SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.01.2016- 22:11


Alıntı Çizelgesi: bedrettin yazmış

Alıntı Çizelgesi: melnur yazmış

Bilimsel sosyalizmde devrim kavramı iki boyutludur   Bunlardan birincisi iktidarın işçi sınıfın öncüsü tarafından alındığı ve iktidarın sınıfsal niteliğini değiştiren siyasal devrim, ikincisi ise, siyasal devrimden sonra üretim ve mülkiyet ilişkilerinin değiştirilmesinden başlayarak tüm toplumsal ilişki biçimlerinin değiştirildiği toplumsal devrim. Sosyalist devrimde bu iki boyut birbirini bütünler. Sosyalist devrimin siyasal devrim boyutu toplumsal ilişkilerin bilinçli ve planlı biçimde değiştirilmesinin başlangıcını oluştururken toplumsal devrim süreci de işçi sınıfının kendisiyle birlikte tüm sınıfları ortadan kaldırmasıyla son bulur. Marks ve Engels'e göre sınıfsız topluma giden yol ancak işçi sınıfı öncülüğünde gerçekleştirilebilir ve işçi sınıfı da bu öncülüğü kapitalizmin üretim sürecindeki nesnel konumundan alır.

Tarihsel çıkarları kendisiyle birlikte tüm sınıfların ortadan kaldırılmasına bağlı olan proletaryanın bunu gerçekleştirebilmesi için yığınsal olarak sosyalist bir bilinç edinebilmesi gerekir. Marksist ustalarda bu konuda iki ayrı kategori vardır. "Kendinde sınıf" ve "kendisi için sınıf". Kendinde sınıf işçi sınıfının ekonomik bilincini temsil ederken, kendisi için sınıf kategorisi ise sınıfın siyasal ve devrimci bilinci temsil eder.

Marksist ustalar işçi sınıfının kendinde sınıf olmaktan çıkarak kendisi için sınıfa dönüşmesinin ancak mücadele içinde gerçekleşebileceğinin söyler. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte nicel bir çoğunluğa sahip olacak olan ve ara katmanları da kendisine çekecek olan proletarya, süreç içinde edineceği birikim ve mücadele deneyimiyle, burjuvazi ile karşı karşıya kalacak, sanayi proletaryasının öncülüğünde gerçekleştirilecek   bu mücadele siyasal devrimle sonuçlanacak, siyasal devrim sonrasında gerçekleştirilecek toplumsal devrimlerle de süreç, "insanın gerçek tarihi"nin başlayacağı   enternasyonal düzeydeki toplumsal formasyona -komünizme- evrilecektir. Marks ve Engels'teki devrim modeli ana hatlarıyla budur.

Bu modelde önemli bir "boşluk" bulunduğu açıktır. Bu boşluk,   siyasal iktidarı ele geçirecek işçi sınıfının, sosyalist bilincinin nesnel koşulların gelişimiyle birlikte kendiliğinden elde edebileceği öngörüsünden kaynaklanmaktadır. Bu konuda Marks ve Engels'in oldukça "iyimser" olduğu ve nesnel süreçlere yeterinden çok vurgu yaptığı ileri sürülebilir. Gerçekte bu öngörü, dönemin   eylemselliğindeki   yoğunluğun iç dinamikler yoluyla işçi sınıfına sosyalist bir bilinç kazandırabileceği izlenimi vermesi olarak da yorumlanabilir.   Marks ve Engels'ın o dönemde sosyalizmi bilimsel bir temele oturtma çabalarını herşeyden fazla önemsemek durumunda kalmaları, onları, bu konu üzerinde yeterince düşünmekten alıkoyduğu bir başka etken olarak ileri sürülebilir.Ayrıca dönemin bir burjuva devrimler çağı olduğunu da hatırlamak gerek. O koşullardan ve burjuva devrimleri deneyiminden bir proleter devriminin tüm koşullarını çıkarabilmek pek de mümkün değildir.

Sonuçta, Marks ve Engels'in devrim yaklaşımında bir boşluk olduğu açıktır ve bu boşluk sonradan Lenin'le doldurulmuştur.Lenin, Marksist ustaların yeterince çözüme kavuşturamadıkları bu temel konuyu,   işçi sınıfının verili durumdaki bilinç durumuyla tarihsel görevi arasındaki boşluğun kapatılmasını devreye öncülüğü koyarak çözmüştür. Lenin'in öncülük anlayışı işçi sınıfının kendiliğinden edinemediği sosyalist bilinci bir anlamda sınıf dışından sınıfa iletilmesi olarak yorumlanabilse de, Lenin'in öncülük ve parti teorisi bu çerçeveye sıkıştırılmayacak kadar da önemli ve kapsamlıdır.




Yazıda bir çelişki yok mu, sosyalist devrimin gerçekleşebilmesi için proleteryanın hem sosyalist bilinç elde etmesi lazım deniyor ve hem de kitlesel olarak sosyalist bilinç edinemeyeceği. Hangisi doğru, bana göre sosyalist bilinç edinemez. Marks'ın döneminden bugüne yüzelli yıl geçti, işçi sınıfının bilinci de hareketliliği de o dönemlere göre geriledi. Zincilerlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayan işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmasından olabilir mi?



Haklısınız, o cümle başka türlü kurulabilirdi ama yazının bütününden ne söylenmek istediği de açık bir şekilde görülüyor. İşçi sınıfı kendiliğinden tarihsel çıkarlarının farkına varamaz saptamanız doğru, Lenin'in önemi burada ortaya çıkıyor ama bu konuda da özellikle SF'de çok yanlış yorumlar yapılıyor ve Marks ile Lenin birbirinden kopartılıyor.

Marks ve Lenin'de ortak bir payda var; o da iki önderin de devrimde öncü gücün proletarya olduğu konusudur. Bunun altını çizmek gerekiyor. Bilimsel sosyalist ideoloji siyasal devrimi gerçekleştirecek ve devrimden sonra komünizme doğru adımlar atacak olan sınıfın proletarya olduğu saptaması vardır. Marks ve Lenin arasındaki fark proletaryanın sosyalist bilinci nasıl elde edebileceği ve siyasal iktidarı nasıl ele geçireceği konusundadır. Marks ve Engels bu konuda proletaryanın siyasal geriliğinden yola çıkıp daha ileri olanın desteklenmesini savunuyorlardı ve 1848 devrimleri arefesinde burjuvazinin proletaryaya bu yolu açabileceğini düşünmüşlerdi. Oysa 1848 devrimleri proleter tehlikeyi gören burjuvazinin monarşiyle anlaşarak bütün Avrupa'da işçi kanını döktüğü bir sürece dönüşmüştür. Bu dönem burjuvazinin tarihsel olarak da gericileştiği dönemdir. 1848 yenilgisiyle birlikte burjuvaziye duyulan ''güven'' de ortadan kalkıyor.

Burjuvazi proletaryayı iktidara taşıyacak bir bilinci üretemiyorsa ne olacak? Proletarya bu bilinci nasıl elde edecek? Marks ve Engels'te bu sorunun yanıtı yoktur. Proletaryada bir ''eksiklik'' olduğunu saptıyorlar ama bu eksikliğin nasıl giderileceği konusunda uzun uzadıya kafa yormuyorlar. Bunun nedenini bilimsel çalışmalara ağırlık verme zorunluluğu duymaları, o döneme kadar burjuvazinin ilericiliğinin devam ediyor oluşu ve işçi sınıfının bağımsız olarak ciddi bir mücadelesinin bulunmayışıdır. Kısaca Marks ve Engels'de proletaryanın nasıl devrim gerçekleştireceği konusunda bir boşluk bulunmaktadır.

Bu boşluk Lenin ile aşılmıştır. Lenin öncülük ve örgüt kuramıyla işçi sınıfının tarihsel olarak edinemeyeceği sınıf bilincini, dışardan bilinç kuramıyla aktarılabileceği ve Leninist örgüt modeli anlayışıyla sınıfın aklını temsil eden bir örgütlenme yapısıyla iktidarın alınabileceğini savunmuş ve Ekim devrimiyle birlikte de bunu başarmıştır.

Burada altını kalınca çizmemiz gereken konu, Marks ve Lenin'de devrimi gerçekleştirecek sınıfın proletarya olduğu konusunda hiçbir farklılığın olmamasıdır. Lenin bu konuda Marks'tan farklı bir yerde durmamaktadır. Marks ve Lenin'in sosyalist devrim modelinde proletarya baş köşededir. Marks ve Engels proletaryanın siyasal geriliğinin nasıl giderileceği konusunu önemsemişler ve haklı olarak bu konuda bir çözüm de bulamamışlardır. Lenin Marks ve Engels'in çözemediği problemi çözmüştür.Bu çözüm de kitleye öncülük edebilecek ve işçi sınıfının aklını temsil eden bir öncülük ve örgütlenme modelidir. Bu örgütlenme anlayışının kitleden kopuk, kitlenin nesnel koşullarını göz önüne almayan ''savaşçı'', ''omzu 'tüfengli' savaşçı topluluk'' olarak almamak, anlamamak gerek. Lenin'de böyle bir parti modeli yoktur. Lenin devrimin hangi koşullarda gerçekleşeceğini net olarak ortaya koymuş ve partinin görev ve sorumluluğunu da bu koşullarla ilişkilendirmiştir.

Kısaca söylemek gerekirse Marks ve Lenin birbirinden ayrılamaz. Ayrılamadığı için de Marksizmi bu anlamda bütünleyen ve ona en büyük katkıyı koyan Leninin adı Leninizm olarak Marksizme eklenmiştir. Bugün Marksizmdeki devrim anlayışının ne olduğu konusunda ''ekonomizm'' demek sağ sapmadır, Marksizmi bu şekilde eleştirmeye kalkmak da Lenin'i anlamamak bir yana özellikle Marks ve Lenin'i birbirinden koparmak demektir.







Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 23.11.2020- 16:36


Alıntı Çizelgesi: hakkı yazmış

Bilimsel sosyalizmde devrim kavramı iki boyutludur   Bunlardan birincisi iktidarın işçi sınıfın öncüsü tarafından alındığı ve iktidarın sınıfsal niteliğini değiştiren siyasal devrim, ikincisi ise, siyasal devrimden sonra üretim ve mülkiyet ilişkilerinin değiştirilmesinden başlayarak tüm toplumsal ilişki biçimlerinin değiştirildiği toplumsal devrim.

---------------------------------------------------------------------------

Bunlardan birincisi iktidarın işçi sınıfın öncüsü tarafından alındığı
Marks ta böyle bir görüş yok Lenin de var Marx komünistlere şöyle der işçilerin örgütlerinin dışında örgüt kurmayın onların çıkarları ile sizin çıkarlarının aynıdır der.

İkincisi doğru tanım ama bu tanımda marx ı tamamen anlatmaz .Çünkü üretim ilişkilerindeki değişim deki amaç işçiyi işçi (köle) olmaktan çıkarmaktır. Bu düşünüldüğünde üretici güçlerin sürekli ve planlı gelişmesi gerekir.
İşte dünya komünist hareketlerindeki tartışmalar yıllarca böyle oldu Bu birincideki anlatım hep Leninle Marks birbirine vurdurdu.

Aslında sovyet devriminden sonra Lenin bütün davranışları ile bu dedi kodulara son verecek şekilde davrandı ama Leninden sonra gelen Sovyet yöneticileri anti Leninistleri haklı çıkaracak bir çok şey yaptı.

Kısa bir hatırlata olsun diye yazdım.



İktidarın işçi sınıfının öncüsü tarafından alınması, aslında kötü bir ifade olmuş. Öncüye vurgu yapmak için böyle bir cümle kurmuşum ama çok doğru bir ifade olmadığı, sadece öncünün çabasıyla iktidarın alındığı bir eylem biçimi anlamına geliyor ki, söylenmek istenenin bu olmadığı sanırım anlaşılmıştır; çünkü pek de itiraz gelmemiş.

Siyasal devrimin gerçeklik kazanabilmesi birtakım nesnel koşulları gerekli kılıyor tamam ama yeterli değil. Sınıfın, emekçi halkın memnuniyetsizliğinin had safhaya varmış olması da gerekli ama o da yeterli değil. Mutlaka bir öncü partiye ihtiyaç var. Öncü parti, öncülük iddiası, sınıfın tarihsel çıkarlarıyla uyumlu stratejilere de ihtiyaç var ve bu durum -ne yazık ki- sınıf dışından aydınlara ihtiyaç gösteriyor. Hakkı arkadaşın dilinin ucuna gelmiş ama söylememiş. Forumdan tanıdığım için biliyorum, bu Leninist parti kuramının gerekliliğine pek inanmıyor ve işçilerin kendi başlarına siyasal devrim yapabileceklerine ve sosyalist aydınların öncülüğüne pek de ihtiyaç duymayacaklarına inanıyor. Yani mümkün değil. Çok yerde söyledim; işçi sınıfı kendiliğinden kendi mücadelelerinin tarihsel çıkarlarına varamaz ve gereken taktik ve stratejileri yine kendiliğinden oluşturamazlar. Eğitimleri, zamanları ve maddi durumları buna uygun değildir. Böyle olduğu için de   hemen hemen tüm sosyalist partiler de yönetici kesim sosyalist aydınlardan oluşmuştur. Ve böyle olduğu için sendikacılar tarafından kurulan tarihsel Türkiye İşçi Partisi bir zaman sonra yönetimi sosyalist aydınlara devretmek zorunda kalmışlardır.

Konuyla ilişkilendirirsek Leninist öncülük, parti kuramı ve dolayısıyla demokratik merkeziyetçilik Marks'ta yoktur. Marks bu konuyu radarına almamıştır. Çünkü nesnel durum böyle bir öncülüğe uygunluk göstermiyordu ( işçi sınıfı sürekli sokakta ve mücadele halindeydi). (İşçi sınıfının tarihsel bilince sahip olmayacağı ve bu bilincin ona ''dışarıdan'' verilmesi gerektiği konusu her ne kadar Kautsky'e aitse de bunu bir parti programı haline getiren de Lenin'dir.) Marks siyasal devrimin kapitalizmin gelişmesiyle birlikte işçi sınıfının hem sayıca çoğalmasının ve hem de sınıfta bir bilinç yaratabileceğini öngörmüş ama bu konuda özel bir çalışmada da bulunmamıştı.

Hep aynı şeyler söyleniyor. 20. yüzyıl başlarında sosyal demokrasinin en köklü, en geniş üyeye sahip ve en deneyimli partisi Alman Sosyal Demokrat Partisi olmasına rağmen devrimin Almanya'da değil de Rusya'da olmasının nedeni Lenin'in varlığıdır. Lenin'in öncülüğünde bir Bolşevik parti, sürekli devrimi düşünen ve arayan bir anlayış 15 yıl içinde sosyalist devrimi gerçekleştirmiştir. Ne yazık ki, Almanya'da ve Alman Sosyal Demokrat Partisi'nde böyle bir öznel durum ortada gözükmüyordu. Kautsky'ye karşı   Rosa ve Liebnecht'in çabaları da yeterli gelmeyince Alman Devrimi başarısızlığa uğramıştı.

Burada Lenin ve devrim anlayışından söz etmişken aslında iki konuya daha fokuslanmak gerekiyor sanırım. Bunlardan bir tanesi, özellikle SF'de bir ara dillendirilen sosyalist aydınların öncülüğüne ihtiyaç duyulmadan devrimin gerçekleşebileceği ve ikincisi, Lenin'in devrim anlayışının Troçki'nin devrim anlayışıyla benzer olduğu. İkisi de doğru değildir. Ne sosyalist aydınlar olmadan siyasal devrim, kuruculuk ve dolayısıyla sınıfsızlı mümkündür ve ne de Lenin'in devrim anlayışı Troçki'nin ''sürekli devrim'' anlayışıyla benzerdir. Bir ara bu konuları konuşuruz.






Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.01.2021- 04:24


Burjuvazi proletaryayı iktidara taşıyacak bir bilinci üretemiyorsa ne olacak? Proletarya bu bilinci nasıl elde edecek? Marks ve Engels'te bu sorunun yanıtı yoktur. Proletaryada bir ''eksiklik'' olduğunu saptıyorlar ama bu eksikliğin nasıl giderileceği konusunda uzun uzadıya kafa yormuyorlar. Bunun nedenini bilimsel çalışmalara ağırlık verme zorunluluğu duymaları, o döneme kadar burjuvazinin ilericiliğinin devam ediyor oluşu ve işçi sınıfının bağımsız olarak ciddi bir mücadelesinin bulunmayışıdır. Kısaca Marks ve Engels'de proletaryanın nasıl devrim gerçekleştireceği konusunda bir boşluk bulunmaktadır. demiş ve eklemişim:

Bu modelde önemli bir "boşluk" bulunduğu açıktır. Bu boşluk,   siyasal iktidarı ele geçirecek işçi sınıfının, sosyalist bilincinin nesnel koşulların gelişimiyle birlikte kendiliğinden elde edebileceği öngörüsünden kaynaklanmaktadır. Bu konuda Marks ve Engels'in oldukça "iyimser" olduğu ve nesnel süreçlere yeterinden çok vurgu yaptığı ileri sürülebilir. Gerçekte bu öngörü, dönemin   eylemselliğindeki   yoğunluğun iç dinamikler yoluyla işçi sınıfına sosyalist bir bilinç kazandırabileceği izlenimi vermesi olarak da yorumlanabilir.   Marks ve Engels'in o dönemde sosyalizmi bilimsel bir temele oturtma çabalarını her şeyden fazla önemsemek durumunda kalmaları, onları, bu konu üzerinde yeterince düşünmekten alıkoyduğu bir başka etken olarak ileri sürülebilir. Ayrıca dönemin bir burjuva devrimler çağı olduğunu da hatırlamak gerek. O koşullardan ve burjuva devrimleri deneyiminden bir proleter devriminin tüm koşullarını çıkarabilmek pek de mümkün değildir.

Yine yukarıda ve başka pek çok yerde   Marks'ın kapitalizmin gelişimine paralel olarak proletaryanın da sınıf bilinci kazanabileceği öngörüsünün ikinci enternasyonalciler tarafından benimsendiğini ve bunun da bir ''sağ sapma'' olduğunu dile getirmiştik. Özellikle Kautsky'de görülen bu ''sağ revizyon''un Marks'ta hiç bulunmadığını iddia edebilmek de pek kolay değil. Gerekli mi, gereksiz mi bilmiyorum ama, aklın bir köşesinde tutulması için söylüyorum, Kautsky bu konuda dayanaksız değildir. Ama ne olursa olsun, ortada bir sorun ve boşluk olduğu da kesindir. O dönemde sorunu ortadan kaldıran şey Lenin'in Marksizme katkıları, parti kuramı, öncülük ve merkeziyetçilik konularındaki haklı ısrarlarıdır. Burada iki konu üzerinde birkaç söz söylemekte yarar var. Bunlardan birincisi bu ''marksizme katkı'' konusu. Lenin parti kuramı ve öncülük konusuyla Marksizme bir katkıda mı bulunmuştur, konu böyle mi yorumlanmalıdır, yoksa Lenin'in bu konudaki tezleri konuyu başka bir bağlamda yeniden kurmak anlamına mı gelmektedir? İkinci konu ise Lenin'in ''çelik disiplinli parti'' tanımının dönemin koşullarının bir gereği olup olmadığı, 21.yüzyılın ilk çeyreğini tamamlamak üzere olduğumuz bir momentte parti komünist bir parti dahi olsa bu durumun ne kadar gerçekçi olduğu konusudur.

Birincisi için çok da keskin ifadelerden kaçınmak, ikincisi için merkeziyetçiliğin ve hatta üye alım koşullarının   gevşetilmiş haline sahip bir parti modeli anlayışı bana daha yakın geliyor.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.01.2021- 06:58


Hatırlıyorum, şimdi kapalı durumda olan Sosyalist Forum'da (SF) başını Borga arkadaşımızın çektiği bir grup İkinci Enternasyonalizmi doğrudan Marks ve Marksizm'le ilişkilendirirdi. Ya da tersi ve belki daha doğru bir tanımlamayla Marksizm'in siyasi ve ideolojik karşılığının İkinci Enternasyonal'de vücut bulduğunu iddia ederler, Lenin'le Marks arasında kesin ve kalın bir çizgi çizerler kendilerinin Marksist değil Leninist ve dahi Blankist olduklarını öne çıkarmaya çalışırlardı. Doğrudan bir tartışma ortamı pek olmazdı. Biz de buradan dilimiz döndüğünce Lenin'in Marks'tan kopartılamayacağını, ikinci enternasyonalcilerin, özetle Bernstein ve Kautsky'nin Marksizmi sağ bir revizyona tabi tuttuklarını ve savunduklarının Marksizmle pek de ilişkili olmadığını söylemeye çalışırdık. Birincisi SF'deki yaklaşımı pek kabul edilemez bulurduk. Çok savruk bir dil kullanılırdı bu konuda; üstüne üstlük Öcalan'dan gelen Marks ve Lenin ''eleştirileri'' de sorunun tuzu biberi olurdu ve sosyalizm buralarda sanki Marks dışında ele alınması gereken bir ideolojiymiş gibi yorumlanırdı. Reformizm bütünüyle Marks ve Marksizme, devrimcilik de doğrudan Lenin ve Blanki'ye mal edilerek neredeyse Marks'ın sosyalizmden dışlandığı bir perspektif savunulmaya çalışılırdı. (Kuşkusuz bu yaklaşımda Kürt ulusalcılığının özellikle illegal örgütünün şiddeti bir yöntem olarak benimsemiş olmasının da etkisi vardı.)

Belki değinmek de gerekiyor, ikinci enternasyonalizmi   dönemin sosyal demokratlarının   burjuvazinin savaş bütçesini parlamentoda onaylamaları olarak sınırlandırmamak gerekir. Ve hatta daha çok ikinci enternasyonalizm dönemin sosyal demokrat liderleri olan Bernstein ve Kautsky'in Marksizme yönelik yorumlarının ne olduğuyla ilişkilidir. Siyasal devrim, demokrasi ve diktatörlük konusu, öncülük ve Lenin'in parti modeli ve hatta proletarya diktatörlüğünün ne/nasıl olması gerektiği başlıklarında Kautsky'nin ve dönemin sosyal demokrat liderlerinin genel yaklaşımıydı ikinci enternasyonal kavramıyla anlatılmak istenen. SF'deki ''eleştiri'' sadece bu bağlamda ve bu netlikte ortaya konulsa belki tartışılabilirdi ama, SF'de bu konu Marks ve Marksizmin neredeyse sosyalizmden dışlanan bir üslupla ele alınması ve sosyalizmin Lenin'in bile karşı olduğu bir fokocu anlayışa indirgenmesi, buraya girip çıkan sempatizanlara da bu şekilde sunulmasının savunulur bir yanı yoktu. Belki açıklığa kavuşturulması, netleştirilmesi gereken konu da bu sayede gümbürtüye gidiyordu.

Peki sonuç ne, Kautsky'nin üstte sözü edilen kimi başlıklardaki yorumlarının Marks'ta bulunmadığını iddia edebilmek mümkün mü? Ve kapitalizmin gelişmesine de paralel bir biçimde halkın/sınıfın otomatik bir sınıfsal bilinç edinebilmesi ve ayrıca reformlarla, demokratik bir yöntem ve süreçle sosyalist kuruculuğa yönelebilmenin Marks'ta bulunup bulunmadığının netlik kazanması çok mu yararsız ve çoktan aşılmış bir konu mu?

Kimi başlıkların, kimi tezlerin zaman zaman yeniden ele alınması koşulların değişimini de göz önüne alarak yeniden üretilmesi sosyalist siyasetin biçimlenmesine de katkı yapacaktır. Sadece zihinsel bir egzersiz için de olsa böyle bir çabayı yabana atmamak gerek, diye düşünüyorum.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Marksist Tarih Anlayışı melnur 0 3 05.02.2021- 01:50
Konu Klasör Devrimci örgüt anlayışı üzerine tartışma Köroğlu 1 1207 23.03.2020- 20:13
Konu Klasör HDP'den 29 Ekim açıklaması: İttihatçı aklın tekçi yönetim anlayışı... melnur 0 1159 29.10.2019- 22:35
Konu Klasör Devrim nedir, devrim teorileri için ne söylenebilir? melnur 40 14372 08.12.2018- 09:31
Konu Klasör Sürekli devrim mi, tek ülkede sosyalist devrim mi? spartakus 0 3385 14.07.2015- 00:07
Etiketler   Marksta,   devrim,   anlayışı,   LENİN
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS