SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 7 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   3   4   5   [6]   7   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:53


Üçüncü olgu. Bund Merkez Komitesi, bir taşra kenti kanalından, İskra grubunun bir üyesine, yeniden canlandırılan Raboçaya Gazeta'nın yayınını üzerine alması önerisinde bulundu ve elbette ki olumlu yanıt aldı. Daha sonra öneri değiştirildi: yazıkurulunun bileşimi hakkında yeni bir plan kabul edildiğinden, sözkonusu yoldaşın gazeteye sadece yazılarıyla katkıda bulunması istendi. Elbette bu öneriye de olumlu yanıt verildi. (Birer suretini sakladığımız) makaleler gönderildi: "Programımız", ki bernştayncılığa karşı, legal yazının ve Raboçaya Mysıl'ın izlediği çizgide meydana gelen değişikliğe karşı kesin bir protesto idi, "Şu Andaki Görevimiz" ("düzenli olarak çıkacak ve bütün yerel gruplarla sıkı bağlar kuracak olan bir parti organının yayınlanması"; hüküm süren "amatörlüğün" zararları); "İvedi Bir Sorun" (ortak bir organın yayınlanmasına girişilmezden önce, ilkin yerel grupların eylemini geliştirmenin gerekli olduğu yolundaki itirazın incelenmesi; bir "devrimci örgütün" büyük önemi ve "örgütlenme, disiplin ve gizlilik tekniğinin en yüksek noktaya kadar geliştirilmesinin" gereği üzerinde direnme). Raboçaya Gazeta'nın yeniden yayınlanması önerisi gerçekleştirilmedi, ve yazılar yayınlanmadı.

Dördüncü olgu. Partimizin ikinci olağan kongresini hazırlayan komitenin bir üyesi, İskra grubundan bir üyeye kongrenin programını iletti ve İskra grubunun yeniden canlandırılacak olan Raboçaya Gazeta'nın yazıkurulu olmasını önerdi. Bu ilk adım, daha sonra, bu üyenin içinde bulunduğu komite ve Bund'un Merkez Komitesi tarafından onaylandı. İskra grubu, kongrenin nerede ve ne zaman toplanacağından haberdar edildi ve (bazı nedenlerden ötürü delege gönderip gönderemeyeceğinden emin olmadığından) kongre için yazılı bir rapor hazırladı. Rapor, salt, bir Merkez Komitesi seçilmesinin şimdiki gibi kesin bir dağınıklık anında birlik sorununu çözememekle kalmayıp, yeni bir ani ve geniş kapsamlı polis baskını halinde -ki, bu yeteri kadar gizlilik kurallarına uymayan bugünkü çalışma koşullarında çok daha olasıdır- büyük bir fikri, partiyi kurma fikrini bir kez daha tehlikeye atacağını; onun için bütün komiteleri ve bütün öteki örgütleri, bunları pratik bir bağ ile gerçekten bağlayacak olan, hareketin bütününün yönetimini üzerine alacak bir önderler grubunu gerçekten hazırlayacak ve yeniden kurulacak olan ortak gazeteyi desteklemeye çağırmakla işe başlamak gerektiğini; komitelerin ve partinin, o zaman, bu grup büyüyüp güçlenir güçlenmez, onu kolayca bir merkez komitesi haline getirebileceklerini ifade ediyordu. Bir dizi polis baskını ve tutuklamaları yüzünden, kongre toplanamadı ve rapor, bir komitenin temsilcilerinin de aralarında bulunduğu sadece birkaç arkadaş tarafından okunduktan sonra, güvenlik nedenleriyle yokedildi.

Bund'un bizim gaspçı olduğumuzu anıştırarak, ya da Raboçeye Dyelo'nun bizi komiteleri gölgeler diyarina sürmeye niyetlenmekte, ve parti örgütü yerine tek bir gazetenin öne sürdüğü düşünceleri yayan bir örgütü "koymak istemekle" suçlayarak başvurdukları yöntemlerin niteliği konusunda kararı okur versin. Evet, biz, komitelerin kendilerine, onlardan gelen sürekli çağrılara uyarak, belirli bir ortak eylem planının kabul edilmesinin gereğini açıkladık ve savunduk. Bizim Raboçaya Gazeta'da yayınlamak üzere kaleme alınan makalelerde ve parti kongresine sunulan raporda üzerinde işlediğimiz bu plan, bu kez de partinin (fiilen) yeniden kurulması inisiyatifini üzerine alacak kadar partide nüfuzlu olan kimselerin çağrısı üzerine, parti örgütünün kendisi için hazırlanmıştı. Ve parti örgütünün, partinin merkez organını bizimle birlikte resmen yeniden kurmak için ardarda yapılan iki girişimin kesin olarak başarısızlığa uğramasından sonradır ki, bundan sonraki üçüncü girişimde, yoldaşlarımızın ellerinde bazı deneyim sonuçları olsun diye ve sadece tahminler ve varsayımlarla yetinmesinler diye, resmi olmayan bir organı çıkarmayı birinci görevimiz saydık. Şu anda bu deneyimin bazı sonuçları şimdiden gözler önündedir, ve bütün yoldaşlar, bizim görevimizi doğru anlayıp anlamadığımızı ve bazılarına "ulusal" sorundaki tutarsızlıklarının, bazılarına da ilke sorunundaki yalpalamalarının kabul edilemezliğini gösterdik diye, salt bu nedenle, yakın geçmişi bilmeyen kimseleri yanılgıya sürüklemeye çalışan kimseler hakkında ne düşünmek gerektiğini doğru değerlendirebilirler.

B. BİR GAZETE KOLLEKTİF BİR ÖRGÜTLEYİCİ OLABİLİR Mİ?

"Nereden Başlamalı" başlıklı makale, özünde asıl bu sorunu koyuyor, ve buna olumlu yanıt veriyor. Bizim bildiğimiz kadarıyla, bu sorunun özünü tahlil etmeye girişmiş olan, bu sorunun olumsuz olarak yanıtlandırılması gerektiğini tanıtlamaya kalkışmış olan biricik kimse, L. Nadejdin'dir, ve onun ileri sürdüğü savları buraya tam olarak aktarıyoruz:

"... İskra'nın bütün Rusya'yı kapsayan bir gazetenin gereği sorununu ele alması, bizi çok sevindirmiştir; ama bu görüşün, makalenin "Nereden Başlamalı" başlığıyla uygunluk içinde olduğunu söyleyemeyiz. Hiç kuşku yok ki, bu, son derece önemli bir konudur, ama ne bir gazete, ne bir bildiriler dizisi, ne de bir bildirgeler yığını, devrim dönemlerinde militan bir örgütün temellerini atamaz. Önemli olan güçlü yerel siyasal örgütler yaratma işine girişmektir. Bizde eksik olan budur, yığınlar hemen hemen sadece iktisadi mücadeleyi yürütürlerken, biz, esas olarak bilinçli işçiler arasında çalıştık. İyi eğitilmiş güçlü yerel siyasal örgütler olmadan, en kusursuz biçimde örgütlendirilmiş olsa da, bütün Rusya için bir gazete ne işe yarar? Bu, tükenmeden alev alev yanan, ama kimseyi tutuşturmayan bir çalı olurdu! İskra sanıyor ki, halk, bu gazetenin çevresinde ve onun adına girişilen eylemlerde biraraya gelecek ve örgütlenecek. Ama bunların daha somut eylemler çevresinde biraraya gelmesi ve örgütlenmesi daha kolay olmaz mı? Bu somut eylem şu olabilir ve olmalıdır da: yerel gazetelerin yaygın biçimde kurulması, işçi güçlerinin gösterilere şimdiden hazırlanması, yerel örgütlerin işsizler arasında sürekli faaliyet göstermesi (yorulmak bilmeden broşür ve bildirilerin dağıtılması, mitinglerin düzenlenmesi, hükümete karşı protesto çağrıları vb.). Yörelerde canlı siyasal eyleme girişmeliyiz, gerçek bir temel üzerinde birleşme zamanı geldiğinde, bu birlik, suni bir gazete birliği olmayacak, kâğıt üzerinde kalmayacaktır. Yerel çalışmaları Rusya ölçüsünde birleştirme işi, gazetelerin başaracağı bir iş değildir!"

Bu veciz tiratta, yazarın, planımız hakkında edindiği yanlış fikri ve genel olarak İskra'ya karşı ileri sürdüğü görüşün yanlışlığını en iyi belirten sözlerin altını çizdik. İyi eğitilmiş güçlü yerel siyasal örgütler olmadan, en kusursuz biçimde örgütlendirilmiş olsa da, bütün Rusya için en iyi gazete hiç bir işe yaramaz. Bu, tamamen doğru. Ama bütün sorun şu ki, güçlü siyasal örgütleri eğitebilmek için, bütün Rusya'yı kapsayan bir gazeteden başka araç yoktur. Yazar İskra'nın "Plan"ını ortaya koymazdan önce yaptığı en önemli açıklamayı gözden kaçırmış: "Bütün güçleri birleştirebilecek ve hareketin sadece lafta değil, gerçekten yöneticisi olabilecek bir devrimci örgütün, yani her protesto hareketini ve her kaynaşmayı her an desteklemeye hazır, ve bunlardan kesin mücadeleyi verebilecek olan savaş güçlerini inşa etmek ve sağlamlaştırmak için yararlanabilen bir örgütün kurulması" zorunludur. Şimdi, diye devam ediyor İskra, Şubat ve Mart olaylarından sonra, herkes, ilke olarak, bu konuda görüş birliğindedir; ama bize gerekli olan sorunun ilke olarak çözümü değil, fiilen çözümüdür. Herkesin her yönden derhal inşasına girişebileceği kesin bir inşa planını derhal ortaya koymalıyız. Oysa, fiili çözümden bizi gerilere, ilkede doğru olan, tartışılmayacak kadar doğru olan, ama geniş işçi yığınları için kesin olarak yetersiz ve anlaşılmaz olan o büyük "güçlü siyasal örgütleri eğitmeye" doğru çekmek istiyorlar! Sorunumuz bu değildir değerli yazar. Sorun, eğitimin nasıl yapılacağı ve bunun nasıl başarılacağıdır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:54


"Yığınlar hemen hemen sadece iktisadi mücadeleyi yürütürlerken, biz esas olarak bilinçli işçiler arasında çalıştık" demek doğru değildir. Sorunu bu biçimde koyarsak, savunulan tez, Svoboda'nın alışılagelen ama özünde yanlış olan ve bilinçli işçiler ile "yığınları" karşı karşıya getiren tezine indirgenir. Son yıllarda, bilinçli işçiler bile "hemen hemen sadece iktisadi mücadele yürütmüşlerdir". Birinci nokta bu. Öte yandan, biz, hem bilinçii işçiler arasında ve hem de aydınlar arasından bu mücadele için önderlerin eğitilmesini sağlamadıkça, yığınlar hiç bir zaman siyasal mücadeleyi yürütmeyi öğrenemeyeceklerdir. Böyle önderler, ancak siyasal yaşamımızın bütün her günkü yönlerini, çeşitli sınıfların çeşitli nedenlerle bütün protesto ve mücadele girişimlerini sistemli olarak değerlendirerek eğitimlerini sağlayabilirler. Onun için "siyasal örgütlerin inşası"ndan sözetmek ve aynı zamanda siyasal bir gazetenin "kırtasiye işini", "yörelerdeki canlı siyasal eylem"le karşı karşıya getirmek, sadece gülünçtür. İskra bir gazete kurma yolundaki "planını", işsizler hareketini, köylü ayaklanmalarını, zemstvo halkı arasındaki hoşnutsuzluğu, "çarcı bir başıbozuğun kudurganlığı karşısında halkın öfkesini" vb. destekleyecek bir "militan hazırlık" yaratma yolundaki "plana" uygun hale getirmiştir. Hareketi biraz olsun tanıyanlar, yerel örgütlerin büyük çoğunluğunun bu gibi şeyleri hiç bir zaman akıllarından bile geçirmediklerini; burada işaret edilen "canlı siyasal eylem" olanaklarının birçoğunun, tek bir örgüt tarafından bile hiç bir zaman gerçekleştirilmediğini; örneğin zemstvo aydınları arasındaki hoşnutsuzluğun ve protestonun büyümesine dikkati çekmenin, Nadejdin'de, ekonomistler arasında ve pratik içinde çalışanlar arasında dehşet ve şaşkınlık yarattığını çok iyi bilirler. Bu koşullar altında, "işe başlamak" ancak insanları bütün bunlar üzerinde düşünmeye, çeşitli kaynaşma ve etkin mücadele belirtilerini özetlemeye ve genelleştirmeye teşvik etmekle mümkündür. Sosyal-demokrat görevlerin soysuzlaştırıldığı zamanımızda, "canlı siyasal eylem"e başlamanın tek yolu, canlı siyasal ajitasyonlardır, bunu da, sık sık çıkan ve düzenli biçimde dağıtılan Rusya için bir gazetemiz olmadıkça sağlayamayız.

İskra "planına" "kitabiliğin" belirtisi olarak bakanlar, bu planın özünü hiç anlayamamışlardır ve şu an için en uygun araç olarak önerilen şey ile amacı birbirine karıştırmışlardır. Böyleleri, planın canlı bir açıklamasını sunabilmek için yapılan iki kıyaslamayı inceleme zahmetine katlanmamışlardır. İskra şöyle yazmıştır: Bütün Rusya için bir siyasal gazetenin yayınlanması ana çizgi olmalıdır: bu çizgiyi izleyerek bu örgütü (yani her protesto hareketini ve her kaynaşmayı her an desteklemeye hazır devrimci örgütü) durmadan geliştirebilir, derinliğine ve genişliğine güçlendirebiliriz. Lütfen söyleyiniz, duvarcıların, şimdiye kadar görülmedik büyüklükte kocaman bir yapının çeşitli bölümlerine tuğlaları yerleştirdikleri zaman, tuğlaları koyacakları doğru yerleri bulmalarında onlara yardımcı olsun,diye, ortak işin nihai amacını kendilerine göstersin diye, sadece her tuğlayı değil, önceden ve sonradan konulan tuglalara harçla yapıştırıldığı zaman tam ve kesin bir çizgi teşkil edecek her tuğla parçacığını bile kullanabilmek için, bir ipten yararlanmaları "kırtasiyecilik" midir? Ve biz, parti yaşamımızda, tuğlalarımızın ve duvarcılarımızın bulunduğu, ama herkesin görebileceği ve izleyebileceği o kılavuz çizgisinden yoksun bulunduğumuz böyle bir dönemden geçmiyor muyuz? Varsınlar böyle bir çizgi çiziyoruz diye, komuta etmek istediğimizi haykırsınlar. Eğer biz komuta etmek isteseydik, gazetemizin başlığına, "İskra, n° l" değil, bazı yoldaşların istedikleri gibi, ve yukarda anlatılan olaylardan sonra bunu yapmaya pekâlâ hakkımız olduğu gibi, "Raboçaya Gazeta, n° 3" yazardık baylar. Ama biz, bunu yapmadık. Bütün sahte sosyal-demokratlara karşı uzlaşmaz bir savaş verebilmek için ellerimizin serbest kalmasını istedik; doğru olarak çizilmesi koşuluyla, çizdiğimiz çizgiye, resmi bir organ tarafından çizildiği için değil, doğru olduğu için saygı duyulmasını istedik.

"Yerel eylemi merkezi organlarda birleştirme sorunu kısır bir döngüdür" diyor Nadejdin; "Birleşme, öğelerinin türdeşliğini gerektirir, ve türdeşliği de ancak birleştiren bir şey yaratır; ama birleştirici öğe, şu anda hiç de türdeşlikleriyle övünemeyecek olan güçlü yerel örgütlerin ürünü olabilir." Bu gerçek, güçlü siyasal örgütler eğitmemiz gerektiği gerçeği kadar saygıdeğer ve çürütülmezdir. Ve aynı ölçüde içi boş gerçektir. Her sorun "bir kısır döngüdür", çünkü, bir bütün olarak siyasal yaşam sonsuz sayıda halkalardan meydana gelen sonsuz bir zincirdir. Siyaset sanatının tamamı, elimizden koparılıp alınması en güç olan halkayı, belirli bir anda en önemli olan halkayı, onu elinde tutana bütün zincire sahip olmayı en çok güvence veren halkayı bulmaktan ve ona olabildiğince sıkı bir biçimde sarılmaktan ibarettir. Eğer deneyimli bir duvarcılar ekibimiz olsaydı, ve bunlar kılavuz ipi olmadan tuğlaları tam gerektiği gibi yerleştirebilecek kadar (ki bu, soyut olarak konuştuğumuzda, hiç de olanaksız bir şey değildir) birlikte çalışmayı öğrenmiş olsalardı, o zaman belki de başka bir halkaya sarılabilirdik. Ama ne yazık ki, şimdilik ekip halinde çalışmak için eğitilmiş deneyimli duvarcılarımız yok, tuğlalar çok zaman hiç de gerekmeyen yerlere konuyor, genel çizgiye uygun şekilde duvar örülmüyor, ve tuğlalar o kadar dağınık durumda ki, düşman, yapıyı, tuğladan değil de, kumdan yapılmışçasına paramparça edebilir.

Bir başka kıyaslama: "Bir gazete, sadece bir kolektif propagandacı ve kolektif ajitatör değil, aynı zamanda kolektif bir örgütleyicidir de. Bu bakımdan, yapım halindeki bir binanın çevresinde kurulan iskeleye benzetilebilir; yapının dış kenarlarını belirtir ve yapıcıların birbirleriyle temasını, işbölümünü ve örgütlü çalışmalarının meydana getirdiği ortak sonuçları görmelerini sağlar." Bunun, masabaşı yazarının kendi rolünü abartmasıyla herhangi bir benzerliği var mi? İskele, asıl yapı için gerekli değildir, daha ucuz malzemeden yapılır, geçici olarak kurulur, ve yapının dış kısmı tamamlanır tamamlanmaz sökülerek yakacak odun yerine kullanılır. Devrimci örgütlerin yapısına gelince, deneyim gösteriyor ki, bunlar, bizde, 1870'lerin gösterdiği gibi, bazan iskelesiz de kurulabiliyorlar. Ama şu anda, iskeleyi kurmadan, bize gerekli olan yapıyı yükseltmemiz olasılığını düşünemeyiz bile.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:55


Nadejdin, şu sözleriyle, bu görüşe katılmıyor; "İskra sanıyor ki, halk, bu gazetenin çevresinde ve onun adına girişilen eylemlerde biraraya gelecek ve örgütlenecek. Ama bunların daha somut eylemler çevresinde biraraya gelmesi ve örgütlenmesi daha kolay olmaz mı?" Gerçekten de, "daha somut eylemler çevresinde çok daha kolay olacak". Bir Rus atasözü söyle der: "Kuyuya tükürme, gün gelir suyunu içersin." Ama öyleleri var ki, içine tükürülen kuyudan su içmekte bir sakınca görmüyorlar. Bizim görkemli legal "Marksizm Eleştiricilerimiz" ve Raboçaya Mysıl'ın illegal hayranları daha somut bir şey adına ne adilikler söylememişlerdir ki! Darlığımızla, inisiyatiften yoksunluğumuzla, duraksamalarımızla, hareketimiz ne kadar da kısıtlıdır; ve bütün bunları haklı göstermek için ileri sürülen geleneksel sav, "daha somut her şeyin çevresinde biraraya gelmenin çok daha kolay olduğu" savıdır! Ve Nadejdin, -ki, kendisinin "yaşam gerçekleri" konusunda özellikle keskin bir duyguya sahip olduğunu sanır, "masabaşı" yazarları acımasızca lanetler ve (nüktedan bir kişi pozlarında) İskra'yı her yerde ekonomizm görme zaafıyla suçlar ve kendisini de ortodoks eleştiriciler arasındaki bölünmenin çok üzerinde görür- öne sürdüğü savlarla kendisini öfkelendiren darlığa katkıda bulunduğunu ve içine en çok tükürülen kuyudan su içtiğini görememektedir! Darlığa karşı en içten öfke, buna kananları kurtarmak için duyulan en içten istek, yeterli değildir; hele öfkeye kapılan yelkensiz, dümensiz, rüzgârların keyfine göre seyrederse ve tıpkı 1870'lerin devrimcileri gibi, "kendiliğindenlik" ile "kızıştırıcı teröre", "kırsal teröre" ve "tehlike çanlarını çalmaya" vb. sarılırsa. Çevresinde biraraya gelip örgütlenmenin "çok daha kolay" olacağını sandığı şu "daha somut" eylemlere bir gözatalım: l° yerel gazeteler; 2° gösteriler için hazırlıklar; 3° işsizler arasında çalışma. Hemen belli oluyor ki, bütün bunlar bir şey söyleme bahanesiyle gelişigüzel yazılmış şeyler; çünkü hangi biçimde ele alırsak alalım, bunlarda "biraraya gelmeye ve örgütlenmeye" özel olarak uygun herhangi bir şey görmek saçmadır. Aynı Nadejdin, birkaç sayfa ötede, şöyle diyor: "Yörelerdeki eylemin pek acınacak türden olduğu gerçeğini açıkça söylemek zamanı gelmiştir, komiteler yapabileceklerinin onda-birini bile yapmıyorlar... Harekette uyum sağlayacak olan merkezlerimiz, şu anda, tamamıyla hayalidirler, üyelerinin birbirlerine karşılıklı olarak generallikler bahşettikleri bir çeşit devrimci bürokrasiyi temsil ederler; ve bu güçlü yerel örgütler kuruluna kadar böyle sürüp gidecektir." Bu sözler, her ne kadar durumu biraz abartıyorsa da, hiç kuşku yok ki birçok acı gerçeği içermektedir; ama Nadejdin'in yörelerdeki eylemin acınacak durumu ile, yerel örgütlerle sınırlı olan parti militanlarının eğitimden yoksunluğun kaçınılmaz sonucu olan dargörüşlülükleri arasındaki, eylemlerinin sınırlı kapsamı arasındaki bağı göremediği söylenebilir mi? Svoboda'da yayınlanan örgüt konusundaki makalenin yazarı gibi, o da, geniş bir yerel basına (1898'den bu yana) geçişin nasıl ekonomizmin ve "ilkellik"in güçlü bir şiddetlenmesinin eşliğinde olduğunu unutmuş mudur? "Geniş bir yerel basın" doyurucu bir biçimde kurulabilseydi bile (pek istisnai durumlar dışında bunun olanaksız olduğunu gösterdik) - böyle bir şey olsaydı bile, yerel organlar, bütün devrimci güçleri otokrasiye karşı genel bir saldırı için ve birleşik mücadelenin önderliği için "biraraya getirip örgütleyemez"di. Unutmayalım ki, biz, burada sadece gazetenin "toparlayıcı", örgütlendirici önemini tartışmaktayız, ve parçalanmayı savunan Nadejdin'e, bize acı bir alayla yöneltmiş olduğu soruyu biz de sorabiliriz: "200.000 devrimci örgütleyici bize miras olarak kaldı mı ki?" Üstelik İskra'nın planına karşı "gösteriler için hazırlık" ileri sürülemez, şu nedenle ki, bu plan olabildiğince geniş gösterilerin örgütlendirilmesini amaçlarından biri olarak içermektedir; tartışılan konu pratik araçların seçimi konusudur. Bu noktada da, Nadejdin'in kafası karışıktır, çünkü o, ancak "biraraya getirilmiş ve örgütlenmiş" olan güçlerin, (şimdiye kadar, büyük çoğunlukla, kondiliğinden meydana gelmiş olan) gösteriler için "hazırlanabileceklerini" gözden kaçırmıştır; oysa bizde asıl eksik olan şey, işte o biraraya getirme ve örgütlendirme yeteneğidir. "İşsizler arasında çalışma." Gene aynı kafa karışıklığı; çünkü bu da seferber edilmiş olan güçlerin eylem alanlarından birini teşkil eder, güçleri seferber etmek için bir planı değil. Nadejdin'in burada da, parçalanmışlığımızın, "200.000 örgütleyiciden" yoksunluğumuzun bize verdiği zararları ne kadar küçümsediği şu olgudan da görülebilir: birçok kimse (Nadejdin de dahil) İskra'yı işsizlik konusunda çok az haber verdiğinden ötürü ve kırsal yaşamın en sıradan yönleri konusunda yayınladığı haberlerin gelişigüzel niteliğinden ötürü suçlamışlardır. Bu suçlama haklıdır; ama burada, İskra, "günah işlemediği halde günahkârdır". Biz kıra da bir "çizgi çekmeye" çalışıyoruz; ama orada hemen hemen hiç bir yerde duvarcı yok; ve bize en sıradan olaylar konusunda bile bilgi veren herkesi, bu alanda bizimle işbirliği yapacak olanların sayısını artıracağı ve hepimize gerçekten önemli olan olayları seçmeyi öğreteceği umuduyla, teşvik etmek zorundayız. Ama üzerinde eğitim yapabileceğimiz malzeme o kadar az ki, bunu bütün Rusya için genelleştirmezsek üzerinde eğitim yapacak hiç bir şeyimiz kalmaz. Hiç kuşku yok ki, Nadejdin'in ajitatör olarak yeteneklerine ve serserilerin yaşamı konusundaki bilgisine aşağıyukarı sahip olan biri, işsizler arasında ajitasyonuyla, harekete paha biçilmez hizmetlerde bulunabilirdi; ama böyle biri, yığınlar arasında bulunan ve yeni çalışmalara girişme yeteneğinden hâlâ yoksun olanlar da öğrenebilsinler diye, çalışması sırasında attığı her adımdan Rusya'daki bütün yoldaşları haberdar etmedikçe kendi cevherini gizlemiş olur.

Bugün istisnasız herkes, birleşmenin öneminden, "biraraya gelip örgütlenmenin" gereğinden sözediyor; ama çoğunlukla bu birleşmenin nereden başlanarak nasıl gerçekleştirilleceği konusunda kesin bir düşünce yok. Belki de herkes kabul edecektir ki, eğer biz, diyelim ki belli bir kentte, semt çevrelerini "birleştirirsek", bunun için ortak kurumlar meydana getirmek gerekecektir, yani, sadece "birlik" gibi ortak bir unvanla yetinilmeyecek, gerçekten ortak çalışma, malzeme, deneyim ve güç alış-verişi, sadece semtlere göre değil, ama uzmanlaşma yoluyla kent ölçüsünde işbölümü gerekecektir. Herkes kabul eder ki, koca bir gizli aygıt, tek bir semtin elbette hem para, hem de insangücü bakımından "kaynaklarıyla" (ticari deyimi kullanarak) maliyetini kurtarmayacaktır, ve bu dar alan, bir uzmanın yeteneklerini geliştirmesi için yeterli olanak sağlamayacaktır. Ama aynı şey, birkaç kentin eylemlerinin uyumlu kılınması için de geçerlidir; çünkü belirli bir yöre bile çok dar bir alan olacaktır, ve böyle olduğunu bizim sosyal-demokrat hareketimizin tarihi göstermektedir. Yukarda, bunu, siyasal ajitasyon ve örgütsel çalışma bakımından ayrıntılı bir biçimde gösterdik. Bize en çok ve acil olarak gereken şey, alanı genişletmek, kentler arasında düzenli ortak çalışma temeli üzerinde gerçek bağlar kurmaktır, çünkü parçalanmışlık, insanları ezmektedir ve onlar dünyadan habersiz, kimden neyi öğreneceğini bilmeden ya da nasıl deneyim edinildiğinden, geniş eyleme girişme isteklerini nasıl tatmin edeceğinden habersiz, (bir İskra muhabirinin kullandığı deyimle) "bir deliğe sıkışmış" durumdadırlar. Ancak bütün Rusya'yı kapsayan, biricik düzenli girişim olarak eylemin en çeşitli biçimlerinin sonuçlarını özetleyen ve böylelikle, bütün yolların Roma'ya gittiği gibi, bir devrime giden bütün geçitler boyunca insanları yorulmadan ileriye doğru yürümeye teşvik eden bir ortak gazetenin yardımıyla gerçek bağlar kurmaya başlayabileceğimiz yolundaki iddiamda diretiyorum. Eğer sadece lafta birlik kurmayacaksak, her yerel çevrenin diyelim ki güçlerinin dörttebirini ortak davaya etkin olarak katılmak üzere hemen seferber etmesi gerekir. Ve gazete, yerel çevrelere bu davanın genel planını, kapsamını ve niteliğini derhal iletecektir; bütün Rusya çapında girişilen harekette en çok duyulan boşlukları, ajitasyonun yeterli olmadığı, ilişkilerin zayıf bulunduğu yerleri bu çevrelere kesin olarak gösterecek ve belirli bir inceleme çevresinin geniş genel mekanizmanın hangi küçük dişlisini onarabileceğine ya da onun yerine daha iyisini koyabileceğine işaret edecektir. Henüz çalışmaya başlamamış olan ve işe atılmak için sabırsızlanan bir inceleme çevresi, bu durumda, işe "sanayideki" daha önceki gelişmelerden ya da sanayide egemen olan üretim yöntemlerinin genel düzeyinden habersiz küçük bir atelyedeki tecrit olmuş zanaatçı gibi değil de, otokrasiye karşı tüm genel devrimci saldırıyı yansıtan büyük bir girişimin bir parçası olarak başlayabilir. Ve her çarkın işçiliği ne kadar kusursuz olur ve ortak davanın değişik ayrıntılarında çalışan işçilerin sayısı ne kadar büyük olursa, ağımız o ölçüde sıklaşır, ve polisin kaçınılmaz baskılarının saflarımızda meydana getirdiği kargaşalık o ölçüde azalmış olur.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:56


(Eğer çıkarılacak olan gazete, adına lâyık bir gazete ise, yani eğer düzenli olarak çıkarılıyorsa, bir dergi gibi ayda bir değil, ama en azından ayda dört kez çıkarılıyorsa) gazeteyi salt dağıtma işlevi bile fiili bağların kurulmasına yardımcı olur. Şu anda, devrimci amaçlarla yapılan kentlerarası haberleşme çok enderdir, her zaman ve her durumda, kural olmaktan çok, istisnadır. Ama eğer bir gazetemiz olsaydı, böyle bir haberleşme kural olurdu, ve bu, elbette ki, sadece gazetenin dağıtımını sağlamakla kalmaz, (daha önemli olan) deneyim, malzeme, güç ve kaynak alış-verişini de sağlardı. Örgütlenme çalışmalarının kapsamı hemen genişler, ve bir yörede sağlanan başarı, öteki yörelerin daha iyi çalışması için örnek olurdu; gazete ülkenin başka kısımlarında çalışan yoldaşların kazanmış oldukları deneyimlerden yararlanma isteği uyandırırdı. Yerel çalışmalar, şimdikinden çok daha zengin ve çeşitli olurdu. Rusya'nın dörtbir yanından toplanan siyasal ve iktisadi teşhirler, bütün mesleklerdeki ve gelişmenin bütün aşamalarındaki işçilere fikri gıda sağlardı; bunlar, legal basındaki imaların, halk arasındaki konuşmaların ve "ayıbını örtmeye çalışan" hükümet bildirilerinin ortaya çıkardığı çok çeşitli konular üzerinde konuşmak ve okumak için malzeme ve fırsat sağlardı. Her kaynaşma, her gösteri, bütün yönleriyle, Rusya'nın her yerinde değerlendirilir ve tartışılırdı; bu ötekilerden geri kalmamak ve ötekilerden daha iyisini yapmak özlemini doğururdu (biz sosyalistler, her türlü yarışmayı ve her türlü "rekabeti" kesenkes reddetmeyiz!) ve ilkin bir bakıma kendiliğinden yapılmış şeyi bilinçli olarak hazırlama, saldırı planını değiştirme vb. için belirli bir yerdeki ya da belirli bir andaki uygun koşullardan yararlanma isteğini uyandırırdi. Yerel çalışmanın bu yeniden canlanışı, aynı zamanda, her gösterinin ya da bir yerel gazetenin her sayısının yayınlanışının sık sık yarattığı bütün güçlerin umutsuzca, "ölçüsüzce" harcanmasının ve bütün güçlerin tehlikeye atılmasının önünü alırdı. Bir yandan, polis, nerede arayacağını bilmediğinden, "kökleri" bulmakta çok daha zorluk çekerdi; öte yandan, düzenli ortak çalışma, adamlarımızı belli bir saldırının şiddetini ortak ordunun o bölümünün gücüne göre ayarlamayı öğretirdi (böyle bir şeyi, bugün kimse düşünmemektedir, çünkü saldırılar çoğunlukla kendiliğinden olmaktadır); böyle bir düzenli ortak çalışma, bir yerden bir yere sadece yazının değil, devrimci güçlerin de "naklini" kolaylaştırırdı.

Bu güçler, bugün, sınırlı yerel çalışma denen muharebe alanında büyük kayıplar vermektedir. Ama ele aldığımız koşullar altında, yetenekli bir ajitatörü ya da bir örgütçüyü ülkeniri bir ucundan öteki ucuna nakletmek olanağı olurdu ve bunu yapma fırsatı da durmadan doğardı. Yoldaşlar işe, parti çalışması için, parti hesabına, kısa yolculuklarla başlayarak, geçimlerinin parti tarafından sağlanmasına, profesyonel devrimciler haline gelmeye ve kendilerini gerçek siyasal önderler olarak eğitmeye alışırlardı.

Ve eğer biz, yerel komitelerin, yerel grupların ve inceleme çevrelerinin tamamının ya da büyük kısmının ortak davaya etkin olarak katılmalarını gerçekten sağlayabilirsek, kısa bir zaman içinde bütün Rusya için onbinlerce basan ve düzenli bir şekilde dağıtılan bir haftalık gazeteyi kurabiliriz. Bu gazete, sınıf mücadelesinin ve yığınsal öfkenin her kıvılcımını körükleyerek, onu, yaygın bir yangın haline getiren muazzam demirci körüğünün bir parçası haline gelirdi. Henüz pek masum ve çok küçük, ama düzenli ve ortak olan bu çabanın etrafında, sözcüğün tam anlamıyla denenmiş savaşçıların düzenli ordusu sistemli olarak biraraya getirilir ve eğitilirdi. Bu genel örgütsel yapının iskelelerinde ve merdivenlerinde, çok geçmeden, devrimcilerimizin saflarından çıkma sosyal-demokrat Jelyabov'lar, ve işçilerimizin saflarından gelen Rus Bebel'lerinin tırmandığını görürdük; ve böyleleri, seferber edilmiş ordunun önündeki yerlerini alırlar ve Rusya'nın utancı ve lânetiyle hesaplaşmak üzere tüm halkı harekete geçirirlerdi.

İşte biz bunun rüyasını görmeliyiz!

"Rüya görmeliyiz!" Bu sözcükleri yazıyorum, ve birdenbire bir korkudur beni alıyor. Kendimi "Birlik Konferansı"nin bir oturumunda görüyorum ve karşımda Raboçeye Dyelo'nun editörleri ve yazarları oturuyorlar. Martinov yoldaş ayağa kalkıyor, ve bana dönerek sertçe şöyle diyor: "İzninizle şunu sorayım, özerk bir yazıkurulunun, daha önce parti komitesinin görüşünü almadan rüya görmeye hakkı var mıdır?" Onun ardından Kriçevski yoldaş dikiliyor (Plehanov yoldaşı çoktan beri derinleştirmiş olan Martinov yoldaşı, felsefi bakımdan daha da derinleştirerek) daha da sert bir tonla: "Daha ileri gideceğim, diyor, size soruyorum: bir marksistin, Marx'a göre insanlığın kendisine her zaman çözebileceği görevler yüklediğini ve taktiğin partiyle birlikte büyüyen parti görevlerinin büyümesinin bir süreci olduğunu bile bile, rüya görmeye hakkı var mıdır?"

Bu korkunç soruları düşünmek bile beni titretiyor, ve bir tek şeyi düşünüyorum: nereye saklanacağımı. Pissarev'in arkasında siper alsam nasıl olur?

Rüya ile gerçeklik arasındaki ayrılık konusunda Pissarev şöyle yazar: "Ayrılık vardır, ayrılık vardır. Benim rüyam, olayların doğal akışının ötesine geçebilir, ya da olayların doğal akışının hiç bir zaman gitmeyeceği bir doğrultuya sapabilir. Birinci halde, rüyadan hiç bir kötülük gelmez; çalışan insanın enerjisini destekler, güçlendirir bile. ... Böyle rüyalarda çalışma gücümüzü çarpıtacak ya da felce uğratacak hiç bir şey yoktur. Tam tersine, eğer insan böyle rüya görme yeteneğinden tamamen yoksun olsaydı, arasıra zihni ilerilere atlayarak ellerinin henüz biçim vermeye başladığı ürünün tam ve eksiksiz tablosunu gözünün önünde canlandıramasaydı, o zaman insani, sanat, bilim ve pratik çaba alanında büyük ve zahmetli işlere girişmeye ve tamamlamaya hangi itici gücün sürükleyeceğini düşünemem bile. ... Eğer rüya gören kimse, rüyasına ciddi olarak inanırsa, yaşamı dikkatle gözler, gözlemlerini gökte kurduğu şatolarla kıyaslarsa ve eğer, genel olarak söylemek gerekirse, rüyasının gerçekleşmesi için bilinçli olarak çalışırsa, rüya ile gerçek arasındaki ayrılığın hiç bir zararı olmaz. Rüyalarla yaşam arasında bir bağ varsa, her şey yolundadır."

Ne yazık ki, bizim hareketimiz içinde, bu türden rüya görme çok azdır. Ve bundan en çok sorumlu olan kimseler, aklıbaşında görüşleriyle, "somuta" "yakınlıklarıyla" öğünenler, legal eleştiriciliğin ve illegal "kuyrukçuluğun" temsilcileridirler.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:57


C- BİZE GEREKLİ OLAN NASIL BİR ÖRGÜTTÜR?


Bütün söylenenlerden, okur, "plan-olarak-taktikler"imizin, hemen saldırıya geçmeye çağrıyı reddettiğini; "düşman kalesinin etkin bir biçimde kuşatılmasını" istediğini; ya da bir başka deyişle, bütün güçlerin kalıcı bir ordunun toplanmasına, örgütlenmesine ve seferber edilmesine yöneltilmesini istediğini görecektir. Raboçeye Dyelo'yu ekonomizmden birdenbire saldırı çığırtkanlığına atladığı için alaya aldığımiz zaman, bu gazete elbette bizi "doktriner" olmakla, devrimci görevimizi anlamamakla, ihtiyatlı olmayı öğütlemekle vb. suçladı. Biz bu suçlamaların, tamamen ilkelerden yoksun olanlardan ve bütün tartışmalardan derin bir "süreç-olarak-taktikler"den dem vurarak kaçanlardan gelmesine elbette hiç şaşırmadık; tıpkı bu suçlamaların, kalıcı programlara ve taktik ilkelere küçümseme ile bakan Nadejdin tarafından yinelenmesine de şaşmadıksa.

Tarihin kendi kendini yinelemediği söylenir. Ama Nadejdin, tarihin kendini yinelemesi için her türlü çabayı harcıyor ve "devrimci eğitimi" suçlayarak, "tehlike çanlarının çalınması" ve özel bir "devrimin arifesi görüşü" vb. konusunda bağırıp çağırarak Çakov'u taklit ediyor. Besbelli ki, özgün tarihsel olay bir trajediyse onun kopyası bir komedi olacaktır, yolundaki ünlü sözü unutmuş Çakov'un propagandasıyla hazırlanan ve gerçekten dehşet yaratan "dehşet yaratıcı" terör yoluyla gerçekleştirilen iktidari ele geçirme girişimi, görkemli bir şeydi, oysa bu küçük Çakov'un "kızıştırıcı" terörü sadece gülünçtür, özellikle bunu vasat insanlar örgütü düşüncesiyle desteklemeye kalktığı zaman.

"Eğer İskra", diye yazıyor Nadejdin, "o kitabilik havasından bir kurtulsaydı, bunların [örneğin İskra n° 7'de yayınlanan bir işçinin mektubu, vb. gibi olayların] "saldırının" yakın, pek yakın olduğunu gösteren belirtiler olduğunu ve şu anda [aynen böyle!] Rusya çapında bir gazeteye bağlı bir örgütten sözetmenin masabaşı düşünceler ve masabaşı eylemler yaymak olduğunu görürdü. "Ne akıl almaz bir karışıklık!" Bir yandan kızıştırıcı terör ve "ortalama insanlar örgütü" savunuluyor ve bu yapılırken "daha somut" bir şey çevresinde, örneğin yerel gazeteler çevresinde biraraya gelmenin "çok daha kolay" olduğu ileri sürülüyor; öte yandan, bütün Rusya için bir örgütten "şu anda" sözetmenin, masabaşı düşünceler yaymak olduğu iddia olunuyor, yani, daha açık söylemek gerekirse, "şu anda" artık çok geç kalındığı söyleniyor! Ama "Yerel gazetelerin geniş bir biçimde örgütlendirilmesi"nden ne haber - bunun için de artık çok geç değil mi sevgili L. Nadejdin? İskra'nın görüşünü ve taktik çizgisini bununla kıyaslayınız; kızıştırıcı terör saçmadır; bir ortalama insanlar örgütünden ve yerel gazetelerin yaygın bir biçimde yayınlanmasından sözetmek, ekonomizme kapıları ardına kadar açmak olur. Bütün Rusya'yı kapsayan tek bir devrimciler örgütünden sözetmeliyiz; ve kâğıt üzerinde değil de gerçek saldırı başlayıncaya dek bundan sözetmek için hiç bir zaman geç kalınmış olunmayacaktır.

"Evet", diye devam ediyor Nadejdin, "örgütlenme konusunda durumumuz hiç de parlak değildir; evet, İskra, savaş güçlerimizin büyük kısmı gönüllülerden ve isyancılardan meydana gelmektedir derken tamamen haklıdır. ... Güçlerimizin durumunu soğukkanlılıkla doğru olarak değerlendirmemiz iyi bir şey. Ama, yığınların hiç de bizim malımız olmadığını ve bu yüzden de askeri harekâta ne zaman başlanacağını bizden sormayacaklarını, kendiliklerinden 'harekete geçeceklerini' unutmak niye. ... Kalabalığın kendisi ilkel yıkıcı gücüyle harekete geçtiği zaman, saflarına hep son derece sistemli örgütlenmeyi sokmaya çalıştığımız, ama bir türlü başaramadığımız 'düzenli birlikler'in üstesinden gelip onları safdışı edebilir."

Şaşılası bir mantık! Asıl "yığınlar bizim malımız olmadığı" içindir ki ani bir "saldırı" konusunda çığırtkanlık etmenin gereği yoktur, bu saçma bir davranıştır; çünkü, saldırı, düzenli birliklerin hareketidir ve yığının kendiliğinden atılımı olamaz. Kalabalığın düzenli birliklerin üstesinden gelmesi ve onları safdışı etmesi mümkün olduğu içindir ki, sürekli birlikler arasında "son derece sistemli örgütlendirme" çalışmamızla kendiliğinden atılıma mutlaka "yetişmeliyiz", çünkü bu örgütlendirme işini ne kadar çok "başarırsak" düzenli birliklerin kalabalık tarafından safdışı edilmeyip ileriye doğru kalabalığın başında yürümesi şansları o ölçüde artar. Nadejdin yanılmaktadır, çünkü, sistemli örgütlenme sırasında, birliklerin onları yığınlardan tecrit eden bir şeyle uğraştığını sanmaktadır, oysa gerçekte birlikler, tamamıyla çok yönlü ve her şeyi kucaklayan siyasal ajitasyonla, yani yığınların ilkel yıkıcı gücüyle devrimciler örgütünün bilinçli yıkıcı gücünü birbirine yaklaştıran ve tek bir bütün halinde birleştiren bir çalışma içerisinde bulunmaktadırlar. Siz, baylar, kendi suçunuzu başkasına yükleme çabasındasınız. Çünkü programına terörü sokarak bir teröristler örgütünün kurulmasını isteyen, Svoboda grubunun kendisidir, ve böyle bir örgüt, ne yazık ki henüz bizim malımız olmayan ve ne yazık ki mücadeleye nerede ve nasıl girişeceklerini henüz bizden sormayan, ya da pek seyrek soran yığınlarla birliklerimizin daha sıkı bağlar kurmasını gerçekten önlerdi.

Ve Nadejdin, İskra'yı korkutmaya çalışarak, "Devrimin kendisinin de geldiğini göremeyeceğiz", diye yazıyor, "nasıl ki, bizi hazırlıksız yakalayan son olayların geldiğini görmedikse." Bu tümce, yukarıya aktarılan sözlerle birlikte ele alındığında, Svoboda'nın icat ettiği "devrimin arifesi görüşü"nün saçmalığını açıkça gösterir. Açıkça konduğunda, bu özel "görüş", tartışmak ve hazırlanmak için "artık" çok geç olduğu sonucunu vermektedir. "Kitabiliğin" çok değerli muhalifi, eğer durum buysa, "Teori ve Taktik Sorunları" üzerine 132 sayfalık bir broşür yazmanın ne değeri vardı? Onun yerine, içinde "Vurun Kafalarına!" özet çağrısının bulunduğu 132.000 bildiri yayınlamak "devrimin arifesi görüşüne" daha yakışır bir davraniş olmaz mıydı?

İskra gibi ulus ölçüsünde bir siyasal ajitasyonu, programlarının, taktiklerinin ve örgütsel çalışmalarının temel taşı yapanlar, devrimin geldiğini önceden görememe tehlikesini en azına indirmiş olanlardır. Bugün Rusya'da bir uçtan bir uca Rusya çapındaki gazeteden yayılan bağlantılar ağı örmekle uğraşanlar, sadece, ilkyaz olaylarını önceden görmekle kalmadılar, üstelik bize, bu olayların geldiğini önceden haber verme olanağını sağladılar. Onlar, İskra, n° 13 ve 14'te anlatılan gösterileri de önceden gördüler, ve bununla da yetinmeyip, kendiliğinden ayaklanan yığınların yardımına koşmanın ve, aynı zamanda, gazete aracılığıyla, Rusya'daki bütün yoldaşların gösteriler hakkında bilgi edinmelerini ve elde edilen deneyimden yararlanmalarını sağlamanın kendi görevleri olduğu bilinciyle, bu gösterilere katıldılar. Ve bu kimseler, eğer ömürleri yeterse, her şeyden önce ajitasyonda deneyim sahibi olmamızı, her protesto hareketini (sosyal-demokratik biçimde) destekleme yeteneğinde bulunmamızı ve aynı zamanda kendiliğinden hareketi dostların hatalarından ve düşmanların tuzaklarından koruyarak yönetmemizi gerektiren devrimin de geldiğini göreceklerdir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:58


Böylece ortak gazete için ortak çalışmayla kurulacak olan bütün Rusya için bir gazetenin çevresinde bir örgütlenme planı üzerinde direnerek durmamızın sonuncu nedenine gelmiş bulunuyoruz. Ancak böyle bir örgüttür ki, militan bir sosyal-demokrat esnekliği, yani mücadelenin en çeşitli ve hızlı değişen koşullarına hemen uyma yeteneğini, "bir yandan sayıca üstün olan ve güçlerini bir noktada toplamış bulunan bir düşmanla açık alanda savaştan kaçınırken, öte yandan düşmanın manevra yeteneksizliğinden yararlanarak en az beklediği yerde ve anda ona karşı saldırıya geçme" yeteneğini sağlayacaktır. Parti örgütünü kurarken sadece patlamalara ve sokak çatışmalarına, ya da "tekdüze günlük mücadelenin ilerleyişine" güvenmek büyük hata olur. Biz her zaman günlük çalışmamızı yapmalıyız ve her zaman her şeye hazır olmalıyız, çünkü çok kez patlama dönemleri ile durgun dönemlerin birbirinin yerini ne zaman alacağını önceden kestirmek hemen hemen olanaksızdır. Bu değişmeleri önceden görebildiğimiz hallerde de, bu öngörüden örgütümüzü yeniden kurmak için yararlanamayız; çünkü otokratik bir ülkede böyle değişiklikler şaşılacak bir hızla meydana gelir ve bazan bu değişiklikler, çarın yeniçerilerinin bir gecelik baskınıyla olur. Ve devrimin kendisi de (görünüşe göre Nadejdin'lerin sandığı gibi) tek bir hareket olarak değil, azçok güçlü patlamalar döneminin azçok mutlak durgunluktaki dönemlerinin dizi halinde birbirinin yerini alması olarak düşünülmelidir. Bundan ötürü, parti örgütümüzün eyleminin başlıca içeriği, bu eylemin yoğunlaşma noktası, en güçlü patlama döneminde olduğu gibi en durgun dönemde de mümkün ve mutlaka gerekli çalışma olmalıdır, yani Rusya'nın bir ucundan bir ucuna birbiriyle bağlantılı, yaşamın bütün yönlerini aydınlatan, ve yığınların olabildiğince geniş katları arasında yürütülen siyasal ajitasyon çalışması olmalıdır. Ama öyle bir çalışma, bugünün Rusya'sında, sık sık yayınlanan bütün Rusya için bir gazete olmadan düşünülemez. Bu gazete çevresinde kurulacak olan örgüt, buna katkıda bulunanların (sözcüğün geniş anlamıyla, yani gazete için çalışanların tümünün) örgütü, her şeye, devrim dalgasının "alçalış" dönemlerinde partinin onurunu, saygınlığını ve yürekliliğini korumaktan, ulus çapındaki silahlı ayaklanmayı hazırlamaya, zamanını saptamaya ve gerçekleştirmeye kadar her şeye hazır olacaktır.

Rusya'da pek olağan bir durumu gözünüzün önüne getiriniz: bir ya da birkaç yörede yoldaşlarımızın tamamının polis tarafından toplanmasını. Bütün yerel örgütleri birleştiren tek bir ortak, düzenli eylem yokluğunda, bu gibi baskınlar, çok kez çalışmaların aylarca durması sonucunu vermektedir. Ama eğer bütün yerel örgütlerin ortak bir eylemi olsaydı, o zaman, çok önemli bir tutuklama halinde bile, iki-üç enerjik kişi birkaç hafta içinde ortak merkezle ve, bildiğimiz gibi, şimdi bile hızla yerden fışkıran yeni gençlik çevreleriyle bağ kurabilirdi. Ve arasıra tutuklamalarla darbelenen ortak eylem herkesçe bilindiğinde, yeni çevrelerin ortaya çıkıp merkezle bağlantı kurmaları daha da hızlı olurdu.

Öte yandan, gözünüzün önüne bir halk ayaklanmasını getirin. Bu konuda düşünmemiz ve buna hazırlanmamız gerektiği konusunda herhalde artık herkes görüş birliği içinde olacaktır. Ama nasıl? Merkez komitesi ayaklanmayı hazırlama amacıyla, elbette bütün yörelere ajanlar atayamaz. Bir merkez komitesine sahip bulunsaydık bile, Rusya'daki bugünkü koşullar altında bu komite bu gibi atamalarla kesinlikle hiç bir şey başaramazdı. Ama ortak gazetenin kurulması ve dağıtılması sırasında oluşacak ajanlar ağı, ayaklanma çağrısının yapılmasını "oturup beklemek" zorunda kalmaz, bir ayaklanma durumunda en yüksek başarı olasılığını güvence altına alacak düzenli eylemi yürütebilirdi. Böyle bir eylem, bir ayaklanma için çok önemli olan ve bizim çalışan yığınların en geniş katları ve otokrasiden hoşnutsuz olan bütün topiumsal katlarla olan bağlarımızı güçlendirirdi. Genel siyasal durumu doğru bir biçimde değerlendirme yeteneğini, ve bunun sonucu olarak da, bir ayaklanma için uygun anı seçme yeteneğini geliştirmeye hizmet edecek olan işte bu eylemdir. Bütün yerel örgütleri, Rusya'nın tamamını harekete geçiren aynı siyasal sorunlara, olaylara ve sonuçlara aynı anda tepki gösterme ve böyle "olaylara" olabildiğince güçlü, uyumlu ve uygun bir biçimde tepki gösterme bakımından eğitecek olan işte bu eylemlerdir; çünkü bir ayaklanma, özünde, tüm halkın hükümete karşı en güçlü, en uyumlu ve en uygun "yanıtı"dır. Son olarak, baştan başa tüm Rusya'daki bütün devrimci örgütleri birbirleriyle en sürekli, ve aynı zamanda da en gizli bağlara sahip olma bakımından eğitecek, böylelikle gerçek parti birliğini yaratacak olan işte bu eylemlerdir; çünkü böyle bağlar olmaksızın, ayaklanmanın planını kolektif olarak tartışmak ve ayaklanmanın arifesinde zorunlu hazırlık önlemlerini, en sıkı bir gizlilik içinde tutulması gereken önlemleri almak olanaksızdır.

Tek sözcükle, "bütün Rusya için bir siyasal gazete planı", (gereği kadar düşünmemiş olanların sandığı gibi) dogmacılığa ve kitabiliğe saplanmış masabaşı çalışması yürütenlerin emeğinin ürünü değildir, tam tersine, bu plan, günlük olağan çalışmayı bir an bile unutmadan ayaklanmaya hemen bütün yönlerden hazırlanabilmek için en pratik plandır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.09.2013- 18:59


SONUÇ


Rus sosyal-demokrasisinin tarihi, sınırları belli üç döneme ayrılır:

Birinci dönem, on yılı kapsar, aşağı yukarı 1884'ten 1894'e kadar. Bu dönem, sosyal-demokrasinin teori ve programının yükselme, ve pekişme dönemiydi. Yeni akımın Rusya'daki yandaşları sayıca çok azdı. Sosyal-demokrasi bir işçi sınıfı hareketi olmaksızın varlığını sürdürüyordu, ve bir siyasal parti olarak, gelişmesinin rüşeym aşamasındaydı.

İkinci dönem, üç ya da dört yılı kapsar - 1894-1898. Bu dönemde sosyal-demokrasi, sahnede, bir toplumsal hareket olarak, halk yığınlarının bir atılımı olarak, bir siyasal parti olarak göründü. Bu, hareketin çocukluk ve delikanlılık dönemidir. Aydın tabaka narodizme karşı mücadele etme ve işçilerin arasına gitme genel çabası içindeydiler; işçiler de grev hareketine katılma coşkusu içinde. Hareket büyük ilerlemeler kaydetti. Liderlerin çoğunluğu, Bay N. Mihaylovski'ye bir çeşit doğal sınır gibi görünen "otuzbeş yaşına" henüz varmamış olan gençlerdi. Gençliklerinden ötürü, bunlar, pratik çalışmaya hazırlıklı değildiler ve şaşılacak bir hızla sahneden uzaklaştılar. Ama çoğunlukla eylemlerinin kapsamı çok genişti. Birçokları devrimciler olarak düşünmeye Narodnaya Volya yandaşı olarak başlamışlardı. Hemen hepsi, gençliklerinde terörist kahramanlara hayranlık duymuşlardı. O kahramanlık geleneklerinin büyüleyici etkisinden kurtulmak için bir mücadele gerekti, ve bu mücadeleye, Narodnaya Volya'ya sadık kalmaya kararlı ve genç sosyal-demokratların derin bir saygı duydukları kimselerle olan kişisel ilişkilerin kesilmesi eşlik etti. Bu mücadele, genç liderleri, kendi kendilerini eğitmeye, her eğilimdeki gizli yazını okumaya, ve legal narodizmin sorunlarını yakından incelemeye zorladı. Bu mücadelede eğitilen sosyal-demokratlar ne yollarını aydınlatan marksist teoriyi, ne de otokrasiyi devirme görevini "bir an bile" unutmadan işçi sınıfı hareketi içine girdiler. 1898 ilkyazında partinin kurulması, bu dönemin sosyal-demokratlarının en çarpıcı ve aynı zamanda da sonuncu hareketi oldu.

Üçüncü dönem, gördüğümüz gibi, 1897'de hazırlanmıştı ve 1898'de kesin olarak İkinci Döneme son verdi (1898-?). Bu, bir bölünme, dağılma ve yalpalama dönemiydi. Delikanlılık çağındaki bir gencin sesi çatallaşır. Ve işte böyle, bu dönemde Rus sosyal-demokrasisinin sesi de çatallaştı, falsolu sesler çıkarmaya başladı - bir yandan, Bay Struve ve Bay Prokopoviç'in, Bulgakov ve Berdyaev'in yazıları, öte yandan V. İ-n ve R. M.'ninkiler, B. Kriçevski ve Martinov'unkiler. Ama herbiri bir yanda dolaşıp duran ve gerileyenler, yalnızca liderlerdi; hareketin kendisi büyümeye devam etti ve dev adımlarla ilerledi. Proleter mücadele, işçilerin yeni katlarına sıçradı ve bütün Rusya'ya yayıldı; aynı zamanda, dolaylı olarak, öğrenciler arasında ve nüfusun öteki kesimleri arasında demokratik ruhun canlanmasını teşvik etti. Ama liderlerin siyasal bilinci, kendiliğinden kabarmanin genişliği ve gücü karşısında boyuneğdi; sosyal-demokratlar arasında başka bir tip egemen hale gelmişti - hemen hemen sadece "legal" marksist yazınla yetişmiş militan tipi. Yığınların kendiliğindenliği, liderlerden daha çok siyasal bilinç istedikçe, bu tip, daha da yetersizleşti. Liderler, sadece teori bakımından ("eleştiri özgürlüğü") ve pratik bakımdan ("ilkellik") geri kalmakla kalmadılar, geri kalmışlıklarını bir sürü görkemli savlar ileri sürerek haklı göstermeye çalıştılar. Sosyal-demokrasi legal yazında Brentano yandaşları tarafından ve illegal yazında da kuyrukçular tarafından trade-unionculuk derekesine düşürülüyordu. Özellikle sosyal-demokratların "ilkel yöntemleri" sosyalist olmayan devrimci eğilimlerin yeniden canlanması sonucunu verince, Credo programı uygulanmaya başlanıyordu.

Eğer okur, Raboçeye Dyelo gibi bir gazete üzerinde gereğinden fazla durduğum için beni kınarsa, kendisine şunu söyleyeceğim: Raboçeye Dyelo bu üçüncü dönemin "ruhunu" en belirgin biçimde ifade ettiği için "tarihsel" bir önem kazanmıştı. [105*] Dağınıklığı ve yalpalamayı, "eleştiricilik"e, "ekonomizme" ve terörizme ödünlerde bulunmaya hazır oluşu temsil edebilecek olan tutarlı R. M. değil, esen rüzgara göre yön değiştiren Kriçevski'ler ve Martinov'lardı. Bu dönemin karakteristik özelliği, bazı "mutlak" hayranlarının pratik çalışmaya küçümseme ile bakmaları değildir, tam tersine, küçük çapta pratikçilikle teoriye karşı tam bir umursamazlığın bileşimidir. Teoriyi bayağılaştırma girişimlerinde bu dönemin kahramanlarının asıl tasası "büyük lafları" doğrudan doğruya reddetme değildi. Bilimsel sosyalizm, bütün halinde bir devrimci doktrin olmaktan çıktı, her yeni çıkan Alman ders kitabının içeriğinin "serbestçe" sulandırdığı bir bulamaç haline geldi; "sınıf mücadelesi" sloganı daha geniş ve daha enerjik bir eyleme teşvik eden bir etken olmaktan çıktı, "iktisadi mücadele siyasal mücadeleye kopmaz bağlarla bağlı bulunduğuna" göre, bir çeşit merhem görevini yerine getirdi; parti düşüncesi, militan bir örgütün yaratılması için bir çağrı olmuyor, tersine, bir tür "devrimci bürokrasili" ve "demokratik" biçimlerle çocukça oynamayı haklı göstermek için kullanılıyordu.

Üçüncü dönemin ne zaman sona ereceğini ve "bir çok belirtinin müjdelediği" dördüncü dönemin ne zaman başlayacağını bilemeyiz. Geçmişten bugüne ve kısmen de geleceğe geçiş halindeyiz. Ama bütün gücümüzle inanıyoruz ki, dördüncü dönem, militan marksizmin pekişmesine yolaçacak, Rus sosyal-demokrasisi bunalımdan tam ergenlik çağına erişmiş olarak çıkacak ve oportünist artcının "nöbetini" en devrimci sınıfın gerçek öncüsü "devralacaktır".

"Nöbetin devralınması" çağrısında bulunma anlamında ve yukarda açıkladıklarımızı özetleyerek, ne yapmalı? sorusuna şu kısa yanıtı veriyoruz:

Üçüncü Döneme Son Verin.

V.I.Lenin; Ne Yapmalı; SOl yayınları
Halk Cephesi/Kütüphane



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 29.10.2017- 19:55


Ne Yapmalı’da altını çizdiğim satırlar-B. Sadık Albayrak


Lenin’den ilk okuduğum kitap Şiar Yalçın’ın çevirdiği, Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nca yayınlanmış Karl Marx ve Doktrini’ydi. Lenin çok açık ve anlaşılır yazmıştı, çeviri de güzeldi, benim için tam zamanında okunan bir marksizme giriş kitabı olmuştu. Önemli gördüğüm yerlerin altını kurşun kalemle çiziyordum. Kitabı bitirdiğimde, çizilen satırların çizilmeyenlerden daha çok olduğunu görmüştüm. Yolun başında, yeni her şey, altı çizilecek denli önemli geliyordu.

Marx’ı, Engels’i, Lenin’i okudukça, azçok anladıkça kitaplardaki altı çizilen satırlar da giderek azaldı. Diyalektik materyalist bakış açısını özümsedikçe olguya ilişkin bilgiden çok, bilgiye götüren yönteme ilişkin satırların altını daha çok çizer oldum.

Kitaplarda altı çizilen satırları, hangi sorunun cevabını aramak için okuyorsak ona göre belirleriz. Zamanla aynı kitapları tekrar tekrar okumak gerektiğinde, önceki okumalar ve yeni sorular ışığında bu kez başka cümleler önemli görünür.

Kitaplarda altı çizilen satırlar giderek azalmıştır ama yeniden okunduğunda bu kez başka yerler önemli görünmüş, onların altı çizilmiştir. Aynı kitabın iki üç okumasından sonra, bir de bakarsınız altı çizilen satırlar, çizilmeyenleri yine geçmiştir.

TARİHİN 15 YILDA DOĞRULADIĞI KİTAP


Aydınlar Partisi’ni yazmaya hazırlanırken Lenin’in, “işçi sınıfına dışardan bilinç götürecek” parti teorisini kurduğu Ne Yapmalı’yı yeniden okudum. Ataol Behramoğlu’nun, Meral Akşener’in partisini desteklemesini eleştirerek bu konuda iki yazı yazdım, bir de baktım ki, bu yazılarda Ne Yapmalı’nın adını bile anmamışım. Kırmızı kalemle altını çizdiğim satırlardaki ilham verici fikirleri, yüz yıldan uzun bir zaman sonra, bambaşka bir dünyada politika ve parti tartışması yaparken somutla kaynaştırıp güncelleştirememişim.

Şimdi, bu eksikliğimi gidermeyi deneyeceğim; Ne Yapmalı’da altını çizdiğim satırları buraya aktaracağım.

Lenin, 1902 yılında yazdığı Ne Yapmalı’da, işçi sınıfının sendikalar eliyle “ekonomik mücadelesine” ve “kendiliğinden hareketine” çok önem veren ekonomizm eğilimiyle polemik içinde yeni bir parti teorisi kurar. Otokrasi koşullarında işçi sınıfına siyasal bilinç “dışardan”, profesyonel devrimcilerden oluşan bu partinin çalışmasıyla kazandırılacaktır. İşçi sınıfı partisi teorisinin oluşturulduğu bu kitabın yazılışından on beş yıl sonra 1917 büyük Ekim Devrimi oldu; Lenin’in Partisi, milyonların ayaklanmasını yönetmeyi ve iktidara taşımayı başardı. Burada okuyacağınız altı çizili satırlar, kısa süre içinde doğruluğunu tarihin tescil ettiği bu kitaptan alınmıştır.

YÜZ YIL ÖNCENİN SOSYAL-DEMOKRAT PARTİSİ


Lenin, Ne Yapmalı’da, “kendiliğinden unsur”, özünde tohum halindeki bir bilinçlenmeden başka bir şey değildir,1 diye yazar. Partinin görevi, yığınların kendiliğinden hareketlerinde ortaya çıkan bu tohum halindeki bilinçlenmeyi geliştirerek, onları örgütlemek ve sınıf mücadelesinin güçlerine dönüştürmektir.

Aynı konuda, cevabını içinde taşıyan sorusu şudur: “Ama sosyal-demokrasinin işlevi, kendiliğinden hareketin üzerinde dolaşan bir ‘ruh’ olmak ve bununla yetinmeyip bu hareketi ‘kendi programı’ düzeyine yükseltmek değil de nedir?” (s.61) Buradaki “sosyal-demokrasi” kavramının o dönemde sosyalizmi veya komünizmi anlatan bir kavram olduğunu unutmayalım. Ekim Devrimi’ni yapan, adını daha sonra Rusya Komünist Partisi olarak değiştirecek partinin adı Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi’ydi. İşçi sınıfı partilerinin komünist adını almaları, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda, kendi kapitalistlerinin savaş politikalarını destekleyerek sosyalizmden kopan, “sosyal-şoven” olan Avrupa “sosyal-demokrat” partilerinden kendilerini ayırma gerekliliğinden doğmuştur. 2. Enternasyonal’in çöküşü, Komünist Enternasyonal’in kuruluşu da bu sürecin içindedir.

Lenin’in ideolojik mücadelenin önemi ve güçlükleri üzerine yazarken yaptığı şu saptama, bugün “sosyal medya” çağında daha da koyulaşan bir gerçeği ortaya koyuyor: “burjuva ideolojisi köken bakımından sosyalist ideolojiden çok daha eskidir, çok daha gelişkindir, ve boy ölçüşülemeyecek kadar daha çok yayılma olanaklarına sahiptir.” (s.50) Halkların cahilleştirildiği, insanların büyük bir yalnızlaşma ve yabancılaşma çemberine sokulduğu günümüz tekelci toplumlarında egemen ideolojiye karşı savunma mekanizmaları büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Bu koşullarda parti’nin işçi sınıfı ideolojisini üretme ve muhataplarına içselleştirmede işlevi ve etkinliği daha yaşamsal hale gelmiştir.

İNSANA KENDİNİ SATTIRAN DÜZEN

Lenin, Ne Yapmalı’da tekrar tekrar işçi sınıfının mücadelesini yalnızca sendikal düzeyle sınırlandırmaya çalışan ekonomistlerle tartışırken, bu mücadelenin siyasallaşması, ulusal ölçekte varlığını göstermesi gerektiğini vurgular. “Sosyal-demokrasi, yalnızca işgücünün daha uygun koşullarda satılması için değil, aynı zamanda mülksüzlerin kendilerini zenginlere satmaya zorlayan toplumsal düzenin kalkması için de işçi sınıfı savaşımına önderlik eder. Sosyal-demokrasi, yalnızca belirli bir işverenler grubuyla ilişkilerde değil, modern toplumun bütün sınıflarıyla ve örgütlenmiş bir siyasal güç olarak devletle de ilişkilerde işçi sınıfını temsil eder.” (s.66)

İşçi sınıfı bilinci nedir ve nasıl kazanılır; aktaracağım cümlelerde Lenin bunu olağanüstü incelikli biçimde tarif ediyor. İtalikle gösterilerek vurgulanmış sözcükler ve bundan sonraki aktarmalardaki italikler Lenin’in incelikli yazımının ürünüdür. “Eğer işçiler, hangi sınıfları etkiliyor olursa olsun, zorbalık, baskı, zor ve suiistimalin her türlüsüne karşı tepki göstermede eğitilmemişlerse ve işçiler bunlara karşı, başka herhangi bir açıdan değil de, sosyal-demokrat açıdan tepki göstermede eğitilmemişlerse, işçi sınıfı bilinci, gerçek bir siyasal bilinç olamaz. Eğer işçiler, öteki toplumsal sınıfların herbirini, entelektüel, moral ve siyasal yaşamlarının bütün belirtilerinde gözleyebilmek için somut ve her şeyden önce güncel siyasal olgular ve olaylardan yararlanmasını öğrenmezlerse; eğer materyalist tahlil ve ölçütleri, nüfusun bütün sınıflarının, katmanlarının ve gruplarının yaşam ve eylemlerinin bütün yönlerine pratik olarak uygulamayı öğrenmezlerse, çalışan yığınların bilinci, gerçek bir sınıf bilinci olamaz.” (s.80)

BÜTÜN SINIFLARA GİDEN PARTİ


Bu karmaşık, zor ve sürekli kılınması gereken işi, işçilere siyasal sınıf bilinci kazandırma işini ancak çok iyi örgütlenmiş bir işçi sınıfı partisi yapabilir. “Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışardan verilebilir, yani ancak iktisadi savaşımın dışından, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanının dışından verilebilir. Bu bilgiyi elde etmenin olanaklı olduğu biricik alan, bütün sınıf ve katmanların devletle ve hükümetle ilişkisi alanı, bütün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır. Onun için, işçilere siyasal bilgi vermek için ne yapmalı sorusuna yanıt, pratik içindeki işçilerin ve özellikle ekonomizme eğilim gösterenlerin çoğunlukla yeterli buldukları ‘işçiler arasına gidilmelidir’ yanıtı olamaz. İşçilere siyasal bilgiyi verebilmek için, sosyal demokratlar, nüfusun bütün sınıfları arasına gitmek zorundadırlar; onlar ordu birliklerini bütün yönlere sevketmek zorundadırlar.” (s.90) Sosyalistlerin siyasal mücadeleyi bütün sınıflara giderek, toplumun bütününü kapsayacak ve etkileyecek kapsamda yürütmeleri gerekliliği Nasıl Yapmalı’nın bir başka önemli tezidir. Lenin, kitabın başka bir yerinde, bunu şöyle tekrarlıyor: “Biz teorisyenler olarak, propagandacılar olarak, ajitatörler olarak ve örgütçüler olarak ‘nüfusun bütün sınıfları arasına gitmeliyiz’”. (s.93) Bunu, bütün sınıfları bu düzenden soğutmak için yapmalıyız. Lenin’in, “bütün sınıfları” tamlaması, düzenin egemen sınıfı kapitalistleri de kapsıyor mu? Muhtemelen; çünkü parti bütün sınıflar arasında örgütlenirken, yalnızca öğretmek ve etkilemekle yetinmiyor, o sınıfların gerçeğini de anlamaya çalışıyor. Kapitalist sınıfın, kapitalist devletin gerçeklerini kavrayabilmek için buralarda olmak gerekiyor: “Ve işçilere gerçek, kapsamlı ve canlı siyasal bilgiler sağlayabilmek için, her yerde, toplumun bütün katmanlarında ve devlet mekanizmamızın bütün iç çarkları hakkında bilgi edinebileceğimiz bütün mevkilerde ‘kendi adamlarımız’, sosyal-demokratlar bulunmalıdır. Böyleleri, yalnızca propaganda ve ajitasyon için değil, ama daha çok örgütlendirme için gereklidir.” (s.98)

Örgütlenecek en stratejik kurumlardan biri de ordu’dur: “Elimizdeki güçler olanak verir vermez, hiç duraksamadan, bütün dikkatimizi, askerler ve subaylar arasındaki propaganda ve ajitasyona ve partimize bağlı ‘askeri örgütlerin’ yaratılmasına vermeliyiz.” (s.140)

SİYASAL MÜCADELEDE LİDER’İN ROLÜ

Partinin bulunduğu yerde öncü olması düzene karşı devrimci perspektifini her somut durumda yaşama uygulamasına bağlıdır. “Ama ‘biz’, eğer ön saflardaki demokratlar olmak istiyorsak, yalnızca üniversite ya da zemstvo vb. koşullarından yakınanların düşüncelerini, tüm siyasal düzenin beş para etmediği düşüncesine yöneltmeyi üstlenmeliyiz. Bütün muhalefet katmanlarının savaşıma ve partimize ellerinden gelen desteği verebilmelerini sağlamak için kendi partimizin önderliği altında, çok yönlü bir siyasal savaşımın örgütlendirilmesi görevini biz üzerimize almalıyız. Pratik içindeki sosyal-demokratlarımızı, bu çok yönlü savaşımın bütün belirtilerine kılavuzluk edebilen, kaynaşma halindeki öğrencilere, hoşnutsuz zemtsvo mensuplarına, öfkeli dinsel mezhep mensuplarına, küskün ilkokul öğretmenlerine, vb., vb. gereken anda ‘kesin bir eylem programını kabul ettirmesini’ bilen siyasal önderler olarak eğitmek, bizim işimiz olmalıdır.” (96-97) Parti, çok yönlü, gelişkin önderler yetiştiren bir okul olmak zorundadır. Elbette, toplumun devrimci kaynaklarını israf etmemek gerekir. “Gerçek şudur ki, toplum, ‘davaya’ uygun birçok insan yetiştirmektedir, ama biz, bunların hepsini kullanamıyoruz.” (s.140)

“Öte yandan, biz, hem bilinçli işçiler arasından ve hem de aydınlar arasından bu savaşım için önderlerin eğitilmesini sağlamadıkça, yığınlar hiçbir zaman siyasal savaşımı yürütmeyi öğrenemeyeceklerdir. Böyle önderler, ancak siyasal yaşamımızın bütün her günkü yönlerini, çeşitli sınıfların çeşitli nedenlerle bütün protesto ve savaşım girişimlerini sistemli olarak değerlendirerek eğitimlerini sağlayabilirler.” (s.175)

Lenin, partinin “bir düzine” deneyimli, gelişmiş lidere ihtiyacı olduğunu Alman partisini örnekleyerek vurgular: “Siyasal düşünce Almanlar arasında yeteri kadar gelişmiştir, ve profesyonel olarak eğitilmiş, uzun deneylerden geçmiş ve tam bir uyum içinde çalışan ‘bir düzine’ denenmiş ve yetenekli lider olmadan (ve yetenekli kişiler yüzlerle doğmaz) modern toplumda hiçbir sınıfın kararlı bir savaşıma girişemeyeceğini anlayacak kadar siyasal deneyim edinmişlerdir.” (s.133) Yetenekli lider’in az bulunurluğu ve lider’siz siyasal savaşımın yürümeyeceği tezini reel sosyalizmin çöktüğü günümüz dünyasında daha çok önemsemek durumundayız.




Bu ileti en son melnur tarafından 29.10.2017- 19:56 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 7 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   3   4   5   [6]   7   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Ne yapmalı, nasıl yapmalı? melnur 1 482 06.03.2019- 06:26
Konu Klasör Seçimlerde solcular ne yapmalı? melnur 5 612 24.03.2019- 03:22
Konu Klasör Ne olacak bu Türkiye'nin hali; ne yapmalı? melnur 1 131 15.10.2019- 09:29
Konu Klasör Türkiye solu ne yapmalı, nasıl bir siyaset? melnur 1 233 08.10.2019- 08:09
Etiketler   Yapmalı
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS