SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Ne olacak bu Türkiye'nin hali; ne yapmalı?           (gösterim sayısı: 132)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 14.10.2019- 08:55


''Ne olacak Türkiye'nin bu hali?'' soru/hayıflanmasına, zorunlu bir Türkiye ve bölge okumasımım ardından   diyalektik bir çözümlemeyle yorum getirildiğinde bütün bunların ardından sorulması gereken soru ''ne yapmalı'' olmalıdır.   Osman Çutsay'ın SOLportal'daki Zokaya, savaşa ve sosyalizme dair başlıklı yazısını okuduğumda ilkin aklıma bunlar geldi. Bölgeye yapılan operasyona Suriye'nin de dahil olmasıyla birlikte büyüyebilir ve ABD ile Amerika'nın da dahil olmasıyla hiç akla getirilmeyen bir boyuta ulaşabilir. Bu operasyonun böyle bir potansiyel taşıdığını yabana atmamak gerek. AKP bir şeyler yapmaya çalışıyor da, ne yapması gerektiğini de, sonucunu da kestirebildiğini hiç sanmıyorum. Sanki freni boşalmış bir kamyonun içinde çaresiz ve son sürat yol alıyoruz.

Osman Çutsay'ın yazısı bu konulara ışık tutmuş, uzunca bir yazı ama kendini okutuyor. Okuyalım, sonrasında ne yapmalı sorusunu elden geldiğince yanıtlamaya çalışırız.

Zokaya, savaşa ve sosyalizme dair - Osman Çutsay

Final, kanlı bir komedi mi olacak? Sahne, Mussolini'nin, Saddam'ın sonlarına yürüme kararı aldığı zamanları hatırlatıyor. Hatırlatmıyor mu? Doğrudur, tarihte hiçbir şey, hiçbir kişi ve olay aynen yaşanmaz. Marx'ın Hegel'e, tarihteki büyük olay ve kişilerle ilgili saptaması nedeniyle yaptığı o muhteşem “maskaralık” katkısını hiç unutmayan marksistlerin iyi bildiği bir gerçek bu. Dünle bugünün olay ve kişileri arasında büyük farklar olması normaldir. Ama ana çizgileriyle soyutlamaya kalktığımızda, acımasız tarihsel paralellikler de gözden kaçırılmayacak kadar net. Sonları benzeyebilir, evet.

Tabii ille gerekiyorsa, bu gerici sürecin “mukaddimesini” 12 Mart ve Milliyetçi Cephe hükümetlerinde, tarihini ise 12 Eylül-AKP devamlılığında arayabiliriz. Yolun sonundayız. Her renkten Türkçülüğün hastalıklı Kürt düşmanlığı, gericiliğin güdümündeki ayrılıkçılığa yerde ararken gökte bulduğu bir kuruluş efsanesi armağan etmiş bulunuyor. Ciddi bir direnişle karşılaşması halinde, Türk gericiliği, paramparça ettiği Anadolu'yu iyice gericileştirecek, bu arada Kürt ulusal hareketinde de dizginlerin tamamen gerici yönselemelerin eline geçmesini sağlayacaktır. Böyle bir tabloda, sosyalizm, ancak dışarıdan “jakoben” bir müdahale üzerinden sahne alabilir. İşçi sınıfından söz ediyoruz, yeni jakobenizmin toplumsal tabanı işçi sınıfıdır çünkü.

Türk-İslam sentezi, bizzat doğurduğu ve beslediği ruh ikizi Kürt-İslam senteziyle birlikte cumhuriyetin son tuğlalarını da yerle bir etmeyi başardı. İkisi de liberal vitaminlerle beslendi. Ortada Türkiye falan yok artık. Kimse kendini aldatmasın.

Ama..

Ama İslamcı Ankara da, zokayı yutmuş bulunuyor. Kendisiyle birlikte bütün bir ülkeyi uçuruma çekme kararı aldığına göre, durumu çok berbattı. Ölümden korkarak intihar etmeyi seçti. Tabii, kendi yakın çevresindekileri yakıp yıkmaya başlayarak. Bir tür sis bombası işlevi gören 3-5 kilometrelik “Büyük Suriye Seferi”ni, bir büyük yıkımın son habercisi olarak okumak mümkün. Göreceğiz.

Göreceğiz de, gerici Ankara'nın göbeğinden bağımlı olduğu Avrupa ne yapacak? İlk sinyaller, Berlin-Paris hattının iki gün içinde ilan ettiği “silah ihracatını sınırlama” kararı, kısa vadede herhangi bir etki yaratamaz. ABD'nin desteği hemen kesilmeyecek çünkü. Türk-İslam sentezinin veya İslamcı Ankara'nın elinde, yeterince ölüm tırpanı var şimdilik. Kesintiler bir süre sonra kendisini hissettirir. Zaten İslamcılar, Batı'yla bir süre için uzlaşmamış olsalardı, bu işe girişebilirler miydi? Kaldı ki, zaman içinde Berlin ve Paris'in başka yollardan silah ikmalini gerçekleştirmesi beklenebilir. Aracı falan kullanırlar. Ancak Avrupa kamuoyundaki İslam karşıtlığı ve Erdoğan nefreti, hızla toptancı bir Türkiye nefretine dönüşüyor. Bu yüzden olmalı, Avrupa siyasetinde, biraz da artık durdurulamayan İslam ve Erdoğan   karşıtı toplumsal baskının etkisiyle, Ankara'nın yeni oyunlarına göz yumulmayacağının bir işareti verilmiş oldu. Kayıtlara böyle girdiği açık.

SAVAŞTAN SOSYALİZME

Üç meseleye dikkat çekebiliriz.

Bir: Bu “sefer”, AB'deki Türkiye sorunun bitişi olarak yorumlanmalıdır. Bundan böyle Ankara'nın AB üyeliği gündeme gelemez. AKP muhalifi güçler iktidara gelse bile, artık o kapı kapandı. Erdoğan rejimi, Almanya Avrupası'nın (“AB”) Türkiye sorununu çözmüş oldu. Ankara, on yıllarca AB'nin kapısını çalamaz, çalmaya kalktığında da ortada AB olacağının garantisi yok. Şimdiden ve fiilen birkaç parça olduğu ilan edilmiş durumdaki Türkiye'nin bu parçalarında AB dostu iktidarlar dümene geçse de, kendisi himmete muhtaç bir dede konumundaki AB, bu faslı kapatmış bulunuyor. O iltihapları, istese de içselleştiremez.

İki: Eşitsiz gelişme yasasının emperyal bir cilvesi olarak, Trump damgalı ABD'nin bölgesel gücünün sınırlanması anlamında AB tepkilerini de art arda yaşıyoruz. Fakat aynı AB, parça parça olmuş durumda ve tarihin en büyük ekonomik krizine hazırlanıyor. Herkes büyük felaketi bekliyor, ama -tıpkı Türkiye'deki deprem gibi- ne zaman geleceğini bilemiyor. Aslında dünya finans sisteminin, karşılıksız trilyonlar anlamındaki neoliberal çıkmazın sonuna geldiğini görmeyen yok. Fakat görmenin bir yararı yok. Böyle bir şaşkınlık ve çaresizlikte, Türkiye gibi büyük bir siyasal birimi parçalayarak Türk krizinin etkisini sınırlayabileceğini düşünen bir siyaset sınıfı egemen Avrupa'da. İstedikleri gerçekleşmiş oldu. Türkiye şu anda, dışarıdaki herkesin gördüğü, içerideki kimsenin itiraf edemediği bir biçimde, en az üç parça. Paramparça.

Üç: Emperyalist demokrasi de diyebileceğimiz liberal barbarlığın marifeti Türk-İslam sentezi, sonuçta, ana çizgilerile tarihsel Kürt coğrafyasını her yanından Arap gericiliğinin desteğiyle ve milyonlarla kuşatmış oldu. Ana Kürt coğrafyasının etrafı, ki İstanbul'u da milyonlarca Kürt kardeşimizle buna dahil sayabiliriz, sadece Türkçü militanların değil, en şeriatçı ve kanlı Arap militanların da kuşatması altındadır. İstanbul'daki kaç milyon olduğu bilinmeyen Suriye İslamcıları da bu Kürt kuşatmasında kullanılacaktır. Son tahlilde Türkiye ilerici hareketine yönelik bir “kurt kapanı” bu. Erdoğan rejiminin asıl kuşatma siyasetini böyle okuyabiliriz.

Bir ek yapalım. umut eki:

Savaş, her krizin doruk noktasıdır. Savaştan devrimle (veya karşıdevrimle) çıkılır. Modern zamanlardaki devrim ise her şeyden önce teorik bir canlanma ve meydan okumadır. Türkiye'nin şimdilerde pek güçsüzmüş gibi sunulan, aslında çok güçlü, bir sosyalizm birikimi olduğunu bu parçalanma yayıldıkça ve derinleştikçe göreceğiz. Türk ve Kürt milliyetçilikleri Türkiye ve bölge halklarının üzerine ölüm yağdırdıkça, sosyalizmin önerileri ete kemiğe bürünecek. Somut bir güce dönüşecek. Sol kürdizmin silkineceği kesindir, en az sol kemalizm kadar. Ancak bunun için sosyalist bir meydan okumanın sahneyi dağıtması gerekiyor.
Olacak.

Çoktan başlamış ve inanılmaz bir “metastaz” yapan insani felaketimizin önüne, sosyalizm dışında hiçbir   programla çıkılamayacağını, insanlarımız savaş koşullarında daha kolay algılayacak. Faşizme iltihak etmiş, örneğin Erdoğan ordusuna dualar ederek, bu işe Deniz ve Mahir'i de karıştıracak kadar densiz “iktidarsız Mussolinilerin” yardakçılığı ile bunların nefret nesnesi konumundaki liberal ağababaları, bir kenarda durabilir. Bunların dünyadan haberi yok. Hep oyuncaktırlar.

Siz sosyalizmin dünyada hangi koşullarda ve nasıl kurulduğunu sanıyorsunuz?

“Bir felaketin içindeyiz” diyorduk yıllardır, adamlar daha ne yapsınlar bu felaketi ilan etmek için? İslamcıların, Türk-İslam sentezi militanlarının daha ne yapması bekleniyor? Kendi çaplarında nihai bir Mussolini-Hitler çıkışı da gerçekleştirdiler... Eee?..

Ya sosyalizm, ya bin parçalı barbarlık: Türkiye'nin yeni tarihi burada gizli. İslamcı Ankara'nın Suriye Seferi'nin özeti budur. Ufukta küçük bir ışık var, denebilir. Ancak aydın ufacık bir ışıktan pırıl pırıl bir dünya kurabilen insandır. İnsan gelişir sosyalist olur, sosyalist gelişir aydın olur.   21'inci yüzyılda sosyalizm dışında bir aydın tanımı olamaz. Teknokratla aydını, “inteligentsia” ile “teknokratsia”yı   karıştırmamalıyız. Neyse...
Görev, bizde: Ağlayacak zaman değil, sosyalist bir hükümet için çalışılması gereken zamandır içinden geçtiğimiz. Türk gericiliğinin bu en kirli, en azgın ve en çaresiz döneminden ancak sosyalizmle, sol bir cumhuriyetle çıkılabilir. Sosyalizmden aşağısı kurtarmaz. Kürt düşmanlığının da bölgesel bir cehenneme dönüşmesini engellemenin tek yolu Türkiye'de sosyalizmi kurmaktan geçiyor. Devrimci teori olmadan devrimci hareket veya müdahale olmuyor. Çağımızdaki toplumsal hareketlenmeler, kendi başlarına ve sosyalizmsiz, her zaman önemsizdir. Hatta tehlikelidir. Çünkü kültür endüstrileri sanıldığından çok daha etkilidir.

O noktadayız: Ya sol Türkiye, ya yok Türkiye!

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/osman-cutsay/zokaya-savasa-ve-sosyalizme-dair-272338



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.377
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 15.10.2019- 09:29


Ya sosyalizm, ya bin parçalı barbarlık: Türkiye'nin yeni tarihi burada gizli. İslamcı Ankara'nın Suriye Seferi'nin özeti budur. Ufukta küçük bir ışık var, denebilir. Ancak aydın ufacık bir ışıktan pırıl pırıl bir dünya kurabilen insandır. İnsan gelişir sosyalist olur, sosyalist gelişir aydın olur.   21'inci yüzyılda sosyalizm dışında bir aydın tanımı olamaz. Teknokratla aydını, “inteligentsia” ile “teknokratsia”yı   karıştırmamalıyız. Neyse...

Görev, bizde: Ağlayacak zaman değil, sosyalist bir hükümet için çalışılması gereken zamandır içinden geçtiğimiz. Türk gericiliğinin bu en kirli, en azgın ve en çaresiz döneminden ancak sosyalizmle, sol bir cumhuriyetle çıkılabilir. Sosyalizmden aşağısı kurtarmaz. Kürt düşmanlığının da bölgesel bir cehenneme dönüşmesini engellemenin tek yolu Türkiye'de sosyalizmi kurmaktan geçiyor. Devrimci teori olmadan devrimci hareket veya müdahale olmuyor. Çağımızdaki toplumsal hareketlenmeler, kendi başlarına ve sosyalizmsiz, her zaman önemsizdir. Hatta tehlikelidir. Çünkü kültür endüstrileri sanıldığından çok daha etkilidir.

O noktadayız: Ya sol Türkiye, ya yok Türkiye!


Osman Çutsay'ın üstteki yazısına ve özellikle bu paragrafa katılmamak mümkün mü? Rosa'nın geçen yüzyıl başlarındaki   ''ya sosyalizm ya barbarlık'' aforizmasının bir başka versiyonu bu paragraf. Lenin'in emperyalizm çağının gerçeği olarak sosyalizmi işaret etmesi gerçeğinin altının çizilmesi... Ne var ki, bu söyleme ve bu tavra iki koldan eleştirilerim olacak; birincisi...

Evet, birincisi, epeyce bir zamandır TKP'nin ve SOLportal yazarlarının haklı olarak sosyalizmin güncelliğini hatırlatmaları ve örgütlenme çağrıları güncel siyasetin boşlandığı izlenimi yaratmakta. İzlenim sözcüğü hafif kalıyor, bence bu alan tam anlamıyla   boşlandı/boşaltıldı. Daha açık konuşulacaksa AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte yapılan icraatların perde arkasını en iyi okuyan ve bu konuda doğru ve haklı bir zeminde konumlanan TKP yönetiminin ve parti dostlarının uzunca bir zamandır bu konuyu düzen siyasetine ve irili ufaklı diğer sol parti ve örgütlere bırakması bir hayli şaşırtıcı geliyor bana. Bu siyaseti doğru bulmadığımı defalarca yazmaya çalıştım. Devrimin güncelliğinin güncel siyasetin merkezine oturmuş bir AKP'yi ve ona karşı mücadeleyi önemsizleştirmemeliydi ve bu konudaki muhalefetin en ön safına daha önce olduğu gibi TKP ve dostları yerleşebilmeliydi. Bu siyasi makas değişikliğinin hem ülkeye ve hem de partiye bir getirisi olacağını hiç düşünmüyorum. Umarım yanılırım.

İkincisi, evet sosyalizm çağındayız. Evet, kapitalizmin yarattığı sorunların yine kapitalizmde kalarak çözmenin olanaksızlığı da somut bir gerçek. Ne var ki, Rosa'nın yaklaşık bir yüzyıl öncesindeki aforizmasını yinelemenin veya çeşitli biçimlerde yorumlamanın devrimin döşenmesi gereken kilometre taşlarına tek başına bir katkısı olmadığı gibi, sürekli örgütlenme çağrısında bulunmanın da bu yolda gereken sıçramaya yeterli gelmiyor. Bu çabaları belki sürdürürken partinin de toplumun partide örgütlenmesini kolaylaştıracak bir çaba içine girmesi gerekmiyor mu? Son değişiklik, -ikinci bir üyelik şekli- bence yeterli değil. ''Komünist partilerdeki Leninist örgütlenme modelini zaafa uğratmamalıyız'' mealindeki gerekçe bana çok da inandırıcı ve yeterli gelmiyor.

Sosyalizm bu ülkede sıradan bir hayal değildir; cumhuriyet dönemi boyunca verilen mücadeleler bu konuda azımsanmayacak bir yol alınmasına neden olmuş, bu süreçte laik cumhuriyetin de olanaklarıyla önemli sosyalist aydınlar yetişmiş ve yüzü sola dönük önemli bir kitlenin ortaya çıkması gerçekleşmiştir. Devrim ve sosyalizm   için bu kitlenin devrimcileşmesi ve partinin (TKP'nin) de bu kitleye güven verecek ve onu mobilize edebilecek bir karakter kazanması için başka şeylerin de yapılması gerektiği gerçeğine dönük çalışmaların gündemden düşürülmeden savunulması gerekir. Bu şeyler, -kaçıncı yineleyişim, bilmiyorum-   farklı üyelik sisteminden ayrı olarak partiye katılımın kolaylaştırılması/gevşetilmesi, bu konuda kapıların açılması ve ideolojik ve siyasi çizgiyi bozmayacak farklılıkları çok da sorun etmeden diğer partilere/partililere ve partisiz sosyalist aydınlara kapıları açması... Bu konuların öncelikli olması ve gündemden hiç düşürülmemesi...

Sınıfın ve kalabalıkların dönüp bakacağı ve ''katılmam gerek'' diye düşünebileceği gerçeklik öncelikle kalabalık olmaktan ve kalabalık olmayı gündemden hiç düşürmemekten geliyor diye düşünüyorum. Kalabalık olmadan da büyük kalabalıklar gerçekten dönüp bakmıyor çünkü...









Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Ne olacak şu CHP’nin hâli? melnur 0 1514 17.10.2016- 04:58
Konu Klasör Ne yapmalı, nasıl yapmalı? melnur 1 482 06.03.2019- 06:26
Konu Klasör Seçimlerde solcular ne yapmalı? melnur 5 613 24.03.2019- 03:22
Konu Klasör Türkiye solu ne yapmalı, nasıl bir siyaset? melnur 1 234 08.10.2019- 08:09
Konu Klasör Bir çıldırı hali yaşanıyor... melnur 2 414 20.03.2019- 10:43
Etiketler   olacak,   Türkiyenin,   hali;,   yapmalı
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS