SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Demirtaş ve Yüksekdağ'ın tutukluluğu ve solun durumu...           (gösterim sayısı: 166)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.354
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 22.09.2019- 08:40


''...Ben Kandil'e de sesleniyorum. Bu terör örgütlerinin yanında olanlara da sesleniyorum. Katil aranıyorsa bunun adresini sormaya gerek yok. Bunlar biliniyor. Bunlar parlamentoya kadar sızmış olanlar. Sokağa insanları çağırıp Diyarbakır'da 53 insanımızı öldürenleri milletimiz unutmuyor, unutmayacaklar da. Sonuna kadar takipçisi olacağız. Bunları bırakamayız. Eğer biz bırakırsak ebedi alemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar.”

https://ilerihaber.org/icerik/yeni-safakin-kullandigi-otopark-ibbye-ait-cikti-103860.html

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dünkü konuşmasından bir bölüm. Çok uzun zamandır dinlemiyorum. Gerçekten rahatsız oluyorum; Erdoğan'ın muhalifleri üzerinde psikolojilerini bozan bir yanı olduğunu düşünüyorum.; söyledikleri, söylemeye çalıştıkları, üslubu, ses tonu, kimi yerlerdeki gereksiz vurgusu, hemen herşey gerçekten rahatsız edici ve mümkünse kanal değiştiriyor ve onun çokça çıkmadığı haber kanallarını tercih ediyorum. Bu konuşması, bu söylenenler de öyle bir etki yapmıyor. Sadece kişisel bir rahatsızlık da yaratmıyor bu sözler ve aynı zamanda Erdoğan siyasetinin hemen her konuda olduğu gibi Demirtaş ve HDP konusunda da çok tehlikeli sularda yol aldığını göstermektedir.

Bilerek yapıyor, yazılı bir metinden okuduysa bilerek yapılmıştır; hem Kandil, hem Selahattin Demirtaş ve hem Figen Yüksekdağ aynı cümlede ''katil'' sözcüğüyle yanyana getirilerek toplumun birlikte   yaşama perspektifini dinamitlemeye ve bu konuda bir algı yaratmaya çalışıyor.   Anayasal bir devlet olmayı bıraktık, bir kanun devletinde, sıradan bir Muz Cumhuriyeti'nde bile mahkemelerin son verdiği kararla tahliye edilmesi gereken tutuklu liderler için bir siyasetçinin ''onları bırakamayız'' diye bir demeç vermesi, ne kadar irkiltici bir sorunumuz olduğunun göstergesidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözünü tutmuştur, ''demokrasi trenine bineceğiz ve yeri geldiğinde ondan ineceğiz'' mealinde bir şeyler söylemişti. Yapılanlar, söylenenler   bu zihniyetin bir gerçekleşme zemini bulduğunu ve bu zeminde asla geri adım atmayacağını göstermektedir.

Ve ortada vahim bir tablo vardır.

Sorun sadece Demirtaş ve Yüksekdağ veya Kürt sorunu da değildir. Ülkede gerici bir otoriterliğin ( buna dinci faşizm dahil ne ad verirseniz verebilirsiniz) egemenlik kurduğu bir yapı vardır ve bu yapı hemen her geçen daha da otoriterleşirken ülkeyi geri dönülmesi yıllar alacak bir kulvara taşımaktadır. ( kısa kesmek istiyorum, Bundan sonrasını yazıp kopyalamama yanlışlığında bulunmuştum. Bir tuşla silindi gitti. Buradan devam ederken şimdi aynı şeyleri tekrar yazmaya çalışmak bir hayli zor olacak.)

Sol ülke siyasetine gözlerini kapayamaz. Bu konuda etkin bir muhalefet içinde bulunmak ve AKP'ye muhalif olan güçlere uygun bir şekilde omuz vermek veya en azından bu düzen muhalefetinin karşısına dikilmeye çalışmalıdır. Böyle bir siyasi tutumu ''sınıfsal mücadelenin kirlenmesi'' olarak nitelemenin anlaşılabilir veya savunulabilir bir yanı olamaz. Düzenden yana da olsa AKP karşıtlığını AKP ile eşitleyip   böyle bir siyaseti kendi kitlesine benimsetmeye çalışan bir solun Türkiye'nin geldiği noktada doğru bir perspektif geliştirdiği iddia edilemediği gibi bu tavrın hem ülkeye ve hem de sola bir katkısının olabileceğini asla düşünmüyorum.

(devam ederiz.)












Bu ileti en son melnur tarafından 22.09.2019- 08:41 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.354
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 26.11.2019- 12:34


‘Demirtaş’ın tahliyesine saatler kala Erdoğan’dan talimat geldi’

HDP’li milletvekili Meral Danış Beştaş “Selahattin Demirtaş üç defa tahliye edildi. Demirtaş ve Yüksekdağ davasında tahliyelerine saatler kala Erdoğan’ın talimatıyla yeni bir tutuklama kararı verildi” iddiasında bulundu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerinde Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine değerlendirmelerde bulunurken, siyasetçilere yönelik yargı baskısından bahsetti.

Danış Beştaş “Selahattin Demirtaş üç defa tahliye edildi. Demirtaş ve Yüksekdağ davasında tahliyelerine saatler kala Erdoğan’ın talimatıyla yeni bir tutuklama karar verildi” iddiasında bulundu.

“Meclis’e kayyum atandı”
Partinin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın hakkındaki tahliye kararlarına rağmen hapishaneden çıkarılmamasıyla ilgili de konuşan Meral Danış Beştaş, Demirtaş’ın tahliyesine saatler kala yeniden tutuklandığını söyledi:

“Mahkeme başkanı avukatların gözüne bakamadan salonu terk etti. Özgürlüğüne saatler kalmıştı. Mükerrer yargılama yapılamaz. Demirtaş ve Yüksekdağ davasında tahliyelerine saatler kala Erdoğan’ın talimatıyla yeni bir tutuklama karar verildi. Meclis’e de kayyım atandı. Şu anda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, milletvekillerine kayyım olarak atanmıştır. Özel yetki verildi fezleke hazırlamak konusunda. Dolayısıyla Meclis’teki millet iradesine de kayyım atanmıştır…

Resim Ekleme


“Şu anda Demirtaş da Yüksekdağ da tüm arkadaşlarımız da rehin durumunda. Çünkü yargıya bu kararlar verdiriliyor. Örneğin AYM, Sırrı Süreyya Önder’le ilgili olumlu bir karar verdi. Ama aynı gün başvuru yapan Demirtaş ile ilgili AYM henüz bir karar vermedi.”

“Bir suçtan 3 defa tutuklandı, 3 defa tahliye edildiyor”

Meral Danış Beştaş, yargının durumuyla ilgili şunları söyledi:

“Bir kişi hakkında birden fazla tutuklama birden fazla tahliye kararları verilmeye başlandı. Biri bir suçtan 3 defa tutuklanıyor, 3 defa tahliye ediliyor. Bunun en somut örneği İdris Baluken. İki defa tutuklandı iki defa tahliye dildi. Ne tesadüf ki bu kararları alan mahkeme başkanları ya rapor almış oluyor ya da görevinden alınmış oluyor.  

https://www.abcgazetesi.com/demirtasin-tahliyesine-saatler-kala-erdogandan-talimat-geldi-58443



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.354
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 29.11.2019- 08:22


Anayasal bir devlet olmaktan çoktan çıktık, bir kanun devletinde bulunduğumuz bile kuşkulu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı altında yargı var olan nispi özerkliğini de kaybederek ''tek adam''ın güdümüne girmiştir. Artık, anayasal hak, yasa, yordam diye bir şey kalmamıştır; tek adam ne diyorsa, ne istiyorsa o!

İçinde bulunduğumuz koşulların bizlere öğretmesi gereken o kadar çok şey var ki...

Öncelikle, bir sınıflı toplumda devletin sınıfsal bir baskı mekanizması olması gerçeği, hangi düzen partisi gelirse gelsin ''değişen bir şey olmayacağı'' anlamına gelmez. Sanırım, şu ''kaba solculuk(!)'' ezberlerine dayanılarak yapılan akıl yürütmelerin yanlışlığı anlaşılmıştır. Bir dönem '' solculuk iktidarları değil devleti yenilgiye uğratmaktır'' mealindeki mantıksal(!) yaklaşımların solcu bir yaklaşım olmadığını bugün bize göstermiş olmalıdır. O zamanlar o tartışmalarda bu yaklaşımların sürdürücüsü olanlar hala yanlışlıkların farkına varamamışlarsa, onlar için yapılacak bir şey yoktur. Hep yineliyorum, ''kayıp kuşaktır onlar'' ve artık tartışma dışıdırlar.

İdeolojik doğrular doğru bir siyasi çizgide savunulur hale getirilmedikçe, içi boş bir gevezelik olmaktan   başka bir anlama sahip olamaz.''Devletin sınıfsal niteliği'' öyle çok da aman aman bir çaba ve okuma gerektirecek bir sosyalist gerçek değildir. Pek çok doğru ve pek çok sosyalist bilgi de öyle. Çağımızda önümüze bir klavye almaya bile gerek yok, elimizdeki telefondan kısa bir zaman ayırmayla ulaşılabilecek bilgilerdir. Solcu olmak bu bilgilerin ideolojik bir doğru olduğunu ve hemen her zaman güncel olanla arasında büyük bir açı olduğunu bilmekten geçmektedir. İşte siyaset dediğimiz etkinlik bu ideolojik doğruların güncele uyarlanarak bu boşluğun ortadan kaldırılması girişimidir. Siyaset es geçilerek bir takım (ideolojik) ezberlerle doğru ve sol-sosyalist bir doğrultuda konumlanabilmek mümkün değildir. Sözde sol-sosyalist forumların içine düştüğü en büyük yanlışlık da buydu. ( İdeolojinin önemsizliğnden ve gereksizliğinden değil, bu gerçekliğin güncelin okunmasıyla ilişkilendirilmemesinin yanlışlığından söz ediyorum.) AKP'yi iktidarda muktedir hale getiren yanlışlıklar silsilesinin bir yanında bu gerçeğin yattığını artık anlamış olmalıyız.

Ülke olarak bir başka problemimiz var. İktidarın Kürt hareketinin yasal temsilcisinin üzerine gitmesinin kendine özgü nedenleri var. Milliyetçiliği yükselterek ve toplumun en azından milliyetçi kesimlerini bu tavırlar üzerinden konsolide etmeye çalışmaktadır. Başka gerekçeler de ileri sürülebilir. Ne var ki burada daha da önemli olan, hem HDP'nin ve hem de ülkedeki AKP karşıtlarının bu konuya tam olarak müdahil olamamasıdır. Hemen herkes, her siyasi çevre bu konuda sadece bir izleyici durumundadır. Bunun nedenleri sorgulanmayacak mı? AKP-MHP ortaklığının ve buna ''sol''dan destek olan Perincek tayfasının bu HDP üzerindeki baskısının bu kadar pervasızca sürdürülmesinin toplumda anlaşılabilir ve etkili bir tepki görememesinin nedenleri hiç sorgulanmayacak mı?

AKP-MHP ortaklığının demokrasiden nasibini alamamış partiler olduğunu söyleyerek bence bu konu geçiştirilmemeli. AKP-MHP ortaklığı demokrasiden nasibini alamadıkları için bu tür uygulamaları rahatlıkla yapabilmekteler ancak asıl sorun, bu uygulamalara tepki göstermesi gereken siyasi çevrelerin yeterince ses ve eylem yükseltememesidir.

İlginç değil mi; hemen her konuda AKP karşıtlığını dile getiren ve gerektiğinde -''Adalet Yürüyüşü'' gibi- önemli tepkiler koyan muhalif çevreler bu konuda neden yeterince etkili tepki vermekten kaçınırlar? Kürt hareketinden yana gözüken bir kısım sözde ''enternasyonalistler''in üfürdüğü gibi ''devletçi sol'' ve/veya '' Kemalist ve neo-faşist'' olmalarından mı?

Sorun Kürt hareketinin legal partilerinin içinde bulundukları grilikten bir türlü kurtulamamalarında yatmaktadır. HDP -bana göre- uğradığı bu baskılar karşısında büyük ölçüde yalnız bırakılıyorsa, yalnız kalıyorsa bunun nedeni içinde bulunduğu griliktir. Bu grilikte HDP'nin şiddetle arasında toplumun kabulleneceği bir mesafe koyamaması ve ülkede birlikte yaşama iradesini tam olarak ortaya koyamaması gerçeği yatmaktadır. Bu gerçeklik veya algı, -artık nasıl nitelenirse nitelensin- HDP tarafından ters yüz edilmedikçe HDP hem bu baskıyı yaşayacak ve hem de kendisini desteklemesi gereken çevrelerden yeterli desteği alamayarak yalnızları oynayacaktır.

Ne yazık ki, böyle!





Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.354
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 01.12.2019- 07:03


''Yeni nesil Kürt gençliği''ile anlaşabilmenin zor olduğu ve bu kesimlerle bir gün karşı karşıya gelindiğinde Kürt sorununun bir ''çözüm''e kavuşturulamayacağı çok yinelendi, ki bu yineleyenler de daha çok HDP (Kürt hareketinin legal parti yöneticileriydi. Bence de yabana atılmayacak bir bakış açısıydı. Kürt sorununda şiddet sarmalı yükseldikçe ''yeni nesil Kürt gençliği'' daha çok milliyetçi bir tavır sergiliyor, keskinleşiyor ve bu ülke ile ve ''karşı taraf'' gördüğü kesimlerle arasında duygusal kopuşlar meydana geliyordu. Sorun bir şekilde masaya yatırılsa bile her iki taraf milliyetçiliğinin baskısı sorunun önünde bir engel haline gelmekteydi.

Şuraya gelmek istiyorum, Kürt sorununun çözüm yolu öncelikle her ''iki taraf''ta milliyetçiliğin yükselişinin önüne geçmekten ve dolayısıyla milliyetçi yükselişe neden olacak söylemlerden kaçınmaktan geçmektedir. Siyasal iktidar bunu bildiği için sorunu özellikle bu zeminde tutmaya çalışmakta ve içeride kurduğu HDP baskı ile HDP'yi yalnızlaştırmaya çalışmaktadır. Hemen her gün bir kayyum olayının yaşanmasının, parti binalarına yapılan baskıların ve HDP'li yöneticilerin sürekli bir gözaltıyla karşılaşmalarının nedeni de budur. Siyasi iktidar kendisine bir hareket alanı yaratmış ve orada yol almaya çalışmaktadır.

Bu baskıdan sıyrılabilmenin yolunun yalnızlıktan kurtulmaya bağlı olduğu çok açık. HDP açısından sorun, bence bu konuda ne yapılması gerektiği sorusuna verilmesi gereken yanıtta yatıyor. Eski siyasi yaklaşımlarla bir yere varılamayacağı artık anlaşılmalı ve bu konuda yalın ve samimi bir yer tutuş sağlanmadıkça bu yılların yalnızlığından kurtulabilmek de mümkün olmayacaktır. Barajı geçmiş   bir parti yol yordam, yasa hukuk denilmeden adeta doğranıyor ve bu ülkede muhalif kesimlerin hiçbirinden gereken ağırlıkta bir ses yükselmiyorsa bence ortada çok ciddi bir sorun var demektir ve bu sorunu yaratan şey de muhalefetin ''devletçi sol'' veya ''neo-faşist Kemalistler'' olması da değildir. Heraklitos'un sözü, ''aynı derede iki kez yaşanmaz''; yanisi, aynı söylemler, aynı yaklaşımlar ve aynı sözde dostluklar ile başka bir sonuç bekleniyorsa, gerçekten de hata yapılıyor ve daha doğrusu eski hatalar hala sürdürülmek isteniyor, demektir.

Öncelikle önyargılardan kurtulmaya ve koşulsuz bir samimiyete ihtiyacımız yok mu?



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör AKP'nin geriletilmesi ve solun durumu... melnur 4 491 30.03.2019- 08:31
Konu Klasör Selahattin Demirtaş'ın açıklamaları... melnur 3 393 28.02.2019- 08:44
Konu Klasör Solun cirmi, solun cürmü denizcan 0 1337 15.02.2016- 18:44
Konu Klasör N.Demirtaş: Oylarımız çantada keklik değil. melnur 4 297 24.05.2019- 18:27
Konu Klasör Demirtaş'ın sağlık durumuna ilişkin açıklama: 26 Kasım'da bilinci kapandı... melnur 3 43 Dün, 17:48
Etiketler   Demirtaş,   Yüksekdağın,   tutukluluğu,   solun,   durumu.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS