Bu ideolojik tavırlar da Marksizm ve sosyalizm kavramlarını kullanır. Bu siyasetin karşılığı sistemin demokratikleştirilmesinin savunulmasıdır. Devrimci marksizm ile reformist marksizm son kertede sınıfsız toplumu savunur, diğer grup ise marksizmin öngördüğü hiç bir marksist ilkeyi savunmaz. Bunlar Marks'ı liberalizm karşıtlığı için de eleştiri yağmuruna tutarlar. Enternasyonallikleri gerçekte neoliberal siyasetin geri kalmış ülkelere dayattığı kimlik siyasetlerinin özgürlük olarak dayatılmasını savunmaktır. Özgürlükçülükleri de bu kimlik siyasetinin egemen olması yönündedir. Türkiye'de son zamanlarda böyle bir siyasete çok tanık olduk. Emperyalizme karşı çıkmayan, emperyalizmin daha fazla sömürüsünü kolaylaştırmak için her türlü emperyalist stratejiyi demokrasi ve özgürlük çığırtkanlığıyla savunanların marksizm ve sosyalizmle hiç bir ilgisinin olmamasına rağmen savundukları neoliberal gerici siyaseti marksizm ve sosyalizm adına savunduklarını çok gözlemledik. Burjuvazi sol düşmanlığını bu şekilde solun içine ajanlar sokarak da gerçekleştirebiliyor. Marksizm Leninizmi savunanlar ideolojik ve siyasi mücadelelerini sol içine sızmış bu burjuva ajanlarına karşı da sürdürmek durumundadır. Bu kişilerin sola verdiği zarar doğrudan sol düşmanlığı yapanlardan çok daha fazladır.




Yanlış anlamadıysam kürt hareketini kastediyorsun, ama kürt hareketi marksizmle bir ilişkisi olduğunu söylemiyor ki. Ben mi yanılıyorum, kastın başka yerler mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.836
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

10 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.02.2019- 08:05


Serpil Güvenç / Eric Olin Wright’ın anımsattığı o yıllanmış soru: Reformizm mi Marksizm mi?



ABD’li akademisyen E.O Wright’ı 2000’li yılların başında ODTÜ’deki bir konuşması vesilesiyle tanıdım.   Amerika kıtasındaki bazı köy veya kasabalarda sol belediyecilik örneklerini hararetle anlattığını anımsıyorum. Konuşma bittiğinde, SSCB, Küba ve Çin gibi yaşanmış sosyalizm deneyimlerinin neden irdelenmediğini soran bir dinleyiciye bu “başarısız, otoriter, totaliter, diktatoryal devlet biçimleri” nin tartışmaya bile değmediğini ifade etti.

Birgün gazetesinin Pazar ekinde “Bugün antikapitalist nasıl olunur?” başlıklı yazısını okurken o toplantıyı anımsadım.

Wright, gazetede yer alan yazıda özetle şunları söylüyor; Kapitalizmi Marx, Lenin ve Gramchi’nin önerdikleri gibi bir devrimle ortadan kaldırmak ya da yıkmak olanaksızdır. Dolayısıyla kapitalizmi paramparça ederek ortadan kaldırmak fantezisinden vazgeçmek gerekir. 20. Yüzyılda bu çizgi birkaç ülkede hayata geçirildi ama sonuçta eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir alternatif yaratılamadı. “Siyasal baskı ve vahşetleri bir yana, merkezi, otoriter, devletçi olan Rus ve Çin rejimleri” ekonomik açıdan da başarısız oldular. Demek ki kapitalizmin küllerinden yeni bir dünya yaratılamıyor; o halde sistemin içindeki “çatlaklar” da yeni bir yaşam inşa edelim.   Anarşizmin toplum merkezli stratejik vizyonu ile sosyal demokrasinin devlet merkezli stratejik mantığını birbirine bağlayacak bir yol bularak bunu başarabiliriz. Sosyalizmi ve komünizmi devrimle kurmak gibi fantezilerle uğraşmayı bir kenara bırakıp “gerçek ütopya”larla işe koyulalım ve kapitalizmi ehlileştirmeye ve sarsmaya çalışalım.

Ünlü akademisyenin bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak gerçek ütopya önerileri ilginç. Kapitalist özellikler de barındırmakla birlikte insanlara “kollektif, eşitlikçi ve demokratik” bir yaşam sunabilecek” ve “kapitalist firmaların otoriter işyerleri ve sömürüsünden kaçılabilecek” yerler sunabilecek işçi kooperatifleri, kütüphaneler, Wikipedia ve Koşulsuz Temel Gelir!

Bu yaklaşımda yeni olan hiçbir şey yok.

Marx- Engels’in ve Lenin’in kapsamlı eleştirilerine konu olan ütopik sosyalizmlerde kapitalizm içi adacıklardaki “sosyalist” denemelerinin nasıl sonuçlandıkları bilinen bir gerçek. Yine, 1. Enternasyonalin ilk dönemi boyunca özellikle Fransa ve Belçika’da etkin olan Prudhon ve destekçileri işçi kooperatifi önerisiyle ortaya çıktılar. İşçi sınıfının, kendi işletmelerini, kendi yardımlaşma derneklerini, hatta kendi bankalarını kurarak, kapitalist kurumları kendi yararları doğrultusunda değiştirip dönüştüreceklerini düşünüyorlardı. Kapitalizmi bir işçi sınıfı devrimiyle yıkmak ve devlet iktidarını ele geçirerek sosyalizmi kurmayı amaçlayan bir siyasal mücadeleyi reddediyorlardı. Aynı dönemde Almanya’da da Ferdinand Lassalle ve yandaşları, iktidardaki Prusya devletinin yardımıyla işçi üretim birliklerinin kurulmasını talep ediyor ve işçilere siyasal mücadeleyi yasaklıyorlardı.

Marx, kooperatiflerin toplumsal düzenin temellerini hiçbir şekilde değiştiremeyeceğini, böyle bir değişikliğin ancak proletaryanın iktidarı almasıyla gerçekleşebileceğini şu sözlerle vurguladı;

“Bireysel ücretli kölelerin bir araya gelerek yaratabildikleri gelişmenin mikroskopik biçimleriyle sınırlı kooperatif hareket, kapitalist toplumu kendi başına dönüştürmekte yetersizdir… Kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin ellerinden sökülüp alınan devlet iktidarı, işçi sınıfının kendisi tarafından kullanılmalıdır.”[1]

Daha sonraki yıllarda E. Bernstein tarafından da bir biçimde savunulan, kapitalizmin reformlarla düzeltilebileceğine dair görüşler Rosa Luxemburg tarafından da eleştirildi. Luxemburg, “ kapitalist ekonomi içinde hibrit birer küçük birim” diye nitelediği kooperatiflerin, özellikle de üretim kooperatiflerinin, hem kapitalist hem de toplumsal özellikler barındırdıklarını söyler. Ne var ki, kapitalist ekonomide değişim üretime egemendir. Rekabet sonucunda üretim sürecine sermayenin çıkarlarının egemen olması yani - acımasız sömürü- her girişimin yaşamını sürdürebilmesinin koşulu haline gelir. Diğer bir deyişle, sermaye üretim sürecinde tam bir egemenliğe sahiptir. Bu durumda, kooperatifi oluşturan işçiler hem kendi yönetimlerini oluşturmak hem de kapitalist yatırımcı rolüne soyunarak kendi varlıklarına karşı gelmek gibi çelişkili bir duruma düşer.   Sonuçta, kooperatif   kendini fesheder ya da kapitalist bir yatırımcılığa dönüşür[2].   Luxemburg, üretim kooperatiflerine yardıma gelecek tüketim kooperatiflerinin de irdelendiği “Sosyal Reform mu, Devrim mi?” başlıklı incelemesinde, üretim kooperatiflerine bir başka bağlamda da değinir ve kapitalist üretiminin en önemli dallarından olan tekstil, madencilik, metalürji ve petrol sanayilerinden, makine yapımı, lokomotif ve gemi yapımının tamamen dışında bırakılmaları nedeniyle de bu yapıların genel bir toplumsal dönüşüm aracı olma anlamında ciddiye alınamayacaklarını söyler. E.O. Wright’ın “kapitalizmin hegemonyasını sarsacak bir potansiyele sahip olabileceğini” düşündüğü işçi kooperatiflerine Rosa’nın yanıtı kısaca budur.[3]

Emekçilerin yaşam standartlarını yakalamalarına ve temel gereksinimlerini karşılamalarına yetecek, “mütevazi” bir gelir olan Koşulsuz Temel Gelir (KTG) önerisi ise hiç anlamlı değildir.   KTG, temel güdüsü kâr olan, artı değer üretiminden sağlanan sömürüye dayalı bir düzende emekçi sınıfların önlerine atılacak bir sadakadır yalnızca. Gelir uçurumunun her geçen gün arttığı, eşitsizliğin, yoksunluğun, yoksulluğun katlanılmaz bir duruma geldiği günümüz dünyasında ABD’de, Avrupa’da ve bir çok ülkede sokaklara çıkan ve seslerini yükselten emekçilerin talepleri bile Wright’ın KTG’ sinin kat kat ilerisindedir.  

Vikipedia yoluyla emekçilerin bilgiye parasız erişimlerinin sağlandığı konusuna   gelince. Egemen sınıfın kendi gibi düşüncelerinin de iktidarda olduğu bu düzenin sosyal medya araçlarını olduğu kadar kültürel üretimi de oldukça iyi denetlediğini, kendi çıkarlarına uygun hale getirdiğini biliyoruz. Kaldı ki Wright’ın da varlığını kabul ettiği Vikipedia’ daki “berbat” girdilerle doğru olanları nasıl ayırt edeceğiz?   ABD geçmiş dönem başkanı Carter’ın bile meşruiyetini onayladığı Venezuela başkanı Maduro’ nun Vikipedia sitesi tarafından iktidardan indirilip (!) ABD işbirlikçisi Guiado’nun kendinden menkul başkanlığının onaylaması bile Wright’ın savının nahifliğini göstermiyor mu?  

Bu birkaç örnek üzerinde gidilerek “çatlaklarda antikapitalist oluşumlar” geliştirerek sistemi yaşanılır bir hale getirmek, hele de kapitalizmin bu “araç”larla ehlileştirilebileceğini ya da sarsılabileceğini düşünmek devrimci bir altüst olma halinden çok daha ileri bir hayal ürünü gibi görünüyor.
Kısa bir köşe yazısında E.O. Wright’ın teorik yaklaşımlarının tümünü ayrıntılı olarak irdelemek olanağı bulunmamakta. Ne var ki,   kapitalizmin yarattığı yıkım karşısında Rosa Luxemburg’un “Ya sosyalizm ya barbarlık” görüşünün bence her zamandan daha çok ete kemiğe büründüğü, yaşamın sürdürebilirliğinin bile bu seçeneğe bağlı olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Bu koşullarda ütopya olarak niteleme lüksüne sahip olmadığımız bir sosyalist iktidar seçeneğiyle karşı karşıyadır büyük insanlık.

Marx’ın ifadesiyle, sermaye tekelinin, kendisiyle birlikte ve kendi egemenliği altında fışkırıp boy atan üretim tarzına yani kapitalizme ayak bağı olduğu, üretim araçlarının merkezileşmesi ve emeğin toplumsallaşmasının artık kapitalist kabukla bağdaşamadığı bir noktaya doğru hızla yol alıyor günümüz dünyası. Böylesi bir dünyada sosyalizm sadece tek “gerçek ütopya” olmakla kalmıyor. “… bizim kuvvetimizdeki hız/ ne bir din adamının dumanlı vaadinden/ ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır/ o/ tarihin o durdurulmaz akışındandır…” diyen Nazım’ın dizelerinden fışkıran bir tarihsel bir zorunluluktur da.

[hr][1] G. Cogniot, Çağdaşımız Karl Marx, Ankara, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Nisan 1975, s. 76

[2] Rosa’nın yukarıda özetlediğimiz düşüncelerinin tam metni şöyledir:   “Ne var ki, kapitalist ekonomide değişim üretime egemendir. Rekabet sonucunda üretim sürecine sermayenin çıkarlarının egemen olması yani - acımasız sömürü- her girişimin yaşamını sürdürebilmesinin koşulu haline gelir. Kapitalin üretim süreci üzerindeki egemenliği şu yollarla gerçekleşir. Emek yoğunlaşır. Pazarın durumuna göre iş günü uzatılır veya kısaltılır. Ve pazarın gereksinimlerine göre, emek istihdam edilir ya da sokağa atılır. Diğer bir deyişle pazardaki rakipleri karşısında girişimin ayakta durabilmesi için bu yöntemlere başvurulur. Üretim kooperatifleri kuran emekçiler de kendilerini tam bir mutlakiyetçilikle yönetme gibi bir çelişkili gereksinimle karşı karşıya bulurlar.   Bu durumda kapitalist bir girişimci rolünü oynamak zorundadırlar… Dolayısıyla bu girişimler ya tamamen kapitalist girişimlere dönüşürler ya da işçilerin çıkarlarının güçlü olduğu durumlarda kendilerini feshederler ve varlıkları sona erer.” Writings of Rosa Luxemburg, editör Lenny Frank, 2009, USA Florida, Red and Black Publishers, s. 86)

[3] Rosa konuyu uzun uzun tartışır ama biz buraya eleştirisinin önemli gördüğümüz bir yönünü aktardık.


http://haber.sol.org.tr/yazarlar/serpil-guvenc/eric-olin-wrightin-animsattigi-o-yillanmis-soru-reformizm-mi-marksizm-mi





Bu ileti en son melnur tarafından 10.02.2019- 08:12 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Marksizm-Leninizmin reddi: Post-Marksizm spartakus 0 1472 24.09.2014- 00:10
Konu Klasör Bir Marksizm’den “bin Marksizm”e teori umut 12 4695 16.04.2015- 12:07
Konu Klasör Marksizm ve DİN melnur 1 2902 20.12.2016- 04:25
Konu Klasör Marksizm ve Din melnur 3 2473 05.07.2017- 19:16
Konu Klasör Marksizm dayanışma 2 1759 09.07.2015- 17:20
Etiketler   Marksizm
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS