SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Evrim ve Yok oluş           (gösterim sayısı: 2.112)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.522
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

4 kere teşekkür etti.
2 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 04.08.2013- 18:06


.Evrim kuramının okullarda öğretilmemesi ve bilinçli tasarım adı altında bir yığın bilim dışı hurafelerin önemli parasal ve siyasi desteklerle toplumda yaygınlaştırılma çabaları hem doğanın ve hem de canlılığın gelişim sürecinin anlaşılmasında önemli sorunlar oluşturmaktadır. Oysa evrimi anlamadan bilimi anlayabilmek ve dolayısıyla çevremizde olan bitenleri neden sonuç ilişkisi içinde değerlendirebilmek mümkün değildir. Çünkü evrim, her şeyden önce, evrende değişmeyen tek şeyin değişim olduğu ilkesinin genel bir doğrulamasıdır. Bir anlamda doğayı anlayabilmek evrimi anlayabilmekten geçmektedir.

Biyolojik evrim en genel tanımıyla değişerek türemedir. Bu tanımlama hem küçük ölçekte ve hem de büyük ölçekte evrimi kapsamaktadır. Küçük ölçüde evrimle popülasyondaki genetik farklılıkların nesilden nesile geçmesini, büyük ölçekli evrimle de aradan bir çok nesil geçtikten sonra ortak bir atadan farklı türlerin ortaya çıkmasını anlamaktayız. Biyolojik değişim bu şekilde ortaya konduğunda ise, bundan, canlının süreç içinde dönüştüğü ve karmaşıklaştığı anlamı çıkmaktadır. Doğrudur, fakat bir yanıyla eksiktir. Süreci sadece, herhangi bir türün zaman içinde farklı türlere evrilmesi olarak gördüğümüzde gerçekleşen olayı bütün yönleriyle anlamış olmayız. Çünkü zaman içinde canlılık ne kadar çeşitlenip daha karmaşık bir hale geliyorsa, aynı şekilde pek çok tür de çeşitli nedenlere bağlı olarak yok olmaktadır. Bilim insanları bugün yeryüzünde yedi yüz bin civarında bitki ve bir buçuk milyon civarında hayvan türü bulunduğunu ve bütün bu canlılığın bugüne kadar yaşamış olan türlerin sadece yüzde biri olduğuna dikkat çekiyorlar. Buradan çıkarılacak sonuç, çeşitlenmenin türsel yok oluşla kıyaslandığında çok daha minimal düzeyde kaldığı ve türlerin yeryüzünde varlıklarını koruma potansiyellerinin sadece yüzde bir oranında olduğudur.

Günümüzde elde edilen veriler, yerküredeki canlı yaşamının pek çok kitlesel yokoluş geçirdiğini gösteriyor. Bu yok oluşların belki de en yıkıcısı 225 milyon yıl önceki Permiyen kitlesel yokoluşuydu. O zamanlar yaşamış ve aralarında baskın kara omurgalıları olan sinapsitlerin de bulunduğu türlerin %90'ının nesli tükendi. Bilim insanları bu olaya, iklim değişikliği, volkanik patlama, deniz seviyesi değişimi, kıtasal hareket, asteroidlerin dünyaya çarpması ya da bu faktörlerin birkaçının birden mi neden olduğunu ortaya çıkarmaya çalışıyorlar.

Kitlesel yok oluşlar
Yeryüzünde yaşam izlerinin görüldüğü yaklaşık 3,8 milyar yıl öncesinden bu yana çeşitli nedenlere bağlı olarak pek çok tür kaybı yaşanmakla birlikte, özellikle etkisi bakımından oldukça önemli beş kitlesel yok oluş yaşanmıştır.

1-İlk kitlesel yok oluş günümüzden yaklaşık 440 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte iklim değişikliğine bağlı bir soğumanın etkili olduğu konusunda bulgular vardır. Ordovisyen döneminin sonlarına rastlayan bu kitlesel yok oluşta denizlerde yaşayan canlılığın yüzde seksen beşi yok olmaktan kurtulamamıştır. Karalar bu dönemde hemen hemen ıssızdır.

2-İkinci kitlesel yok oluş günümüzden 370 milyon yıl önce Devoniyen döneminde gerçekleşmiştir. Nedenleri tam olarak bilinmese de, sığ habitatlardaki canlı türlerinin yok oluşları soğumaya bağlı bir buzullaşma kaynaklı olabileceği görüşü yaygındır. Bir başka görüş, dünyaya çarpan bir göktaşının iklim ve deniz seviyesi değişikliklerine yol açması şeklindedir. Karasal canlılığın yeni yeni gelişmeye başladığı bu dönemde, denizlerdeki canlılığın yüzde seksen ikisi yok olmuştur.

3-Üçüncü kitlesel yok oluş Paleozoik zamanın son dönemi olan Permiyen’de gerçekleşmiştir ve gelmiş geçmiş en büyük kitlesel yok oluştur. Nedenleri arasında pek çok görüş ileri sürülmektedir. En önemlisi bu dönemde kıtaların birleşerek tek bir kıta haline gelmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan iklim değişiklikleri gösterilmektedir. Bunun yanında dünyaya çarpan bir göktaşının bu kitlesel yok oluşa neden olabileceği de ileri sürülmektedir. Bu dönemde karasal yaşam daha az etkilenmesine rağmen dünyadaki canlılığın yüzde doksan altısı yok olmaktan kurtulamamıştır.

4-Dördüncü kitlesel yok oluş 210 milyon yıl önce Trias sonlarında olmuştur. Nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Memelilerin ve dinozorların ortaya çıkışından kısa bir süre sonra gerçekleşen ve ilk dinozorların da etkilendiği bu süreçte türlerin yüzde yetmiş altısı yok olmuştur.

5-Beşinci yok oluş 65 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Meksika'nın Yucatan yarımadasına düşen 10-15 km. çapındaki bir meteorun bu kitlesel yok oluşun nedeni olduğu yolunda bir görüş birliği hakimdir. Bu olayın önemli özelliği dinozorların 150 milyon yıl süren egemenliğine son vererek yeryüzü egemenliğinin memelilere geçmesine neden olması ve insana doğru gelişecek olan bir süreci başlatmasıdır. Bu kitlesel yok oluşla türlerin yüzde yetmiş altısı tarih sahnesinden çekilmiştir.

Yaklaşık 65 Milyon yıl önce Meksika'nın Yucatan yarımadasına düşen 10-15 km. çapındaki bir meteorun bu kitlesel yok oluşun nedeni olduğu yolunda bir görüş birliği hakimdir




Bu ileti en son melnur tarafından 23.11.2013- 23:27 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.522
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

2 kere teşekkür edildi.
4 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.08.2013- 18:08


Ve insan

Doğal nedenlere bağlı yok oluşlar insanın tarih sahnesine çıkması ve giderek doğa üzerinde egemenlik kurmasıyla birlikte nitelik değiştirmiştir. İnsan bugün yeryüzünde ekolojik yıkımlara yol açabilecek kadar etkin olabilmektedir. Özellikle kapitalizmin küreselleşmesiyle dizginlenemeyen kar hırsı ve plansız programsız sanayileşme çevreyi bir daha onarılmayacak şekilde talan etmektedir. Atmosfere salınan sera gazları iklimsel değişimlere yol açmakta ve bunun sonucunda ortaya çıkan küresel ısınma ve kuraklık insanlığı tehdit edecek boyutlara varmaktadır. Aşırı nüfus artışı sonucu yeni yerleşim yerlerinin kurulması, kentleri birbirine bağlayan yol çalışmaları, sulak alanların tarım arazilerine dönüştürülmesi, ormanların yok edilmesi ve aşırı avlanma gibi pek çok etkeni de buna eklediğimizde dünyamızın nasıl hızla tüketildiğini anlayabilmek hiç zor olmasa gerek.

Yeryüzünde hiçbir canlı türü yaşam alanını böylesine genişleterek diğer canlı türlerinin gelişimine engel oluşturacak bir potansiyel kazanmamıştır. İnsanın doğaya karşı mutlak egemenliği ile birlikte karada, denizde ve havada olan değişim diğer canlı türlerinin aleyhine işleyen bir süreç yaratmaktadır. Yeryüzünde en az bizim kadar yaşama hakkına sahip olan diğer canlılar bu süreçten olumsuz etkilenmekte, genetik çeşitlilik giderek azalmakta ve türler, evrimsel potansiyellerini yitirmektedir. Bilim insanları sürecin bu şekilde gitmesi durumunda yeryüzünde bu güne kadar olanların içinde en olumsuzunun yaşanacağını, insanın kendi evini yaşanmaz bir hale getirmesi bir yana, var olan türlerin çok önemli bir oranda yeryüzünden silineceğini söylemektedir.

Dünyanın akciğerleri olan tropikal yağmur ormanlarının kapitalist duyarsızlık içinde ortadan kaldırılmasıyla birlikte her yıl yaklaşık 27 bin tür yok olmaktadır. Yeryüzündeki tür çeşitliliğinin yaklaşık yüzde yirmi beşini barındıran bu bölgelerde var olan türlerin yüzde yirmisinin otuz yıl içinde yok olabileceği gerçeği, karşı karşıya bulunduğumuz sorunun en dramatik yanıdır. Bir başka örnek vermek gerekirse, bizim de içinde bulunduğumuz memeliler grubunun yeryüzünde yaşamsal kalış süresi 1milyon yıl ile 10 milyon yıl arasında değişmektedir. Dünyada beş bine yakın memeli türü olduğunu varsayarsak ortalama tür ömrü 200 yıldır. Buradan anlaşılması gereken ortalama 200 yılda bir ancak tek bir memeli türünün yok olabileceğidir. Oysa bilimsel çalışmalar bu sürecin çok hızlandığını ve 400 yıl içinde 89 memeli türünün yok olmaktan kurtulamadığını göstermektedir. Yok oluş süreci 45 kat artmıştır.


Dünyanın akciğerleri olan tropikal yağmur ormanlarının kapitalist duyarsızlık içinde ortadan kaldırılmasıyla birlikte her yıl yaklaşık 27 bin tür yok olmaktadır

Özellikle iç sular olmak üzere deniz ve okyanuslarda da durum farklı değildir. Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından hazırlanan raporlara göre sadece Kuzey Amerika'da iç su balıklarının yüzde yirmi dokuzu yok olmuştur ve Avrupa'da tehdit altında bulunan iç su balıklarının oranı yüzde yetmiş yedidir. Aynı şekilde Uluslararası Kuş Konseyi'nin çalışmaları dünyadaki kuş türlerinin yüzde onunun tehlike altında olduğunu göstermektedir.

Doğanın kirlenmesi, doğal ortamın bozulması ve doğal yaşamın yıkımı ciddi biyolojik etkilere neden olmaktadır. Canlı türlerinin yaşam döngüleri, dağılımları ve evrim süreçleri değişmekte, türlerin giderek yoksullaşması bir yandan tür çeşitliliğinin azalmasına yol açarken diğer yandan da zararlı denilebilecek fırsatçı ve işgalci türlerin artışına da neden olmaktadır. Çeşitli sinek ve böcek türleri, fareler ve sıçanlar, çeşitli bakteri ve virüsler ve ayrıca çeşitli mantarlar bu tür canlılığa verilecek örneklerdir.

İnsanın bu dünyadan başka bir yuvası yoktur ve insan bu dünyayı başka canlılarla birlikte paylaşmaktadır. İnsanın ( dünyada egemen sistemin) doğaya ve dolayısıyla evrime bu kadar hoyratça müdahalesi, yeryüzünde bugüne kadar yaşanmış olan küresel yok oluşların en kapsamlısını gündeme getirmektedir. İnsan kendi evini ve türünü tehlikeye sokan bir sistemin boyunduruğu altındadır. Bu dünyayı giderek daha da yaşanmaz hale getiren egemen sistem, doğanın anlaşılmasını ve doğadaki değişimin temel nedenlerini sürekli olarak hasıraltı etmektedir. Dünya daha bilinçli ve planlı bir şekilde toplumun hizmetine sokulmadıkça kitlesel yok oluş süreci eninde sonunda insana yönelecektir.

Evrim insan aklının oluşturduğu en yetkin düşünme yöntemlerinden biridir. Evrim doğanın nasıl değişip dönüştüğünü anlamlandıran en yetkin kuramdır. İnsan bu anlamda doğanın nasıl dönüşüme uğradığını bilmek durumundadır. Yetmiyor. İnsan hem kendi varlığını tehlikeye düşürmeyecek ve hem de doğal evrim süreçlerini yıkıma uğratmayacak bir toplumsal sistemle mutlaka buluşmak durumundadır. Buna zorunludur. Bu gerçekleşmediği sürece egemen sistem bilimi de sulandıracak ve el altından bilim karşıtı ne kadar hurafe varsa topluma dayatıp toplumu ve doğayı anlama çabamızı sulandıracaktır. Bugün ABD patentli bilinçli tasarım gibi hurafelerin özellikle geri kalmış ülkelere pompalanmasının altında yatan neden de budur.

.
Kaynakça;
.
* Prof.Aykut Kence'nin Nisan 2007 tarihli Bilim ve Ütopya dergisindeki ''Altıncı Kitlesel Yok Oluş'u Yaşıyor Muyuz?'' adlı çalışmasından yararlanılmıştır.




Bu ileti en son melnur tarafından 23.11.2013- 23:29 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.522
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

2 kere teşekkür edildi.
4 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.01.2019- 19:48


''...zaman içinde canlılık ne kadar çeşitlenip daha karmaşık bir hale geliyorsa, aynı şekilde pek çok tür de çeşitli nedenlere bağlı olarak yok olmaktadır. Bilim insanları bugün yeryüzünde yedi yüz bin civarında bitki ve bir buçuk milyon civarında hayvan türü bulunduğunu ve bütün bu canlılığın bugüne kadar yaşamış olan türlerin sadece yüzde biri olduğuna dikkat çekiyorlar. Buradan çıkarılacak sonuç, çeşitlenmenin türsel yok oluşla kıyaslandığında çok daha minimal düzeyde kaldığı ve türlerin yeryüzünde varlıklarını koruma potansiyellerinin sadece yüzde bir oranında olduğudur.''

Yazıyaz forum döneminde çıkardığımız aylık e-dergi'ye yazılmış yazıdan bir bölüm bu. Biyolojik evrimle canlının değişip dönüşerek farklı bir tür olarak yaşamını sürdürmesi -kısaca türleşme- canlının yok oluş süreciyle kıyaslandığında minimal bir düzeyde olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Böyle bakıldığında ( alıntının da gösterdiği gibi) bir canlı türünün evrim geçirerek yaşamını sürdürme olasılığının o canlının yok oluş süreciyle karşılaşma oranına göre çok düşük olduğunu söyleyebiliriz. Organik evrimin başlangıcından bu yana bir türün ortalama ömrünün 250 milyon yıl olduğunu da söylemek mümkün. Üstteki yazıda kitlesel yok oluşlar özetlenmektedir. Belli dönemlerde türlerin kitlesel bir yok oluşla karşı karşıya kaldıkları tarihsel bir gerçektir. Bundan sonra da yine belli nedenlere bağlı olarak kitlesel yok oluşlar yaşanacaktır. Ne var ki, bu durum, kitlesel yok oluşlar dışında canlı türlerinin yok olmadığı anlamına gelmez. Günümüz kitlesel bir yok oluş dönemi olmamakla birlikte hemen her gün bitki ve hayvan türleri bakımından toplamda ortalama 100'e yakın tür çeşitli nedenlerle yok olmaktadır.








Bu ileti en son melnur tarafından 01.01.2019- 19:49 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Evrim mi, yaratılış mı? melnur 22 7335 20.01.2015- 22:52
Konu Klasör Evrim ve İnsan melnur 6 2250 04.08.2013- 01:14
Konu Klasör Evrim kuramları melnur 0 1402 04.08.2013- 18:23
Konu Klasör Evrim Nedir? melnur 4 2001 06.01.2014- 20:23
Konu Klasör 4. Evrim Sempozyumu bu haftasonu! melnur 0 1250 19.12.2013- 10:14
Etiketler   Evrim,   Yok,   oluş
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS