SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
"Mustafa Suphi'yi benim için öldürdüler!"           (gösterim sayısı: 3.227)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
ayhan
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 05.12.2013
İleti Sayısı: 1.076
Konum: Tekirdağ
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Konu Yazan: ayhan
Konu Tarihi: 05.01.2016- 15:30


"Suphi’yi benim için öldürdüler!"

Resim Ekleme  
95 yıl önceki katliam aydınlanıyor mu?

Bundan 95 sene önce, 1921 yılının 28/29 Ocak gecesi, Türkiye Komünist Partisi’nin kurucusu ve başkanı Mustafa Suphi, parti genel sekreteri Ethem Nejat ve 13 yoldaşı Trabzon’da bindirildikleri bir teknede katledildiler… Bedenleri Karadeniz’in soğuk ve karanlık sularına atıldı… Bir daha hiç birinden haber alınamadı…

Türkiye Komünist Partisi (TKP) geleneğinin takipçileri, her yıl ocak ayında bu geleneğin kurucu önderi Mustafa Suphi’yi saygı ve acıyla anarlar... Düzenlenen tören ve gecelerde Mustafa Suphi ve ilk TKP’lilere ait bilgiler paylaşılır, şiirler, marşlar, şarkılar okunur… Örneğin ‘Anadolu Şuraları Hükümeti varolsun...’ diye başlayan marş o günlerden kalmadır… Eski tüfekler arasında mutlaka hala hatırlayanlar vardır…

Nazım Hikmet’in Karadeniz’de katleden 15 yoldaşa dair ‘15’lere’ diye bilinen ünlü şiirleri bu anma törenlerinin vazgeçilmezleri arasındadır…

Nazım’ın bu komünist katliamın şehitleri için yazdığı şiirin ‘Kalbim yine çarpıyor, kalbim yine çarpacak’ dizeleri her genç komünistin kalbine onları katleden Burjuvazi’ye karşı derin bir mücadele azmiyle kazınır…  

TKP geleneği ve Nazım’ın şiirleri bu katliamdan dönemin Ankara yönetimini, yani Mustafa Kemal’i sorumlu tutarlar… Genel kanı, Mustafa Kemal’in o dönemde hayli karışık olan Ankara’da siyasi gücü elinden kaçırmamak için hem sahte bir Komünist Partisi kurdurttuğu, hem de Kazım Karabekir aracılığı ile yolladığı talimatlar ile Rusya’dan gelen Mustafa Suphi ve TKP heyetini, Trabzon’dan bir tekne ile Rusya’ya geri yollattığı ve yolda da öldürttüğü şeklindedir…

‘ENVER’ KİTABINDA YENİ İDDİA BELGESİ

Ancak, gazeteci-tarihçi Murat Bardakçı’nın İş Bankası Yayınları tarafından Kasım 2015’te satışa sunulan ‘Enver’ isimli 780 sayfalık dev belgesel-kitabında ilk kez yayınlanan bazı mektuplara göre, Enver Paşa, Mustafa Suphi cinayetini kendi taraftarlarının, kendisi adına işlediğini öne sürmektedir…

Bu yazıda, daha önce çeşitli yazarlar tarafından benzer iddialar öne sürülmüş olsa da, Türkiye kamuoyunun gündemine ilk kez bu mektuplarla eşliğinde, belgesiyle gelen bu ‘Suphi’yi Enverciler öldürdü’ iddiasını, mercek altına almaya çalışacağız…

Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürten Trabzon’daki Kayıkçılar Kahyası (Reisi) Yahya Kahya’dır. Yahya Kahya o dönemde Enver’in adamı olarak bilinir. Hatta 1921’de bir süre Trabzon’a gelerek kalan (Enver’in amcası) Halil Paşa’nın Yahya Kahya’nın adamları ile Enver’i Anadolu’ya geçirmek istediği söylentisi yayılır. Halil Paşa Ankara’nın baskısı ile 1921 yazında iki ay kadar kaldığı Trabzon’u terk eder, Batum’a gider ve orada Enver Paşa ile buluşur. Enverci Yahya Kahya aynı dönemde, Ankara’nın (Mustafa Kemal’in) yolladığı istihbarat müdürü Feridun Kandemir’i de tehdit ve zorbalıkla Trabzon’dan uzaklaştırmaya çalışır… Yani Yahya Kahya, Ankara’dan çok Enver’e bağlıdır…

Enver Paşa Sakarya Savaşı boyunca (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Mustafa Kemal’in yenilgisi halinde, Sovyet desteği ile Anadolu’ya geçmek için Batum’da bir tren içinde bekler. Mustafa Kemal Sakarya savaşından galibiyetle çıkınca, Enver Paşa Anadolu’ya geçme umudunu yitirerek, Orta Asya’ya yönelir. Enver Paşa bir yıl sonra 4 Ağustos 1922’de Buhara’da Bolşevikler’le giriştiği bir çatışmada öldürülecektir.

Şimdi dönelim Mustafa Suphi katliamına…


Yahya Kahya da bu katliam nedeniyle Karabekir’in emriyle 1921’de tutuklanıp, Sivas’ta yargılanır ve beraat eder. Daha sonra Yahya Kahya’nın ‘Sanki ben bu işi tek başıma mı yaptım, çok üstüme varırlarsa her şeyi açıklarım’ demeye başlar…

Yahya Kahya bir yıl kadar sonra 3 Temmuz 1922’de faili meçhul bir cinayete kurban gider. Cinayeti Topal Osman’ın adamları ile birlikte Mustafa Kemal’in Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’nin işlediğini, yıllar sonra Tekçe, verdiği bir röportajda kendisi açıklamıştır. Enver Paşa da Yahya Kahya’nın öldürülmesinden tam bir ay sonra (4 Ağustos 1922) Orta Asya’da çatışmada can verecektir…

ENVER NE DİYOR?

Peki Mustafa Suphi’yi Yahya Kahya aracılığı ile kim öldürtmüştür?

Şimdi gelelim Murat Bardakçı’nın yeni kitabındaki yeni Enver Paşa-Mustafa Suphi iddiasına…

‘Enver’ kitabının 241. Sayfasında şu satırlar yer alıyor:

‘’(Enver) Mustafa Suphi’den ilk defa 20 Şubat 1921’deki mektubunda ‘…Bu sırada burada komünist olmuş ve Rusların hemen oyuncağı olan Suphi ve rüfekasının Trabzon’dan kaçmaya mecbur olduklarını ve galiba bir tarafta öldüklerini söylediler’ diye bahseder. Dört gün sonra Mustafa Suphi’nin ‘kendisinin aleyhinde bulunduğu için öldürüldüğünü’ iddia eder ve ‘bunun kendisi için yapılmış olmasından memnun olduğunu’ yazar.

  ‘…Komünist Partisi Reisi Suphi Bey, Bakü’de aleyhimde bulunduğu için biçareyi Trabzon’da evvela karla tükürükle hamallar epeyce ıslattıktan sonra bir motorbotla Batum’a iade etmek üzere yola çıkarmışlar. Halbuki yanına yüz yirmi bin Rus altını olduğundan kendisini zanlarınca yolda öldürmüşler paralarını almışlar. Mamafih bunu benim için yaptıklarından memnun olduğumu ve başkasına söylememelerini tembih ettim. Bence düşman da olsa, madem ki Müslüman, böyle olmamalıydı. Fakat ne çare yazılan çekilirmiş.’ (Enver Paşa’nın 24 Nisan 1921 tarihli mektubundan)’’

(Bak: Enver-Murat Bardakçı-İş Bankası Yayınları-Kasım 2015-Sayfa 241)

Enver Paşa daha sonra Mustafa Suphi’nin öldürülmesinden dolayı Bolşeviklerin üzgün olduklarını, hadiseden Türkiye’yi sorumlu tuttuklarını, ancak cinayetin Ankara’ya verdikleri desteği etkilemeyeceğini söylediklerini anlatır.

Enver Paşa 9 Eylül 1921 tarihli bir mektubunda da şunları yazar:

‘’…Hatta Orjenidçe ‘Biz arkadaşlarınızdan Yahya Kahya’nın Suphi ve rüfekasını öldürttüğünü bilmekle beraber yine bunu düşünmeyerek, yalnız kuvvetli bir Türkiye’nin ne suretle meydana çıkması kabil ise ona çalışıyoruz’ dedi.   Böylece bizim partiye her suretle yardım edebileceğini söyledi. Mamafih bu yardımın şimdiye kadar olandan fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. ‘’ (Bak: Enver-Sayfa 241)

Stalin’in istihbarat şefi olarak bilinen Orjenidçe’nin Enver Paşa’ya Suphi’yi öldürten Yahya Kahya için ‘arkadaşlarınızdan’ ifadesini kullanması kuşkusuz anlamlıdır. Bolşeviklerin bu katliamın içinde Enver Paşa’nın ve adamlarının parmağı olduğunu bildiklerini göstermektedir. Buna rağmen Enver Paşa’ya desteklerinin sürmesi, tam da o tarihte (Eylül 1921) Anadolu’daki savaşın kaderinin henüz belli olmaması (Sakarya Savaşı) ve sallantıda olmasıdır.

Bolşevikler, Mustafa Kemal ve milli kuvvetlerin yenilgisi halinde Enver Paşa önderliğinde Sovyetler’e bağlı İslami-Bolşevik askeri kuvvetleri, Anadolu’ya gönderme opsiyonunu ellerinde tutmak istemektedirler.

İŞİN ARKA PLANI

Mustafa Suphi (TKP) ve Enverciler arasındaki çekişmenin asıl ortaya çıktığı yer ise 1-7 Eylül 1920 tarihleri arasında Bakü’de toplanan ünlü Şark Milletleri Kurultayı’dır.

Komünist Enternasyonal tarafından düzenlenen bu kurultaya 29 milletten 2000 kadar delege katılır. Kurultay’ın başkanlığını Zinovyev yapar.

Türkler 235 delege ile Kurultay’ın en kalabalık grubunu oluştururlar. Türkler arasında ise birbiri ile çekişen üç grup vardır: Mustafa Kemal’e bağlı Ankara Hükümeti temsilcileri, Türk komünistleri (Mustafa Suphi ve arkadaşları) ve İttihatçılar (Kurultay’a katılan Enver Paşa ve arkadaşları).      

Kurultay’da Enver Paşa’nın konuşmasına izin verilmez, ancak Enver Paşa bir locada oturarak kurultayı izler. Dördüncü gün Enver Paşa’nın bir bildirisi kurultayda okunur. Komünistler (Mustafa Suphi ve ekibi) bu sırada salonda şiddetle Enver Paşa aleyhine tezahürat ve protestoda bulunurlar. ‘Kurultay’a değil, halk mahkemesine!...’ diye bağırırlar… Enver Paşa ve taraftarları bunu unutmayacaktır! Enver Paşa daha sonra Mustafa Suphi’nin öldürülmesinden sonra yazdığı (yukarda verdiğimiz) mektupta, kendisine karşı bu protestoyu cinayet nedeni olarak gösterecektir…

TKP BAKܒDE KURULUR

Mustafa Suphi önderliğindeki ilk Türkiye Komünist Partisi (TKP) 10 Eylül 1920’de Bakü’de kurulur. Partinin kurucuları Mustafa Suphi ile birlikte Bakü’de Doğu Milletleri Kurultayı’na (1-7 Eylül 1920) katılan Moskova’ya bağlı Türk komünistleridir. TKP’ye Mustafa Suphi başkan, Ethem Nejat ise genel sekreter seçilirler. Trabzon’daki katliamda 15’ler içinde Suphi ve Nejat ile birlikte bu ilk kuruculardan bazı isimler de vardır.

Mustafa Kemal ise Moskova’ya bağlı bu TKP’ye karşı Ankara’da bir ay sonra 18 Ekim 1920’de kendi TKP’sini kurdurtur. Kurucular arasında Yunus Nadi, Celal Bayar, Refik Koraltan gibi Mustafa Kemal’e bağlı eski İttihatçılar vardır.

YEŞİL ORDU VE ÇERKES ETHEM

Aynı dönemde Ankara’da ve Anadolu’da bir de gizli ‘Yeşil Ordu’ teşkilat kurulmuştur. Mustafa Kemal Nutuk’ta Yeşil Ordu’dan etraflıca bahseder. Yeşil Ordu yandaşları, Enver Paşa önderliğinde Bolşevik-İslam Ordusu’nun Rusya’dan gelip Türkiye’yi kurtaracağı propagandasını yaparlar. Yeşil Ordu’nun Türkiye’deki bayraktarlığını ise bir süre sonra Çerkes Ethem ve çetesi üstlenir. Teşkilatı Mahsusa’nın ünlü reislerinden Kuşçubaşı Eşref bu tarihlerde Çerkez Ethem ile beraber ve onun yanındadır.

ENVER’E GAZ VEREN KUŞÇUBAŞI’NIN KARDEŞİ HACI SAMİ

Kuşçubaşı’nın kardeşi Hacı Sami Bey ise Moskova’da Enver Paşa’nın yanındadır ve onu sürekli olarak Anadolu’ya geçip, idareyi eline alması için teşvik etmektedir. Bu Hacı Sami daha sonra Enver Paşa’yı Buhara’da Basmacılar’a katılarak girişeceği maceraya kışkırtan ve bir yıl sonra ölümüne neden olan aynı kişidir.

Hacı Sami çeşitli maceralardan sonra 1927’de Sisam adasından Yunanlıların emriyle Mustafa Kemal’e suikast düzenlemek için Anadolu’ya geçecek ve Ayvalık civarındaki Madran’da jandarma ile girdiği çatışmada öldürülecektir.  

RUSYA’DA SUPHİ-ENVER ÇEKİŞMESİ

Buraya kadar anlatılan tabloda ortaya çıkan gerçekler şöyle özetlenebilir:

1920 yılı Eylül ayından 1921 yılı Eylül ayına kadar geçen sürede, Mustafa Kemal ve arkadaşları Ankara’da milli mücadeleyi Meclis üzerinden yürütmek ve TBMM Hükümeti’ne bağlı düzenli bir ordu kurmak ve işgalci Yunan ordusunu ülkeden atmak için uğraşmaktadırlar. Bu sürede Mustafa Kemal Sovyetler’den destek ve yardım almaya çalışmakta ve buna çok önem vermektedir.

Sovyetler’de ise yüzünü Anadolu'ya dönmüş, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başarısızlığı halinde Anadolu’da milli mücadelenin liderliğini almaya aday iki grup vardır: Enverci İttihatçılar ve Komünistler. Bunlar da kendi aralarında çekişmektedirler. Moskova, Mustafa Suphi ve TKP’yi desteklemektedir. Ancak Enver’e ve arkadaşlarına da İslam İhtilalciler’i Cemiyeti üzerinden yardım yapmaktadır.

ENVERCİ-KOMÜNİST ÇEKİŞMESİNİN ANA NEDENİ

Enverciler ve Mustafa Suphi (Türk komünistleri) arasındaki bu çekişme, arkasına Sovyet desteğini alarak Anadolu’da (Türkiye) kimin hakim olacağı üzerinedir. Bu hakimiyet için Müslüman esir ve askerlerle, Bolşevik İslamcılardan 1500-5000 kişilik bir askeri güç oluşturulması düşünülür. Ama bu güce kimin önderlik edeceği henüz belirsizdir. Enver mi, Mustafa Suphi (TKP) mi? Sovyetler’deki Türkler arasında Enverciler-Komünistler (Suphi yandaşları) kavgası bunun üstünedir. Yani Sovyet desteği ile Anadolu’da kimin hakim olacağı kavgasıdır...  

Enver, ‘İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı’ isimli teşkilatı 1920 yazında Moskova’da kurar. Bu örgütü 1 Eylül 1920’de Bakü’de toplanacak Doğu Milletleri Kurultayı’na yetiştirmek için kurar. Bu örgüt adına Kurultay’a bildiri sunar. Aslında Doğu Halkları Kurultayı ve İslam-Bolşevik İhtilalleri fikri Sultan Galiyev’indir. Ancak Galiyev’in Bakü’deki bu kurultaya katılması Stalin-Galiyev çekişmesi nedeniyle Stalin tarafından engellenir.

Enver Paşa, Bakü’den Moskova’ya dönünce, 1920 yılında Eylül’ün ikinci haftası (Yani Bakü’de TKP’nin kurulduğu aynı tarihte) İslam İhtilalleri Cemiyeti’nin ilk kongresini toplar. Kendisi başkanlığa seçilir. Halil Paşa ve Hacı Sami de üyeler arasındadır. Bir süre sonra 28 maddelik Halk Şuralar Fırkası program yayınlayıp, Anadolu’ya da yollarlar. Karabekir bu program eline geçince, buna ve Enver’e karşı sert tedbir alınması gereğini Ankara’ya, Mustafa Kemal’e bildirecektir.

Enver Paşa Moskova’da hazırlık yaparken Mustafa Suphi ve arkadaşları daha hızlı davranıp TKP’nin 10 Eylül 1920’de kuruluşundan 3 ay sonra, 28 Aralık 1920’de eşi ve 17 arkadaşı ile birlikte Kars’a gelirler. Onları Kazım Karabekir karşılar. Mustafa Kemal heyetin Ankara’ya gelmesini istemez. Heyet önce Erzurum’a, oradan organize halk protestoları ile Trabzon’a yollanacaktır.

6-11 Ocak 1921 Anadolu’da I. İnönü Savaşı’nın yaşandığı karışık dönemdir.

Aynı tarihlerde (Ocak 1921) Çerkes Ethem’in Ankara’ya karşı ayaklanması başlar. İsmet Paşa kuvvetleri Çerkes Ethem’e karşı harekete geçer. Çerkes Ethem Yunanlılara sığınır. Kuşçubaşı Eşref de onunla birlikte Yunanistan’a sığınır. Mustafa Suphi tam bu kargaşa ortamında çıkar gelir...  

28 Ocak 1921’de Mustafa Suphi ve arkadaşları Trabzon’a gelirler, yine protestolar arasında bir motora bindirilip Batum’a yollanırlar. Yahya Kahya’nın adamları ikinci bir motor ile onlara ulaşıp hepsini katlederler. Suphi’nin eşi çete tarafından Trabzon’a getirilir, bir süre sonra o da öldürülür.

Enver Paşa, Mustafa Suphi’nin katlinden iki ay sonra, Mart 1921’de Moskova’da Halk Şuralar Fırkası adlı partiyi kurar. Bu Envercilerin Partisi’dir. 1921 Eylül ayında, Enver Paşa Batum’da Anadolu’ya geçmeyi beklerken 5 kişi ile bu partinin kongresini toplar ve parti yeniden İttihat ve Terakki Partisi adını alır.

Mustafa Kemal’in Sakarya Savaşı’ndan başarıyla çıkması Enver Paşa’nın hayallerini bozacak ve Paşa yönünü Orta Asya’ya çevirecektir...

KIZIL ORDU KAFKASYA’YA DAYANIR

Ankara Hükümeti açısından olayın bir de Kafkasya’da hakimiyet mücadelesi yönü vardır. Sovyet yetkili Çiçerin’in 1920 yazında Ermenistan adına Türkiye’den bazı bölgeleri istemesi üzerine, Ankara Hükümeti’nin kararıyla Kazım Karabekir Paşa 15. Kolordu ile Doğu’da ileri harekata başlar.

Karabekir 1920 Ekim-Kasım aylarında süren askeri harekatta, Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Iğdır’ı alıp Gümrü’ye kadar ilerler. 22 Kasım 1920’de Gümrü Antlaşması için görüşmeler başlar. 3 Aralık 1920’de Ermenistan Hükümeti ile Gümrü Antlaşması imzalanır. Ancak 4 Aralık 1920’de Kızıl Ordu Ermenistan’ı işgal eder ve Anadolu’nun kapısına, Türkiye sınırına dayanır.

İşte Mustafa Suphi ve arkadaşları Bolşevik Kızıl Ordu’nun Kafkasya’yı işgal ettiği bu 1920 Aralık ayının sonunda Kafkasya’dan Kars’a gelirler. Mustafa Suphi’nin beraberinde 1500 kişilik bir Müslüman esir-kızıl askerlerden oluşan bir askeri kuvvetle Anadolu’ya ve Ankara’ya geleceği söylentisi ise, o günlerde Ankara’yı, Mustafa Kemal’i ve Batı Cephesi Kumandanı İnönü’yü çok tedirgin etmektedir. Bu kuvvetin derhal birliklere dağıtılması için yazışmalar yapılır. Ancak böyle bir kuvvet gelmez…

BAYAR: BU KIŞ KOMÜNİZM GELECEK

O tarihte Ankara’da kurulan (yapay) Türkiye Komünist Partisi içinde yer alan Celal Bayar’ın yarım yüzyıl sonra söylediği (70’li, 80’li yıllar) ve Türkiye siyaset tarihine geçen ‘Bu kış komünizm gelebilir’ sözü muhtemelen 1920’lerin Ankarası’nda o kış yaşanan derin korkunun izlerini taşımaktaydı…

Dönemin öyküleri çok boyutludur ve iç içe geçmiştir... Yazdıkça uzayıp gider...

Özetlenecek olursa, Ankara ve Mustafa Kemal 1920-1921 arası Batı’da Yunan ordusu ile savaşmakta, Doğu’da ise Enver Paşa’nın Anadolu’ya dönme tehdidi ve Bolşevik Kızıl Ordu’nun TKP öncülüğünde Türkiye’ye girme ihtimaline karşı önlem almaya çalışmaktadır...

Sovyetler Mustafa Kemal’i desteklerken, TKP veya Enver Paşa aracılığı ile Anadolu’da doğrudan hakimiyet ihtimalini de düşünmekte ve bu opsiyonu gelişmelere göre değerlendirmektedirler...

Enver Paşa, muhtemel rakip olarak gördüğü Mustafa Suphi ve TKP’lillerden nefret etmektedir. Anadolu’da Enverciler (Yahya Kahya), Ankara’nın da istememesi üzerine, Mustafa Suphi ve arkadaşlarına katliamı ve 120 bin altın gibi o günler için büyük bir parayı gasp etmeyi nispeten kolay bir şekilde gerçekleştirirler…

Mustafa Kemal ve Enverciler de, Mustafa Suphi ve TKP’lilerin Ankara’ya gelmesini istemezler… Ankara, Kazım Karabekir aracılığı ile onları Trabzon’dan Batum’a geri gönderir… Ancak belli ki katliamda Envercilerin rolü ve parmağı vardır… Enverci Yahya Kahya, TKP’lileri katlettirir… Enver’in yeni yayınlanan ‘Benim için öldürdüler’ mektubu bunu doğrulayan önemli bir belgedir…

Mustafa Suphi ve TKP’lilerin tasfiyesinden 7 ay sonra (1921 Temmuz-Ağustos) Enver Paşa Anadolu’ya geçmek için bu kez ciddi olarak uğraşır… Ancak Mustafa Kemal’in 22 gün 22 gece süren Sakarya savaşından zaferle çıkması Enver Paşa’nın dönüş hayallerini sona erdirir…

Enver Paşa, taraftarlarının Mustafa Suphi’yi katletmesinden 1 yıl 6 ay sonra Buhara’da Bolşevikler’le çatışırken can verecektir…

Mustafa Kemal, Sovyet desteği ile Anadolu’da hakimiyet kurma hesapları yapan iki gücü de tasfiye eder… Türkiye’de TBMM ile kurduğu milletin hakimiyetini kimseye kaptırmaz...

Türkiye’nin siyasi tarihi her biri ayrı bir macera ve aksiyon filmi olabilecek öykülerle doludur…

Kerem Çalışkan

Odatv.com




Bu ileti en son MasteR06 tarafından 11.02.2019- 12:25 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
bedrettin
[ ..... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 30.08.2013
İleti Sayısı: 907
Konum: Trabzon
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: bedrettin
Cevap Tarihi: 05.01.2016- 19:13


Murat Bardakçı'nın bulduğu mektuplar M.Suphi'nin öldürülmesine ışık tutabilir. Genel kanı, Mustafa Kemal’in o dönemde hayli karışık olan Ankara’da siyasi gücü elinden kaçırmamak için öldürttüğü yolunda olsa da, Milli Mücadele'nin kazanılması için Atatürk'ün M.Suphilerin öldürülmesini emrini vermesi kendisi için o kadar kolay olmayabilirdi. Sovyetler buna tepki göstererek mücadeleye desteklerini kesebilir, para ve silah yardımını durdurubilirdi. M.Kemal gibi birinin bunu göze alıp milli mücadeleyi riske atması beklenemezdi. İşin diğer ucunda Enver Paşa'nın olması, Murat Bardakçı'nın ortaya çıkardığı mektuplar akla daha yatkın gibi duruyor. M.Suphi ile Enver Paşa arasındaki husumet, Enver Paşa'nın Anadolu üzerindeki planları M.Suphi ve arkadaşlarının paşa tarafından öldürülmesini daha akla yatkın hale getiriyor.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
tarihselmaddeci
[ tarihselmaddeci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.05.2014
İleti Sayısı: 579
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder

Web Adresi | Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: tarihselmaddeci
Cevap Tarihi: 06.01.2016- 16:40


Kolaylıkla söylenebilir ki, Mustafa Suphi'nin katili başta tefeci-bezirganlık, ikincil olarak da Kurtuluş Savaşı'nı sürdüren ekibin daha sonra finans-kapital halini alacak olan kısmıdır. Zaten başta Enver'in olması, Kazım Karabekir'in de Mustafa Kemal'i sürekli olarak SSCB'ye karşı kışkırtması da bunun göstergesidir.

Mustafa Kemal ve SSCB ilişkilerinin gelişimi de buradan aydınlanıyor.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
ayhan
[ .... ]

Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 05.12.2013
İleti Sayısı: 1.076
Konum: Tekirdağ
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: ayhan
Cevap Tarihi: 07.01.2016- 17:36


Alıntı Çizelgesi: tarihselmaddeci yazmış

Kolaylıkla söylenebilir ki, Mustafa Suphi'nin katili başta tefeci-bezirganlık, ikincil olarak da Kurtuluş Savaşı'nı sürdüren ekibin daha sonra finans-kapital halini alacak olan kısmıdır. Zaten başta Enver'in olması, Kazım Karabekir'in de Mustafa Kemal'i sürekli olarak SSCB'ye karşı kışkırtması da bunun göstergesidir.

Mustafa Kemal ve SSCB ilişkilerinin gelişimi de buradan aydınlanıyor.




Sonuç olarak ne diyorsunuz, emir Mustafa Kemal'den mi, Enver paşadan mı gelmiştir? Finans kapital burada ne oluyor?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
umut
[ umut yarın ]
Yasaklı
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.105
Konum: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder


Cevap Yazan: umut
Cevap Tarihi: 31.01.2016- 10:39


On beşler cinayeti ve tetikçi Yahya'nın sonu-Mehmet Bozkurt


Öldüreni biliyoruz; Trabzon kayıkçılar kâhyası Yahya… Ancak öldürten tartışmalı ve olasılıklar şöyle sıralanıyor:

Bir, Ankara Hükümeti; iki, İttihatçılar; üç, Kâzım Karabekir; dört Erzurum Valisi Hamit; beş, Trabzon kayıkçılar kâhyası Yahya; altı talihsiz bir deniz kazası; yedi, Lenin… Evet bildiğiniz bizim Vladimir İlyiç…

Hani   biraz daha zorlasalar: On Küçük Zenci!

Lenin’i unutalım. Kemal Tahir’in, Lenin’in yanına Stalin’i de katarak ileri sürdüğü deli saçması bir tez idi. Tez; Lenin ve Stalin’in İslamiyet ile komünizmi bağdaştırmaya çalışan ve Kafkasya/Asya Türk- İslam halkları üzerinde güçlü bir etkisi olan Mir Sultan Galiyef’i öldürttükleri üzerine kurulmuştu. Durum böyle olunca Galiyef’in sekreteri Mustafa Suphi’nin para karşılığında ortadan kaldırılması da aynı ikili tarafından Mustafa Kemal’e havale edilmiş oluyordu. Sonradan, Galiyef’in ölümünün, tam olarak saptanamasa da 40’lı yılların birinde olduğunu öğrenen Kemal Tahir’in dizlerini döverek öz eleştiri yaptığı yazılacaktır. Eklemeliyim, “diz dövmeği” kızgınlığımdan ben uydurdum,”öz eleştiri yaptığını” Mete Tunçay yazmıştır. (Bilineceği Bilmek, Alan Yayıncılık,s.75)

Kemal Tahir’i yok sayalım. Şöyle başlasak; 1921 yılının Ocak ayında Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin hemen hepsinde ittihatçıların hakim olduğunu söylemek abartı sayılmamalı. Mustafa Suphilerin tuzağa düşürüldüğü Trabzon, Kars’tan başlayan güzergahın Erzurum durağından sonraki çıkış noktası. Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Barutçuzade Ahmet, Enver Paşa’nın ünlü Teşkilat-ı Mahsusasının Trabzon sorumlusu. Cinayetleri işleyen kayıkçılar kahyası Yahya teşkilat-ı Mahsusa’nın eski bir savaşçısı, Suphi kafilesinin durdurulduğu Erzurum’un valisi Hamit daha iki ay öncesine kadar Trabzon’da valilik koltuğunda oturan bir adam ve o da Teşkilat-ı Mahsusa’nın ileri gelenlerinden biri olup Enverist ve öbür Enverci Barutçuzade ile kardeşten ileri canciğer kuzu sarması.   Bu ilişkilere bakıldığında Mustafa Suphilerin katlinde İttihatçı parmağı arayanların delilleri yabana atılır cinsten değil   ama ipi ucunu tutan ele   de bakmak gerekiyor. İpin ucunda Ankara var ve Ankara deyince de Stalin’in o “hınzır” sözü:   “Bu bir tesadüf mü yoldaşlar?”

Aynı günlerde Ankara’da şunlar yaşanıyordu:

Ankara’da komünistler tutuklanıyor, Halk İştirakiyun Fırkası baskılara dayanamayıp faaliyetlerin durdurmak zorunda kalıyor, solcuların denetimindeki Yeşil Ordu Cemiyeti kapatılıyor, solun silahlı dayanağı Çerkes Ethem asi ilan edilirken gerillaları dağıtılıyordu.

Mustafa Suphilerle ilgili karar Ankara, Kars, Erzurum üçgeninde alınıyor. Ankara’da Mustafa Kemal Paşa, Kars’ta Kazım Karabekir ve Erzurum’da vali Hamit Bey… Artık sır değil, yazışmalar var. Aralarında haberleşiyorlar. Yazışmalardan, Trabzon’da, iskelede buluştukları anlaşılıyor. Cinayeti izlemek üzere bir araya geliyorlar. Kişisel sorumluklar ayrı, sözünü ettiğim orta yerde duran   tarihsel sorumluktur. Kemalcilerle, Enverciler arasındaki çekişmeyi abartmamak gerekiyor. Kadrolarının temsil ettiği zihniyet bir ve aynı. Sadeleştiriyoruz, “sınıf” diyoruz. Burjuvazi hazırladığı   cinayeti iskeleden izliyor! Görüyoruz: Hepsi Orada!

Daha nasıl olsun. Mustafa Kemal Kâzım Karabekir’e, Ankara’da kendi istekleri dışında gelişen komünist cereyanları şikayet ederek, bu cereyanları körükleyeceğini düşündüğü Mustafa Suphi’nin Ankara’ya sokulmaması yolunda talimat veriyor. Bunun üzerine Kemalci Kâzım Karabekir, Erzurum valisi Enverci Halit Bey’i bilgilendirip uyarıyor. Halit Bey, “Mustafa Suphi ve arkadaşlarının çalışmalarına engel olunmak gerektiğini, ancak yapılacak karşı hareketlerin Kars’ta Rus elçilik heyetinin gözleri önünde yapılmasının mahzurlu olduğunu, işin Erzurum’da kendisine bırakılmasını” Karabekir’e   cevaben bildiriyor. Karabekir, Halit’in fikrine katılmakla birlikte Mustafa Suphi ve arkadaşlarının şiddetli şekilde protesto edilerek Erzurum’dan Trabzon’a ve oradan da sınır dışına yollanmalarının münasip olacağını ikinci bir mektupla iletiyor. Mustafa Suphi ve arkadaşları iki eksikle, Süleyman Sami ve Mehmet Emin, şiddetli protestolar ve hakaretlere uğrayarak Erzurum’dan ayrılıyor.

Ve Kayıkçılar Kâhyası Yahya’nın sırası geliyor.

Hangisi daha gaddar?

İskeledekileri “ima” ile   geçtik, sözüm onlara değil. Aşağıdakilerden diyorum, hangisi daha gaddar?

Kayıkçılar Kahyası Yahya, Topal Osman, İsmail Hakkı Tekçe…

Yöntemleri farklı; Kahya Yahya suda boğuyor, Topal Osman gemisini yüzdürmek için Rum tutsakları diri diri ateş kazanına atıyor, İsmail Hakkı kelle kesiyor… Son ikisi Mustafa Kemal Paşa’nın özel muhafızı… Üçünün de yolu Trabzon’da kesişiyor.

Mahmut Goloğlu yazıyor:

“Trabzon’un Maçka ilçesine varan heyet burada da bir eksikliğe uğradı. Heyette bulunanlardan Trabzonlu Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir, Kars’tan çektiği bir telgrafla, Trabzon’a gelmekte olduklarını sevinç içinde kardeşi Mehmet Efendi’ye bildirmişti. (Cumhuriyete Doğru, İş Bankası Yayınları.S.,45-46)

Ne var bunda denilebilir. Devamı var. Ve devamında Mehmet Efendi’nin Kayıkçılar Kahyası Yahya’nın arkadaşı olmakla kalmayıp aynı zamanda onun “umum vekili” olduğunu öğreniyoruz. Buna, Mehmet Efendi’nin, uzun zamandır görmediği kardeşinin gelmekte olduğunu Yahya ile paylaştığını da ilave etmeliyiz. Mahmut Goloğlu devam ediyor:

“Yahya Kâhya; Mustafa Suphi ve arkadaşları hakkında emir aldığını Mehmet Efendi’ye bildirmiş, kardeşini kurtarmak istiyorsa, şehre girmesine engel olmasını, yola çıkıp bir yerde kardeşini heyetten ayırıp kaçırmasını tembihlemişti…”(s.46)

Abdülkadir, kardeşinin uyarısıyla heyetten ayrılıyor. Heyet ajan olduğu anlaşılan Süleyman Sami ve Mehmet Emin’den sonra Abdülkadir’i de geride bırakarak 16 kişi olarak Trabzon’a ulaşıyor.

Şimdi 28 Kanunusani’yi 29’a bağlayan gecedir.

Kaynaklarda adı belli değil. Semiramis, Mariya, Meryem olarak geçiyor: Mustafa Suphi’nin karısı…Trabzon’da alıkonuluyor. Kalan 15 kişi karanlık bir gecede 28 Kanunusani’yi 29’a bağlayan gecede iskeleden motora bindiriliyorlar ite kaka.

Motorun hırçın ve karanlık ve sulara açılmasından kısa bir süre sonra kayıkçılar kahyası Yahya daha süratli bir motorla takibe alıyor Suphi ve yoldaşlarını… Sonu biliniyor.

Ebubekir Hazım Tepeyran, yazar Oktay Akbal’ın dedesi olur. Tepeyran 1922 yılında Trabzon valisidir. Hatıralarını yazdı: Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları (Çağdaş Yayınları). Tepeyran, koca Trabzon’da valilik makamının dahi otomobili olmadığını ancak Kayıkçılar Kâhyası Yahya’nın son model kırmızı bir otomobili olduğunu yazıyor. Burası pek önemli olmayabilir ancak şu önemli olmalı:

“Sıvas Bidayet Mahkemesince hayrete mucip bir kararla beraat ettikten sonra Trabzon’a dönen Kayıkçılar Kâhyası Yahya Efendi 3 Temmuz 1922 günü güneş batacağı sıralarda otomobille Soğuksu mevkiindeki yazlık köşküne giderken yolun nispeten tenha bir yerinde pusu kurmuş olan meçhul bir kişi tarafından atılan kurşunlarla katledilmiştir.”(Tepeyran, s.124)

Burada Tepeyran’ı şaşırtan bitmez tükenmez zorbalıkları ve yolsuzlukları nedeniyle hakkında açılan davalardan Yahya’nın bir kez daha beraat etmesidir. Yahya elini kolunu sallayarak ve fevkalade kasılarak Trabzon’a dönüşünde öldürülüyor. Cinayet soruşturulurken Tepeyran devam ediyor:

“Tahkikat ilerledikçe tanıkların ifadelerine göre, dillerinin şivesi ile kıyafetlerinden Giresun taraflarından geldikleri, yani, Topal Osman tarafından gönderildikleri zannı kuvvetleniyordu.”(s.126)

Buyurun… Topal Osman dediğin Mustafa Kemal’in yakın koruması.

Bir yıl geçmeden Ankara başka bir cinayetle sarsılıyor. Nisan 1923 başında Mustafa Kemal Paşa’yla sürekli çekişme halinde olan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in cesedi Çankaya Köşkü civarında bulunuyor.   Meclis ayağa kalkıyor. Cinayeti Mustafa Kemal aleyhine ileri geri konuşmasına sinirlenen Topal Osman’ın işlediği anlaşılıyor. Topal Osman çatışmada yaralı olarak ele geçiriliyor. Ancak kendisinin Mustafa Kemal Paşa tarafından aldatıldığını ileri sürerek ona ağza alınmayacak küfürler savuran Osman’ın daha fazla konuşmasına izin verilmeden kellesi gövdesinden ayrılıyor.    

Buna da buyurun: öldüren ve öldürdükten sonra kellesini kesen Mustafa Kemal Paşa’nın Muhafız Alayı Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’dir.  

İsmail Hakkı Tekçe yıllar sonra 1977’di de artık emekli generaldir, Milliyet Gazetesine hatıralarını anlatıyor. Kayıkçılar Kahyası Yahya’yı bizzat kendisinin öldürdüğünü itiraf ediyor. Vaktiyle kellesini aldığı Topal Osman’ı aklarken cinayeti itiraf ediyor. Bitse iyiydi ama bitmiyor. Mete Tunçay, “Türkiye’de Sol Akımlar” kitabında Kayıkçı Kahyası Yahya’nın oğlundan gelen bir mektuptan söz ederek şöyle bir not düşüyor:

“Kitabımızın yayımlanmasından kısa bir süre sonra,Yahya Kahya Bey’in oğlu Sayın Osman Kahya’dan 15/12/1967 tarihli bir mektup aldık. Bu mektupta ‘Yahya Bey’in o zamanki faktörlere göre vatani vazifesini’ yaptığını belirtiyor ve ‘asıl katilin bugün tapılan biri olduğunu zaman gösterecektir’ deniliyordu…”(s.240)

Farkındayım, seri cinayetlerin anlatıldığı polisiye öykü gibi oldu ama, kabahat benim değil, 20’li yıllarda siyasi cinayetler vakayi adliyeden sayılıyordu. Öyle olduğu için böyle oldu!   Peki iyi de bunların hepsi tesadüf müdür yoldaşlar?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.186
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 30.01.2019- 07:08


Doksan sekiz - Aydemir Güler


Doksan sekiz yıl önce Trabzon açıklarında yoldaşlarıyla birlikte katledilmesinden dört buçuk ay önce Mustafa Suphi, Bakü’de Doğu Halkları Kurultayının Başkanlık Divanında oturuyordu. 1920 Eylül ayının ilk günleriydi. Kısa süre önce Moskova’da Komintern Kongresinde delegeydi. Moskova’dan Bakü’ye, Zinovyev, Radek, Bela Kun, John Reed ve daha birçokları birlikte yolculuk ettiler. Bu yolları İç Savaş boyunca Kızıl Ordu’nun bir savaşçısı ve Rusya Müslümanlarını Bolşevik saflara kazanmaya uğraşan bir Parti örgütçüsü olarak daha önce de kat etmişti.

Moskova-Komintern, Bakü-Doğu Halkları “Şurası”, Bakü-Türkiye Komünist “Fırkası” Kongresi… Birbirinden ayrılmaz bu üç adımı Ankara yolculuğu takip etmeliydi.

Parti zaten Ankara Meclisindeydi. Aynı günlerde Halk Zümresinin adayı Tokat mebusu Nazım Bey oylamada Meclis Başkanı Mustafa Kemal’in desteklediği adayı yenilgiye uğratıp Dahiliye Vekili seçiliyordu. Baskılar karşısında görevde kalamadı, ama komünizmin “boyunu aşan” işlere soyunan bir parti olduğu gösterilmişti artık.

Parti memlekette bir avuç kalan fabrikalardaydı. Parti işgal altındaki İstanbul’daydı. Parti Anadolu’daydı. Çok kalabalık değillerdi, ama devrim rüzgarının Batı’nın ayrıcalığı olarak kalmadığı kesindi. Genç, sınırlı deneyim sahibi, az sayıdaki komünist bu devrim sarsıntısının içinde önem kazandılar.

Hakikaten gençtiler! Mustafa Suphi 40 yaşına girmemişti. Ama zaman gençlerin zamanıydı. Suphi, adaşı Kemal’den, Şura’nın konuğu Enver’den olsa olsa bir, iki yaş küçüktü.
O, Bakü’de, katledilmezden dört buçuk ay önce Komintern tarafından düzenlenen Kurultayın divanında otururken, Ankara hükümetinin temsilcisi olarak gönderilmiş olan İbrahim Tali Bey ve İttihat Terakki’den kalanların lideri olduğu anlaşılan Enver Paşa kendilerine söz verilip verilmeyeceğini merak ediyorlardı belki de.

Mustafa Suphi’nin üyesi olduğu Divan onlara söz vermedi. Mesajlarını yazıp verdiler. Okundu.  
Kongre Türkiye’nin emperyalizme karşı mücadelesine açık destek veren, ama uyarılarını sakınmayan bir karar tasarısını kabul etti:

“… kurultay Türkiye’deki ulusal devrimci hareketin yalnızca yabancı sömürücülere yönelik olduğunu ve bu hareketin işçi ve köylülerin ezilmekten ve sömürülmekten genel anlamıyla kurtulmaları demek olmayacağı gerçeğini de ortaya koyar.”

Komünistler, işçi sınıfı, Rusya’daki Sovyet iktidarı Anadolu’daki ulusal devrimci hareketi kuşkusuz desteklemekte, ama gözünü toplumsal kurtuluşa dikmektedir.

Kurultay, “Geçmişte işçi ve köylüleri ölüme götüren… bu hareketin önderleri hakkında ihtiyatla söz edilmesi gerekliliğine inanır. Kurultay onlara eylemleriyle halka hizmet etmeye hazır olduklarını kanıtlamayı ve eski yanlışlıklarının izlerini silmeyi önerir.”

Divanda Mustafa Suphi vardır ve Osmanlı-Türk burjuvazisinin Birinci Emperyalist Savaşta gösterdiği gayretkeşlik, halk kitlelerini ölüme sürükleyişi mahkûm edilmektedir.

Doğu Şurası biter, TKP’nin kurulduğu Kongre yapılır. Dönüş hazırlıkları başlar. Kızıl Ordu karşı-devrimci Polonya ordularını geri püskürtmüştür bir süre önce. Ama karşı-devrimin Varşova’da ve başka yerlerde, sosyalist devrimin Avrupa’ya yayılmasını durduracak kadar güçlü olduğu gerçeği, hayli ağır bir yenilgiyle deneyimlenecektir. Moskova’dan Bakü’ye kadar her tarafı ısıtan devrim rüzgârı Batıda tersine dönmektedir. Genç TKP ise emperyalizme karşı savaşta bir amele ve rençperler cephesi açmayı, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluşla taçlandırmayı programına yazmıştır.

Suphi ve arkadaşları, bu yolda zaferin herhangi bir güvencesi olmadığını biliyor olmalılar; ve belli ki “emin misiniz” diye soran dostların uyarısını dinlemek yerine doğru bildikleri yolda devam ederler. Doksan sekiz yıl önce acımasızca öldürülürler.

Ulusal kurtuluştan daha fazlasını istemeleri gerçekçi miydi, değil miydi diye çok konuşuldu. Maceracı ve hayalci olmakla suçlandıkları oldu. Güç dengelerinin o yıllarda Türkiye’de komünizmin zaferine ve işçi sınıfının iktidarına el vermesi çok zayıf bir olasılık olabilir. Ama olasılık ve olanak hesapları bir yana, Suphi ve yoldaşları Partiyi kurarken ve ölüme giderken, garantici ve soğuk bir gerçekçiliği değil devrimci coşkuyu seçmiş oldular. Bu seçimleri doksan sekiz yıl sonra geçerliliğini koruyan bir öğüttür. Zafer güvencesi yoktur, ama bu yol seçilmeden devrimin gerçekleşme ihtimali hiç yoktur.  

Bu ilk yenilgimiz yalnızca bizim göğsümüzde on beş yara açmış olmadı. Geriye bir tarih dersi bıraktılar.

Anlaşıldı ki, toplumsal kurtuluşa dönüşmeyen ulusal kurtuluş er geç çözülür. İşçi sınıfının varlığına ve öncülüğüne inanmamayı gericilik, irtica olarak ilan etmişti, Suphi. İşçi sınıfı öncülüğü kurulamadığı durumda, gericiliğin diğer anlamıyla da geri geleceği kesindi.
On beşler katledildi. Türkiye, İktisat Kongresinde kapitalizm yolunu seçtiğini ilan etti. Sol baskılandı. Türkiye egemenleri Kurtuluş Savaşını cömertçe destekleyen Sovyet iktidarına karşı Nazi zaferi için dua edeceklerdi. Suphiler öldürüldü, TKP kuşatıldı. Türkiye NATO’ya girdi. Sultan ve halifeyle birlikte toprağa gömüldüğü sanılan tarikatlar geri geldi…

Doksan sekiz yıl önce memleketin en değerli, en eğitimli, en cesur, en birikimli ve kırk yaşını doldurmamış on beş evladı kaybedilmedi yalnızca. Karadeniz’e atılmak istenen Türkiye’nin aydınlık geleceğidir.

Hayır! Yas tutmuyoruz. Doksan sekiz yıldır haklı çıktık. Elimizde biri yarım, diğeri tam olmak üzere iki tane kurtuluş seçeneği yok. Yarım kalan yenilir. Kural bu. Bu kural doksan sekiz yıl sonra geçerliliğini koruyor.

Devrim yolculuğu sürüyor.



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Benim kütüphanem Bolsevik 1 408 04.11.2018- 16:21
Konu Klasör Benim adım çocuk munzur 1 1861 14.10.2015- 18:27
Konu Klasör Oğuzhan Müftüoğlu: Benim çağrım Haziran dayanışma 2 2142 27.04.2015- 19:47
Konu Klasör ‘Mein Kampf’ veya ‘Benim Cihadım’ dayanışma 2 1819 10.02.2015- 11:52
Konu Klasör İsmet Berkan'dan itiraf: Benim hıyarlığım... solcu 2 2259 24.06.2014- 14:24
Etiketler   Mustafa,   Suphiyi,   benim,   için,   öldürdüler
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS