SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.04.2020- 10:01


Kim bu liberal sol; ya da sol liberal kime deniliyor? Ne yapar, neyi savunur bu solcu görünüp gerçekte baştan aşağı liberalizme savrulmuş olanlar? Kestirmeden yanıt, solu, sosyalizmi sadece gevezelik olarak kullananlar, geçmişlerinde bir dönem de olsa sol saflarda bulunanlar veya savundukları liberal tezleri sank, solculuğun ve sosyalizmin bir gereğiymiş gibi ileri sürenler....Sol liberal ya da liberal sol denilen zevat kısaca bunlar; özellikle sözde sol sosyalist ve dahi enternasyonalist forumlarda.

Soru şu, bir solcuyla bir liberal solcu arasındaki en öne çıkan fark nedir? Bu sorunun yanıtı çok açık olarak, anti emperyalist bir çizgide olmak ve dar anlamda sosyalizm karşılığı olarak alınacaksa   siyasal devrim perspektifine sahip olmaktır. Liberal solcuda bunlar yoktur. Kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, emperyalizme karşı değildir ve yeni dünya düzeni, küreselleşme şeklinde zırvalar durur. Kimisi de ABD emperyalizminin Suriye ve Irak'taki varlığı ve amaçlarını örtmas etmek için Rus, Çin vb. deyip durur. Kuyrukçuluğun zamanımıza yansıyan görüntüsü de bu oluyor.

Siyasal devrim perspektifi ise hiç yoktur. Kapitalizme övgüler yağdıranların dışında hemen hemen tamamı demokrasicilik oynamayı severler. Bu yüzden AKP'ye sarılmışlardı, şimdilerde bu yüzden HDP'ye sarılmaya çalışıyorlar. Sadece bunlar değil, bir de siyasal devrim perspektifini bulanıklaştıran ve enternasyonalcilik oynayanları da bu kategorinin içine dahil edebiliriz. Birileri nasıl ki, demokrasiciliği her derde deva olarak görüyorsa birileri de enternasyonalciliği her derde deva görmeye çalışmakta. Aralarında pek fark olmadığını ulusal ölçekte siyasal devrim perspektifini zayıflatmak, ötelemek ve yok saymaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Yinelemekten usanmayalım, altını kalın çizgilerle çizelim, Marksist olmak öncelikle bilimsel ve diyalektik bir kavrayışı gerekli kılar. Sosyalizmin temel ilkelerini öğrenmeye çalışmak önemli ama Marksist bir kavrayış yoksa irdeleme ve çözümleme yapabilmekten uzaklaşır, sürekli ezber yinelemek durumunda kalır ve bunu da sosyalist teorik tavır sanma yanlışına düşeriz.. Böyle bir yanlışa sürüklenmemek için de sosyalist kavrayışı önemsemeliyiz. Sosyalist kavrayış güncele sosyalizm ve siyasal devrim bakış açısıyla yaklaşır ki, liberal solun hiçbir rengi böyle bir yaklaşım içinde değildir...

Özetle ister enternasyonalist veya ister Marksist veya komünist, kendini nasıl tanılarsa tanımlasın kişi,   eğer bu başlıklarda farklı bir pozisyon içinde bulunuyorsa liberal sol saflara savrulmuş demektir.






Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.05.2020- 04:48


Liberalden liboşa...- Attila Aşut

“Liberalizm”, dünyanın en eski siyasal düşünce akımlarından biridir.

İlk çağlardan beri iktidarların sınırlandırılmasını ve özgürlüklerin korunup güvence altına alınmasını savunan görüşler hep olmuştur.

Liberalizm, erke karşı bireyin haklarını önceleyen bir felsefe olarak doğmuş ve tarih boyunca önemli düşünürlerin katkılarıyla etkisini günümüze değin sürdürmüştür…

Bu öğretinin değişik dalları, yorumları ve kendi içinde çelişkili yönleri bulunmakla birlikte, ortak payda, klasik liberalizmin özgürlükçü bir felsefe olmasıdır. Zaten sözcüğün kökeni incelendiğinde de bunun böyle olduğu görülür. “Liberal” sözcüğü, Latincede “özgür” anlamına gelen “liber”den türemiştir…

Anlatım özgürlüğünden basın özgürlüğüne, inanç özgürlüğünden mülk edinme özgürlüğüne, serbest ticaretten çoğulcu demokrasiye uzanan geniş bir özgürlükler dizgesini içerir liberal düşünce…

Başlangıçta bireyin rolüne odaklanmışken, süreç içinde görece toplumsallaşmış ve “sosyal liberalizm” kavramının ortaya çıkmasıyla “eşitlik hakları” da mücadele gündemine girmiştir.

Ancak kavramın özünü oluşturan “özgürlük” düşüncesi, vahşi kapitalizm döneminde iğdiş edilerek, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, bırakınız ezsinler” biçimindeki “orman yasası”na dönüşmüştür!

Böylece klasik liberal felsefenin yerini 20. yüzyılda “neoliberalizm” almış; tüm dünyada “Altta kalanın canı çıksın” düzeni kurulmuş ve bu vicdansız düzene ülkemizde alkış tutan “yeni liberaller”, artık “liboş” diye anılmaya başlamıştır…

* * *
“Liboş”, çakma liberal demektir. Liberal gözüken ama gerçekte kişisel çıkarını düşünen omurgasız kişiler için kullanılır.

Yani gerçek liberalleri sahtesinden ayıran bir tanımlamadır.

Örneğin 1950’lerin sonlarına doğru Demokrat Parti iktidarının otoriterleşme eğilimlerine karşı özgürlükleri savunan Forum dergisi çevresindeki akademisyenler, sözcüğün gerçek anlamıyla liberaldiler. Ancak bu dergide yazanlardan bazıları (sözgelimi Aydın Yalçın ve Turhan Feyzioğlu) daha sonra “sosyal liberalizm”e düşman kesilerek antikomünizmin militanlığına soyundular!

Yakın tarihimizden bir başka örnek:

1994 yılında Liberal Demokrat Parti’yi kuran Besim Tibuk (şimdi KKTC’de gazete, radyo, televizyon ve kumarhane sahibidir), abuk sabuk çıkışlarla medyada boy gösteren su katılmamış bir liboştu.

Oysa daha sonra bu partinin genel başkanlığını üstlenen Cem Toker, demokrasi ve insan hakları savunucusu gerçek bir liberaldir.

* * *
“Zübük” sözcüğünü dilimize Aziz Nesin kazandırmıştır.

“Liboş”u siyasal literatürümüze sokan kişi ise Uğur Mumcu’dur.

Yanlış anımsamıyorsam ilk kez Mehmet Barlas için kullanmıştı bu yakıştırmayı ve o günden sonra adamın adı “Liboş Mehmet” kaldı!

Daha çok Turgut Özal döneminin soldan çark etmiş eyyamcı kalemleri için kullanılan bir nitelemedir.

Örneğin Çetin Altan ve oğulları bu kesime girer.

Ama yalnız onlar değil!

Bizim omurgasız entellerimiz saymakla bitmez.

Üstelik bunların çoğu siyasal İslamcılarla kol koladır.

Sivas cankırımından sonra biraz ayılır gibi olmuşlardı ama kısa sürede bellek yitimine uğrayıp yeniden örgütlü kötülüğün parçası oldular…

* * *
Bir de liberal geçinen İslamcılar var. Ancak onlar özgürlüğü yalnızca kendileri için isterler. Zaten savundukları tek özgürlük de “türban özgürlüğü”dür!

Uzunca bir zamandır Türkiye’de insan hakları ve tüm özgürlükler ayak altında!

Hapishaneler “düşünce suçluları” ile dolu.

AKP’li “liberaller”in gıkı çıkıyor mu?

Tam tersine, özellikle kadınlara yönelik “Vurun kahpeye!” kıvamında kışkırtıcı yazılar yazıyor, onurlu kalemleri hedef gösteriyorlar.

İşte bizdeki “liberaller”in “liboşlaşma” sürecinden birkaç satırbaşı…

https://www.birgun.net/haber/liberalden-libosa-302158



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.914
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.08.2022- 05:00


Akla dolan o son bakış (unutulur mu, unutulmaz mı?)

Siyasal İslam’ın herhangi bir versiyonunun ve Tayyip Erdoğan gibi bir politikacının tarikatlar ve cemaatlerle birlikte ülkeye çoğulcu demokrasi getireceği düşünülmüş ve savunulmuşsa bunun bir döneme yönelik obsesif düşmanlık dışında bir açıklaması olamaz.

Metin Çulhaoğlu  

Solcu aydınların tarihe ve güncelliğe bakışta benimsedikleri kimi teorik yaklaşımlar ve modeller olabiliyor. Burada, tarihsel maddeci ya da Marksist yaklaşımlardan değil daha çok akademik ortamlarda geliştirilip ardından belirli aydın çevrelerce benimsenen modellerden söz ediyorum.

Örneğin, “devlet-sivil toplum karşıtlığı” ya da “merkez-çevre teorisi” bu tür modeller arasında yer alıyor. Bir dönem “büyük anlatılara” karşı açılan savaş, akademisyen-aydın kesimde etkili olsa bile geride önemli boşluklar da bırakıyordu. İnsanlar hala çok spesifik ya da belirli bir yerelliğe özgü denemeyecek açıklamalar arıyordu. Örneklenen modellerin bu arayışa karşılık verdiği düşünülmüş olsa gerek...

Her neyse; modellerden ya da “bir alt” üst anlatılanlardan söz ediyorsak bunlar büyük ölçüde dönemseldir; bir dönem revaçtadır, sonra unutulur.

Başka türlü söylersek, döneme ayak uydurma çabasındaki aydınlar ve genç akademisyenler için bunlar “akla dolan ilk bakış” olsalar bile aynı zamanda unutulmayan son bakış olmaları çok daha zordur.

***

Yukarıda söylenenlere karşın, bir de takıntılı-saplantılı (obsesif) yaklaşımlardan söz edilebilir: Başka ne varsa hepsini boşlayarak belirli bir konuya aşırı ve bağnazca yoğunlaşma…  

Sonuçta teorik modeller ya da yaklaşımlar bir dönem geçince terk edilebilir, unutulabilir. Ama takıntılardan kurtulmak o kadar kolay değildir; özellikle akla dolan son bakış olduklarında, bunlar unutulmaz…

***

Türkiye’de “sol liberal” denilen kesimin bir dönem gerçekten ifrata varan açıklanması zor AKP destekçiliğini devlet-sivil toplum karşıtlığı ve/ya da merkez-çevre teorisi gibi temellerden hareket etmelerine bağlayanlar var…

AKP destekçiliğinin bu tür modellerle gerekçelendirildiği bir gerçek.

Böyleyse, o kadar da ciddi bir sorun saymamak gerekir. Zamanla bu modeller de geçer gider, unutulur…

Sol liberallerin eskiden pek meraklı oldukları başlıklarda bugün sergiledikleri suskunluk da belki bu unutmanın, vaz geçmenin tezahürüdür.

Umarım öyledir…

Ama öyle olmayabilir de…

***

Türkiye’deki sol liberallerin elbette hepsinin değil ama belirli bir kesiminin buraya kadar adı geçen teori ve modellere aşkın (bunları önceleyen ve sonralayan) bir takıntısı-saplantısı olduğu kanısındayım: Tarihsel bağlamlarından koparılmış bir Cumhuriyet ve Kemalizm düşmanlığı…

Sol liberal kesim söz konusu olduğunda “cumhuriyet düşmanlığı” hiç kuşkusuz hilafetin, saltanatın, şeriatın ve Osmanlı’nın yüceltilmesi anlamına gelmiyor. Ne var ki Türkiye’de Osmanlı’ya, saltanata ve şeriata son veren, ülkeye belirli bir modernizasyon sürecine taşıyan hangi reform ya da hamle varsa istisnasız hepsine bir kulp takan, “eleştirel” olmanın da ötesine geçip düpedüz toptan reddiyeye varan yaklaşımların yukarıda sözü edilen iki teoriyle açıklanması neredeyse imkansızdır.

Bir takıntı-saplantı sayılması gerekir…    

Daha açık yazabilirim: Bir kesimin merkez-çevre teorisi ve/ya da devlet-sivil toplum karşıtlığı modellerinden hareketle Cumhuriyet deneyine eleştirel yaklaşması, Kemalizm’i bu açılardan eleştirmesi anlaşılabilir, açıklanabilir ve tartışılabilir bir durumdur; ne var ki Siyasal İslam’ın herhangi bir versiyonunun ve Tayyip Erdoğan gibi bir politikacının tarikatlar ve cemaatlerle birlikte ülkeye çoğulcu demokrasi getireceği düşünülmüş ve savunulmuşsa bunun bir döneme yönelik obsesif düşmanlık dışında bir açıklaması olamaz.

Ve akla dolan o son bakış buysa, unutulması da pek kolay olmayacaktır.

Yarın bir gün başka bir vesileyle gene çıkarlar…

***

Çok aşırıya gidilmişse, biraz empati yapabilirim:

“Günümüz Türkiye’sinde en üst düzeydeki muhataplarımızın, iktisadi meselelerde Nureddin Nebati, iç güvenlik meselelerinde Süleyman Soylu, yargıya ilişkin meselelerde Bekir Bozdağ ve eğitime ilişkin meselelerde de Mahmut Özer olması, geçmişin sırasıyla Şakir Kesebir’i, Şükrü Kaya’sı, Mahmut Esat Bozkurt’u ve Hasan Ali Yücel’i düşünüldüğünde sivil bir devrim sayılmalıdır.”

https://ilerihaber.org/yazar/akla-dolan-o-son-bakis-unutulur-mu-unutulmaz-mi-143771



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Liberalizm nedir, ne değildir? solcu 2 3859 11.02.2015- 20:15
Konu Klasör Radikalizmle liberalizm... solcu 2 3220 21.04.2015- 21:49
Konu Klasör İki sol-liberalizm türü spartakus 0 3364 30.07.2015- 19:13
Konu Klasör Türkiye’nin başdüşmanı: Sol liberalizm! melnur 4 4858 02.01.2019- 19:10
Konu Klasör Kandırılan sol liberalizm üzerine denizcan 1 3898 31.10.2015- 08:28
Etiketler   SOL,   liberalizm,   nedir
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS