SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.08.2022- 10:21


Gök gürültülü, kirli, kasvetli bir Ağustos sabahı. şeklinde başlamışım bir Ağustos sabahı yazısına. Yine öyle ve rahatsız edici bir gök gürlemesi. Önce bir sağanak boşaldı, sonra hafiten çişeleme, penceremde yol yol yağmur damlaları...

Bir yaz döneminin daha sonuna geldik. Temmuz ayı çoktan bitti. Ağustos da göz açıp kapayıncaya biter. Sonrası Eylül. Eylül hep yağmurlarla gelir.

Gökyüzü ağırlaşıyor, sanki evleri, ağaçları yutacakmış gibi alçaldıkça alçalıyor.

Yaz bitiyor.
Bir yaz mevsimini de geride bırakıyoruz.
Bir yıl daha geride kalıyor.

Kasvet çörekleniyor içime, belirsiz bir özlem duygusu çoğaldıkça çoğalıyor.

Sanki karlı bir kış sabahı ve sanki usul usul iskeleden kalkıp giden bir boğaz vapurunun ardından bakıyorum.

Sonra...
Gece...
Karanlık...
Hep karanlık...

Eğri büğrü bir duvar yazısı karşımda. Kim bilir kim yazmış ve kim bilir hani iç sıkıntılardan sonra dökmüş içini, okuyorum... Oldukça etkileyici geliyor, ''zaman değil, zaman değil, ömürümüzdür geçen.''

Dışarıda hala gök gürültüsü ve hala hiç dinmeyecekmiş gibi bir sağanak yağış.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.10.2022- 04:23


Kitaplığımın edebiyat bölümünü şöyle bir karıştırırken rastladım Oktay Akbal'ın Sait Faik yorumuna. Zor bir insan olduğunu söylüyor. Şaşırmadım. Başka türlü olabilir mi? Yalnızlığın Yarattığı İnsan için başkaca bir değerlendirme yapılabilir mi? Ve üstelik Pancho'dan da ayrı düşmüşken ve Pancho da her göründüğünde, her konuştuğunda, ona bir türlü dokunamadan çekip giderse, o dışarıya vuramadığı duygular o insanda nasıl bir duygu fırtınası yaratır?

Oktay Akbal daha da ileri gider, sadece ''zor bir insandı'' demekle de yetinmez, rakılar içtiği, söyleşiler yaptığı, gezmelere, tiyatrolara gittiği arkadaşı için ''öyle kolayca dostluk, arkadaşlık edilecek bir insan değildi'' der ve de ekler: ''Romancıları tanıyamayız bu yüzden.''

Romancılar için gerçek olan bu tanım insanlar için, toplumun içinde herhangi bir birey için de geçerli değil mi? İnsanları tanıyabilmek, bir sonra, bir sonra nasıl düşüneceği ve nasıl davranacağını ve neler söyleyeceğini nasıl bilebiliriz? Belki de bu yüzden romanlardaki yaşamın gerçek yaşamdan daha gerçek olduğu söylenir hep. İnsanların iç dünyalarını oralarda görebilmek mümkün, ama gerçek yaşamda...

Sait Faik hep öyle miydi, hep zor bir insan mıydı? Hikayelerinde gerçeküstücülüğe yöneldiğinde yazdıklarıyla, örnekse Alemdağda Var Bir Yılan'daki Sait Faik daha önceki hikayeleri yazan Sait Faik miydi? Bir insan neden ''Aşklar yasaktır. İnsanlar birbirine yasaktır'' desin ki?

Gecenin bir yarısı, nerdeyse sabah ouyor.
Aklıma Sait Faik düştü. ( Öyle denir değil mi?)
Birdenbire, belki de hiç neden yokken, aklıma Sait Faik düştü.
Sanki yine geceyarısı hep geceyarısı, Sait Faik odasında yalnız, hasta annesini bile aklına getirmeden, penceresinden dışarılara, ötelere, hep ötelere bakıyor:

''Dünya ötede idi. Burada bir konsol, bir ayna, bir alçıdan gemici, bir yatak, bir ayna daha, bir telefon, bir koltuk, kitaplar, gazeteler, kibrit çöpleri, cigara izmaritleri, soba, battaniye vardı. Dünya ötede idi.''




Bu ileti en son melnur tarafından 28.12.2022- 02:19 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 132
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

26 kere teşekkür edildi.
44 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 10.10.2022- 21:48


Yalnızlık denilince aklıma Esaretin Bedeli filminin şu sahnesi gelir;





Gerçekten çok etkileyici ve anlamlı...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 23.12.2022- 08:51



Face'te görmüştüm o resmi. Altında da Nazım Hikmet yazıyordu. Kaynağı belli değil. ''Aşkın, dostluğun ve akrabalığın asıl değeri zor zamanlarda belli olur''. Böyleydi. ( Resmi buraya asamadım.)Hani hemen her güzel sözü beğendiğimiz birilerine yakıştırırız ya, belki öyledir. Google'da baktım aynı resim ama söyleyen yazılmamış.. Ortalama bir yaklaşımla doğru olduğu da söylenebilir. Aşk'ın ve içtenlikli bir dostluğun değeri de anlamı da koşullar zorken ortaya çıkar da denilebilir. Her şey uyarında giderken ''seni seviyorum'' demek, diyebilmek çok kolay...Ama iş çatallaştığında, zora girdiğinde o sevgide, o dostluk ve arkadaşlıkta bir kırılma yaşanıyorsa, gerçekte o aşk, o sevgi veya o dostluk sandığımız şeyin bir özne nesne ilişkisinden ibaret olduğu da söylenebilir. Ya da...

Artık gelecek hayallerinin içine bir türlü oturtulamamanın bir sonucudur o ''zor zamanlar.'' Ve bir anlamda da o zor zamanları, uykusuz geceleri kendimiz yaratırız. Yeterince güçlü değilizdir, hayata direnç koyamayız. Birşeyler bekler dururuz da, beklediğimiz o şeyin ne olduğu pek de belli değildir. Oysa...

Oysa zaman geçmektedir. Yitip gitmektedir zaman. Ve yitip giden her şey gibi bir daha asla geri gelmeyecektir. Karanlık geceler, boş duvarlar, ıssız sokaklar ve ıslak kuytularda geçer yaşam, alabildiğine yorgun, bıkkın...Sonra o söz gelir aklına, gelecektir; bilincine bir türlü varamadığımız o söz: zaman değil, zaman değil ömrümüzdür geçen.

Sonra Eddi Anter'in o güzel sözleri:

Bazen zaman geçmek bilmez.
Bazen geçer de siz bilmezsiniz.













Bu ileti en son melnur tarafından 28.12.2022- 02:23 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 19.11.2023- 09:58


Bir facebook arkadaşımın yalnızlık temalı şiirinin altına iliştirmiş ''Güzel yalnızlıklar dileyeceğim de yanlışlık yapmaktan çekiniyorum, zaten yalnızlıkların pek çoğu da güzel değil mi?'' deyivermişim. Öyle mi gerçekten? Hani bütün insanların yalnız olduklarını söyler dururuz ya, hani kalabalıklar içinde bile insan yalnızlığından söz ederiz ya, yanlışlık da yapmamak gerek. Her yalnızlık her insana güzel gelmez. Acı verdiğ de olur, için için acıtır yüreği. Hele bir de akşam olduğunda, hele gecenin bir vakti uyku da tutmamışsa...Bu yüzden belki her insan kaldıramaz yalnızlığı. Güzel olduğu kadar ağırdır yalnızlık. Hatta güzel de değil, kötüdür, insan doğasına aykırıdır!

Güzel midir, kötü midir karışıyor bazen. Bazen ne söz, çoğu zaman böyle. Can Yücel'in söylediği gibi, insan yanında bazen bir can, bir insan da görmek ister. Bir ses duymak... Olmadığında, işte kötü yanı da odur. Duvarlar yürür üzerine; karanlık çoğaldıkça çoğalır. Eskiyi hatırlar insan. Yitirdiklerini. Bir daha asla geri gelmeyecek olanı. Kalabalıklaşır o an. Ve belki de sadece o an kalabalıkları özlemeye başlar, yitrdiklerini, boşa geçmiş zamanı, bir daha asla yaşanmayacak olan o günleri...

Yalnızlık güzel değil, yalnızlık fena...

Sabaha karşı da bir yakınımın ölüm haberini almıştım.
Güzel insandı, güzelliği yüzünden okunan insanlardandı.
Bir kat daha daha çoğalıverdi yalnızlığım, bir kat daha...

Dışarıda buz beyazı bir gök
Yağmur yağıyor.
iki gündür durmadan yağıyor yağmur.
Penceredemde yol yol izler...
Bir hüzün çoğalıyor içimde...
Böyle zamanlarda
Bir ses duymak istediğim oluyor.
Bir insan sesi.
Ya da bir dokunuş.
Hani ''sevmek dokunmaktır'' denir ya...
Olmuyor.
Yalnızlıkla baş başa kalıyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 03.12.2023- 09:50


Sabah sabah nerden düştüyse aklıma, face'e yazıvermiştim: Sonra, burada başka bir başlığa iliştirmiştim. Belki de yeri burası.

Geçmişte yaşanmış güzellikler hatırlandığında neden bir hüzün duyar insan? O güzelliklerin bir daha yaşanmayacağı ve bir daha asla geri gelmeyeceğini hissettiği için mi? İyinin kötüye karşı mücadelesinde sürekli alan kaybediyor oluşu mu bu? Böyle nitelendirebilir mi? Sürekli geriye gidiyormuşuz gibi geliyor bana. Dilimizde her şeyin güzel olacağına ilişkin bir güzel türkü var sürekli, hiç eksik olmuyor, ne ki, etrafımız değiştikçe, iyi olan kötü olana evrildikçe...-kötünün egemenlik kurmasını bile önleyemez olduk.

Kötüye gidiyor pek çok şey.   ''Bir insanı sevmekle başlar her şey'' demişti Sait Faik, ama çok dillendirilmez, ardından da eklemişti: ''Burda her şey sevmekle bitiyor''. Sevgiyle başlayan bir şeyin bitmesi, devamının gelmemesi, getiremeyişimiz...

Böyle bir şey mi yaşadıklarımız?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.12.2023- 04:43


"..ve herkes bir gün gider; insan kendine kalır sonunda."

Bir cumartesi sabahı face'te karşıma çıktı bu söz. İlhan Berk'in yazdığı not edilmiş altına. Sanırım doğrudur. Bir gün herkes gider, insan kendine-kendisiyle kalır sözünün biraz pişmanlık çağrıştıran bir yanı var sanki. Bendeki ilk izlenimi bu olmuştu. Ama insanın kendine kalması için diğerlerinin, herkesin, hatta herkes gibi olmayanın da çekip gitmesi şart mı? Onlar varken de çoğu kez kendimizle baş başa değl miyiz? Kendimizi kendimize saklama çabası ne boş bir çabadır oysa.   Ne anlamsız. Herkes gidecek bir gün, o da gidecek, farklı anlamlar yüklediğimiz o kişi de gidecek bir gün ve dahası biz de katılacağız bu gidecekler kervanına, hepimiz gideceğiz... Ne bırakacağız bu dünyaya?

Geriye dönüp bakabilmek mümkün olsa sadece yazılmamış sayfalarla dolu olan bir hayatı görmeyecek miyiz? Sadece yazılmamış sayfalar, kaçırılmış fırsatlar, bomboş bir hayat. Sadece yaşanmış gibi yapılıp harcanmış bir koca ömür. Şairin dediği gibi:

Hayat kısa...
Kuşlar uçuyor.





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 11.042
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

50 kere teşekkür edildi.
36 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.05.2024- 04:17


''Ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz'' der ya Cahit Sıtkı Tarancı, hepimizin, herkesin yalnızlığından söz eder aslında. Hepimiz yalnızız. Çoumuz farkında bile değildir bunun. Kalabalıklar içinde yalnız olmadığımız sanısındadır; oysa niceleri gibi, nice sanatçılar, hikayeciler, romancıların söylediği gibi Sait Faik kalınca altını çizer bu yalnızlığın: ''Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek''.

Toplumsal bir varlık olan insanın bu umarsız yalnızlığı var olan iklimden mi kaynaklanır, insana özgü bir duygulanım mıdır ayrı bir konu ama, Erich Fromm bu ''sorunun'' ortadan kalkmasının yolunu ''olmak''la ilişkilendirir. Olabilmenin yolu, tamam, sahip olmaktan geçmiyor, çoğumuz bir tüketim alışkanlığına da sarılır dururuz bu kahrediciliğin en azından yarattığı rahatsızlığın ortadan kalkması ve en azından iç dünyamızdaki olumsuzluğunun etkisinin krılabilmesi...-yine başa dönüyoruz aslında, olamadığımız oranda bir sahip olma arzusunu çoğaltıp duruyoruz. Bir bakıma, kısır döngü.

Lafı döndürüp dolaştırıyorum, oysa kestirmeden yalnızlıktan kurtulabilmenin yolunun E.Fraomm'daki adı olmaksa, S. İleri'deki adı da sevgidir denilebilir. Sevgi, aşk, dostluk, arkadaşlık...

Hiçbiri yaşanmıyordu.
Ve yaşanmadığı için de çoğu kez tüketim toplumun bir sıra neferine dönüşüyor, kalabalıklar içinde kendimize çarpar hale gelebiliyorduk. Evet, sevgi yaşanmıyordu. Yarım kalıyor her şey. Geride bıraktıklarımız, zamana yenik düşen her şey sadece bomboş sayfalarla dolu bir hayat. Bir kez daha:

Hayat kısa...
Kuşlar uçuyor.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   «ilk   <   1   [2] 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 2 kişi görüntülüyor:  2 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör TKP: Yalnız Kalma... melnur 2 1033 05.12.2021- 05:49
Konu Klasör HDP yalnız bırakılmamalıdır. melnur 3 2078 20.10.2020- 07:47
Konu Klasör Yalnızlık politik bir sorundur... melnur 1 817 04.01.2023- 02:56
Konu Klasör Yıldız Kenter de yalnız bırakıp gitti... melnur 1 2316 18.11.2019- 11:17
Konu Klasör “Marksizm, yalnızca bir kapitalizm eleştirisi değil, aynı zamanda bir uygarlık eleştirisidir” melnur 0 823 16.04.2022- 08:10
Etiketler   Yalnızlık,   dünyayı,   doldurmuş.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS