SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 
Hem Kemalist hem sosyalist...           (gösterim sayısı: 498)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür etti.
7 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 03.01.2019- 08:53


Cumhuriyet gazetesinde yazıyor Örsan K. Öymen. CHP'den vekillik için başvurduğunu da hatırlıyorum, bir ara. CHP Genel Başkanlığı yapmış olan Altan Öymen'in yeğeni ve genç yaşta yitirdiğimiz gazeteci Örsan Öymen'in oğlu. Örsan K. Öymen'in Cumhuriyet gazetesindeki bugünkü yazısı Küba devriminin 60.yıl dönümü üzerine. Küba sosyalizmini övüyor Örsan K. Öymen. Küba'yı gençlere hatırlatmanın gereğinin altını çiziyor. ''Ne var bunda?'' diye sorulabilir; ''Küba'yı savunan sadece o değil ki'' diye de bakılabilir. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Örsan K. Öymen bir sosyalist olmasının yanı sıra aynı zamanda bir Kemalist. Başlığı da bu yüzden öyle attım; hem Kemalist ve hem de sosyalist. Bu konuda yalnız da değil. CHP içinde veya dışında pek çok kişi ve grup var böyle. Kendilerini hem Kemalist ve hem de sosyalist olarak tanımlıyorlar. Kemalistlikleri Kemalizmin tarihsel ilericiliğinden kaynaklansa da başlayıp biten bir süreç olarak görmüyorlar. Sosyalistlikleri de geleceğin daha güzel olacağını   sosyalist bir düzenle gerçekleşeceğini düşünmelerinden kaynaklanıyor. Bu yüzden kendilerini Kemalist ve sosyalist olarak niteliyorlar.

Evet, böyle tanımlıyan pek çok kişi ve grup var ülkede. Önemsiyorum bu kişi ve grupları. Gerektiğinde elbette tartışılabilir. Ama onlar hiçbir zaman karşı ve düşman bir kampın unsurları değil. Bu yazının ve sonrasında alıntının amacı da o. Bu (sol) Kemalistler solun, sosyalizmin düşmanı değiller. Bunu derinliğine kavramak gerekiyor. Bilimsel sosyalizmi savunan, sosyalist bir topluma reformlarla gidilmesi gerektiğini ön alan ve kendilerini Kemalist veya Kemalist-sosyalist olarak niteleyen kişi ve gruplar bizim yani solcuların, sosyalist veya komünistlerin düşmanı değildir.

Altını çizelim, kalınca çizelim.

Çünkü yıllarca bu insanlar ''kutsal ittifak'' olarak niteleyeceğimiz sağlı sollu liberaller, Kürt hareketi ve kuyrukçu sol ile, sözde   enternasyonalistler (!) tarafından sosyal şoven, neo-faşist ulusalcı olarak küçümsendi, ve dışlanmaya çalışıldı.

Belki yapılan hatalar anlaşılır diye böyle bir başlık açtım. Kutsal İttifak'ın baş aktörlerinin anlayacağını kesinlikle düşünmüyorum. Onlar hala doğrudan veya dolaylı olarak sol-sosyalizm, Kemalizm düşmanlığına devam ediyorlar; onlarda zaten bir ümit yok. Sol karşıtı kampta yerlerini aldılar çoktan ve hiç de doğru bir yola gireceklerini düşünmüyorum. Sözüm bu kutsal ittifak tarafından zihinleri zehirlenenlere, zehirlenmeye çalışılanlara...Ufuk Uras, Baskın Oran ve benzer bilumum sağlı sollu liberaller sırf AKP ve Kürt hareketinden yana oldukları için baş tacı edilirken, solun düşman kampı olarak görülen ve üstte söylemiştim, neo-faşist olarak nitelenen bu insanlardı.

Yazı ve yazan kişinin önemi de burada yatıyor.
Konu başlığının önemi de bu noktada...

Önce yazarın yazısı, sonrasında yorumlamaya devam ederiz.


Küba devriminin 60. yılı - Örsan K. Öymen

Ocak 1959, Fidel Castro’nun liderliğinde başlayan devrim hareketi sonrasında Küba’nın diktatörü Fulgencio Batista’nın yenilgiye uğradığı ve ülkesini terk ettiği tarihtir. 1 Ocak 2019’da 60. yılına giren Küba’daki sosyalist devrim, dünya siyaset tarihinin de en önemli gelişmelerinden birisi olma özelliğini hâlâ korumaktadır.

Devrimin gerçekleştiği 1959 yılına kadar ABD’nin adeta sömürgesi konumunda olan Küba, devrimden sonra ABD’nin uyguladığı tüm baskılara direnerek, varlığını onurlu ve bağımsız bir ülke olarak günümüze kadar sürdürmüştür. Küba yönetimi, ABD’nin ekonomik ambargosuna, ABD destekli işgal ve darbe girişimlerine, ABD destekli suikast girişimlerine karşı onlarca yıl direnmiş, ekonomik ve askeri gücü olmayan ülkelerin de, kapitalizme ve emperyalizme karşı meydan okuyabileceklerini bütün dünyaya kanıtlamıştır.

ABD’nin sadece 90 mil uzağında olan Küba’nın gösterdiği bu onurlu direniş, aynı zamanda dünyaya verilmiş olan bir ahlak ve erdem dersidir. 1953 yılında Moncada Kışlası’na düzenlediği silahlı baskın sonrasında yargılanan Castro savunmasında, “Beni mahkûm edin, fark etmez. Çünkü tarih beni aklayacaktır” demişti. Tarih gerçekten de Castro’yu akladı.

Castro’nun tarih tarafından aklanması elbette çok büyük bir mücadelenin sonucudur. Castro’nun da söylediği gibi, devrim, üzerine güller serpilmiş bir yatak değil, gelecek ile geçmiş arasında ölümüne bir mücadeledir. Küba devriminin öncülerinden birisi olan Che Guevara’nın da söylediği gibi, devrim olgunlaştığında ağaçtan düşen bir elma değildir, devrimci elmanın düşmesini sağlayan kişidir ve her büyük işte olduğu gibi, devrim için de tutku zorunludur. Yine Che Guevara’nın dediği gibi, ne için yaşadığımızı, onun için ölmeyi göze alırsak bilebiliriz.

Böylesine idealist, namuslu, onurlu ve şerefli bir bakış açısıyla yola çıkan Castro ve Che Guevara gibi devrimciler, bir yandan Küba’nın bağımsızlığını korudular, bir yandan da Küba’nın eğitim ve sağlık alanında Latin Amerika’daki en gelişmiş ülke olmasını sağladılar. Küba’da ekonomi alanında ve düşünce, ifade, basın özgürlüğü konusunda bazı sorunlar yaşansa da, parası olmadığı için nitelikli bir eğitim ve sağlık hizmeti alamayan bir vatandaş bulunmamaktadır.

Küba bu noktaya kapitalizmle değil, sosyalizmle gelmiştir. Özel sektörün ve ağırlıklı olarak ABD sermayesinin elinde olan tüm kurum ve kuruluşlar devrimden sonra devletleştirilmiş ve kamusal bir yapıya dönüştürülmüştür. Devlet, sermaye odaklarını ve patronları koruyan bir mekanizma olmaktan çıkartılmış, halkın çıkarlarını koruyan toplumcu bir yapıya kavuşmuştur.
ABD ambargosu nedeniyle 1959-1991 yılları arasında dış ticaretini ağırlıklı olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile gerçekleştiren Küba, SSCB çöktükten sonra da ABD emperyalizmine teslim olmadı, 30 yıl boyunca tek kutuplu dünya düzenine de direndi.

Kapitalizmin ve emperyalizmin propaganda mekanizması, SSCB çöktükten sonra Küba’daki sosyalist yönetimin ve Castro’nun devrileceğini savundu, ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Batista diktatörlüğüne karşı ayaklanan Küba halkı, hiçbir zaman Castro’ya karşı ayaklanmadı. Çünkü halk Castro’nun halk için siyaset yaptığını, Castro’nun ahlaklı, erdemli ve onurlu bir duruş sergilediğini, Batista’nın ise Castro’nun temsil ettiği tüm değerlerin tersini temsil ettiğini her zaman bildi. Küba devrimi, “güçlü olan haklıdır” iddiasını çürüttü, haklı olanın güçlü olduğunu ve olanaksız gibi görünen şeylerin gerçekte olanaklı olduğunu insanlığa gösterdi.

Küba devriminin 60. yılında bunları hatırlamak ve gençlere hatırlatmak hepimizin sorumluluğudur.




Bu ileti en son melnur tarafından 03.01.2019- 08:54 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 07.01.2019- 08:38



Türkiye AKP'nin iktidara yerleştiği 2002 yılından bu yana gerçekten de hiç unutulmaması gereken bir süreçten geçerek bu günlere geldi. Bugün baskıcı, otoriter, dinci bir faşizmden ve ikinci Abdülhamit özenticiliğinden söz ediliyorsa geçmişte yapılan büyük hataların bedelini yaşıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Ve hataların ne olduğu anlaşılmadıkça içine girdiğimiz bu karanlık tünelden aydınlığa çıkmak da pek mümkün olmayacaktır. Bilinmelidir ki, bugünlere sadece AKP'nin iradi çabaları ve siyasi manevralarıyla gelinmedi. AKP'nin böyle bir entellektüel donanımı yoktu. AKP'yi bu denli muktedir hale getiren şey pek çok yorumumuzda değinmeye çalıştığımız gibi ona ideolojik tahkimatta bulunan ittifaktı. Sağlı sollu liberallerdi, Kürt hareketiydi ve Kürt hareketi ile birlikte gözükmeyi ve birlikte davranmayı solculuk sanan kuyrukçulardı.

Sanal dünyanın bu gerçekliğin dışında kalması mümkün değildi. Benim sözde sol-sosyalist forumlar olarak nitelediğim kesimler de bu kutsal ittifakın içinde yer almakta hiç gecikmediler. Kürt ulusal hareketinin gündeme yerleştirdiği Kürt milliyetçiliğinin ''özgün'' siyasetinin solla hiçbir ilgisi bulunmuyorken Türk ve Türkiye karşıtlığı zemininde cumhuriyet, Kemalizm, CHP, laiklik düşmanlığı sürekli gündemde tutuluyor ve bu tarz-ı siyasetin AKP'nin ekmeğine yağ sürdüğü bir türlü anlaşılmıyordu. Sadece bu da değil, bu siyaset aynı zamanda sol sempatizanların zihninde sanki solculuk böyle bir düşmanlıktan geçiyormuş gibi bir algıya da yol açıyordu. Zihinleri sağlı sollu liberal basınçla karartılanlar buralarda bilerek ya da bilmeyerek zihin karartma aracına dönüşüyorlardı.

Yıllar böyle geçti.

Böyle geçti ve AKP tarafından kullanılanlar da işleri bittiğinde yine AKP tarafından kutsal ittifak dışına çıkartıldı. Önce sağlı sollu liberaller, sonra Kürt hareketi.AKP devlet haline gelmişti ve Erdoğan da İkinci Abdülhamit olma yolunda bu ittifakın hiçbir kesimine ihtiyaç duymuyordu. Şimdilerde bu kutsal ittifak kesimlerinin yarım yamalak da olsa dile getirdikleri AKP karşıtlığı gerçekten bir AKP karşıtlığı mı yoksa, ilerleyen sürecin dışına düşmelerinin hayal kırıklığı mı, ayrıca tartışılır!

Cumhuriyet, CHP, Kemalizm düşmanlığı o günlerden kalma. Oysa kurtuluşun ve kuruluşun ideolojisi olarak tanımlayacağımız Kemalizm sadece bu toprakların değil, bu Orta Doğu coğrafyasının en ilerici   dönüşüm hareketiydi. Daha güzel bir dünya özlemi, başlı başına sosyalizm mücadelesi bu tarihsel dönüşümün sahiplenilmesinden başlamalıydı. Bu tarihsel adıma düşmanlık yapılarak bu coğrafyada tek bir olumlu adım atılamazdı. Bir türlü anlaşılamadı bu gerçek. Sağlı sollu liberallerin ve Kürt milliyetçiliğinin söylemlerinin etkisi altına girildi. Yanlış üstüne yanlış.Tarihsel birikim göz ardı edilerek solculuk oynamaya çalışmak sol-sosyalist mücadeleye de aykırıydı. Evet; bir türlü anlaşılamadı!

Üstelik bu topraklarda yaşanmış bir   gerçek daha vardı. Sosyalizm Kemalizm ile kol kola girerek kapitalizm dışında bir kalkınma, ve bir devrim strateji de oluşturmuştu. Türkiye sağına cepheden karşı çıkış da yine büyük çoğunlukla bu stratejinin bir söylemiydi. Kemalizm tarihsel ilericiliği bir üst aşamaya getirecek ve o aşamadan sonra da sosyalist uygulamalar gerçeklik kazanacaktı. Doğru yanlış ayrı bir konu. Adına MDD dediğimiz ve bir anlamda aşamacılığı ifade eden bu söylemler zaman içinde aşılmış olsa bile önce sağlı sollu liberaller ve Kürt hareketi tarafından reddedilecek; reddetmek pek de uygun bir sözcük değil, düşmanlaştırma siyasetine maruz kalacak ve sonra da AKP ile birlikte sürekli ve sistemli bir karşıtlığın gündemi haline gelecekti.

AKP bir anlamda bu ideolojik tahkimatlarla bugünlere geldi ve muktedir oldu ve evet; yıllar da böyle geçti.

Geldiğimiz noktada sosyalizm için bir ön aşamaya ihtiyaç var mı? Öteden beri bu stratejiyi savunanlar var. Önce demokrasi diyenler, bir anlamda Bernstein ekolünü savunanlar...Ama ilginçtir, devrimci demokrasi deyip sosyalizm lafını ağza almayanlar bu ülkede baş tacı edilirken, önce demokrasi (Kemalizm) sonra sosyalizm diyenler ulusalcı, sosyal şoven, neo-faşist olarak damgalandılar.

İlginç değil mi?




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.01.2019- 05:02


Bu toprakların yaşadığı önemli bir ilerici, devrimci süreç var. Kurumsal ifadesini İttihat Terakki ile kuracağımız ve sonrasında Kemalist kadrolar olarak sürdürebileceğimiz bir dinamik bölgeye tarihsel anlamda önemli bir sıçramaya yol açmıştır. Eğer bir tarihlendirme yapılacaksa, öncesindeki kısmi iyileştirme çabaları bir yana, 1908 ve 1920-23 bu devrimci süreç için önemli kilometre taşlarıdır. Özellikle kurtuluşun hemen ertesinde cumhuriyetin kurulması ve tarihsel sıçramanın temeline laiklik harcının dökülmesi Türkiye solunun anlaması ve önemsemesi ve sürekli yineleme zorunluluğu duyuyoruz asla geriye düşmemesi gereken bir mevzi olduğunu söylüyoruz. Türkiye bu süreçle tarihsel anlamda modernizm yolunda dev bir adım atmıştır. Bir köylü toplumundan bir kent toplumuna geçişin altyapısını döşemiştir. Bu süreç aynı zamanda bu toprakların ilerici sürecidir. İttihat Terakki de Kemalizm de bu sürecin önemli özneleridir. 68 kuşağının Kemalist ''düşünceler'' içinden çıkmasının, Mahir'in Kemalizmi ''küçük burjuvazinin en solu'' olarak nitelemesi, DEniz'in idam öncesinde babasına yazdığı mektupta ''beni Kemalist olarak yetiştirdiğin için teşekkür ederim'' demesi, ve o dönemde önemli yürüyüş ve eylemlerde M.Kemal Atatürk'ün adının öne çıkartılması hep bu devrimci nitelik ve süreç nedeniyledir.

Dahası adına MDD dediğimiz 60 sonrası devrimci sol yapılanmalarımızın hem komünist ve hem de Kemalistler tarafından ortaklaştırılarak bir ihtilal süreci olarak yorumlanması ve kuruluş döneminin daha ilerilere taşınmak istenmesinin de nedeni budur. Kısaca kendilerinin Kemalist olduğunu söyleyerek sosyalizm kavramını da telaffuz edenlerin, sosyalistlere ve sosyalist mücadeleye düşman olmadıklarını ve hatta 60 sonrasının her döneminde Türkiye solunun yanıbaşında olduklarını söylemek yaşanan sürece aykırılık oluşturmaz. Bu değerlendirme, bu bakış açısı özellikle 80 faşizmiyle birlikte Kürt hareketinin yükselişe geçmesi, Kürt milliyetçiliğinin hortlatılması, giderek sol gelenekten ayrışma yaşanması ve özellikle AKP'nin iktidar döneminde de sağlı sollu liberaller ve o dönemde türeyen kuyrukçu sol(!) birliktelikleriyle terkedilmiş ve Kemalizm, Atatürk ve cumhuriyet düşmanı bir söylem ilericilikmiş gibi pazarlanmaya başlanmıştır.

( Kemalizm, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığının ideolojik mesafe kurmayla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Türkiye solu Kemalizmle ideolojik bağını koparmıştır. Bu konu 68 yenilgisinden sonra aşılmıştır. Kemalizmi düşmanlaştırmanın ve karşıya koymanın ideolojik mesafe ile hiçbir ilgisi de bulunmamaktadır. Gerekirse bu konuyu burada açarız.)

Örneği de Örsan Öymen'in üstteki yazısıdır. Bu tür çok örnek vardır. Attila İlhan'ı sayabiliriz; İlhan Selçuk'u, Uğur Mumcu'yu ve adını burada anamayacağız onlarca yüzlerce cumhuriyet aydınını...Bunları düşmanlaştıran bir dönemin yaşanmış olması Türkiye solu açısından ayıplı bir dönem olarak tarihe geçecektir. Ve ayrıca bu ayıplı dönemin AKP'nin önünü açtığı ve onu bugünlere, bir devlet partisi haline dönüştürdüğü ise bir başka acılı gerçektir.

Ne yazık ki!




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.01.2019- 21:22


80 öncesindeki toplumsal yarılmada solun hemen hemen hiçbir bölmesinde Kemalizm ve cumhuriyet düşmanlığına genellikle rastlanmazdı. Kendini solda gören, enternasyonalist sayan bir kısım solcunun 80'lerin sonlarında başlayan Kemalizm, Atatürk, cumhuriyet ve hatta laiklik düşmanlığı reel sosyalizmin çözülüşüyle baskın hale gelen liberal etkiler ve ayrıca Kürt hareketinin toplumsallaşarak yükselişe geçmesiyle başlamış, AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte bu süreç daha da belirginlik kazanmıştır. Dinci gericiliği bu konuda anlamak mümkün. Sonuçta dinci gericilik konusunda bu coğrafyada tarihsel bir damar var. Fırsatını yakaladığında sesini de yükseltiyor, koşullara göre daha ileri de gidebiliyor. Kürt milliyetçiliğini de anlamak mümkün; Kürt hareketinin yükselişe geçip toplumsallaşmaya başlamasıyla birlikte etnik duygu ve düşüncelerin etkisinde cumhuriyetin ulus devlet projesine karşıtlık doğal olarak kuruculuk döneminin tüm olgu ve öznelerine yönelik bir karşıtlık ve düşmanlığı da beraberinde getirmiştir. Evet, bu karşıtlıkları ve hatta düşmanlıkları olumlamasak da bir ölçüde anlayabilmek mümkündür. Peki, bu sözde solcuların düşmanlığına ne demeli?!

80 öncesinde İbrahim Kaypakkaya dışında olmayan karşıtlık 80 sonrasında özellikle sanalın   sözde enternasyonalist solcularında neden düşmanlığa yol açtı?

Bana ilginç geliyor!

Kemalizmi kuruluş döneminin Anadolu modernitesi ve aydınlanması olarak özetleyeceksek   kendini solcu, sosyalist, enternasyonalist olarak niteleyen birinin düşmanlığa varan   karşıtlığının   anlaşılabilir bir yanı olabilir mi?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 21.01.2019- 10:07


12 Eylül 1980 faşist müdahalesinin, öncesindeki 12 Mart 1971 müdahalesine ve sonuçlarına göre çok farklı bir özelliği var. 12 Eylül solun üzerinden silindir gibi geçti, ülkeyi bir açık hapıshaneye dönüştürdü ve yetmedi solun bütün hayat damarlarını ortadan kaldırdı. Partilerin üniversitelerle sendikalarla bağını kopardı; ortada üniversite de ve sendika da bırakmayarak. 12 Eylül bunlara ek olarak bugün yaşadığımız dinci gericiliğin ve tarikatların önünü de açtı. Kuruculuk felsefesi olan Kemalizm en radikal tavrını tarikatlara ve dinci gericiliğe karşı almışken 12 Eylül faşizminin ''Gardrop Atatürkçüleri'' bu topraklarda solun panzehiri olarak gördükleri tarikatların ve dinci gericiliğin önünü açıyorlardı. Bugün iktidara yerleşen zihniyetin daha da yaygınlık kazanarak iktidara uzanması ve devlet haline gelmesinin kökleri Türkiye solunun boğdurulduğu 12 eylül zindanlarında atılmıştır.

Türkiye solunun yenilgisiyle sonuçlanan bu dönemde Atatürk, Kemalizm, cumhuriyet ve hatta laiklik karşıtlığı/düşmanlığının ortaya çıkması, toplumsal bir olguya dönüşmesi ve kendini enternasyonalist olarak pazarlayan bir kesimin dağarcığına yerleşerek belirleyicilik
kazanması aynı zamanda   Kürt hareketinin sesini duyurması ve yükselişe geçmesi nedeniyledir. Kürt hareketinin yükselişe geçmesi, solun terk etmek zorunda kaldığı alanları eline geçirmesi, giderek milliyetçiliğe kayması, etnik bir siyaseti temel alması solun bir kesiminde de bağlanmak ''ihtiyacını'' ortaya çıkarmıştır. Evet, giderek sağa kayan Kürt hareketi için bu yapılar ve bu birliktelik sola dönük ve dinamik kesimler için solcu görünmenin bir yoluysa, bu birliktelik içine giren sol yapılar için ise toplumsallaşmış ve yaygınlık kazanmış daha güçlü bir yapının kuyruğunda solculuk oynamaktan başka bir şey değildi. Bu birlikteliğin özellikle sanaldaki uzantıları ise tam da bilincine varamadıkları konularda ''ezilen ulusa'' akıllarınca soldan/Lenin'den UKKTH desteğinde bulunmaya çalışıyorlardı. Birlikteliğin bu kadarla kalmayacağı da açıktı. Birtakım alıntılarla Kürt milliyetçiliğine ''abilik'' yaptığını sanan ve kendilerini enternasyonalist olarak niteleyen bu sanalın ''devrimcileri'' aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinde ortaya çıkan cumhuriyetin en ilerici olgu ve öznelerine olan düşmanlığı da kendi zihinlerine aktarıyordu. Kürt hareketi etkin hale geldikçe bu düşmanlık da artarak belirginlik kazandı.

Sadece bunlar değil kuşkusuz, bu düşmanlığı neredeyse kalıcı hale getiren. Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte ideolojik basıncını arttıran ve dünyada ve ülkemizde ilerici olan her şeye saldıran neo-liberal ideolojinin sol üzerindeki etkisini de unutmamak gerek. 12 Eylül faşizmiyle birlikte ortaya çıkan gerici yönsemeler 2002 yılında AKP iktidarıyla birlikte birtakım yanılsamalar şeklinde vücut bulmuştu. Bu yanılsamanın en gözle görünen ve en çok telaffuz edileni demokrasi ve özgürlük söylemiydi. Ülkenin   AKP eliyle demokrasiyle tanışacağı, AB'yi girileceği, askeri vesayetten kurtulacağı, Kürt hareketinin özgür olacağı masalları özellikle bu sağlı sollu liberaller tarafından her gün 7/24 topluma şırınga ediliyordu. Bu ortamda kendini kaybeden sözde solcular ''burjuva devriminin AKP tarafından tamamlanacağı'' iddiasındaydılar. Kürt hareketinin sanaldaki sempatizanları daha da coşarak ''sadece Türkiye'ye ve bölgeye değil, bütün dünyaya özgürlük geleceğini'' vaaz ediyorlardı. Yeter ki askeri vesayet kırılsın, kuruluş döneminin ve cumhuriyetin bütün kazanımları yerle bir edilsin, sadece ülkemizde değil, bölgede en ilerici bir olgu olan Kemalizm düşmanlığı daha da yaygınlaşsın...-dı!

Böyle bir iklim Kürt milliyetçiliğine soldan tahkimatta bulunduğunu sanan ''abiler'' üzerinde hiç etki etmez mi? Bir şeyler verdiklerini sananlar, siyasi bir gericiliği zihinlerine kazıdıklarının farkına bile varamadılar.

( Bu birlikteliğin tam göbeğinde veya kuyruğunda olanların kendilerinden olmayan, kendileri gibi davranmayan ve bu tarz-ı siyasetin sosyalizmle bir ilgisinin bulunmadığını söyleyenlere yıllarca ulusalcı, sosyal şoven ve neo-faşist diyerek saldırmaları ortaya çıkan bu iklim nedeniyledir. Atatürk, cumhuriyet, aydınlanma ve laiklik düşmanlığı ve hatta bu birlikteliğin sözcülerinin hiç dinmeyen CHP, TKP düşmanlığının nedeni de buralarda aranmalıdır. Bir iki nokta daha var; devam ederiz ama şunu bir kere daha yineleyerek bu yazıyı burada noktalayalım: Bu ülkenin, bu coğrafyanın en ilerici olgusu olan   ve üstelik dinci gericiliğin hedefine koyduğu Kemalizm'e karşı çıkılarak solcu olunamaz. )



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 23
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

4 kere teşekkür edildi.
4 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 22.01.2019- 02:15


Nedense Kemalistler, Türkiye'de yükselen gericilik üzerine hep yakınır, bu gericilikle ilgili olarak çeşitli kesimleri suçlarlar. Fakat nedense hiç kendi Kemalizmlerine suç bulmazlar. Mesela tarikatları yasaklayan ama o tarikatların üzerine inşa edildiği feodal ilişkilere dokunamayan, bir toprak devrimini bile ancak Cumhuriyetin kuruluşundan 25 yıl sonra gündeme alabilen, dolayısı ile gericiliğin yeşerdiği alt yapıyı ne yazık ki hedef alamayan Kemalizm ne kadar ilerici olabilmiştir sorusu ister istemez aklımıza geliyor. Hadi Kemalist devrimlerin kendi döneminde taşıdığı ilerici vasfı kabul edelim. Fakat halkın yüzde 90'ının kırsalda yaşadığı, işçi sayısının 30 bin kişi olduğu bir tarım devleti yok karşımızda artık. Dolayısı ile Kemalist ideolojinin 1920'lerdeki sloganlarının, günümüzde de aynı ilerici niteliği taşıyıp taşımadığı muallaktır.

Fakat bu Kemalistlerin tümüyle Sosyalistlerin göz ardı edeceği bir unsur olduğu anlamınada gelmez. Öncelikle Kemalistlerin, 1919-1922 yılları arasında emperyalizme karşı verilen bir mücadeleye önderlik etmeleri, Kemalist ideolojiyede anti-emperyalist nüanslar kazandırmıştır. Bugün Amerikan karşıtlığının en yüksek olduğu kesimlerden birisidir Kemalistler. Aynı zamanda da Latin Amerika menşeli sol hareketlere ve 68 kuşağına büyük bir sempati mevcuttur Kemalistler arasında. Bu da onları Sosyalizme çekebilme noktasında bir başlangıç noktası diyebileceğimiz önemli köprü başlarını teşkil etmektedir. Yani ne olursan ol gel mantığı ile Kemalistleri oldukları gibi kabule etmek değil, onları zaman içerisinde dönüştürebilmektır bence esas olan.

Sol içerisinde Kemalizmden söz ettiğimizde, genellikle papağan gibi aynı sözler tekrarlanır Kürt milliyetçiliği eğilimli ya da onun kuyrukçuluğunu yalan solcular tarafından. Birincisi Mustafa Suphi cinayetidir. Fakat bu cinayetin arkasında Kemalistlerin olup, olmadığı belirsizdir. Fakat varsalar bile, 70'lerde birbirlerini kıtır kıtır kesen, birbirlerini sosyal faşist-maocu bozkurt diye gözünü kırpmadan öldüren 70 kuşağını ne yapacağız sorusu aklımıza gelir? O zaman 70 kuşağınıda topyekün çöpe atmamız gerekiyor. Bir diğer meselede İzmir İktisat Kongresidir. Fakat nedense bunu söyleyenler 1929 buhranından itibaren yabancı sermayeye dayalı kalkınmanın terk edilerek kamucu bir ekonomiye geçildiği söylemezler. Diğer yandan Kemalist devrim bir demokratik devrimdi, sosyalist değil. Dolayısıyla Kemalist devrimden, sosyalist bir devrimin yapabileceği şeylerin beklentisinde olmak neresinden bakarsak bakalım tutarsızlıktır.  




Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından 22.01.2019- 21:54 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 24.01.2019- 15:07


Kemalist ve sosyalist olduğunu söyleyen bir cumhuriyet aydının, Uğur Mumcu'nun katledilişinin yıldönümü bugün. 80 öncesindeki solculuğumuzda cumhuriyet gazetesinin, Uğur Mumcu ve İlhan Selçukların çok büyük payları vardı. Mahallemizdeki sağcı arkadaşlarımızla tartışırken İlhan Selçuk olsun, Uğur Mumcu olsun, bizler gibi yeniyetme solcular için çok önemli isimlerdi. Her gün cumhuriyet gazetesi alır, özellikle Uğur Mumcu'nun ve İlhan Selçuk'un köşelerini yutarcasına okurduk. Yıllar su gibi akıp geçti. Araya 12 Eylül faşizmi girdi, sonrasında reel sosyalizmin çözülüşü! Örgütlü gericiliğin iktidara yürüyüş süreci de başlamıştı. Uğur Mumcu gibi pek çok değerli   aydın arka arkaya öldürülüyordu. Mumcu arabasına yerleştirilen bir bombanın patlatılmasıyla hayatını kaybetmişti. İlhan Selçuk ise AKP döneminin Ergenekon operasyonlarıyla o ileri yaşında hayata küstürülmüştü.

Unutulmamalılar.

Türkiye'nin sosyalizme yürüyüşünde bir dönemin önemli halkalarını, kilometre taşlarını   oluşturdular. Hepsi Kemalistti, hepsi sosyalistti. Bütün mücadeleleri daha güzel bir dünyanın bu coğrafyada oluşumu üzerineydi.

Bugün Cumhuriyet gazetesi kendi yazarı olan Uğur Mumcu'nun ölüm yıldönümü nedeniyle sayfalarını ve köşelerimi çoğunlukla bu önemli isme ayırdı. İyi de yaptı. Bilmeyenler, tanımayanlar ve merak edenler için gerçekten gerekli ve yararlı bilgiler yumağı...Bu vesileyle gazetenin yazarlarından Zeynep Oral Mumcu'nun daha önce gazetede yayımladığı bir yazısını ''Bugün günlerden Uğur Mumcu'' başlığıyla sütununa taşımış.

İyi de etmiş!

Bugün günlerden Uğur Mumcu


Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım unutma bizi!..

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi!..

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı, bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi!..

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde, öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..

Giresun’daki yoksul köylüler. Sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!..

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi!..

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk: Komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda, emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı, daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.

Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler bizi...

Vurulduk ey halkım, unutma bizi!..

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline, değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki, korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik, boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi!..

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi!..

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

Uğur Mumcu,
Cumhuriyet, 25 Ağustos 1975


http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1214398/Bugun_gunlerden_Ugur_Mumcu.html




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.655
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.01.2019- 07:23


Bir konuya açıklık getirmek gerekiyor. Burada Kemalizmin tarihsel öneminden söz ederken ve kendini Kemalist olarak tanımlayanların aynı zamanda sosyalist olarak da tanımladığını, Cumhuriyet gazetesinin ve o gazetede yazı yazanların çok büyük bir kısmının da böyle bir ideolojik konumlanış içinde olduğunu, bu kişilerin, bu kurumların ve bu siyasi anlayışın içinde yer aldıkları kurumların sol-sosyalizm düşmanlığı içinde olmadıklarını Türkiye'nin tarihsel süreçte dünden bugüne gelen ilerici damarının önemli bir kesimi olduklarını...-anlatmaya çalıştık. Bu başlığın aynı zamanda böyle bir işlevi olması gerektiğini de umut ediyorum.

Yine aynı konu; belki de okuyanlar bıkıp usandı ama Türkiye'nin önemli bir sorunu olduğu için sürekli yinelemeye çalışıyorum. Marksist ustaların   yazıp çizdiklerini bir bütünsellik içinde alıp sorgulayarak içselleştirmek değil de, sadece yazılması-yorumlanması tasarlanan bir internet yazısı için doğru/yanlış bir referans notu olarak almak solcu-sosyalist olmak için yeterli bir tavırmış gibi algılanıyor, en azından böyle bir tutumu yeterli sanan bir kesim var. Ve ayrıca kendisini kendini solcu-sosyalist olarak bile tanımlamadan, tanımlayamadan, tersine, sol-sosyalizm konusunda tam bir reddiye içinde olan ama çeşitli gerekçelerle kendilerini enternasyonalist olarak tanımlayarak sanki soldaymış, solcuymuş gibi bir algı yaratmaya çabalayan bir başka kesim daha var. Bu iki ''ayrı'' kesim arasında cumhuriyet, (sol) Kemalizm, Atatürk, aydınlanma, laiklik, -devam edelim- CHP, CHP kitlesi, TKP, hatta ÖDP ve Halk Cephesi karşı olunması ve hatta düşmanlaştırılması gereken ve bu yüzden karşıt olunan ve düşmanlaştırılan kişi, kurum ve siyasi anlayışlardır. Özetle geçelim; yıllardır internetin sözde sol-sosyalist forumlarında yaratılan bu iklim, önce bu iklimi yaratma konusunda akıl almaz çabalar gösterenlerin zihinlerini bir daha düzelmeyecek, normalleşemeyecek şekilde   kararttı ve sonrasında   ortaya çıkan bu iklimden etkilenen hatırı sayılır bir sol sempatizan kitlenin zihnini...

( Forumda yazılmaya, yorumlanmaya çalışılan pek çok konu başlığı bir anlamda hep bu gerçeklik göz önüne alınarak işlenmeye çalışılıyor. Çünkü önemli; çünkü çok önemli. Ülkemizin, dahası bu bölgenin en ilerici siyasi damarına-anlayışına karşıtlık ve hatta düşmanlık içinde bulunularak solcu-sosyalist olunamayacağı gerçeği, bölgede ve ülkede yaşanan süreçlere bakılarak dahi anlaşılamıyorsa, boşuna uğraşmanın bir anlamı yok. Kemalizm olmadan solcu olunamaz. Kemalizme karşıtlık ve düşmanlık yapılarak solcu kalınamaz. Geçenlerde Enver Aysever'den duymuştum; ''bölgeden Kemalizmi çıkarın yerini IŞİD alır'' Doğru; tartışmasız bir doğru.)

Bu konuyu da benzer konuları da daha çok işler; bu yanılsamanın neden yaratıldığını ve özellikle sanalda bu doğru bilinen yanlışlığın neden sürdürüldüğünü daha çok yorumlamaya çalışırız. Fazla da uzatmadan şuraya gelelim; Türkiye sosyalist hareketi 60'lı yıllardaki ideolojik birliktelikten sıyrılmıştır. Bir kuruluş felsefesi ve bu topraklar için önemli bir ilerici birikimi doğru yorumlamak ve değerlendirmek başka, kurtuluşun Kemalizm ile olacağını sanmak ve savunmak başkadır. Türkiye sosyalist hareketi bu ayrımı yapabilmiştir. Ve bu ayrımın yapılmış olması, ideolojik ilişkinin kesilmiş olması, Kemalizm ve kuruluşun bütün tarihi kazanımlarına düşmanlık anlamına gelmez. Tıpkı Kemalizme düşmanlık yapmamanın, onu doğru bir değerlendirmeye ve yoruma tabi tutmanın Kemalist ve ulusalcı olmak anlamına gelmediği gibi.

Kemalizm ve bu toprakların gördüğü en ilerici cumhuriyet kazanımlarının karşısına dikilmek öteden beri dinci gericiliğin varlık nedenidir. Önce 12 Eylül faşizmi, sonra reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte ideolojik saldırılarını daha da arttıran sağlı sollu liberallerin hedef tahtası haline getirdiği Atatürk, Kemalizm ve laiklik   karşıtlığı/düşmanlığı boşuna değildir. Türkiye ekonomik krizlerin etkisinden sıyrılmanın yolunu siyasal anlamda gericileşmekte bulmaktadır. ( bu siyasal gericilik hamleleri de liberaller tarafından demokrasi ve özgürlük faaliyetleri olarak olarak savunulmuş ve topluma öyle tanıtılmaya çalışılmıştır. Kürt hareketi de bu konuda hiç masum değildir!) 80 öncesinde hemen hemen solun hiçbir bölmesinde bulunmayan Kemalizm ve cumhuriyet düşmanlığının bu bir kısım sol ve sözde enternasyonalist kesimlerin gündemine yerleşmesi ve işlevi haline gelmesi bu süreç sonunda, dinci gericilik, sağlı sollu liberaller, Kürt hareketi ve harekete kuyrukçuluk yapanların ortak çabaları sonucunda gerçekleşmiştir.

İşin en üzücü yanı, hala bir yanlışlık içinde olduklarını anlamamaları!

( Devam ederiz.)








Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
Proleter_Devrimci
[ Proleter_Devrimci ]

Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 19.01.2019
İleti Sayısı: 23
Konum: Gizli
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

4 kere teşekkür edildi.
4 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: Proleter_Devrimci
Cevap Tarihi: 26.01.2019- 01:20


Alıntı Çizelgesi: melnur yazmış
Kemalizme karşıtlık ve düşmanlık yapılarak solcu kalınamaz. Geçenlerde Enver Aysever'den duymuştum; ''bölgeden Kemalizmi çıkarın yerini IŞİD alır'' Doğru; tartışmasız bir doğru.)

Kemalizm ve bu toprakların gördüğü en ilerici cumhuriyet kazanımlarının karşısına dikilmek öteden beri dinci gericiliğin varlık nedenidir. Önce 12 Eylül faşizmi, sonra reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte ideolojik saldırılarını daha da arttıran sağlı sollu liberallerin hedef tahtası haline getirdiği Atatürk, Kemalizm ve laiklik   karşıtlığı/düşmanlığı boşuna değildir. Türkiye ekonomik krizlerin etkisinden sıyrılmanın yolunu siyasal anlamda gericileşmekte bulmaktadır. ( bu siyasal gericilik hamleleri de liberaller tarafından demokrasi ve özgürlük faaliyetleri olarak olarak savunulmuş ve topluma öyle tanıtılmaya çalışılmıştır. Kürt hareketi de bu konuda hiç masum değildir!) 80 öncesinde hemen hemen solun hiçbir bölmesinde bulunmayan Kemalizm ve cumhuriyet düşmanlığının bu bir kısım sol ve sözde enternasyonalist kesimlerin gündemine yerleşmesi ve işlevi haline gelmesi bu süreç sonunda, dinci gericilik, sağlı sollu liberaller, Kürt hareketi ve harekete kuyrukçuluk yapanların ortak çabaları sonucunda gerçekleşmiştir.




Kemalizmin anti-emperyalist ulusal kurtuluş mücadelesindeki ve sonrasında gerçekleşen demokratik devrimlerdeki ilerici vasfı inkar edilemez. Hele ki bu devrimci eylemlerin, Türkiye gibi 19. yüzyılın emperyal saldırganlığının hedefi olmuş bir 3. dünya ülkesinde vuku bulması, onu daha da değerli kılmaktadır. Bu bakımdan Kemalist devrim, Türkiye'de ki devrimci mücadele tarihi açısından dikkate alınması gereken bir olgudur. Fakat her Kemalizm eleştirisini dinci gericilik olarak yaftalamakta fazlasıyla yüzeysel bir tutum. Hemde sürekli vurgulamaya ve önemini belirtmeye çalıştığınız, sorgulayan bir aydınlanmacı akla aykırı...

Türkiye devrim tarihine baktığımızda, Kemalizme yönelik Sosyalist sol içerisindende pek çok eleştiri geldiğini görürüz. Üstelik bunlar liberal sol olarak tanımlanamayacak, Türkiye devrim tarihi içerisinde önemli yer tutan şahıslardan gelmiştir. Mesela bunlardan bir tanesi Şefik Hüsnü'dür. Şefik Hüsnü, Kemalizm devrimler sürecinde, ülkenin iktisadi hayatının, burjuvazinin münhasır kontrolüne ve idaresine tabi kılındığını, genç burjuvazinin orta sınıf ve emekçilerin aleyhine olacak şekilde zenginleştirildiğinde bahsetmiştir. Şefik Hüsnü'ye gerici diyebilirmiyiz şimdi? Şefik Hüsnü'nün değerlendirmelerine baktığımızda, bir Marksistin yapması gerektiği gibi meseleye sınıfsal bir bakış açısından yaklaştığını görürüz. Kemalizmin hangi sınıfa dayandığını ve hangi sınıfın çıkarlarını temsil ettiğini tahlil eder. Kurulan iktidarın sınıfsal niteliğini teşhir eder.   Bu bağlamda meseleye yaklaştığımızda Kemalizmin, taşıdığı dönemsel devrimci vasfa rağmen küresel ölçekteki sömürü düzenini ortadan kaldıracak bir işçi sınıfına ya da Türkiye'nin kırsal niteliği göz önüne alındığında bir ezilen köylülüğe dayanmadığı ortadadır. Bu bakımdan yukarıda ifade ettiğiniz şekilde mutlak bir ilerici nitelikten söz edemeyiz. Zira sosyalizm açısından ilericilik ve gericilik, üretim ve bölüşüm ilişkileri içerisindeki sınıfsal konumdan kaynaklanır. Gelişi güzel bir şekilde dağıtılan bir paye değildir.

Üstelik Kemalizmin emekçi sınıfı aleyhine yorumlayabileceğimiz başka politikalarınıda, sırf bugün kimi gerici akımlar Kemalizmi eleştiriyor diye gözardı edemeyiz. Mesela grev hakkının işçilerin elinden alınması, feodal ilişkilerin varlığını muhafaza etmesi, yabancı ve özel sermayeye açılan kapı, üretim ilişkileri içerisinde emeğin sömürüsünün devamı gibi... Deminde belirttiğim gibi sosyalistler ilerici ve gerici gibi sıfatları üretim ilişkileri bağlamında ele alır. Bugün kırsal ilişkilerin büyük oranda çözüldüğü, kapitalizmin belirli bir gelişim evresine ulaştığı Türkiye'de Kemalizm, sömürü düzeninin ortadan kaldırılışı ve emekçi sınıfın kurtuluşu noktasında bir çözüm üretemez. Dolayısıyla mücadele eksenini ''Kemalizm ile Gericilik'' şeklinde belirlediğiniz zaman mesele kısır bir mücadaleye hapsolur ve Türkiye'nin hiç bir problemine çözüm üretemezsiniz. Ve Sosyalistlerin asıl mücadele alanı olan emek ile sermaye arasındaki mücadele de perdelenmiş, ikinci plana atılmış olur.

Sosyalistler Kemalizmi müdafaa etmek değil, Kemalistler ideolojilerini Sosyalizme ulaştırmak, dönüştürmek zorundadırlar. Aksi takdirde olduklarını iddia ettikleri ilerici konumu kaybederler.





Bu ileti en son Proleter_Devrimci tarafından 26.01.2019- 01:26 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Hem Kemalist hem sosyalist olunabilir mi? toplumcu 9 12524 29.01.2014- 16:31
Konu Klasör Bir gün herkes Kemalist olacak! denizcan 2 2230 29.06.2015- 08:50
Konu Klasör Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne? melnur 0 1991 06.10.2016- 00:25
Konu Klasör Biz sosyalisttik, AKP bizi tekrar Kemalist yaptı ayhan 2 2013 12.08.2015- 13:46
Konu Klasör Yoksa liberaller kemalist mi?-Deniz Yıldırım denizcan 2 1831 07.11.2014- 19:04
Etiketler   Hem,   Kemalist,   sosyalist.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS