SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Oktay Akbal'ı kaybettik           (gösterim sayısı: 2.258)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
munzur
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.12.2013
İleti Sayısı: 1.075
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: munzur
Konu Tarihi: 28.08.2015- 18:02


Oktay Akbal'ı kaybettik

Bir süre tedavi gördükten sonra Muğla’nın Ula ilçesi Akyaka beldesinde bulunan evinde dinlenmeye çekilen Türk edebiyatının usta kalemlerinden, gazetemiz yazarı Oktay Akbal (92) yaşamını yitirdi.

Resim Ekleme

Bir süre tedavi gördükten sonra Muğla’nın Ula ilçesi Akyaka beldesinde bulunan evinde dinlenmeye çekilen Türk edebiyatının usta kalemlerinden, gazetemiz yazarı Oktay Akbal (92) yaşamını yitirdi. Akbal, pazartesi günü düzenlenecek cenaze törenin ardından Akyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.

Türk edebiyatında yaprak dökümü sürüyor. Yaşar Kemal, Fikret Otyam, Tarık Dursun K. gibi nice usta kalemin aramızdan ayrıldığı bu yıl, Oktay Akbal da bugün saat 16.00'da yaşama gözlerini yumdu. “Hiroşimalar Olmasın”, “Önce Ekmekler Bozuldu”, “Suçumuz İnsan Olmak” gibi Türk edebiyatına damga vuran eserleri kaleme alan, gazetemizde de uzun yıllar köşe yazarlığı yapan Akbal, Akyaka’da yaşamını sürdürüyordu. Ancak son aylarda durumunun birkaç kez ağırlaşması üzerine hastaneye kaldırılmış, daha sonra ise evinde dinlenmeye çekilmişti.

TÜM AYDINLARIN BAŞI SAĞ OLSUN

Akbal’ın son anına kadar yanında bulunan dostlarından Hamdi Yücel Gürsoy, “İlhan Selçuk ve Nail Çakırhan’ın ardından Oktay Akbal’ı da kaybetmek bizleri derinden sarstı.

Akbal, uzun zamandır hastanemizde tedavi altındaydı. Değişik rahatsızlıkları vardı ve tedavi görüyordu. Ancak 93 yaşına kadar yanında olabildik. Ülkemizin bütün aydın insanlarının başı sağ olsun” dedi.

Akbal, pazartesi günü Akyaka Camisi'nde kılınacak öğle namazının ardından Akyaka Mezarlığı’ndan son yolculuğuna uğurlanacak.

Oktay Akbal kimdir?

20 Nisan 1923 tarihinde İstanbul'da doğdu. Avukat Salih Şehabettin Bey'in oğlu, ilk gerçekçi Türk romancılardan Ebubekir Hâzım Tepeyran'ın ana tarafından torunudur.

Kumkapı'daki Saint Benoit Fransız Lisesi'nde başladığı ortaöğrenimini, 1942 yılında İstiklal Lisesi'nde bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk (1944) ve Edebiyat (1946) fakültelerine devam etti, ancak yüksek öğrenimini yarıda bırakarak kendini yazarlığa verdi. 1943 ve 1944 yıllarında Servet-i Fünun Uyanış dergisinde sekreterlik, 1947 ve 1951 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda memurluk yaptı. Fakat yaşamını asıl anlamda gazetecilik yaparak kazanmıştır.

1939 ve 1940 yıllarında Yeni Sabah ve İkdam gazetelerinde çevirileri ve öyküleri yayımlanmıştır. 1944 ve 1946 yılları arasında Vakit gazetesinde eleştiriler ve tanıtma yazıları yazmıştır. Büyük Doğu dergisinde her hafta Dünya Fikir Sanat Hareketleri sütununu yazmış, 1951 ve 1956 yılları arasında Vatan gazetesinde, düzeltmen, sekreter ve yazı işleri müdürü olarak çalışmıştır. 1956'da köşe yazarlığına başlamıştır. 1969 yılından bu yana (kısa bir dönem Milliyet gazetesinde yazdı) Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığını sürdüren yazarımız Oktay Akbal, hastalığının ilerlemesi üzerine bu yılın başlarında yazılırına ara vermişti.

YAZMAYA İLKOKUL YILLARINDA BAŞLADI

Oktay Akbal yazmaya ilkokul yıllarında başladı. Çeşitli çocuk dergilerinde öyküleri yayımlandı. 1939'da, henüz lise öğrencisiyken yazdığı bir öykünün İkdam gazetesinde yayımlanmasıyla edebiyat dünyasına girdi. İkdam ve Yeni Sabah gazetelerinde hemen her gün bir öyküsü; Bin Bir Roman, Çocuk Haftası, Yıldız gibi gazete ve dergilerde yazıları, öyküleri ve çevirileri yayımlandı. Akbal'ın asıl anlamda öyküye yönelmesi Sait Faik'in Semaver adlı kitabını okumasından sonra başlamıştır.

Servet-i Fünun Uyanış dergisinde çalıştığı sıralarda başlayan eski yeni tartışmalarının ve yeni edebiyatın içinde yer alan Akbal'ın sanatında böylece asıl edebiyatçı dönemi açılmıştır. Kendi yaşam deneyimlerinden, çocukluk anılarından yola çıkan, küçük kent insanını da gözardı etmeyen duygulu öyküler yazmaya başlamıştır. Bunlar toplumsal olaylarla ilgili gözlemlere değil, anılara ya da düşlere dayalı, içe dönük hikâyelerdir. Akbal hikâyeleri, Behçet Necatigil'in deyişiyle "Konulu hikâyeler değil de, belli konular çevresinde oluşan anılar toplamıdır". Yazın çevrelerinde geniş ve olumlu yankı yapan Önce Ekmekler Bozuldu adlı ilk kitabını 1946'da çıkarmıştır. Onu, 1949'da Aşksız İnsanlar izlemiştir.

Garipler Sokağı ve Bizans Definesi adlı kitapları Rusçaya; Dondurmalı Sinema Sırpçaya çevrildi. Suçumuz İnsan Olmak adlı kitabı Erdoğan Tokatlı yönetiminde 1986 yılında filme çekildi.

Resim Ekleme
Yazarın Kadıköy Özgürlük Parkı'nda bulunan heykeli

Anı

    Anılarda Görmek
    Cüce Çeşme Sokağı Nerde?
    Hiroşimalı Masahi Nii
    Kırmızı Tenteli Tramvay Babıali'de 50 Yıl
    Şair Dostlarım
    Şairlere Ölüm Yok
    Hiroşimalar Olmasın

Çocuk kitabı

    Dondurmalı Sinema
    Yeşil Ev

Deneme

    Bir de Simit Ağacı Olsaydı
    Ölümsüz Oyun
    Dost Kitapları
    Geçmişin İçinden
    Kanatlı Sözler Uçar mı?
    Konumuz Edebiyat
    Odamda Bir Güvercin
    Önce Şiir Vardı
    Senin Adın Aşk
    Sözcüklerle Yolculuk
    Temmuz Serçesi
    Yaşam Bir Uzlaşmadır
    Yaşasın Edebiyat
    Yazar Bir Tanıktır
    Yeryüzü Korkusu
    Yüzyıldır Umutsuzluk
    Zaman Sensin

Roman-Hikâye

    Akşam Kuşları: Bütün Öyküleri 2
    Atatürk Yaşadı mı?
    Aşksız İnsanlar (Hikâye)
    Batık Bir Gemi
    Bayraklı Kapı: Bütün Öyküleri 1
    Berber Aynası (Hikâye)
    Bizans Definesi(Hikâye)
    Düş Ekmeği
    Ey Gece Kapını Üstüme Kapat
    Garipler Sokağı
    Güzel Düşlerin Sonu
    Hücrede Karmen
    İlkyaz Devrimi(Hikâye)
    İnsan Bir Ormandır
    İstinye Suları(Hikâye)
    Karşı Kıyılar
    Lunapark (Hikâye)
    Önce Ekmekler Bozuldu(Hikâye)
    Suçumuz İnsan Olmak (Cumhuriyet Kitapları)
    Tarzan Öldü(Hikâye)
    Yalnızlık Bana Yasak(Hikâye)
    Yazmak Yaşamak (Cumhuriyet Kitapları)
    Sancak Kırmızısı

Tarih

    Atatürk Bir Gün Gelecek
    Atatürk Bir Gün Gelecek 4. baskı(2008) Cumhuriyet Kitapları
    Hiroşimalar Olmasın

Ödülleri


    1950 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Garipler Sokağı
    1958 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Suçumuz İnsan Olmak
    1959 Sait Faik Hikaye Armağanı, Berber Aynası
    1993 Sedat Simavi Ödülü, Senin Adın Aşk
    2000 Orhan Kemal Roman Armağanı

Cumhuriyet



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
munzur
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.12.2013
İleti Sayısı: 1.075
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: munzur
Cevap Tarihi: 28.08.2015- 18:03


Oktay Akbal'ın son yazısı: Huzur


Ne oluyor bana. Deprem mi, yer sarsıntısı mı, dışardan gelen kamyon sesi mi? Ama bir şey var, içimde bombalar patlatıyor. Kurtuluş artıyor. İstanbul’un Kurtuluş’u değil de bambaşka...
Sonunda çareyi buldum. Yazmak, yine yazmak. Okurlara değil kendime. Hep kendimle konuşmayı, dertleşmeyi istemişimdir. Birkaç uzun süren hastalık geçirdim. Biliyorum bir süredir ayakta da durmak zorluğundan odamdan, daha doğrusu koltuğumdan ayrılamıyorum.
Bu benim bugünkü hikâyemin başlangıcı. Bir başlarsın, tutamazsın sonra. Gider gider, gittikçe ilerler. Hani bir başlasam derler ya. Başla, bitirse o olacak. Kime seslendiğini biliyorsa doğru, ya kimseyi ilgilendirmiyorsa sözcüklerinin yan yana gelmesi. Olsun, öyle de olsa bir anlamı vardır. Bu anlam sözcüğü çok şey ifade ediyor. Bir aramakla geçer yaşam derler. Yaşamın kendisi de bir aldatmaca değil mi?

Ben masalları sevmem. Hep iyiye güzele doğru yazılar yazıp içimi dökerim. Olanca içtenlikli aydınlığımla. Bir an ölüm gelmeli dersin. Ama gelmez. Onun da bir sırası mı vardır insana sunduğu. O kadar işte; otur kitabını oku, dışarısını seyret. Bak bir dost geldi durup dururken beni o eskimiş günlere götürdü. Becerdi ama içimde umut diye bir şey varsa, onu da yıktı, çökertti. Niye hep kendin, hep kendi duyarlılığın mı? Sen de benim gibi düşünmüyor musun; bu şubat, ya da mart sabahında pencereyi aç biraz soluk al. Nefes nefese tıkanmaktan sıyır kendini. Bu bir hasta raporu gibi. Gerçekte hepimiz hastayız, ölçüden ölçüye.
Ah şu daktilo önünde bir daha. Yıllar geçmiş sanki, onunla son buluşmamız gibi. Bitir sen şu karmakarışık duyguları, bir huzur bulabilsem...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
munzur
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.12.2013
İleti Sayısı: 1.075
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: munzur
Cevap Tarihi: 28.08.2015- 18:05


Ali Sirmen

Oktay Akbal



Sevgili,
Bir haftalık seyahatten dönüşte aldım Oktay Akbal’ın haberini. Ayla Hanım’a telefon ettim. Hastanedeydiler. Doktorlardan birinin şu sözleri ise endişe vericiydi:
-Şimdiye dek “ölmek istiyorum” dediğinde dilindeydi, bu defa vücudu da söylüyor.
Onunla tek taraflı tanışıklığımız başladığında ben ortaokul öğrencisiydim. O ise ünlü bir öykücü.
Ortaokulu bitirdiğimde “Garipler Sokağı”nı okumuş ve “artık romancılığa geçiyor” diye ahkâm kesmiştim. Gerçek-ten de kısa süre sonra “Suçumuz İnsan Olmak”ı yazdı.
Yakın dostluğumuz 41 yıl önce bu günlerde Cumhuriyet’e girmemle başladı, ömür boyu sürdü.
Oktay Akbal’ı tek sözcükle özetle dersen, yanıtım “sevecenlik” olur.
Gerçekten de onun belirleyici niteliği, içindeki çocuğu hep canlı tutmuş sevecen bir insan olmasıdır.
Ünlülere, afur tafurlarından dolayı hep sakınımla yaklaşan eşsiz dostum Erim Gözen, Oktay Akbal ile bir kez bir masada birlikte olduktan sonra şunu söylemişti:
-Bu kadar alçakgönüllü ve sevecen adam az gördüm. Ne hoş insan!

***

Oktay Akbal ile ilgili kendisinin de sevdiği bir öyküm var. Daha önce de anlatmıştım, ama bir kez daha anlatayım:
Bir kitap imza günü için birlikte Adana’ya gitmiştik. Refik Durbaş da vardı. Adana’da âdettendir, Cumhuriyet’teki arkadaşlar pavyona götürdüler bizi.
İçeride ilk gözüme çarpan, etrafta dolanan yaşı geçkince bir konsomatris hanım oldu.
Kadıncağız Oktay Akbal’ı görünce, sevinçle haykırdı:
-Ooo şair dostlarım!..
Masaya oturduk, arkadaşlar çevremizde dolanan hanımı işaret ederek,
-Hanımefendiyi masaya davet etmemiz
gerek dediler. Oktay Akbal itiraz etti:
-Canım ne konuşacağız.Kadın bunu duyunca öteden seslendi:
-Öyle demeyin Oktay Bey! Konuşacak bir şey buluruz, insan bir romandır.
Oktay Akbal utandı, kızardı, “O zaman buyurun hanımefendi” demek zorunda kaldı.
Hanımefendi bir sevinç çığlığı attı:
-Yaşasın edebiyat!
Ve gelip masaya oturur oturmaz Oktay Akbal’a dönerek sürdürdü konuşmasını:
-Biz de eskiden beri böyle değildik, sonradan bozulduk. Ama önce ekmekler bozuldu.
Ve kendi sorduğu soruya kendi cevap vererek devam etti:
-Suçumuz nedir biliyor musunuz Oktay Bey? Suçumuz insan olmak.
Oktay Akbal’ın bütün kitaplarını okumuş olduğu anlaşılan, her repliğinde onun kitaplarından birinin başlığıyla yanıt veren kadının “Nerede oturuyorsunuz” sorusuna vereceği cevabı ben de baştan tahmin etmiştim . Nitekim öyle de oldu:
-Garipler Sokağı’nda
Baktım konuşma böyle sürüp tehlikeli sulara doğru sürükleniyor ben de aynı yöntemle kitap başlığına atıf yaparak, duruma müdahale etmek zorunluluğunu duydum:
-Aman Oktay Akbal dikkat! Yoksa sonra yarın “Ayla”lar hesap sorar.

***

Bu olay gerçekte mi cereyan etti, yoksa hayal ürünü mü artık takdirine bırakırım; zaten sanal dünyayla gerçek dünyanın birbirlerine böylesine karıştığı bir ortamda önemi de yok.
Biz Oktay ve Ayla Akbal ile arada sohbet ederken, bu öyküyü anımsayıp güleriz.
Oktay Akbal ile dostluğumdan yalnız acı tatlı anılar kalmadı, ondan çok şey de öğrendim.
Hapse girmekten korkan, ama en baskıcı dönemlerde, en muhalif yazıları gözünü kırpmadan yazan, uyaranlara da kızan ve sonunda 12 Eylül döneminde bir yazısından dolayı hapse de düşen Oktay Akbal’dan aydın cesaretinin ne olduğunu öğrendim. Bir de, böbürlenmeden direnmeyi.
Evet gerçekten Oktay Akbal böbürlenmez, direnirdi.
Duyduğuma göre artık direnmeyi de bırakmış.
Bunları, dostumun son acıları karşısında bir şey yapamamamın kederiyle yazıyorum



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
munzur
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.12.2013
İleti Sayısı: 1.075
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: munzur
Cevap Tarihi: 28.08.2015- 18:08


İyi bir hikayecimizdi, bazı hikayelerini okumuştum. Duygulu ve duyarlı bir insanımızı daha kaybettik. Işıklar yağsın üzerine.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
denizcan
[ devrimci ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.431
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: denizcan
Cevap Tarihi: 29.08.2015- 20:01


Suçumuz insan olmak!-B. Sadık Albayrak

Büyük yazarlar, yapıtlarıyla yeni kavramlar getirirler. Her gün gördüğümüz, yaşadığımız bir gerçeği yoğunlaştırıp öyle bir yazarlar ki, onda, yaşamı açıklayan bir anahtar ortaya koyarlar. Kitaplardan çıkan bu kavramlar, imgeler ve tipler yaşamı geliştirmek ve değiştirmek için mücadele içinde ortak düşünümüzün yapıtaşlarını oluştururlar. Kapitalizmin bütün insani birikimi öğüttüğü, paranın çimentosuna indirip katılaştırdığı sürecin her sarsıntısında yazarın kitap adı açıklayıcı bir kavramdır: “Önce Ekmekler Bozuldu”. Çok geçmeden arkasından her şey… Hopa’da yaşamı çamura bulayıp bir anda boğan sel gibi, insanlık tarihi açısından anlık diyebileceğimiz elli altmış yıl içinde insanlığımızı metamorfoza uğratan bir kapitalizm salgını bizi bu hale getirmiştir.

O kadar kısadır. “Padişahım çok yaşa!”nın kulluk bukağısından kurtulup özgürleşerek insan olmanın, toplumsal bir yaşam içinde, dayanışma ahlakını geliştirerek, hastalıkların kaynaklarını kurutarak, yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldırarak, adının bile çok şey vadettiği bir cumhuriyet olmanın tarihi, daha başlamadan bozulmaya uğramıştır. Bu bozulma içinde, insanlaşma sürecindekileri padişah istibdadını kat kat aşan baskılar karşılamıştır. Boşuna “ücretli kölelik düzeni” denmemiştir. Bu düzen gereğini yapacaktır. İnsan da bu düzene karşı savaşımını yapacaktır. Yalnızca soluk alıp veren bir iş makinesine indirgenmesine, umutlarının, aşklarının, çocuklarının çarçur edilmesine karşı direnecektir. Oktay Akbal, bu sürecin tam açıklayıcısı bir kavramı kitabına ad yapmıştır: “Suçumuz İnsan Olmak”.

Bir romanın adı olmaktan çıkıp yaşadığımız tarihin temel kavramına dönüşmüştür. Çünkü yaşadığımız tarih, artı değer sömürüsünün temel olduğu bu kapitalist düzende insan olmayı suç haline getirmiştir. İnsan olmanın bütün belirtileri, bu düzenin çimentosu içinde kalıplara dökülmüş, paketlenmiş, alınıp satılır mallara dönüştürülmüştür. Bu kalıpların dışında yaşamak değil, bunu düşünmek bile suçtur. Oktay Akbal, küçük bir romanda kapitalizmin felsefesini ya da hukuk felsefesini açığa çıkarmıştır: Suçumuz insan olmak!  

Kapitalizmin bu hukuk felsefesinin, yaşamda en yalın, en çıplak biçimiyle ortaya çıkması, apaçık olması insana yakışan bir isyan içindedir. 2013 Haziran Ayaklanmasında, insanlığını korumak için birleşenlerin, meydana çıkanların üzerine günlerce zehirli gazlar, plastik kurşunlar atılmıştır ve deniz güzlüğüyle, işçi baretiyle, gaz maskesiyle bunlardan korunmak bile savcı iddianamelerinde suç ilan edilmiştir. Ağaçların kesilmesine, meydanların beton çarşılarla işgal edilmesine, insanlıktan nasibini almamış birinin diktatörlüğüne karşı çıkmak suç olmuştur. Yaşamı kurutanlara, bozanlara, çirkinleştirenlere insan davranışları sergileyerek isyan edenlere karşı düzenin saldırısının en iyi açıklamalarından birini Oktay Akbal’ın bu saptaması vermiştir: Suçumuz insan olmak!

Oktay Akbal’ın yazarlığı, “Önce Ekmekler Bozuldu” ile başlayan bu sürecin, “Suçumuz İnsan Olmak”ta gelip dayandığı acımasız sonucu, yaşamın bin bir ayrıntısı ve zenginliği içinde ortaya koyar. O edebiyata insan açısından ve insanın gelişmesi, insana yakışır koşullar içinde yaşaması mücadelesi ufkundan bakan yazarlarımızdan biridir. Gerçekçidir.

Ekmeklerin bozulmasıyla başlayan yıkım sürecinden edebiyatımız, gerçekçi edebiyatımız da payına düşeni almıştır. Son temsilcilerini de birer birer yitirdiğimiz gerçekçi edebiyatımız, bugünün edebiyat bile diyemeyeceğimiz sistemin yazı pazarında aynı konumdadır: “Suçumuz insanı yazmak!”

Emperyalist kapitalizmin insanlığı yok edecek bir soruna dönüştüğü, dünyamızı kuşatan her sorun ve acının kaynağı olduğu bu kadar bilimsel bir doğru haline gelmişken, ondan kurtulmak için verilen savaşım neden bu kadar cılızdır? Yaşadığımız günlerde Irak’ta, Suriye’de, ülkemizde insanlar katledilirken bunu durduracak örgütlenmemiz neden sonuç alıcı değildir? Yüz yılların en sıcak yazında bunalırken, dünyanın yaşam dengesini ortadan kaldıracak iklim çöküntüsü eşikteyken, bilim insanlarının bütün araştırmaları aynı suçluyu, kapitalist kâr düzenini gösterirken milyarlarca insan neden bunu önleyecek bir ortaklık geliştiremiyor?

Bütün bunlar, bizleri yıkıma uğratmaya devam ediyor, çünkü bunları durduracak ölçüde insan olamadık. İnsanlığın hukuk felsefesinden bakarsak, suçumuz insan olamamak!

Önce ekmekler bozuldu, ardından her şey…Gerçekçi ve insani edebiyat…Toplumcu ve devrimci felsefe, Plehanov’un “militan materyalizm” derken vurguladığı felsefi mücadele…Aydınlanmanın getirdiği akla ve insana güven…Devrimin umut ve öfkesi… Milim milim bozularak bizi kafasız, elsiz ayaksız bıraktı…

Materyalist bir felsefenin, hukuk felsefesinin, ahlak felsefesinin gerekliliğini de unutturdu bize sistem. Diyalektik felsefenin yerine aydınlanma ve akıl düşmanı, insanı yıkıma uğratan, özne ve iktidarı çokluk haline getiren, lafebesi, labirentli pek çok felsefe icat etti. Üniversite kürsülerinde maaşlı yüzlerce Prof. Dr.’u ve tablet taşıyıcısı binlerce asistanıyla insanı eğitimle geliştirmenin, toplumu planlamayla düzenlemenin ne kadar korkunç bir düşünce olduğunu neredeyse hepimize kabul ettirdiler. En ideal olanı, kim kime dumduma felsefesini her türlü retorikle yıllardır yazıp çiziyorlar.

Süt yerine süttozuyla, süt mısır yerine GDO’lu mısırla besledikleri gibi, felsefe ve edebiyat yerine de buna benzer taklitleriyle düşünsel potansiyelimizi işgal ettiler. İnsanlığı suça dönüştüren emperyalist kapitalizmi tespit ve teşhis etmemizi önlemek için… Her yere duvar örüp üstüne renkli doğa manzaraları çizer gibi, edebiyat ve felsefeyi yıkıp retorikle bizi aldatmaya çalışıyorlar.

Oktay Akbal, kapitalizmin insanı yoksullaştırmasına karşına direnen yazarlarımızdan biriydi. Onu da 28 Ağustos 2015’te tozların evine yolcu ettik. Sömürüyü güzelleştiren edebiyat ve felsefenin retoriklerini parça parça ederek temel gerçeği görmemizi sağlayan gerçekçi bir yazarımızdı. Soframızdaki ekmekle emperyalist savaş arasındaki ilişkiyi göstermişti ve bu düzenin hukuk felsefesinin temel ilkesini kitabının adına yazmıştı. Suçumuz insan olmak!

Eğer hâlâ insanlar savaşlarda boğazlanıyorsa, kamyon kasalarında istiflenerek yeryüzünün başka bir parçasında yaşamaya diye onlarcası ölüme götürülüyorsa, kullaştırılmaya en küçük isyan hapishane ve mahkemeye çıkıyorsa, yaşamı zulüm haline çeviren bir düzene katlanmaya devam ediyorsak suç bizde.

Suçumuz insan olamamak!




Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör AHMET OKTAY selma56 5 2406 18.09.2013- 21:01
Konu Klasör ÖDP: En Güzel Sesimizi Kaybettik.. dayanışma 1 1892 01.03.2015- 10:16
Konu Klasör İdlip'te 33 askerimizi kaybettik! melnur 4 246 05.03.2020- 07:37
Konu Klasör Bir efsanenin ardından: Metin Oktay che21 0 2201 13.09.2013- 14:13
Konu Klasör Şair Metin Demirtaş'ı kaybettik solcu 0 1903 27.09.2014- 19:26
Etiketler   Oktay,   Akbalı,   kaybettik
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS