SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Bir büyük illüzyon...           (gösterim sayısı: 90)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür etti.
7 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 06.03.2019- 11:44


Fatih Yaşlı'nın Birgün'de güzel bir yazısı var. Adını ''Sınavdan Sınava Koşacaksınız'' koymuş ama, yazının bütünlüğüne bakıldığında ''Bir büyük illüzyon'' olarak koymak sanki daha uygun düşüyor gibi.

İllüzyon çünkü gerçekten yaşanan sürece cuk oturuyor. Sadece o illüzyonu yaşayanlar için değil, illüzyonu yaratanlar için de bir büyük illüzyondan söz etmek mümkün.

Önce yazıyı aktaralım, sonra üzerinde bir şeyler çiziktiririz.

“Sınavdan sınava koşacaksınız” - FATİH YAŞLI

Günümüzün en önemli filozoflarından Slavoj Zizek, 2. Dünya Savaşı’na dair şöyle bir anekdot anlatır: 1942 yılının sonlarında, Hitler’in özel treni bir hastane treninin yanında durur. Trendeki yaralı askerler, Hitler’in yardımcılarıyla toplantı halinde olduğu ve yemeklerin “harika Çin porselenleriyle” servis edildiği lüks restoran vagonuna büyülenmiş bir şekilde bakmaya başlarlar, o esnada Hitler durumu fark eder ve büyük bir öfkeyle trenin perdelerini kapattırır.

Zizek, Hitler’in öfkelenmesinin nedenini “kendi gerçekliğine tecavüz edilmesi” olarak açıklar; tüm o bin yıllık imparatorluk, dünya egemenliği, üstün ırk fantezileri, yani Nazi gerçekliği, hakikat karşısında, yani yaralı ve perişan haldeki askerler karşısında darmadağın olmuştur bu karşılaşma anıyla.

Bu tür karşılaşma anlarına bizden de örnekler verilebilir. Örneğin bundan yıllar önce, “”in kendisini protesto eden bir çiftçiye tarıma verdikleri desteği anlatırken çiftçinin “Benim mahsulüm öldükten sonra mı, iki senedir anamız ağlıyor” diye çıkışması üzerine çiftçiyi “Ananı da al git” diyerek kovması böyle bir andır.



Erdoğan'ı bu kadar sinirlendiren şey, kendi gerçekliğinde, daha doğrusu fantezi evreninde hakikat aracılığıyla açılan deliktir, çiftçi hakikati dile getirmiş, iktidarın tarım politikalarıyla ilgili yarattığı illüzyonu teşhir etmiştir. Öfkenin ilk nedeni budur. İkincisi ise çiftçinin bunu yapacak cesareti kendinde bulması, “”in karşısına çıkıp bunu cesurca söyleyebilmesidir, oysa “” kimsenin bunu yapabileceğine ihtimal vermiyordur, biraz da şaşkınlıkla karışıktır öfkesi.

Benzer bir hadise TEKEL direnişi esnasında yaşanmıştır. TEKEL işçileri Ankara’daki çadırlı direniş eylemi öncesinde, mitinglerine giderek “”e seslerini duyuracaklarını düşünmüş, “” ise işçileri kürsüden “Devletin malı deniz yemeyen domuz. Bunlar yan gelip yatıyorlar, oturup para istiyorlar. Bunlar yetimin hakkını yiyorlar” diye azarlamıştır.

Burada da öfkenin nedeni aynıdır. Özelleştirme ile ilgili bir illüzyon yaratılması, TEKEL’in uluslararası sermayeye satılmasının meşruiyet zemininin yaratılması ve buna herkesin ikna olması gerekmektedir ama işçiler bu illüzyona hakikati dayatmakta, bunu da yine doğrudan “”i muhatap alarak yapmaktadırlar, yani iki kere suçludurlar!

Buradan günümüze gelebiliriz, Güneysu’daki o son “karşılaşma” anına yani. Konuşması esnasında atama bekleyen öğretmenler seslerini “”e duyurmaya çalışıyorlar. “” ise önce “bu tür şeyleri bana söylemeyin, kimden ne istediğinizi bilmiyorsunuz. Tamam mı?” diyor ve konuşmasına devam etmek istiyor; ancak “sınavdan sınava koşuyoruz” lafını duyunca sinirleniyor ve değişen bir yüz ifadesi ve ses tonuyla gruptakileri “Sınavdan sınava koşmaya devam edin. Sınavdan sınava koşacaksınız ki başarılı olacaksınız. Hiç sınava girmeden gelsin bizim ayağımıza olmaz…” diye azarlıyor.

İşte bir kez daha illüzyonun dağıldığı o hakikat anı… Tam da kürsüden dünyanın bizi nasıl kıskandığını, yerli silah sanayini, ekonomimizin büyüklüğünü, işsizlik ve enflasyonun yalan olduğunu, illet ve zillet ittifakının suçlarını duyacakken, birileri çıkıp hakikati, yani işsizliği, yani gençlerin gelecek kaygısını, yani gidişatı hatırlatıyor, fanteziyi bir anlığına da olsa askıya alıyor, hükümsüz kılıyor, büyüyü bozuyor. “” işte tam olarak buna kızıyor.

Kriz derinleştikçe, “varlık kuyrukları” da dâhil olmak üzere bu tür anlara daha da çok tanıklık edeceğiz. Bu anları çoğaltmak, politize etmek, yalanın karşısına hakikatin siyasetini koymak gerekiyor.


https://www.birgun.net/haber-detay/sinavdan-sinava-kosacaksiniz.html

( Sonradan anladım '' '' tırnak işaretlerinin arasına 'r.is'   sözcüğünü kondurarak okumalısınız. Forumda yasaklı bir kelime old. için o sözcüğü almıyor.




Bu ileti en son melnur tarafından 06.03.2019- 11:50 tarihinde, toplamda 7 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.681
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

7 kere teşekkür edildi.
7 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 16.03.2019- 23:07


Günümüzün en önemli filozoflarından Slavoj Zizek, 2. Dünya Savaşı’na dair şöyle bir anekdot anlatır: 1942 yılının sonlarında, Hitler’in özel treni bir hastane treninin yanında durur. Trendeki yaralı askerler, Hitler’in yardımcılarıyla toplantı halinde olduğu ve yemeklerin “harika Çin porselenleriyle” servis edildiği lüks restoran vagonuna büyülenmiş bir şekilde bakmaya başlarlar, o esnada Hitler durumu fark eder ve büyük bir öfkeyle trenin perdelerini kapattırır.

Zizek, Hitler’in öfkelenmesinin nedenini “kendi gerçekliğine tecavüz edilmesi” olarak açıklar; tüm o bin yıllık imparatorluk, dünya egemenliği, üstün ırk fantezileri, yani Nazi gerçekliği, hakikat karşısında, yani yaralı ve perişan haldeki askerler karşısında darmadağın olmuştur bu karşılaşma anıyla.


Hitler'in öfkelenmesinin nedeni yaralı askerlerin perişanlığının Hitler'in kafasındaki Nazi gerçekliğiyle uyuşmamış olmasıydı. Hitler'in kafasının içinde bir illüzyon vardı ve o askerlerin durumu o illüzyonla uyuşmuyordu. Perdeler kapanmalıydı ki, o illüzyon bozulmamalıydı. Hitler'in özel trenindeki ''harika Çin porselenleriyle servis edilen yemek'' olmasaydı da, o perişanlık görülmek istenmezdi. O illüzyon hiç bozulmadı. Sovyet askerleri Berlin'e, Hitler'in karargahına kadar yaklaştığında bile...

Benzer illüzyon Erdoğan ve çevresindeki üç beş kişide yok mu? Ülkenin   ekonomik ve siyasi alandaki çöküntüsü karşısında ''varlık kuyruğu'', ''eksi büyüme'' gibi söylemler sadece konsolidasyon malzemesi de değil bence, gerçekliğin bir türlü kabullenilmemesi. Topluma bir illüzyon dayatılmaya çalışılırken oluşturulan o illüzyon aynı zamanda kendileri için de bir gerçeklik haline dönüşmüyor mu?

Fatih Yaşlı'nın söylediği gibi, gerçekliğin siyasetini oluşturmak öncelikle bu illüzyonun yenilgiye uğratılmasıyla mümkün. Bu ülkede yaşayan sağcı veya solcu, ne olursa olsun, aklını yitirmemiş, illüzyona kendini kaptırmamış kim varsa -bence-önceliği bu olmalıdır.




Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Benzer konu yok
Etiketler   Bir,   büyük,   illüzyon.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS