SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Çin sosyalist mi kapitalist mi?-Doğu Perincek           (gösterim sayısı: 1.742)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.101
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

17 kere teşekkür etti.
24 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 16.12.2017- 11:35


Çin sosyalist mi kapitalist mi?-Doğu Perincek


Çin sosyalist mi, yoksa kapitalist mi tartışmalarına rastlanıyor.

Çin Halk Cumhuriyeti’nde bugün iktidarda bulunan Çin Komünist Partisi, Çin’in sosyalizmin alt basamaklarında olduğunu vurguluyor.

Çin’in toplumsal ekonomik kuruluşu üzerine bir nitelemede bulunmak için, önce elbette sosyalizm konusunda bir fikir sahibi olmamız gerekiyor.

Kapitalizmden sınıfsız topluma geçiş süreci

Sosyalizm, iktidarın emekçi sınıflarda bulunduğu kapitalist toplumdan sınıfsız topluma geçiş sürecidir.

Dolayısıyla sosyalizm, en sonunda sınıfların kalmadığı bir toplumun adım adım kuruluşudur. Elbette her süreç gibi çelişmelidir; iniş çıkışlıdır.

Bu sürecin yönelişleri şöyle sıralanabilir:

– İktidarın emekçiler tarafından ele geçirilmesinden sonra her düzlemde fiilen emekçilerin yönetiminde bir siyasal sistemin kuruluşu.

– Üretim araçları üzerinde özel mülkiyetten adım adım kolektif mülkiyete geçiş.

– Üretici güçlerin özgürleşmesiyle üretimin gelişmesi ve adım adım bolluk toplumuna ilerleme.

– Herkese emeğine göre bölüşümden adım adım herkese ihtiyacına göre bölüşüme ilerlenmesi. Dolayısıyla değişim ekonomisinin adım adım sınırlanması ve bolluk toplumunun kurulmasıyla birlikte ortadan kalkması.

– Kafa emeği ile kol emeği, sanayi ile tarım ve şehir ile köy arasındaki farkların adım adım kalkması.

– İdeolojik-kültürel düzlemde toplumun geçmiş özel çıkar ve sınıf tahakkümü sistemlerinin değer yargılarından ve yabancılaşmasından, özetle ideolojisinden arınması, yeni paylaşmacı insanın oluşması.

– Toplam olarak sınıfların arasındaki farkların bütün siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel temelleriyle ortadan kalkması. İnsanların değil yalnız araçların yönetildiği bir toplumun kurulması.

“Burjuvazisiz burjuva devleti ve burjuva bölüşüm ve değişim ilişkileri”

Yukarıda özetlediğimiz sosyalizmi kurma sürecine baktığımız zaman, her sosyalizm biraz kapitalizmdir.

Çünkü sosyalizm döneminde, hâlâ kapitalizmin bölüşüm ilişkisi olan “Herkese emeğine göre” geçerlidir ve buna bağlı olarak hâlâ değişim ekonomisi yürürlüktedir. Yani emekçiler, emekleriyle ölçülen bir ücret alırlar. Oysa sınıfsız toplumun bölüşüm ilişkisi, kapitalizmden bütünüyle farklıdır: “Herkese ihtiyacına göre.”

Bütün bu nedenlerle, Lenin‘in de işaret ettiği üzere, sosyalizmin kuruluşu sürecinde, “hem ekonomi, hem devlet bir yönüyle kapitalist karakterdedir.” Lenin, sosyalizmi “burjuvazisiz burjuva devleti” ve “sömürüsüz burjuva bölüşüm ve değişim ilişkileri” diye tanımlamıştır. Bu tanımı Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin kuruluşunu ve kapitalizme geri dönüşü incelediğimiz Stalin’den Gorbaçov’a adlı kitapta basit bir şemayla canlandırmaya çalıştık.

(Doğu Perinçek, Stalin’den Gorbaçov’a, Gözden geçirilmiş 4. basım, s. 280)

Herhangi bir sosyalizm sürecinde şemadaki grileri görürseniz, o ülkenin kapitalist olduğuna hükmedersiniz; beyazları görürseniz, bu kez o ülkenin lekesiz bir sosyalizm olduğunu düşünürsünüz. Oysa ikisinin de hayatta bir karşılığı bulunmuyor. Sosyalizmin bir geçiş süreci olması, eski ile yeniyi bağrında taşıması anlamına geliyor.

Kapitalizme geri dönüş tehlikesi

Sosyalizm uzun bir süreçtir.

Bu süreç boyunca proletarya ile burjuvazi, sosyalizm ile kapitalizm, Marksizm ile burjuva ideolojisi arasındaki mücadele, başka deyişle sınıf mücadelesi devam eder.

Her sosyalizmi kurma girişimi, kapitalizme geri dönüş tehlikesini içerir.

Sosyalizmde bölüşüm ilişkilerinin kapitalizmin bölüşüm ilişkileri olması (emeğe göre ücret) kapitalizme dönüşün toplumsal-ekonomik temelini oluşturur.

Sosyalizmin kuruluş sürecinde, üretim araçlarının kolektif mülkiyete dönüşümünün esas olarak tamamlanmasından sonra geri dönüş tehlikesi, Devlet ve Parti içindeki kapitalist yolculardan gelir (Kruşçevler-Brejnevler-Gorbaçovlar).

Bunlar 20. yüzyılın sosyalizm pratiklerinden üretilmiş olan teorik birikimin esaslarıdır.

Çin’de sosyalizmin mucizesi


Çin’e gelince, 1949 yılında dünyanın en Ortaçağlı, en geri, en yoksul ülkesiydi.

Çin, 60 yılda dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir gelişme gösterdi. Milli demokratik devrimin ve arkasından sosyalist devrimin özgürleştirdiği emek gücü, bu büyük mucizenin yaratıcısıdır.

Çin’in bu olağanüstü başarısını kapitalizme mal etmek isteyenler kapitalistlerdir. Onlara soralım: Sizin kapitalizminiz ABD, İngiltere, Yunanistan, Portekiz, İspanya, Bangladeş, Pakistan, Mali veya Somali’de niçin Çin’deki başarıyı gösteremiyor ve çöküş alâmetleri gösteriyor? 60 yıl önce başka geri kalmış ülkelerle Çin toplumu aynı düzeydeydi. Farkı yaratan ne?

Tarihin dışında tarafsız duruş

Bugün Gelişen Dünyaya bakıyoruz, Çin, Vietnam, Venezuela, Brezilya, Hindistan vb, hepsi emperyalizmin denetimine şu veya bu ölçüde set çeken bağımsız ülkelerdir.

Hepsinde kamu ekonomisi belli bir ağırlığa sahiptir ve plan yapılıyor. Bunlar içinde Çin ve Vietnam sosyalizmin alt basamaklarında olduklarını belirtiyorlar ki doğrudur. Diğerleri de bağımsızlıkçı ve halkçı çizgide (milli demokrasi) büyük başarılar kazanıyorlar.

Çin’e Çin’den ve Suriye’den bakalım

Ergin Yıldızoğlu kardeşimiz, emperyalist ülkeler ile BRICS ülkelerinin “her ikisi de kapitalist” diyerek, tarihin dışında duruyor. (Cumhuriyet, 2 Nisan 2012).

Dünyadaki büyük savaşta böyle tarafsız duran iyi niyetli insanlarımıza şunu öneriyorum:

Çin’e Suriye’den bakın.

Çin’e İran’dan bakın.

Çin’e Afrika’dan bakın.

Çin’e Türkiye’nin fabrikalarından, gecekondularından bakın.

Çin’e Silivri’den bakın.

Çin’e çöken ve çürüyen Avrupa’nın umutsuz insanlarının penceresinden bakın, örneğin Yunanistan emekçilerinin bulunduğu yerden bakın.

Çin’e bölünen, parçalanan, mezhep ve din savaşlarına itilen ülkelerden bakın.

Çin’e ABD’de kuponla ekmek alan 40 milyon çaresizin bulunduğu yerden bakın.

Çin’e Çin emekçisinin yanından bakalım.

Çin’e rahat koltuklarımızdan, kahvemizi yudumlayarak bakmayalım.

Lavoisier Kanunu

Çin’e 19. yüzyıldan, yani tarihin dışından bakarak, insanlığa karşı cihat açmaktan öte bir yere varamazsınız.

Ve unutmayın sosyalizm bir çırpıda kurulmaz, aşamalarla kurulur.

Doğada ve toplumda her kuruluş, bir süreçtir. Yeni, eskinin içinden filizlenir ve her yeninin içinde eskinin kalıntıları vardır.

Kapitalizm bir çırpıda yok olmaz ve sosyalizm de yoktan varolmaz.

Aynen Lavoisier’nin Kanunu gibidir: Hiçbir şey yoktan varolmaz, yani yeni toplum da eski toplumun bağrından çıkmıştır.





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.101
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.12.2017- 18:54


Perincek'in yazısındaki doğrular kuramın doğrularıdır ama Perincek Çin'in bu günkü koşullarından hiç söz etmiyor. Evet, sosyalizm aynı zamanda hem kapitalizm ve hem de komünizmdir. Doğru ama komünizmi sadece ÇKP'nin iktidarda olmasına mı bağlamalıyız; bu yeterli mi? Ekonomik altyapıda bir anlamda özelleştirme ve ''herkese emeğine kadar'' ilkesi sosyalizmle hiç uyuşmayan sorunlar yaratıyorsa orada komünizmin varlığından söz etmek nasıl mümkün olabilir? Çin'de hem çocuk işçiliği konusu ve hem de eşitsizlik büyük bir sorundur ve asla sosyalizm ile bağdaşmamaktadır. Yoğun bir iş gücüne sahip olmasına rağmen çocuk işçiliğin   önlenememesi sosyalist amaçlarla hiç bağdaşmamaktadır. Ayrıca ve özellikle özelleştirmeler sonrasında ve yabancı sermayeye açılma konusu eşitlik konusunda büyük farklılıkların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Çin aynı anda hem Hakkari-Çukurca ve hem de İstanbul-Nişantaşı seviyelerini birlikte yaşamaktadır. Bu sorun için kapitalizm ve kapitalizmin eşitsiz gelişmesi örnek gösterilemez. Çin yönetiminden bu sorunların giderilmesi yönünde hiç bir teorik açıklama ve pratik çaba görmemekteyiz. Bizlerin görmediğini Perincek görüyorsa, o başka!

Çin bu haliyle adım adım kapitalizme yol alıyor gibi görülmektedir. Belki ''gibi''si de fazladır. ÇKP'nin yönetimde olması orada komünizmin hedeflendiği anlamına gelmediği gibi, gerçekleştirilen uygulamaların komünizm yolunda atılmış adımlar olacağı anlamına da gelmez. Perincek yanılıyor. Bir zamanlar ''Mao'cu'' saflarda bulunması,kör gözüm parmağına misali ÇKP ne yapsa, Çin'de ne olsa Perincek için savunma anlamına geliyor. Yapılan yorumun yaşanan süreçle bağdaşabilir bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Çin bu haliyle 90'lı yılların başında Sovyetlerin daha keskin yaşadığı bir süreci, daha yumuşak bir şekilde yaşıyormuş gibi geliyor bana.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.101
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.02.2018- 07:53


Çin'in kapitalizm yolculuğu - Hakan Yurdakan


Çin, ortalamanın üstünde yüksek büyüme oranlarıyla dünyanın ikinci büyük ekonomisi durumuna gelmiştir. Bu büyümenin kaynağı nedir, büyüme halka nasıl yansımaktadır gibi soruların ardından “Çin sosyalist mi, kapitalist mi? gibi daha bütünlüklü bir soru da gündeme gelmiştir.

Bu soruyla ilgili görüşler aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Bu yazının paylaştığı ve desteklediği görüş, 21. yüzyıl itibariyle Çin’in kapitalist olduğu yönündedir.

Bir kesim ise, Çin Komünist Partisi (ÇKP) resmi söylemine paralel, Çin’deki sistemi, “Çin tarzı sosyalizm” ya da “sosyalist piyasa ekonomisi” olarak tanımlamakta; üretici güçlerdeki gelişmeyi ve ekonomik büyümeyi öne çıkartmaktadır.

Diğer bir kesim, köy arazileri üzerindeki ortak mülkiyete ve kritik sektörlerde devlet mülkiyetinin halen ağırlıkta olduğuna dayanarak, Çin’de sosyalizmin yozlaştığını, ancak henüz kapitalist olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürmektedir.

Bir diğer görüş ise, Çin’deki sistemi devlet kapitalizmi olarak tanımlamakta ve bu durumun hem sosyalizme hem de kapitalizme dönüşme potansiyeli taşıdığını belirtmektedir.

Yukarıdaki sorunun yanıtı, toplumun temeli olan üretim (mülkiyet) ilişkileri ve siyasi iktidarın sınıfsal niteliği dikkate alınmadan verilemez.

ÇKP’de baskın iradenin tercihi: Reform süreci


Mao’nun ölümünden iki yıl sonra, 1978’de başlayan reform süreci (kapitalizmin ihdas edilme süreci olarak anlayabiliriz), Sovyetler Birliği’nin dağılmasını takip eden 1990 ortalarından itibaren hız kazanarak günümüze kadar devam etmiş ve etmektedir.

Ekim 1992’de gerçekleştirilen ÇKP 14. Ulusal Kongresi’nde “sosyalist piyasa ekonomisi”nin inşa edilmesi kararı alınarak, kapitalizme geçiş resmi düzeyde onaylanmış oluyordu. (1)

Kasım 2013’de yapılan ÇKP’nin 18. MK üçüncü Genel Kurulu’nda, “ekonomik sistemin reformdan geçirilmesini, kaynak dağıtımında piyasanın belirleyici rolünü merkeze alarak derinleştirmeliyiz” sözü veriliyordu. (2)

ÇKP’nin reform sürecindeki söylemlerinde piyasanın önemini belirten ifadeler daha önce de yer almıştı. Ancak ekonomide piyasanın “belirleyici” rolü ilk kez bu kadar net vurgulanıyordu.


Mülkiyet ilişkileri


1982’de kolektif tarımın uygulama biçimi olan Komünler resmi olarak ortadan kaldırılmış, kırsal araziler, üzerinde tam bir denetime sahip olacak biçimde hane halklarına dağıtılmıştı. 2000 yılının ortalarına doğru, hane halklarının birçoğu arazi sözleşmelerini kırsal sermayedarlara satmıştı. (3)

Servet ve mülkiyet edinimini serbestleştiren 2007 anayasa değişikliğinden itibaren, köy arazilerinin ve kent arsalarının konut, turistik ve ticari tesisler ile alış veriş merkezleri inşaatına açılmasını düzenleyen özel girişimciler ortaya çıktı. Bunlar, devlete ve köy topluluklarına ait topraklar üzerinde yatırım yapma, kullanım haklarını satma ve hatta bizzat işletme imkânına sahip oldular. (4)

2000’lerin başlarına gelindiğinde, kolektif mülkiyete dayanan Kasaba ve Köy İşletmeleri (KKİ) ile devlet mülkiyetindeki Kamu Ekonomik Kuruluşlarının (KEK) büyük kısmı özelleştirilmişti. Devletin elinde kalanlar ise kar amaçlı işletilen kapitalist şirketlere dönüştürülmüştü.

ÇKP’nin 2013 sonunda yapılan 18. MK üçüncü toplantısında açıklanan Xi Jinping ve ekibinin programında, “özel sektöre kapalı olanlar da dahil her alanda, devlet şirketlerinin, varlıklarının bazı bölümlerinin özelleştirilmesi veya hisse satışı yoluyla bünyelerine özel sermaye almaları; devletin bu şirketlerin yönetiminde yönetici değil, sermayedar olarak yer alması, şirketlerin karlılık esasına göre yönetilmesi” hedeflenmiştir. (5)

Kolektif ve devlet mülkiyetinde bulunan işletmelerin (KKİ, KEK) özelleştirmeler ve hisse satışları yoluyla yağmalanması, Çin’de kapitalist servet birikiminin oluşumunu sağlamıştır.

Yapılan bir tahmine göre, özelleştirme ve piyasanın serbestleştirilmesi sırasında, yaklaşık 5 trilyon dolar devlet mülkü ve kolektif mülk, hükümetle güçlü bağlantıları olan sermayedarlara verildi. (6)

Emek-gücünün metalaşması, işçi ve emekçilerin durumu

1990’larda resmi oturma bölgelerinin dışında istihdam edilen “göçmen kır işçisi” sayısı 22 milyon iken, KKİ’lerin özelleştirilmesini takip eden 2000’de 106 milyona yükseldi. (7) Göçmen işçilerin bu kitlesel artışı, yerli ve yabancı kapitalistlere ucuz emek-gücü sağlamış oldu. Çin devriminin gücü olan köylüler yarım asır sonra kapitalizmin hizmetine zorlanılıyordu.

KEK’lerin özelleştirilmesi ile 12 yılda 50 milyona yakın kamu çalışanı işten çıkarılmış; 1995’de 113 milyon olan kamu çalışanı sayısı, 2007’de 64 milyona düşmüştür.

1990’lardan bugüne Çin’in toplumsal yapısında köklü değişimler gerçekleşti. Ücretli işgücünün, toplam işgücü içindeki payı 1990’da %39 iken, 2012’de %55’e yükseldi. (8) Bu değişimin ana nedeni, göçmen kır işçileri sayısındaki artıştır.

Çin’de emek-gücünün metalaştığına dair bir şüphe bulunmamaktadır.

Yerli ve yabancı özel şirketlerde, işçilerin sözleşmesiz, sosyal güvenlik haklarından yoksun, asgari ücretin altında ücretlerle, yasal sınırları çok aşan sürelerle çalıştırılması, ücretlerin gecikmelerle ödenmesi veya ödenmemesi çok yaygın uygulamalardandır. (9)

Yapılan bir araştırmaya göre, yerli özel şirketlerde istihdam edilen işçilere, kentlerde dört kişilik bir hane halkının “geçinmek için yeterli ücretin” %30 altında ücret ödenmektedir. (10)

Kentsel bölgelerdeki imalat sanayi kuruluşlarında, saatlik işgücü maliyeti 2,85 dolar; KKİ’lerde ise bu rakam sadece 1,15 dolar. Dolayısıyla, imalat sanayisinin bütününde işçilik maliyeti ortalamada 1,74 dolar seviyesindedir. Örneğin, 2009 yılında Türkiye’de ortalama imalat sanayisi saatlik işgücü maliyeti 2,98 dolar idi. (11)

Ücretlerin gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYH) içindeki payı 1980 ortalarından bu yana düşmektedir. Bu pay, 1990’ların başında %55 iken, 2012’de %45 seviyesine düşmüştür. (12)

Reform sürecinde, eğitim hizmetleri ücretli hale getirilirken, halkın büyük bir bölümü de sosyal güvenlikten yoksun duruma gelmiştir. 2003’de kırsal bölgelerde nüfusun sadece %10’u; kentsel bölgelerde ise %40’ı kamu sağlık sigortası kapsamında bulunuyordu. (13)

Daha sonra, gerek iç tüketimi canlandırmak gerekse toplumdaki hoşnutsuzlukları azaltmak kaygısıyla; 2003’de kırsal, 2007’de kentsel bölgelerde sağlık güvencelerinde ve benzer şekilde 2009’da kırsal, 2011’de kentsel bölgelerde emeklilik sigortasıyla ilgili iyileştirmeler yapılmıştır.

Planlamanın işlevsizleşmesi, piyasanın belirleyiciliği

“Çift Yol” denen ve 1980’lerin ortalarında uygulanmaya başlanan düzenlemeye göre, KEK’ler, planın öngördüğü üretime ek olarak, istedikleri ürünleri üretip, piyasa fiyatları üzerinden istedikleri yere doğrudan satma olanağına sahip oluyorlar; hem plan, hem piyasa koşullarında çalışır hale geliyorlardı. (14) Bu sürecin sonunda planlı üretim gittikçe küçülmüş ve kapitalist sektör, istihdam ve üretim bakımından kamu sektörünü geride bırakmıştır.

Bir çalışmaya göre, Çin’de 2010’lu yıllarda sanayi üretiminin 3/4’ünden fazlası özel şirketler tarafından gerçekleştirilmektedir. Örneğin, rafine petrol üretiminin %30’u, doğalgaz dağıtımının %50’si, su dağıtımının yabancı şirketler ağırlıklı olmak üzere %30’u özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. (15)

1995’de inşaat sektöründe üretimin %3’ten azı özel sektörce gerçekleştirilmekteydi. Bu oran 2012 yılına gelindiğinde yaklaşık %80’e çıkmıştı. (16)

1990’ların ortalarında tüketim malı fiyatlarının %90’nı, yatırım malı fiyatlarının %80’ni üzerinde devlet kontrolü kalkmış, 1994’te de Devlet Fiyat Komitesi ortadan kaldırılmıştır. (17)

Öte yandan, 2000’li yılların ilk yarısında artık, bütünüyle iç pazara yönelik yabancı yatırımlar yapılabiliyor, bu yatırımlar, ihracat veya teknoloji transferi koşullarına da bağlanmıyordu. (18)

Bu koşullarda sosyalist planlamanın yapılabilirliğinden söz edilemez. Ve Çin’de de durum böyledir. Planlama sadece makro hedefler koymanın ötesinde bir işleve sahip gözükmemekte; emek-gücü dâhil tüm kaynakların dağılımı, üretim ve yatırım kararları piyasanın belirleyiciliği altındadır.

Sonuç

Yazıyı sonlandırmadan önce, sosyalist üretim ilişkilerinin, sosyalizmin iktisadi sisteminin karakteristik özelliklerini hatırlatmak yararlı olacaktır.
1.Toprak ve üretim araçları üzerinde toplumsal mülkiyetin egemen olması,
2.İşçi ve emekçilerin sömürüden, emek-gücünün meta olmaktan kurtarılması,
3.Toplumsal ürünün emekçilerin çıkarına göre dağıtılması, emekçilerin refah düzeyinin sistemli şekilde yükseltilmesi,
4.Toplumsal emeğin ve ürünlerinin akılcı ve toplum yararına kullanılmasını güvence altına alacak merkezi planlamaya dayanan gelişme.

Çin’deki reform sürecindeki değişimler, bu dört karakteristik özellik çerçevesinde değerlendirildiğinde, baştaki sorunun yanıtı daha nettir; Çin kapitalist bir ülkedir.

Bu durumda, kapitalist ekonomi ile siyasi iktidar (ÇKP) arasında çelişki yok mudur? sorusu akla gelmektedir.

Bir yanda hızla proleterleşen ve hoşnutsuzlukları artan bir kitle ve başlangıçta reform sürecine destek veren ancak umduğunu bulamadığı için tatminsizliği artan kentli küçük burjuvalar; öte yandan doymak bilmeyen kar hırslarıyla yerli, yabancı kapitalistlerin talepleri. Ayrıca emperyalist sistem içinde artan rekabet ve gerilimler. Tüm bunların ÇKP’yi etkilemeyeceği, kendi içindeki çelişkileri ve mücadeleleri yükseltmeyeceği düşünülemez. Ayrıca ÇKP’nin içinde hem durumdan ve gidişattan rahatsız olan gruplar; hem de bir süredir üye olabilen kapitalistler, Çin’in en zenginleri bulunmaktadır.

Çin’de sınıf mücadeleleri ve ÇKP içi mücadele çok uzak gözükmüyor.

Kaynakça

(1)Minqi Li, Çin ve 21. Yüzyıl Krizi, Yazılama Yayınevi, s. 32
(2)Age, s. 26
(3)Age, s. 31
(4)Boratav, Dünya’dan Türkiye’ye, İktisattan Siyasete, Yordam Kitap, s. 234
(5)Oktay, Çin Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri, T.İş Bankası Yayınları, s. 493
(6)Minqi Li, age, s. 51
(7)Minqi Li, age, s. 33
(8)Minqi Li, age, s. 38, 42
(9)Oktay, age, s. 155
(10)Minqi Li, age, s. 42
(11)F.Oktay, age, s. 150-151
(12)F.Oktay, age, s. 158
(13)F.Oktay, age, s. 110
(14)F.Oktay, age, s. 68
(15)F.Oktay, age, s. 495
(16)F.Oktay, age, s. 93
(17)F.Oktay, age, s. 84
(18)F.Oktay, age, s. 9

http://gazetemanifesto.com/2018/02/10/mercek-cinin-kapitalizm-yolculugu/




Bu ileti en son melnur tarafından 16.02.2018- 07:54 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.101
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.10.2018- 20:25


ÇKP’yi eleştirdim eyvah - KAMURAN KIZLAK


‘Beyaz Adam’ın manipülatif Batı basınına göre, Çin Komünist Partisi'ni (ÇKP) eleştirmek belaya davetiye çıkarmak demek. ÇKP polisi eleştiri yapanı yakalar, mahkeme sorgusuz sualsiz tutuklar, bir cezaevinde atılır ve unutturulur, hapiste çürür... Anlatılan distopya kabaca böyle bir şey. Yani emperyalist Batı’nın komünizm düşmanlığı oluşturmak ve yaymak için uydurduğu kara propagandanın bugünkü Çin’e uyarlanmış hali…

Bu kara propagandanın günümüzdeki gönüllü yaygaracıları kapitalizmin kullanışlı maymuncuğu liberaller. Sağcıları kimse ciddiye almadığı, söylediklerine değer vermediği için bu pis işi liberaller üstlenmiş durumda
. Bu kadar karalama çabası Çin’in Batı kapitalizmine karşı güçlü ve baş edilemez bir rakip olarak ortaya çıkmasından kaynaklanıyor, komünist olmasından değil. Yoksa Çin’in bildik anlamda bir sosyalist ülke olmadığını Batı kapitalizmini yeniden üretme vazifesi üstlenen bu liberal tayfa tabi ki biliyor.

’İçeriden eleştiri’
Peki, ÇKP eleştirilemez mi, eleştirenlerin başına ne gelir? ÇKP kongrelerini izleyebilenler ve yayınlarını okuyabilenler birçok “içeriden eleştiri” ile karşılaşırlar. Eleştirinin gelişme ve yenilenmenin anahtarı olduğunu bilmediklerini sanmak ÇKP’yi hafife almak olur. Sorun eleştirinin hangi perspektiften yapıldığıdır. Marksist, sosyalist soldan eleştiriler “doz aşımı -sataşma, karalama vs” içermiyorsa genellikle “içeriden eleştiri” kabul edilir. Aralarında tanıdıklarım da olan “Yeni Solcular” olarak bilinen her renkten muhalif komünistin yaptığı ÇKP eleştirileri hafife alınacak cinsten değil. Ama başlarına bir şey geldiği de yok. Çoğunluğu akademisyen olan bu insanlar akademik çalışmalarına devam ediyorlar. Çin, dünyaya madara olmuş İslamcı ilkellerin Yeni Türkiye’si mi ki polisi, savcısı, yargısı muhalifleri bir suç uydurup içeri tıkmak için pusuda yukarıdan işaret bekliyor olsun…

Yolsuzluklu mücadele
ÇKP’ye göre “Burjuva liberalizmi”nin (kapitalizmin) değerlerine yaslanarak yapılan “salvolar” ve eylemler eleştiri değil sosyalizm ve dolayısıyla ÇKP ve Çin karşıtlığıdır. Devletle siyasi nedenlerle başı derde girenler genellikle bu grupta yer alanlar. Benim “bazı sosyalist uygulamalar da içeren bir tür devlet kapitalizmi veya onun gibi bir şey” olarak tanımladığım “Çin’e özgü sistem”, ÇKP’ye göre “Çin’e özgü sosyalizm”dir. Üretici güçleri geliştirmek için kapitalizme özgü bazı yöntemler kullandıklarını ve bunun sosyalizme-Marksizm’e bir katkı olduğunu düşünüyorlar. Bu sistemin sosyalizm olduğuna gerçekten inanıyorlar ve “kapitalizme, burjuva liberalizmine yaslanarak yapılan salvoları ve eylemleri” ifade özgürlüğü olarak anlamıyorlar.

Bir de çıkar ilişkilerine çomak sokarsanız ve edindiğiniz bilgileri özellikle Batı basını aracılığıyla dünyaya duyurursanız, başınız dertte demektir. Bir yetkilinin birkaç yıl önce gazetecilere söylediği şu cümle konuya bakışlarını özetliyor: “Yolsuzluk konusunda sadece Partinin yetkili organları, polis ve savcılarla işbirliği yapın”. Bakalım yolsuzlukla mücadelenin yalnızca devlete yani yolsuzluğu üreten kaynağa bırakılamayacağını ne zaman anlayacaklar.

*****

Gençler arasında İnternet bağımlılığı yüzde 10
Batı’nın psikiyatri literatürüne birkaç yıl önce giren “İnternet bağımlılığı”nın yolu sonunda Çin’e de düştü. “Ergen Sağlığı Eğitim Kılavuzu”nun son revizyonunda “İnternet bağımlılığı” bir psikolojik bozukluk olarak tanımlanıyor ve tanı ölçütleri yer alıyor. Bir uzman psikologa göre, ergenler arasında “İnternet bağımlılığı” dünya genelinde yüzde 6, Çin’de ise yüzde 10 civarında. Aradaki yüzde 4’lük fark akademik olarak ele alınması gereken ciddi bir konu. Çinlilerin içe dönük insanlar olmaları, dünyaya internetten açılmaya/anlamaya çalışmaları… Bunlar ilk aklıma gelen etkenler.

*****

Gelir vergisi indirimi
Sonunda yeni vergi reformu yürürlüğe girdi ve “gerçek kişiler” için gelir vergisi tabanı aylık 3500 Yuan’dan (505 Dolar) 5000 Yuan’a (725 Dolar) yükseltildi. Aylık geliri 20,000 Yuan’ın (2900 Dolar) altında olanlar yüzde elli civarında bir vergi indiriminden yararlanacaklar. Çin’de gelir düzeyi yükseldikçe artan bir gelir vergisi sistemi var (en yüksek oran yüzde 45). Vergi indiriminden yararlanacak olanlar yüzde 10-25’lik gelir vergisi diliminde yer alanlar. Reformu anlamlı kılan da zaten alt, alt-orta gelir gruplarına yani toplumun oldukça büyük bir kesimine dönük olması.

Bir ÇKP yetkilisi, “Reform, refahın topluma yayılmasını ve özellikle düşük gelirlilerin yaşam standardını yükseltmeyi amaçlıyor. Ayrıca, tüketimi artırarak ekonomik büyümeye önemli katkı yapacaktır” dedi. Yani ticaret savaşlarından bir ölçüde etkilenen üretimi
iç tüketimi artırarak telafi etme çabasından bahsediyor.

*****

Büyük yıldıza dokundular
Çin’in en popüler ve en çok kazanan sinema oyuncusu Fan Bingbing’e kazancını yanlış beyan ettiği ve böylece 370 milyon Yuan (55 milyon Dolar) eksik vergi ödediği için 479 milyon Yuan (70 milyon Dolar) vergi cezası kesildi. Vergi cezasını ve eksik ödediği vergi tutarını (70+55 milyon Dolar) yasal süre içinde öderse, ayrıca ceza davası açılmayacak (ilk cezası olduğu için).
Birkaç gün önce, Bingbing, “Çok utanıyorum ve herkesten özür diliyorum. Bu cezayı kabul ediyorum, suçluyum. Devlet ve halkın desteği olmadan bugünkü başarıma ulaşamazdım. Komünist Parti ve devletin iyi politikaları ve halkın sevgisi olmadan Fan Bingbing de yoktur” açıklaması yaptı.

Son birkaç yıldır giderek zorlaşsa da, vergi kaçırmak Çin’de yaygın bir alışkanlık sayılır. Yeni vergi reformunun yürürlüğe girmesinden önce çok popüler bir oyuncuya yönelik bu soruşturma bundan sonra vergi kaçıran kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağına dair bir uyarı.

Devlet Vergi İdaresi yetkilisi, Bingbing’e kesilen cezayı açıklarken eğlence sektörüne dönük bir uyarı da yaptı: “Diğer kişi ve firmalar da vergisi ödenmemiş gelirlerini beyan etmedikleri takdirde incelemeyle karşı karşıya kalabilirler. Yıl sonuna kadar beyanda bulunanlar ödenmemiş vergi tutarı haricinde bir ceza ödemeyecekler” dedi. Eminim hepsi hileli vergi beyanlarını düzeltmek için sıraya girecektir.

***

Mahkemeler kapatılmalıdır
“Yeni Türkiye”de yargı giderek gereksiz bir kuruma dönüşüyor. Bu gidişle muhalifler için suç uydurup içeri tıkmaktan başka bir işlevi kalmayacak.

Bursa’daki bir arazinin kamulaştırma bedeli için bedel tespiti davası açmıştık (Karacabey 2. Asliye Hukuk Mahkemesi. Dosya no: 2017/674). Mahkeme kamulaştırma bedelinin düşük tespit edildiğine karar verdi. Fakat, nasıl bir hukuk dalaveresiyse, Karayolları tespit edilen bedeli ödemediği için hâkim davanın reddine karar vermiş. Karar, “Karayolları mahkeme kararını takmıyor. Bu yüzden adalet tecelli etmeyecek” demek istiyor. “İstinaf mahkemesine gidin” yani “Derdinizi Makro paşaya anlatın” diyor.

Ruhumda münafıklık olsa, elbirliğiyle kotarıldığı belli olan bu karardan şu sonuçları çıkarırdım:
Artık devlet kasasından yandaş-yanaşma dışında kimseye bir kuruş yok. Bu kadar adamı beslemek kolay mı sanıyorsun…

16 yıl sonunda ülkeyi iflas ettirdik, ödeyecek para yok.

Devlet mahkemeleri-mahkeme kararlarını takmıyorsa, bize “siz de takmayın” demiş olmaz mı…

Devlet bize borcunu ödemiyorsa, biz niye devlete borç ödeyelim…

https://www.birgun.net/haber-detay/ckp-yi-elestirdim-eyvah-233868.html



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.101
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 27.10.2018- 20:46


Perincek ÇKP'ye dayandırdığı görüşlerinde Çin için ''sosyalizmin alt basamağı'' yorumunda bulunur. Perincek'e göre Lenin'in Rusya'sında NEP'in anlamı neyse, bir köylü ülkesi olan Çin'de de özelleştirmelerin anlamı odur.   Perincek Çin konusunda hep aynı noktadadır. Emperyalizme karşı bir savaş verilmiş, demokratik bir devrim gerçekleştirilmiş ve aşamalı olarak sosyalizme yürüyüşe devam edilmektedir.

Ne var ki ortadaki gerçek, pratiğin sosyalizme uygun sonuçlar vermediği yönündedir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 8.101
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

24 kere teşekkür edildi.
17 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.10.2019- 08:34


Çin Devrimi 70 yaşında - HAYRİ KOZANOĞLU


Çin’e komünizm ideallerinin karşılık bulduğu bir proletarya devleti gözüyle bakmak doğru olmaz. Neresinden bakarsak otoriter bir devlet kapitalizmiyle karşı karşıyayız. Ne var ki Çin’in ekonomide ciddi bir sıçramaya imza atıp, ABD’yle her konuda boy ölçüşebilen başarılı bir ulusal kalkınma örneği sergilediği de ortada...

Çin geçen hafta 1949 devriminin 70. yıldönümünü kutladı. Mao Zedong’un “halk kurtuluş savaşının” kazanıldığını ilan ettiği Tiananmen Meydanı’nda görkemli törenler düzenlendi. Kıtalararası nükleer füzeler, kaz adımlarıyla yürüyen 15 bin asker, 1949’da sadece 17 uçaktan oluşan bir filoya sahip yoksul ülkenin jetlerinin semaları fethetmesiyle adeta bir gövde gösterisi yapıldı. Mao’dan sonra en güçlü lider kabul edilen Xi Jinping geleneksel gri elbisesiyle “hiçbir güç bu büyük ulusun statüsünü sarsamaz” sözleriyle yurttaşların gururunu okşadı.

Evet Çin bir yandan Hong Kong’da yükselen protestolar, ABD’yle ticaret savaşları, Sincan Uygur bölgesindeki huzursuzluk, komşularla Güney Çin Denizi’ndeki kıta sahanlığı gerginlikleri gibi çok yönlü sorunlar yaşıyor. Öte yandan iddialı ekonomik büyüme ve kalkınma hamlesi artan gelir ve servet eşitsizliklerine karşın hız kesmiyor. Şu ana kadar ortalama yurttaşın refahının kesintisiz biçimde artması, “toplumsal çalkantılara” fren koyan en önemli etmen gibi görünüyor. Başta yapay zeka ve 5G teknolojisindeki hızlı atılım Atlantik İttifakı’nda kaygıyla izleniyor.

ABD’nin etkili dış politika ve strateji dergisi Foreign Affairs’in Temmuz/Ağustos 2019 sayısının kapağı, “Amerikan Yüzyılına Ne oldu?” idi. Amerikan’nın hegemonik gücündeki gözle görülür gerilemenin masaya yatırıldığı dosyada Fareed Zakaria tam da sorunun bam noktasına şöyle basıyordu:
Diplomasiniz ne kadar hünerli de olsa Çin’in yükselişi uluslararası yaşamdaki tektonik kaymalardan biriydi ve kaçınılmaz biçimde hegemonun rakipsiz gücünü erozyona uğratacaktı.

Çin’in dünyanın yükselen gücünü temsil ettiği yolundaki yaygın kanaat ve genel geçer ekonomik karşılaştırmaların ötesinde, Türkiye’de ve Batı dünyasında Çin’e ilişkin bilgiler çok sınırlı ve önyargılarla dolu. İsterseniz bu yazıda devrimin 70.yılı dolayısıyla tarihsel perspektife biraz ağırlık tanıyıp, dünyanın bu en büyük nüfuslu ülkesine geniş bir pencereden bakmaya çalışalım.

1949: MAKUS TALİHİN SONU
1949 devriminin başarısını daha iyi kavrayabilmek için biraz daha gerilere gitmek gerekir. Çin 4 bin yılı aşkın bir süredir aynı coğrafyada ve aynı etnik yapıda istikrarlı bir imparatorluk konumunda. Başta barut ve pusula gelmek üzere teknolojik buluşlarda da hep insanlığa öncülük yapmışlar. Çinliler tarih boyunca kendilerini dünyanın merkezi görmüşler, zaten Çin ismi de “merkezi krallık” anlamına geliyor. Böyle bir algı içerisindeyken Büyük Britanya’ya karşı Afyon Savaşları’nda alınan yenilgi ruh dünyalarında derin psikolojik yaralar açıyor. Hele 1945’e kadar süren Japon işgalini hiç içlerine sindiremiyorlar. Tüm emperyalistler ülkede cirit atıyor, gümrük daireleri limanlarda onlar adına vergi topluyor…

Aslında Çin’de cumhuriyet 1912’de ilan ediliyor ama gerçek ulusal birliğin yaratıldığı, ülkenin 150 yıllık makus talihine nokta konulduğu tarih 1949’dur. Bu sosyalist bir devrimden öte antiemperyalist ve antifeodalist bir devrimdir. Aradan geçen 70 yılda tüm çalkantılara karşın ülke kayıtsız şartsız bağımsızlığını korumuşsa, feodalizm bir daha başını kaldıramamışsa son tahlilde amaca ulaşılmıştır.

1949-1979 arası dönem çok eşliliğin, cariyeliğin yaygın olduğu bir toplumda kadınların en azından resmi anlamda eşit bireyler kabul edildiği bir dönemdir. Ekonomisi 90’larda kalkışa geçen Çin’de modernleşme altyapısı hazırlanmış; %20 olan okuryazarlık oranı %67’ye yükseltilmiş, ortalama yaşam süresi 41’den 64’e çekilmiş, 80 bin civarında gezinen hastane yatağı sayısı 1.6 milyona çıkarılmıştır. İnsanların gelirleri düşük de olsa işsiz kalmıyorlar, açlık çekmiyorlar, sosyal hizmetlerden yararlanıyorlardı. Bu eşitlikçi model “demir pirinç kasesi” olarak adlandırılıyor. Fazla sözü edilmese de Çin kapitalistleşme hamlesi bu dönemin kazanımlarının üzerine inşa ediliyor.

MAO KİMDİR?
Mao Batı medyasında gözü kana susamış çılgın biri gibi sunuluyor. Elbette Lenin, Troçki, Castro vb. devrim önderleri gibi çeşitli insani zaafları var. Ancak önce Türkiye’nin bugünkü gündemi açısından da anlam taşıyan iki noktanın altını çizmekte yarar var. Mao onca yoğun siyasi yaşamı arasında bir dönem kitaplara yumuluyor, imparatorluk döneminden beri süregelen bürokrasi sınavlarını geçiyor; aslında “diploma-liyakat” tartışmalarının yapıldığı günümüz Türkiye’sine de mesaj veriyor. İkincisi, Kore Savaşı sırasında biricik oğlu Mao Anying’i halk çocuklarının yanında cepheye gönderiyor, genç subay bir Amerikan hava saldırısında yaşamını kaybediyor. Söylemeye bile gerek yok, memleketimizdeki sahte vatanseverleri gözümüzün önüne getirirsek, Mao’nun yaşamındaki bu acı sayfayı da daha iyi anlamlandırabiliriz.

Mao gerçekten kabına sığamayan bir devrimci. Uzun vadede sonuç verecek toplumsal reformlara pek sabrı yok. Merkezi planlamaya pek gönlü olmasa da, 50’lerde Sovyetler Birliği’nin etkisiyle bu mecraya giriliyor. 1956’da halisane niyetlerle “Yüz Çiçek Açsın Yüz Fikir Yarışsın” kampanyası başlatıyor. Yeni fikirlere yelken açalım derken tahmininden güçlü bir toplumsal muhalefet ortaya çıkınca aniden frene basılıyor. Bu kez “İleri Doğru Büyük Atılım” adıyla sanayileşme hamlesi start alıyor. “İki yıl içerisinde Britanya’nın çelik üretimini geride bırakmak” gibi uçuk hedefler konuyor. Tam halkta açlıkların, kıtlıkların geride kaldığı güveni oluşmuşken 1959-61 arasında tarım üretiminin düşüşü, açlık tehlikesinin tekrar hortlayışı ile yükseler tepkiler karşısında Mao bir süre geri çekiliyor.

Mao’nun parti yöneticileriyle arasında sorun çıktığı zaman halka başvurmak gibi bir adeti var. 1966’da kapitalizme dönme tehlikesi olduğu gerekçesiyle yine sahneye çıkıyor. Mao partide “solu cesaretlendirmek, sağı ortadan kaldırmadan etkisizleştirmek, merkez soldan yönetmek” gibi bir stratejisi izliyor. 1966’da “karargahı bombalayın” komutuyla “Kültür Devrimi”nin düğmesine basıyor. Konfüçyüsçü, hiyerarşi ve itaate dayalı bir kültüre sahip bir ülkede sade halkı, özellikle gençleri siyasallaştırmak, teknokrat-bürokratların fikri hegemonyasını sorgulamak, kırla kent arasındaki uçurumları mercek altına almak aslında çok anlamlı. Ancak ipin ucu kaçınca, tersten hiyerarşiler yaratılıp toplumda kaos egemen olunca bu tarihsel deneyim de tatsız bitiyor. Bu noktada, tüm dünyada devrimci rüzgarlar esmesini sağlayan 68 hareketinin ivme kazanmasında Çin Kültür Devrimi’nin ciddi bir rolü bulunduğunun, bu olgunun çoğunlukla göz ardı edildiğinin altını çizelim.

ÇİN SERBEST PİYASA AÇILIMI
Mao’nun 1976’da ölümünden sonraki sürece, karısı Çiang Çing’in de aralarında bulunduğu “dörtlü çete” dönemi bir yana bırakılırsa, “Cüce Deng” damga vurur. Deng Xiaoping “nehri geçerken taşları hissetmek” metaforuyla sembolize ettiği ılımlı ve sabırlı bir insan tipidir. Mao’nun kendisi için kullandığı formülü sabık lidere uygular : “Mao’nun yaptıklarının %70’i doğru %30’u yanlıştı” söylemiyle yatıştırıcı bir üslup kullanarak ülkeyi serbest piyasa düzenine sokar. Köylülere ellerindeki toprakları işleme hakkı tanınır. 1992’deki “Güney Turu” ile Hong Kong ve Tayvan diasporasıyla işbirliği içerisinde dünya piyasalarına açılma mesajı verir.

Çin’in 2001’de DTÖ’ye kabul edilmesi, kapitalist küreselleşmenin yeni coğrafyalara yayılması, kapitalist olmayan coğrafyalara da nüfuz etmesi için fırsat olarak kabul edildi. Bu noktada, Soğuk Savaş döneminde her ikisi de Sovyetler Birliği ile sorunlu ABD ve Çin’in Richard Nixon ve Mao kişiliğinde ilişkilerini “normalleştirdiklerini” hatırlamakta yarar var.

ÇİN YÜKSELİYOR
Zaman içerisinde Çin düşük ücretler marifetiyle küresel tedarik zincirlerine “imalat” aşamasında eklemlenen “ikincil bir güçten”, ABD’nin başını çektiği Batı emperyalizmini farklı cephelerde tehdit eden küresel bir rakip haline gelir. Aralık 2017’de Trump’ın “Ulusal Güvenlik Stratejisinin” Çin ve Rusya’yı “küresel rakipler” diye nitelemesi, işin ciddiyet kazandığının en somut kanıtı kabul edilebilir. Tek Yol Tek Kuşak diye bilinen proje antik İpek Yolu’nu ihya ederek altyapı projeleriyle Avrasya ülkelerini birbirine bağlamayı amaçlıyor. Her ne kadar Pekin ihtiraslarını “barış içerisinde yükselme” sloganıyla ifade etse de, bu hamle Çin’in dünya gücü olma ihtiraslarının son aşaması kabul ediliyor.

Çin’in başta ABD, metropol kapitalist ülkelerde korku yaratan asıl özelliği, teknolojide büyük bir sıçrama gerçekleştirmiş olması. Havacılık, robotik, yapay zeka ve bilgi teknolojilerini” kapsayan stratejik atılım, 2025’te Pekin’i imalata sanayinin süper gücü haline getirmeyi amaçlıyor. Özellikle Huawei firmasının 5G ve akıllı telefon konusunda lider konumuna geçmesi, Washington’da panik havası estirmiş görünüyor. ABD açısından Çin’in teknolojik ilerlemesinin sadece ekonomik değil askeri boyutlarını da düşünmek endişe yaratıyor.

70 YIL: VAKİT HENÜZ ERKEN
Çin devriminin 70. yılını kutlarken bunun halkın büyük çoğunluğunda samimi bir gurur ve coşku yarattığını Financial Times gazetesi bile itiraf etti. 1 Ekim arifesinde yayımlanan “Yeni Çağda Çin ve Dünya” başlıklı raporda, “gelişmiş ülkelerin birkaç yüzyılda aldığı mesafeyi kendilerinin on yıllara sığdırdığı” dile getirilerek dönüşüm şöyle özetlendi: Ülkenin 1952 ve 2018 arasında GSMH’si yılda ortalama%8.1 arttı; 1978’den bu yana kırsal Çin’de yaşayan 770 milyon kişi yoksulluktan kurtuldu; ortalama yaşam süresi 1949’da 35’ten bugünkü 77’ye yükseldi. Son 40 yılda ülkeye 2 trilyon dolardan fazla doğrudan yabancı sermaye yatırımı girdi.

Çin’e komünizm ideallerinin karşılık bulduğu bir proletarya devleti gözüyle bakmak tabii ki doğru olmaz. Neresinden bakarsak otoriter bir devlet kapitalizmiyle karşı karşıyayız. Ne var ki Çin’in ekonomide ciddi bir sıçramaya imza atıp, ABD’yle her konuda boy ölçüşebilen başarılı bir ulusal kalkınma örneği sergilediği de ortada. İsterseniz, eğitimini Fransa’da tamamlamış eski Çin başbakanı Çu En Lay’ın 1789 Fransız devrimini “başarılı bulup bulmadığı” sorusuna verdiği cevabın, daha 70 yıl geride kalmışken Çin devrimine de uygulanabileceğini söyleyerek bağlayalım: Bunu söylemek için vakit henüz çok erken…

https://www.birgun.net/haber/cin-devrimi-70-yasinda-271668



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Doğu Perinçek yazdı: Çin sosyalist mi kapitalist mi? spartakus 2 3329 17.09.2015- 12:13
Konu Klasör Doğu Perincek'in yanlışı... melnur 0 422 13.07.2019- 11:16
Konu Klasör "Sosyalist" PERINCEK EFENDIDEN INCILER Alisan 2 2205 13.11.2016- 23:16
Konu Klasör Hangi Türkiye Hangi Ütopya: Kapitalist? Sosyalist? melnur 0 2926 05.10.2013- 18:00
Konu Klasör Doğu Perinçek'le AKP aynı gemideymiş... melnur 3 205 10.06.2020- 08:59
Etiketler   Çin,   sosyalist,   kapitalist,   mi-Doğu,   Perincek
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS