SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
K.Okuyan: Boykot çağrısının mantığı ve İmamoğlu’nu desteklemek…           (gösterim sayısı: 107)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.953
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

9 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 10.05.2019- 07:59


Boykot çağrısının mantığı ve İmamoğlu’nu desteklemek…-Kemal Okuyan

Dolduruşa, mahalle baskısına, kolaycılığa alıştırılmış Türkiye’nin siyasal ikliminde, bir partinin YSK’nın kararının üzerinden henüz birkaç saat geçmişken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayını geriye çekmesi, boykot çağrısı yapması ve bu çağrının yaygın kabul görmemesi durumunda kararını gözden geçireceğini açıklamasının ne anlama geldiği doğal olarak herkes tarafından anlaşılmadı, anlayanların bir bölümü de anlamamış gibi yaptı. Sonra o parti daha ayrıntılı bir açıklama daha yaptı, şu andaki yaklaşımına açıklık getirdi. Parti üyeleri köşe yazdılar, sorulara yanıt verdiler…

Partinin adı Türkiye Komünist Partisi’ydi, yıllardır, hatta on yıllardır gündemde olan düzen muhalefetinin desteklenmesi baskısına seçim dönemleri dahil direndi, bağımsız, devrimci bir hattın örülmesi için uğraştı. Dolayısıyla, TKP’nin adayını geri çekme kararı ilgi çekti, bazı haber kanalları “TKP’den İmamoğlu’na destek” diye haberleştirdiler; bazısı samimiydi, öyle anlamak istiyordu. Kimileri ise “işte burnundan kıl aldırmayan TKP de hizaya geldi” diye açıklamanın üzerine balıklama atladı. Şimdi “boykot” diyordu TKP ama CHP’nin kararıyla birlikte bu politikanın yaygın alıcı bulmayacağı ortadaydı, dolayısıyla “boykot tutmazsa, yeni bir değerlendirme yaparız” diyerek TKP, İmamoğlu’nu destekleyeceğini açıklıyordu.

TKP, henüz daha YSK karar vermemişken, İstanbul’da seçimlerin tekrarı doğrultusunda bir karar alınırsa aday göstermeyeceğini, konunun birinci dereceden muhatabı olan (bu CHP’dir) yaklaşımının önemli olduğunu zaten söylemişti. CHP, hiç ihtimal vermiyorduk ama, boykot kararı verseydi, CHP’yi desteklemek için değil, doğru olan yaklaşım geniş bir toplumsal destek bulacağı için tereddütsüz boykot kararıyla devam edecektik.

Değişen bir şey yok bizim açımızdan. Adayımızı geri çektik, boykotun doğru tutum olduğunu ilan ettik ve bunu söylemeye devam ediyoruz. Deniyor ki, boykot tutmadığına göre yeniden değerlendirme yapacaksınız ve İmamoğlu’na oy vereceksiniz.

O halde biraz daha açmamız gerekiyor.

TKP “yeniden değerlendireceğiz” derken, sonucu belli bir kararı makul bir tarihte ilan etmekten söz etmiyor. Gerçek bir değerlendirme sürecine işaret ediyor.

Nedir şu anda bir komünist partisinin bu olayı değerlendirirken hesaba katması, emekçi sınıfların çıkarlarını en iyi şekilde savunabilmek için göz önüne alması gereken parametreler?

1. Sınıf çelişkilerinin üzerinin örtülmesine izin vermemek. Türkiye’nin başına ne geldiyse, işçi sınıfı ve bütün emekçi kesimlerin siyasal ve ideolojik alanda kendilerini gösterememesi, bir sınıf olarak memleket meselelerine ağırlık koyamamasından geldi. Aynı gemide değiliz ve “iş insanı da konuşacak, işçi de konuşacak” türünden birleştirici, uzlaştırıcı söylemlerin AKP kurmaylarının öfke dolu konuşmaları kadar tahripkar olduğunu ısrarla anlatmak zorundayız. Türkiye’de bir egemen sınıf var ve son tahlilde Binali Yıldırım da, Ekrem İmamoğlu da o sınıf adına siyaset yapıyor, o sınıf adına İstanbul’u yönetmek istiyor. Bir parametre bu; TKP sınıf çelişkileri yokmuş gibi yapamaz, geçici süreliğine de olsa sınıf çelişkilerini bir kenara koyarak siyaset üretemez.

2. Sosyalizm hedefini güncel tutmak. Dünyada ve Türkiye’de kapitalist sistemin insanlık için yıkımdan başka bir anlamı bulunmadığını tartışmak isteyen var mı? Savaş, işsizlik, yoksulluk, açlık, kriz, çürüme, cehalet, doğanın tahribi, ayrımcılık, ırkçılık. Yahu, YSK’yı tartışıp duruyoruz, çocuklara tecavüz için kuyruğa giren alçakları aklayan bir hukuk sistemimiz var, ne umuyor, ne bekliyoruz! Kapitalizm budur. Yıkılmalıdır. Bu ertelenemez bir gündemdir. TKP, sosyalizmin biricik kurtuluş olduğu tezini hiçbir zaman geri çekemez.

3. Siyasi iktidarın her tür haksızlığına, özgürlükleri kısıtlama girişimine karşı durmak. Hükümetler, patron sınıfının siyasal iktidarda cisimleşen temsilcileridir. Halkın muhatabı öncelikle onlardır. Bir devrimci, düzen cephesine baktığında öncelikli olarak siyasi iktidarın temsilcilerine bakar, onları hedef alır, onların tasarruflarına karşı konumlanır. Hele hele bu hükümet AKP gibi, tarihsel bir misyonla hareket eden, kural tanımayan ve bu ülkede halkın kazanımı, işçi sınıfının kazanımı olarak görebileceğimiz ne varsa onu yıkıp geçmeye çalışan bir parti tarafından oluşturulduysa. TKP, 2002 yılında “AKP’yi istemiyoruz” dedi, şimdi yine bunu söylüyor; örneğin “İYİP’i istemiyoruz” diye bir sloganı yok; en azından şimdilik!

4. Emekçi halkın uyanışını, örgütlü mücadeleye katılımını kolaylaştırmak. Türkiye’de toplum örgütsüz. Parayı elinde tutan güçler istedikleri an birini parlatıp lider haline getiriyor. İnsanlar bir süre ona umut bağlıyor, sonra o yıpranınca bir başkası… Örgütsüz bir halk daha çabuk ikna oluyor, zahmetsiz kurtuluş nasılsa, çaresizlikten geçici de olsa sanal bir rahatlama yaşanıyor. Her defasında daha büyük bir hayal kırıklığı… O heyecanı yaratan güçler ellerini ovuşturuyor, yoksullarda ise büyük bir çöküntü, karamsarlık. Oysa, toplumsal alanda her duyarlılık, her mücadele başlığı halkın örgütlülüğünü, direncini, cesaretini artırmalı.

5. Adalet duygusu. Defalarca, başkaları gibi siyaset yapmayacağız dedik, ilkelerimizi sıraladık. “Haksız olduğumuz hiçbir kavgaya girmeyiz” diye kestirip attık. Adalet duygusu öyle yitip giden bir ülke olduk ki, bir maçta hakemin kendi takımı lehine verdiği penaltıya “hocam penaltı değil, ben kendim düştüm” diyen topçuyu kahraman ilan ediyoruz. YSK kararı, bir oyun değil, çok karmaşık hesapların ürünü ama son tahlilde insanda isyan ettirici bir yanı var. Bir düzen partisinin adayına karşı yapılmış da olsa, muazzam, açık, saçma sapan gerekçelendirilmiş bir haksızlıkla karşı karşıyayız. İmamoğlu değil konu, halkın genel oy hakkı gasp edilmiş. TKP için bu da bir veridir, bir veri olduğu için, parti “İstanbul seçimi bitmiş, İmamoğlu seçilmiştir” diye kestirip atmıştır.

Devam edebiliriz ama bu kadarı yeterli olmalı. Bir komünist partisinin YSK’nın kararı sonrasında değerlendirme yaparken hesaba katması gereken parametreler öncelikle bunlar. Bütünlüklü bir biçimde ele alınması gereken bu parametrelerin her birisinin aynı noktayı işaret etmediği de herhalde anlaşılmıştır.
İlk çıktı, adayı geri çekmektir. Bu yapıldı.

Boykot dendi. Boykot, YSK kararına verilecek en ileri, en cesur, birçok açıdan en sonuç alıcı yanıttır. “Senin kuralsızlığını reddediyorum” demektir. “Bir hamle yaptın, bunun sonucuna katlan, meşruiyet krizi geliyor” diye meydan okumaktır. Siyasal strateji olarak 2002 yılından beri sürmekte olan bir süreci topyekun sorgulamaktır. Doğru olan, hedeflenmesi gereken, Türkiye’nin önünü açacak olan budur.

CHP yönetimi bunu istememektedir. Çünkü bugün CHP’nin merkezinde durduğu koalisyonun arkasında duran güçler Türkiye’de AKP felsefesinin devamından yanadır, kontrol edilmiş bir Erdoğan ya da Erdoğansız bir AKP’yi tercih etmektedir, o da olmadı AKP’siz bir AKP Türkiyesi’nden yana tavır koymuştur. Boykot bu plana uymaz, boykotu CHP yönetemez, boykot CHP’yi aşar. O nedenle “gideriz bir daha yeneriz” demektedirler. Pratikte ortaya çıkabilecek şu soruyu yanıtsız bırakarak: “Ya seçime kadar ve seçim günü daha büyük hukuksuzluklara imza atılırsa?” Dün bir CHP’li “polisler İstanbul’a kaydırılacak, görev kağıdıyla oy kullanacaklar” iddiasının AKP’liler tarafından çıkarıldığını ileri sürüyor ve halkımıza “kanmayın bu söylentilere, sizi umutsuzluğa sevk etmek için yayıyorlar” diyordu. Harika! Zaten daha önceki seçimlerde polislerin sandık sandık dolaşıp defalarca oy kullandığını belgelemiştik ya onu da hiçbir şeyi beğenmeyen komünistler uydurmuştu!

Heyhat, her şey çok güzel olacak!
Değil mi Hacı Sabancı?
Hayat sana ve senin gibilere her durumda güzel.

Evet, “boykot olmaz”cıların ellerini nasıl boşalttıklarından söz ediyorduk. Varsayalım ki, Binali Yıldırım, devlet olanaklarıyla, YSK marifetiyle, akla gelebilecek ve gelmeyecek yöntemlerle ya da yeni siyasi manevralarla, açılımla-saçılımla sandıktan önde çıktı. O zaman ne olacak? Binali Yıldırım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı mı değil mi?

Bize göre değil. Çünkü seçimin yinelenmesi meşru değil. Ancak “olsun bir daha kazanırız” diyenler Binali Yıldırım’ı tebrik edip, “her şey güzel olsun” demek zorundalar.

Bazen siyasette geri adım atmak gerekir doğru… Sizin kabullenmediğiniz bir şey, zaman içinde olağanlaştırılır, norm haline getirilir ve daha geri bir ortamda mücadele edersiniz. Ama şu anda 31 Mart’ta İmamoğlu’na oy verenlerden daha geniş bir toplumsal kesim, YSK kararını benimsemiyor, kabullenmiyor. TKP elbette bu reddiyenin değerlendirilmesini, bir mevziye dönüşmesini isteyecektir.

23 Haziran seçimi meşru değildir. TKP bunu söylüyor. Peki neden bunu söyledikten sonra “yeni bir değerlendirme yaparız” diye ekleme ihtiyacı duyuyor?

Bu soruyu da yarın yanıtlayalım.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.953
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.05.2019- 08:00


( Dışarı çıkmam gerek. Yazıyı bu yüzden okuyamadım. Dönüşümde belki, devamı da varmış, belki de yarın. TKP'den şu an'a kadar doyurucu bir yanıt geldiğini düşünmüyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.953
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.05.2019- 09:19


23 Haziran’a giderken neler olabilir- Kemal Okuyan

Uzun bir Haziran olacak. Herkes İstanbul seçimlerine odaklandı, anketler yayınlanıyor, şöyle çalışılacak, adayların stratejisi böyle filan… Oysa Türkiye’de siyasi dengeler açısından 23 Haziran öncesindeki süreç, en az seçimin kendisi kadar önem taşıyor. Belki seçimin kendisi bir teferruata dönüşecek…

Lafı fazla uzatmadan olası gelişmelerden söz edelim sonra ne yapmak gerektiğine döneriz.

Türkiye’de siyaset alanında 23 Haziran sürecinde neler olabilir?

1. Siyasi iktidar 1 Kasım 2015’e giderkenkine benzer bir yöntem izler, her tür baskı, yıldırma, provokasyonu dener, seçim süreci asimetrik bir mücadeleye, bir tek kale maça dönüşür, bugün “her şey çok güzel olacak” diyenlerin de içinde bulunduğu kesim “böyle seçim olmaz” demeye başlar. İktidar açısından bunun zorlukları vardır, ekonomide ve dış politikada koşullar 2015’ten farklıdır, iktidarın iç dokusu bayağı örselenmiştir. Dolayısıyla 2015’ten farklı olarak “milliyetçi” hezeyana oynamak yerine, elindeki devlet olanaklarını sonuna kadar kullanmaya ve her tür hukuksuzluğu göze almaya yönelebilir. Bunun meşruiyet krizini derinleştireceği, AKP koalisyonundaki çatlakları onarmak yerine büyüteceği beklenebilir. Ancak yine de “AKP bu yolu asla denemez” diyebilir miyiz? Hayır, AKP’yi ve Erdoğan’ı tanıyoruz, hukuksuzluğun tırmandırılmayacağının, 31 Mart’tan sonraki skandalın benzerlerinin masaya konmayacağının bir garantisi bulunmuyor. Süreç böyle gelişebilir.

2. Siyasi iktidar “normalleşme” sinyalleri verir, yeniden AB’ye üyelikten dem vurur, ABD ile sorunlarının bir bölümünü aşma yoluna girer, Hacı Sabancı’ya “hacı ne istedin de vermedik, söyle derdini” der, HDP’ye “fazla yakın durmayalım ama söz yine ufaktan ufaktan açılırız” mesajı verir, hukukun üstünlüğünden dem vurur, af söylentileri çıkarır. İşin gerçeği, YSK kararının Erdoğan’ı geri adım atmaya, “normalleşme”ye ikna için alınmış olması bile mümkün. Veya, YSK kararını Erdoğan’ın pazarlık yöntemi olarak düşünebilirsiniz. Ben karardan önce “Erdoğan belki de İstanbul’u normalleşmenin fiyatı olarak belirledi” diye yazmıştım; bu da mümkündür. Bu yol Erdoğan’ı başarıya götürebilir ve kilitlenen Türkiye toplumu bir kez daha Erdoğan eksenli bir taraflaşmaya mahkum olabilir.

3. 23 Haziran’a giderken Erdoğan’ın “sertleşme” hamleleri bu kez boşa çıkar veya tersinden normalleşme girişimleri emperyalist merkezler ve sermaye çevrelerinde alıcı bulmaz, iktidarının altındaki halı çekilir, AKP’nin içi karışır, sermaye sınıfımız sosyal medya “eleştirileri”yle yetinmeyip somut adımlar atar, yeni parti kuruluverir, en “güvenilir” Saray kadroları gemiyi terk eder, Erdoğan’a İstanbul’u vermenin onun kontrolünü zorlaştıracağını düşünenler kararlı durur ve Türkiye’de yıllardır hazırlıkları yapılan “proje” ağırlığını hissettirir. Yok böyle şeyler diyen var mı? AB’ci, NATO’cu, cemaatlerle içli dışlı, sermaye çevrelerinden cesaret alan bir düzen muhalefetinden söz ederken uzaylılardan bahsetmiyoruz. Kılıçdaroğlu da İmamoğlu da bu projenin aktörleridir. Bunu hemen herkes biliyor da, kimse bildiğini dillendirmiyor.


Bu üç olası gelişmenin varyantları var, gerçek hayatta bunlar bütünüyle ayrışmayabilir, farklı vektörler ortaya çıkabilir. Bakın on gün içinde Erdoğan’ın pozisyonunda bu bağlamda ne kadar değişiklik oldu! Önceki gün, Avrupa Birliği’ne atıp tutmaksızın “üyelik hedefimizden şaşmayacağız” diye buyurdu, OHAL sürecindeki mağduriyetlerin düzeltileceğini ima etti, yargıda reform yaparsak piyasalar rahatlar dedi, aynı anda S-400’lerin Temmuz’da gelmeyeceği haberleri yayıldı, Anayasa Mahkemesi Ayşe Öğretmen’in özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vererek oldukça ilginç bir değerlendirmeyi kamuoyu ila paylaştı, önüne gelene “terörist” denemeyeceğini ilan etti, üstüne özgürlüğü kısıtlanan eğitim emekçisi derhal serbest bırakıldı. Bütün bunlar bir günde oldu.

Bu bir yönelimdir ama unutmayalım, tam tersine işaret eden örnekler de çoğalmaya devam etmektedir. Türkiye’de hep sürecin bütününe bakmak, gündelik gelişmeler üzerinden kesin hükümler vermemek altın kuralımız olmalıdır. “Gördün mü bak, hani normalleşme olacaktı”, “HDP AKP ile bir daha asla masaya oturmaz”, “Erdoğan MHP’ye mahkumdur” ve benzeri değerlendirmeler ya da bunların tam tersine işaret eden saptamalar, süreci, yönelimi kavramayı zorlaştırmaktadır.

Bu hatanın kaynağında iki olgu yatmaktadır. Birincisi, Türkiye’de her durumda bir sınıf egemenliğinin hüküm sürdüğünün unutulmasıdır. Erdoğan güçlü bir figür olabilir, yıllar içinde kişisel otoritesini pekiştirmiştir ama bütün bunları patron düzeninin mantığı içinde, onunla karşı karşıya gelmeyerek gerçekleştirmiştir. Bugünkü krizde Erdoğan ya da muhalefetin kararlarından daha önemlisi, sermayenin tavrıdır.

İkincisi krizlerin kişisel kararlardan türediği yanılsamasıdır. Siyasal aktörlerin tasarrufları krizleri derinleştirebilir ama onların kaynağında daha karmaşık toplumsal-sınıfsal dinamikler vardır. Bugün Erdoğan’ın biri dizi konuda geri adım atmasını sağlayacak olan, yalnızca onun kendisini kurtarma güdüsü değil, Türkiye burjuvazisinin ve uluslararası tekellerin “yeter” demesidir. Ancak Türkiye’de sermaye AKP öncesine dönemez, bölgesel iddialarını tamamen terk edemez; bu anlamda bir yandan da Erdoğan’ın inisiyatif alan politikaları ve emeğe karşı saldırganlığının sermaye sınıfında bulduğu yankı Erdoğan’ı fazla geri basmamak konusunda cesaretlendirmektedir.

Böyle bir Türkiye’de, bütün bunlara işaret eden, tavır alan bir farklı ve bağımsız bir siyasal hatta ihtiyaç olduğu açık. TKP bu boşluğu doldurmaya çalışmakta ve her geçen gün daha fazla emekçinin ilgisini çekmekte.

Bu nedenle TKP, 23 Haziran’la ilgili “yeni bir değerlendirme yapacağız” derken, bütün bu olasılıklarla ilgili ne tür gelişmelerin yaşandığına bakacak, bu gelişmelere kendi perspektifi ile müdahale edecek ve yeni kararlar alacaktır.

Daha açık olması için, maddelere dönerek yanıt vereyim:

Birinci seçenek güçlü bir biçimde kendini hissettirirse, TKP boykot çağrısını güçlendirir ve atılan tokada öbür yanağı çevirme politikasının parçası olmaz.

İkinci seçenek, Erdoğan’ın bu ülke siyasetini kilitlemeye devam etmesi anlamına gelir. Burada yeniden değerlendirme, düzen muhalefetinin de desteğiyle AKP Türkiyesi’nin normalleştirilmesi tehlikesini en iyi nasıl bertaraf edeceğimize karar vermek anlamına gelir. Bu aşamada, Erdoğan için bir referanduma dönüşecek İstanbul seçiminde, “hayır” demek için İmamoğlu’na oy vermek güçlü seçenektir. Tamam CHP, “bunu bir referanduma dönüştürmeyeceğiz, 23 Haziran’daki seçim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimidir” diyerek kendi yolunu çizmektedir ama birçok yurttaş için, yinelenen seçimde oylanan Erdoğan olacaktır. Dediğim gibi, değerlendireceğiz, her bir parametreyi hesaba katacağız ve ne yaparsak yapalım bunu TKP gibi yapacağız.

Üçüncü seçenekte işaret edilen projenin önü 23 Haziran’dan önce açılır, Erdoğan’ın kilidi erken çözülürse, TKP bu yaşananların içerdiği tuzaklara daha fazla odaklanır ve bu projeye güçlü bir şerh düşer. Boykot bu kez başka bir boyut kazanabilir ve süngüsü düşürülmüş AKP ile ılımlı AKP rejimi için önü açılan muhalefet blokuna aynı anda “hayır” demek zorunlu devrimci tavır haline gelebilir.


Demem odur ki, Haziran uzundur ve görüldüğü üzere Mayıs ayı da bitmek bilmeyecektir. İzlemek, müdahale etmek ama en önemlisi emekçi halkı bütün bu olasılıklara karşı uyarmak, hazırlamak, halkın örgütlü gücünü oluşturmak gerekir.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.953
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.05.2019- 09:27


Kemal Okuyan'ın yazılarına her zaman önem vermişimdir; benim için gerçekten değerlidir. Bilgisi, donanımı bir tarafa anlatım tarzı, üslubu da kendini okunabilir bir hale getiriyor. Bu yazılarını da bu yüzden önemsiyorum. Üzerinde gerçekten düşünülmeli, söylemek istedikleri sorgulanmalı. Öye de yapılacaktır. Kırmızıya boyadığım cümlesi ise hem birinci ve hem de ikinci yazısının araya sıkıştırılmış bir özeti olarak da yorumlanabilir. Komünist bir partinin Aydemir Güler'le birlikte değerli bir sosyalist aydını böyle bir cümle kuruyor ve konunun bir ölçüde de olsa somutlaşmasına yol açıyorsa önem vermek gerekir. Cesurca bir davranış. Dediğim gibi yazının üzerinde durulmalı ve üstünkörü değerlendirmeler yapılmamalı. K.Okuyan bu yazıları ve en çok da kırmızıya boyadığım cümlesiyle umarım Orham Gökdemir dostumuz tarafından da ''yorgun demokrat'' olarak etiketlendirilmiyordur; çünkü bu sıfatı hiç de hak etmemiş olur :)




Bu ileti en son melnur tarafından 12.05.2019- 02:03 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.953
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
9 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.05.2019- 03:38


Bir komünist partinin bir düzen partisine düzen solu da olsa açık seçik destek çağrısı yapması bana çok da doğru gelmiyor(du). Koşullar gerektirdiğinde ise bunu dolaylı yoldan yapabilir diye düşünürdüm. 31 Mart öncesinde sanki böyle bir iklim vardı. Genel bir seçim değildi, belediye seçimi olması, tek bir oy'un bile yerel iktidarın değişimine yol açabilmesi parti tarafından farklı bir değerlendirmeyi gerektiriyor, gibiydi. Ama öyle olmadı. TKP bir irade göstererek bodoslama bir şekilde seçime girdi.   TKP'nin hiç olmadığı kadar görünür hale gelmesinin çekiciliği de buna etkidi sanıyorum. Sanırım farklı beklentileri vardı ama sonuç hiç de beklenildiği gibi olmamıştır. En azından bana öyle geliyor.

Bu ülkede bir ilericinin, bir aydının, hatta ilerici veya aydın olmak bir yana, az çok siyasetle uğraşan biri, daha ileri gidelim, siyasetle çok da ilgili olmayan ama kendi yaşam tarzına az çok önem veren birinin bile 21. yüzyıl Türkiye'sinde AKP'yi görmezlikten gelmesi mümkün değildir. AKP farklı bir parti; tipik, sıradan bir burjuva partisi değil. Cumhuriyete karşıt bir parti, İslamcı bir parti, aydınlanmaya, laikliğe düşman bir parti. Bir karşı devrimci parti. Cumhuriyeti bir paragraf olarak gören ve 2023'te de ülkeyi artık farklı bir kulvara taşıyacağını zaman zaman da deklare eden bir parti. Şimdi, böyle bir parti iktidardayken ve karşı devrimci yolda yürüyüşünü koşar adım sürdürüyorken, onun herhangi bir seçimde görmezlikten gelinmesinin savunulacak bir yanı olamaz. Bu ülkenin solcu, sosyalist, ilerici, devrimci ve yurtsever insanlarının en öncelikli sorumluluklarının AKP'ye karşı bir mücadele hattını örmek ve bu mücadeleye de etkin bir şekilde katılmak olmalıdır, diye düşünüyorum. Bir an için de olsa bu mücadele savsaklanamaz.

TKP'yi bu hattın dışında düşünebilmek mümkün mü? AKP'nin ne olup ne olmadığını bu coğrafyaya ilk   hatırlatan parti TKP değil miydi? AKP'nin en büyük demokrat ilan edildiği ve hatta kimi solcular tarafından yarım kalmış burjuva devrimini bile tamamlayabilecek bir özne olduğu iddia edilirken, bu tezlere şiddetle karşı çıkan ve AKP'nin dinci gerici bir parti olduğunu ve karşı devrimci bir portföyü bulunduğunu daha ilk siyasi adımlarında gören bir parti değil miydi TKP? Ergenekon ve Balyoz   davalarında hemen her siyasi yapı AKP-cemaat ortaklığına destek vererek önünü açarken ,bu davalarla devletin bağırsaklarını temizlemeyi amaçlamadığını, amacın devlete yerleşmek ve devleti bir parti devletine dönüştürmek olduğunu söyleyenler TKP'liler değil miydi? Ve böyle olduğu için solda yalnızlaştırılmaya çalışılan bir parti olmamış mıydı ve her türlü hakarete de uğramamış mıydı?

TKP bütün o süreçte hep haklı çıkmıştı. AKP farklıydı, AKP tipik, sıradan bir burjuva partisi değildi ve hiçbir şekilde sıradanlaştırılamaz, hele diğer düzen partileriyle hiçbir şekilde aynılaştırılamazdı.

Problem burada yatıyor, bana göre.

Bunca doğru değerlendirmelerle bugüne gelen TKP'nin 31 Mart Belediye seçimlerindeki tavrının öncekilerle uyuşmadığını düşünüyorum. ''Seçime bodoslama girdi'' benzetmemi bu yüzden yapmıştım. 31 Mart seçimlerindeki TKP siyaseti hem teoride ve hem de özellikle pratikte AKP'yi sıradanlaştırma üzerine kurulmuştur. Başta CHP olmak üzere AKP karşıtı toplumsal muhalefeti nerdeyse AKP'lileştirmiş ve aynılaştırmıştır. ANAP'lı ve hatta İSLAMCI etiketleri bile kullanılmıştır. Bağımsız sosyalist bir siyaset izlemenin böyle bir siyasi tavırdan geçtiği yanılgısına düşülmüştür.

Başka bir sorun daha var: Partinin belli bir düzey tutturarak sürdürmeye çalıştığı siyaset üslubu''aşağıya'' yani partinin üye ve sempatizanlarına aynı düzey ve biçimde de yansımamış, alt kadrolar bu siyasal tavrı ''AKP de bir, diğer muhalefet partileri de'' çerçevesinde algılayarak çevrelerine böyle yansıtmışlardır. TKP'nin oy alabileceği yüzü sola dönük kesimlere bu tür yaklaşımın itici geleceği de çok açıktı ve nitekim öyle oldu.


YSK'nın   seçim iptalinin ardından TKP'nın adayını geri çekmesi ve yaptığı ilk açıklama bu yüzden yeterince açık değildi. 31 Mart seçimleriyle üye ve sempatizanlarının aldığı tavır o şekilde olmasaydı belki bir ölçüde anlaşılabilirdi ama, ''hepsi bir, hepsi sermaye partisi'' yüzeyselliği içinde koşullanan kesimlere yeterli gelmeyeceği de belliydi. 31 Mart seçim sonuçlarının sevindirici ve keyif alınması gereken bir sonuç olduğu gerçeğini hissedememenin savunulur bir yanı yok. Partinin üye ve sempatizanlarının hala ''her şey çok güzel olacak'' sloganına tepkisel en azından donuk yaklaşmasını ben kabullenemiyor, yakıştıramıyorum. K. Okuyan'ın son açıklaması bu algıyı umud ederim değiştirir, yoksa, bu siyasal tavrın partiye ve sosyalizme bir katkı getireceğini düşünmüyorum.

( Komünist bir partinin bağımsız siyaset izlemesi gerektiği konusuna hiç girmedim, bu konuda pek çok yorumum var zaten. TKP 31 Mart seçimlerinde hem AKP karşıtlığını ve hem de sosyalizmin savunuculuğunu aynı anda pratikte savunabilirdi. Gösterilen tavrın bir ayağının eksik olduğunu söylemeye çalışıyorum.)




Bu ileti en son melnur tarafından 12.05.2019- 19:44 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Boykot mu tekrar seçim mi? melnur 10 172 11.05.2019- 11:15
Konu Klasör TKH'den seçime boykot... melnur 0 391 27.04.2018- 09:20
Konu Klasör Seçimler ve boykot denizcan 1 1619 11.02.2015- 09:08
Konu Klasör HDP boykot kararı alabilir. dayanışma 2 2087 28.09.2015- 21:12
Konu Klasör Bugün okul yok, boykot var! umut 16 5639 15.02.2015- 00:16
Etiketler   K.Okuyan:,   Boykot,   çağrısının,   mantığı,   İmamoğlu’nu,   desteklemek…
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS