SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
Kemal Okuyan yazdı: Devrimin Gölgesinde           (gösterim sayısı: 56)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.275
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

11 kere teşekkür etti.
13 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 04.11.2019- 06:43


Kemal Okuyan başarıya ulaşamayan devrimleri yazdı: Devrimin Gölgesinde

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın yeni kitabı 'Devrimin Gölgesinde' Yazılama Yayınevi’nden çıktı. Okuyan, son çalışmasında devrimin gölgesinin düştüğü üç şehir; Berlin, Varşova ve Ankara üzerinden bir asır kadar uzun süren 1920 yılına bakıyor.

Resim Ekleme
Kemal Okuyan yeni bir kitapla devrim sorununu önümüze koyuyor. TKP’nin 100. yaşına girmek üzere olduğu günlerde sadece partinin değil, Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin de doğum sancılarını ele alıyor. Ancak bu kez izlediği yol biraz farklı. “Ne Yapmalıcılar Kitabı”, “Stalin’i Anlamak” ve diğer kitaplarında merkezde “muzaffer Ekim Devrimi” dururken bu kez büyüteci başarıya ulaşamayan devrimlere çeviriyor.

1920 yılı ve Berlin, Varşova, Ankara üçgeni… 1920, Ekim devrimi ile başlayan sürecin en kritik dönemecidir. Bu üç şehir ise o yıllarda dünya devrimcilerinin gözünü hiç ayıramadığı noktalardır. Kemal Okuyan 2018 yılında International Communist Press’e verdiği bir röportajda şöyle özetliyordu o günün devrimcilerinin soluduğu havayı: “Şimdi bize çocukça gelebilir, fazla romantik bulunabilir ama Kızıl Ordu Varşova’ya doğru yürüyüşe geçtiğinde Rus proletaryası ile Alman proletaryasının birliğinin önünde gerçekten de bir engel kalmıyordu.”

Alman proletaryasının 1918’den itibaren giriştiği denemeler, Polonya’da geçici iktidar denemesi, Kızıl Ordu’nun Polonya’da umduğu gibi karşılanmaması. Bunların her biri dünya devriminin kader anları olarak düşünülebilir.

Aynı söyleşide “Rus Devrimi nasıl Leninizmin pratikte doğrulanmasıysa, Alman Devrimi de o anlayıştan uzaklaşıldığında ne büyük sorunlarla karşılaşılacağının kanıtıdır” diye özetliyordu Okuyan bakışını. Kitap bu uzaklığın nedenleri ve sonuçlarını özgün bir yaklaşımla ele alıyor.

Ve Ankara. Burjuva devriminin Cumhuriyete eriştiği süreç, burada daha ileri, komünizan arayışlar. Canını bu yola feda eden komünistler. Ve Tek Ülkede Sosyalizm kararlılığı. Hiç de tek taraflı olmayan Moskova-Ankara dayanışması. Tüm bunlar dönemin köşe taşlarının en önemlilerinden birini oluşturuyor. Üçgen kesindir, Kafkaslarda sağlam duramayan Moskova, Varşova’ya rahat yürümeyi bırak, Petrograd’da dahi tutunamayacaktır. Ankara önemlidir. Sovyet iktidarı Kafkaslarda, biraz da, oluşmakta olan Türkiye sayesinde iktidar olmuştur.

Karışıktır o dönem. Almanya ve İngiltere hem siyaseten hem ekonomik olarak genç Sovyet iktidarının zorunlu muhatabıdır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin de... Devrimin ilerlemesi ve yayılması ile iki genç ülkenin varlığının korunması çetrefil ve zorlu süreçlerdir. Kitap tüm bu karmaşanın içine giriyor ve yol aldıkça sadeliğe ulaşıyor.

Polonya iç sorunlarla boğuşan Bolşeviklere neden ve kimlerin yönlendirmesiyle saldırdı?
Kızıl Ordu Varşova önlerinde neden yenildi?

Zamanın en güçlü ve en örgütlü işçi sınıfına sahip Almanya’da sosyalist devrim imkansız mıydı?
Rus ve Alman deneylerinde benzerlikler ve ayrımlar nelerdi?

Alman yenilgisinde Sosyal Demokrasi’nin ihaneti tek etken miydi? Komünistlerin hiç mi suçu yoktu?
Moskova Ankara’yı sadece Anadolu topraklarında emperyalizme karşı direnişi sürdürsün diye mi destekledi?
Ankara’nın Moskova’ya verebileceği ve verdiği destek neydi?

Ve en önemli soru: Dünya devrimi başta Berlin’de olmak üzere yenilmeye mahkûm muydu?
Bu soruların yüz yıl öncesine ait olmadığı, bugün ülkesinde ve dünyada devrimini arayanlar açısından açıktır. Kemal Okuyan geçen yüz yılda devrimin olanak ve hatalarını önümüze koyarak bugün için bir çağrı yapıyor.

Ama “Devrimin Gölgesinde” bir başka çok önemli görevi daha üstleniyor. Yıllar önce basılmış birkaç çalışma dışında Türkçe okurları için neredeyse bilinmeyen bir mecraya giriyor. Bilinmeyeni, belki de pek cesaret edilmeyeni açıyor ve hem çok büyük bir bilgi ihtiyacını karşılıyor hem de önemli tespitlerde bulunuyor. Bu durum kitabı siyasi tarih meraklıları için de zorunlu bir kaynak haline getiriyor.

Ve son olarak dönem ve iddia o kadar büyük ve yenilgiler arasında bile olsa o kadar dev adımlar atılıyor ki kitap neredeyse bir macera romanı sıcaklığında okunuyor.

https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/kemal-okuyan-basariya-ulasamayan-devrimleri-yazdi-devrimin-golgesinde-270032




Bu ileti en son melnur tarafından 04.11.2019- 06:53 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.275
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.11.2019- 06:46


Kemal Okuyan Kadıköy NHKM'de okurlarıyla buluştu: Devrimin Gölgesinde: Berlin, Varşova, Ankara 1920


Kemal Okuyan Yazılama Yayınevi’nden çıkan 'Devrimin Gölgesinde: Berlin, Varşova, Ankara 1920' isimli kitabının imza gününde Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde okurlarıyla buluştu.

Resim Ekleme
Kemal Okuyan, Eylül ayında yayımlanan kitabı "Devrimin Gölgesinde: Berlin, Varşova, Ankara 1920" hakkında panel düzenlemek ve kitabını imzalamak üzere okuyucularıyla İstanbul Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde buluştu.

Okuyan, panelde Bolşevik Devrimi'nin gerçekleştiği 1917 yılından 1920'li yıllara kadar olan dönemden bahsetti.

Okuyan'ın kitabı 1917’de Rusya’da gerçekleşen sosyalist devrimin, neden başka ülkelerde tekrarlanmadığı sorusu üzerine eğilirken devrimin gölgesinin düştüğü üç şehir olan Berlin, Varşova ve Ankara’ya da olan siyasal gelişmelere dair bir çerçeve çiziyor.

https://haber.sol.org.tr/toplum/kemal-okuyan-kadikoy-nhkmde-okurlariyla-bulustu-devrimin-golgesinde-berlin-varsova-ankara



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.275
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 04.11.2019- 06:52


Kemal Okuyan: İnsanlık kırılma anına yaklaşıyor, bundan kaçış yok

"Bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olabilirdik. İnsanlık, yine bugün emperyalizme son ve öldürücü darbeyi vuruyor olabilirdi. O hatalar yapılmasaydı." Kemal Okuyan ile son kitabı Devrimin Gölgesinde - Berlin Varşova Ankara 1920'yi konuştuk.

Resim EklemeHatice İkinci

Türkiye Komünist Partisi yüzüncü yaşına girdi. Çok büyük ve görkemli bir tarihtir sözü edilen. 100. yıla girmenin verdiği bu son derece mutlu yoğunluk, Pazartesi Söyleşilerimizin düzenini de etkiledi. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’la son yayımlanan kitabı hakkında söyleşimiz onun yoğunluğu arasında gecikerek tamamlandı. Anlayışınıza sığınıyoruz.

"Bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olabilirdik. İnsanlık, yine bugün emperyalizme son ve öldürücü darbeyi vuruyor olabilirdi. O hatalar yapılmasaydı." Geçtiğimiz yüzyılın başı, insanlık tarihi açısından büyük bir yol ayrımıdır. Bir yanda devrimler, diğer yanda ise içine “aklınıza gelebilecek her tür rezilliği sığdıran” kapitalizmi bugünlere taşıyan yol. O yıllarda kapitalizmi alt etmek adına insanlık, eline geçen büyük fırsat değerlendiremedi. Peki, neden?

Resim Ekleme


TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Yazılama Yayınevi’nden çıkan son kitabı “Devrimin Gölgesinde - Berlin Varşova Ankara 1920”de işte bu sorunun yanıtını arıyor. Okuyan, bizleri tam yüz yıl öncesine götürüyor ve Berlin, Varşova, Ankara üçgeninde devrimin büyük yenilgisinin nedenlerini sorguluyor. O günler için devrimcilerin en küçük bir gelişmeyi bile büyük bir dikkatle izledikleri, adeta devrimin gölgesi düşmüş bu üç şehirde devrim neden yenildi?

Kemal Okuyan ile son kitabı “Devrimin Gölgesinde - Berlin Varşova Ankara 1920”yi konuştuk.

Kitabının odağına 1920 yılını koymuşsun, nedir bu yılı bu kadar önemli kılan?

1920 yılı insanlık açısından çok karanlık bir dönemin hemen ertesine denk düşüyor. 1914-1918 yıllarındaki Birinci Dünya Savaşı, yalnızca milyonlarca insanın ölümü, sakat kalması, yerinden-yurdundan olması anlamına gelmedi. Emperyalizmin, dünyayı nasıl bir kan içiciliğe, barbarlığa taşıyabileceğini de gösterdi. Savaş iki emperyalist kamp arasında gerçekleşti, kim kazansa aynı barbarlığa imza atacaktı. İngiltere’nin başını çektiği blok kazandı ve öylesine karanlık bir dünya tasarladılar ki! Savaşın ardından çıkan iki anlaşma her şeyi özetliyor, Versay ve Sevr, izin verildiğinde emperyalizmin dünyada adaletin ve özgürlüğün kırıntısını bırakmayacağının kanıtıdır. 1920 yılı, işte buna izin verilemeyeceğinin gösterildiği bir dönemin en kritik yılıdır. Direnç ilk Rusya’da, henüz savaş sürerken 1917’de ortaya çıktı. Ve hızla yayıldı. Emperyalist dünya içindeki bir haksızlığı düzeltmek için değil, emperyalizmi, kapitalist sömürüyü topyekun ortadan kaldırmak için bir dünya hareketine dönüştü. 1920 yılı bu hareketin geleceğinin belirlendiği bir yıldır. Sovyet Rusya’da sınıfsız-sömürüsüz bir düzenin kuruluş süreci devam etti ama bu Almanya’ya, diğer Avrupa ülkelerine yayılamadı. Türkiye’de ise devrim tutundu, muzaffer oldu ama burjuva sınırlarda kaldı.

'BİR KIRILMA ANINA YAKLAŞIYOR İNSANLIK; BUNDAN KAÇIŞ YOK'

Bugün, 1920 benzeri bir kırılma anına yaklaştığımızı mı düşünüyorsun?


Şimdi insanlık 1920 uğrağında değil, daha çok 1914’e yaklaşıyoruz gibi geliyor bana. Emperyalist sistem muazzam bir krizin içinde debeleniyor, bir çıkış yok. Savaş tehlikesi var. Milyarlarca insan için hiçbir gelecek yok. Eğer 1914 yılında Avrupalı emekçiler, bu gidişatı görmezden gelen ve daha sonra bu gidişatın sorumluluğunu paylaşan sosyal demokrat liderlerin etkisinden kurtulsaydı, kendi geleceklerini ellerine alsalardı ne Birinci Dünya Savaşı bu kadar yıkıcı olabilir ne de kurtuluş sadece Rusya’yla sınırlı olurdu. Sonrasında 1920’de yine de bir fırsat vardı ama çeşitli nedenlerle insanlık sömürücü sınıfları elinden kaçırdı, şimdi bunun bedelini ödüyoruz. Düşünsenize, bitilebilirdi bu iş ve bugün eşitlik, bolluk, kardeşlik içinde yaşadığımız bir dünyamız olurdu. Oysa halimize bakın.

Yüz yıla faşizmi, İkinci Dünya Savaşı’nı, atom bombasıyla kitle kıyımlarını, bölgesel savaşları, çevre felaketlerini, ırkçılığı, kadın cinayetlerini, aklınıza gelebilecek her tür rezilliği sığdırdı kapitalizm. Evet bir kırılma anına yaklaşıyor insanlık; bundan kaçış yok. Ve birileri her şey güzel olacak diyor! Bu düzende hiçbir şey güzel olamaz, aldatmasınlar insanları. Bu düzende neler olabileceğinin kanıtıdır 20. Yüzyıl ve onun bakiyesi durumundaki 21. Yüzyıl. 1920 derslerini iyi çalışmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü bu yakalayacağımız son fırsat olabilir.

'1920’DE EMPERYALİZMİ KURTARAN SOSYAL DEMOKRASİDİR'

Tam bunu soracaktım, Türkiye’de 31 Mart seçimlerinin öncesi ve sonrasında yaşananlar ve tüm bunların "AKP’ye karşı birleşik cephe" olarak sunulması örneğin… Kitabın yayımlanmasına ilişkin zamanlamada tüm bu tartışmaların etkisi oldu mu?


Bu kitap çok eski bir projeydi. Ancak sürekli araya başka şeyler girdiği gibi, kitaplar kitap doğurdu. “Devrim” olgusunun genel geçer mantığını ortaya koyan bir kitap hazırlarken, 1920 yılının ne kadar az tartışıldığını fark ettim ve bu konuda da bir kitap için çalışmaya karar verdim. Ancak son yaşananlar elbette kitabın içeriğini etkiledi.

Türkiye’de CHP’ye gönül veren çok sayıda dürüst yurtsever, devrimci insan var. Yanlış yapıyorlar. Bir de şöyle bir algı var; sosyal demokrasi iyi bir şeydir, CHP’yi gerçek sosyal demokrat parti haline getirmek gerek! Kitabımın bir kahramanı da “gerçek sosyal demokrasi”. Merak eden daha yakından bakar! 1920’de emperyalizmi Alman proletaryasının elinden alan, kurtaran sosyal demokrasidir. Ebert, Scheidemann ve diğerleri…

'BELKİ EMPERYALİZME SON VE ÖLDÜRÜCÜ DARBEYİ VURUYORDUK ŞU ANDA'

O zaman biraz daha açman için şöyle sorayım: 1918’de Almanya’da örgütlü bir Komünist Parti olsaydı, nasıl bir dünya şekillenirdi? Bunun emekçi halkın gündelik yaşantısına etkisi ne olurdu?


Almanya’da işçi sınıfı iktidara çok yaklaştı 1918 sonundan itibaren. Deyim yerindeyse, gitti-geldi. Rusya’dakine benzer özelliklerde bir komünist parti, o koşullarda iktidarı Alman generalleriyle ittifak halindeki sosyal demokrasiye bırakmazdı. Almanya’da sosyalizmin kuruluşuna başlanması demek, Avrupa’da ve dolayısıyla dünyada bütün dengelerin değişmesi gerek. Sovyetler Birliği ve Almanya’da başlayan değişimi kimse durduramazdı. Abartmıyorum. Arada zorlu mücadeleler devam ederdi ama emin olun yüz yıl sonra bugün dünya çok ama çok farklı olurdu, olumlu yönde. Belki emperyalizme son ve öldürücü darbeyi vuruyorduk şu anda.

Kitabında 1920 yılındaki Sovyet-Polonya Savaşı’na birkaç bölüm ayrılmış. Buradan hareketle genel bir soru yöneltmek istiyorum: Bir ülke bir diğer ülke ile savaşırken, ya da saldırı altında iken ulus karakterinin işin içine karışması engellenebilir bir şey midir?

İki kapitalist ülkenin birbiriyle savaşının özünde iki egemen sınıf arasındaki rekabet ve çelişki vardır. Ancak milyonlarca yoksula patronların çıkarları için birbirini boğazlama emri veremezsiniz. Ulusal çıkarlar, milliyetçi ideolojiler burada devreye girer ve bunun zemini zaten hazırdır. Bir ülkenin emperyalist işgale ya da saldırıya karşı savunulması sırasında, aynı zemin pozitif bir enerjiye kaynaklık eder. Birbirinden çok farklı özelliklere sahip olsalar da milliyetçilik de, yurtseverlik de o zeminde serpilip güçlenirler.

Bunlar çok karmaşık süreçler. Polonya ile Sovyet Rusya arasındaki savaş ise iki farklı toplumsal düzen arasındaki savaştı. Ve unutulmamalı, Polonya Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında dağılmaya başlayan Rus İmparatorluğu’nun parçasıydı. Polonya milliyetçiliğinin temelleri çok sağlam. Kızıl Ordu ise çok uluslu bir karaktere sahip ve sınıfsal yönü öne çıkan, işçilerin-köylülerin ordusu. Polonya ile savaşırken Rus milliyetçiliğinin Kızıl Ordu saflarında yer bulmasının büyük talihsizlik olduğunu düşünüyorum. Bu savaş emek ile sermaye arasındaki mücadelenin en kritik noktası olan 1920 yılında gerçekleşti. Ve Rus milliyetçiliği, Kızıl Ordu’nun Varşova önlerinde temelde siyasi olduğunu düşündüğüm yenilgisinin nedenlerinden biridir.

'HAZIR OLMANIN YOLU HALK DALKAVUKLUĞUNDAN UZAK DURMAKTIR'

“Devrimle karşı devrimi temsil eden hareketlerin, ulus kavramı etrafında flört etmeleri, devrimciler için her zaman mayınlı bir tarlada dans etmek anlamına gelir” diyorsun. Bu hep böyle mi olur, belki de komünistler ortak mücadele içinde milliyetçileri dönüştürebilirler?


Komünistlerin milliyetçilikle şekillenmiş ya da onun etkisi altındaki emekçileri, mücadele içinde dönüştürmesi zorunluluktur. Bundan kaçılamaz. Ancak bu bir ittifak ya da eklemlenmeye dönüşmemeli. Milliyetçiliğin her türünden, altını çiziyorum her türünden uzak durulmasının zamanı gelmiş, geçmektedir. Bu anlamda 100 yıl öncesinden farklı bir dünyada yaşıyoruz.

“Devrimci mücadelenin en önemli ilkelerinden biri emekçi ruh halini hissetmek, ona teslim olmaksızın o ruh haline yabancılaşmamaktır.” Çok ince bir dengeden söz ediyorsun, ülke gerçeklerine bağlı kalarak bugün bu dengeyi kurmanın olanakları var mıdır sence?

Emekçi halkın ruh haline rağmen hiçbir şey yapamazsınız. Çok basit söyleyecek olursak, kitlelerin çoğunluğu bir düzen değişikliği ihtiyacı duymuyorsa, şu ya da bu yöntemle düzeni değiştiremezsiniz. Bunu bir veri olarak alacaksınız. Ancak, buradan hareketle düzen değişikliği hedefinden vazgeçer ya da ertelerseniz iki nedenle hata yaparsınız. Birincisi, zaten kitleleri düzen değişikliği yönünde ikna etmekle, hareket ettirmekle, örgütlemekle yükümlüdür devrimciler. Bundan vazgeçmek geniş yığınları karanlığa teslim etmektir. İkincisi kitlelerin ruh halinde bazen birkaç günde inanılmaz radikal değişiklikler olur. Buna hazır olmanın yolu, ortalamacılıktan ve halk dalkavukluğundan uzak durmaktır.

Çok kısa sürede ve büyük bir ilgiyle okudum kitabını, kutlarım. Yeni kitap çalışmaları var mı sırada?

"Kendime zaman ayırayım, kitap yazayım" böyle bir lüksüm yok. Partide yapmamız gerekenlerden vakit çalarak kitap yazamayız. Kuşkusuz kitap da mücadelenin bir parçası ancak yine de kitap yazmakta “bireysel” bir yan var. Bunun dışında zaten her birimiz sorumluluklarımız icabı yazılar, raporlar, genelgeler, açıklamalar, bildiriler yazıyoruz ya da onlara katkı koyuyoruz. Dolayısıyla kafamdaki bazı kitapların ne zaman tamamlanacağını bilmiyorum. Öte yandan kolektif mücadelemizin gereksinimi olduğunu düşündüğümüz ve Devrimin Gölgesinde’nin devamı olan Ülkeyi Devrimle Buluşturmak’ı kısa sürede baskıya vermeyi planlıyoruz.

https://haber.sol.org.tr/emek-sermaye/kemal-okuyan-insanlik-kirilma-anina-yaklasiyor-bundan-kacis-yok-270763



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 7.275
Konum: İstanbul
Durum: Forumda
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

13 kere teşekkür edildi.
11 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 07.11.2019- 04:21


'Devrimin Gölgesinde' kitabı için okurlarıyla buluşan Okuyan: 'Henüz erken' demek insanlığa hakarettir


TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ‘Devrimin Gölgesinde: Berlin, Varşova, Ankara 1920’ adlı kitabı için İzmir’de düzenlenen imza gününde okurlarıyla buluştu. Okuyan kapitalizmi yıkmak için 'henüz erken' demenin insanlığa hakaret olduğunu belirterek 'Kapitalizm, çok büyük bir krize yuvarlanıyor. Bu sefer iyi hazırlanıp, üzerimize düşeni yapmalıyız' dedi.

Resim Ekleme
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Yazılama Yayınevi’nden çıkan 'Devrimin Gölgesinde: Berlin, Varşova, Ankara 1920' isimli kitabının söyleşi ve imza gününde İzmir Konak’taki Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde okurlarıyla buluştu.

1917-1924 arası dönemin dünyanın en devrimci dönemi olduğunu belirten Okuyan “O dönem muazzam şeyler olmuş. Ben de kitaba başlarken, dönemin sadece başarıya ulaşmış olan kısmına bakılmamalı diye düşündüm. O bile yetmedi” dedi.

O dönemde Paris, Londra, Budapeşte, Viyana gibi önemli kentlerin de karışık olduğunu ancak bu kitaptaki üç kentin dönemin kırılma mekanları olduğunu belirten Okuyan “Kitaba çalışırken fark ettiğim önemli şeylerden biri de, dünyada komünistlerin çizgisinin ve tarihe bakışının benim nezdimde tekrar doğrulanmış olmasıydı. Ancak çarpıtıldığını da gördüm. Üzerinden 100 yıl geçmiş ama bazı şeylerin karanlıkta kalmasına engel olamamışız” dedi.

'BOLŞEVİK PARTİNİN BENZERLERİNDEN FARKI İRADESİ OLMASI'

Okuyan “Devrimin Gölgesinde: Berlin, Varşova, Ankara 1920” kitabını hazırlarken, Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren ekibin ne kadar kıt kaynaklara sahip olduğunu gördüğünü belirtti. Okuyan “İdeal bir bolşevik parti resmedilir genelde, yanılmayan ve saat gibi işleyen. Bu hem doğru değil hem de diyalektik bir bakış açısı değil. Bunu bilmek bugüne bakışımız açısından önemli” dedi.

Rusya’da devrimden bir yıl önce, birkaç ay sonra Çar’ın devrileceğini, ondan da 6-7 ay sonra Bolşevik Parti’nin işçi sınıfını iktidara taşıyacağını söyleyen birinin büyük olasılıkla akıl hastanesine konulacağını belirten Okuyan, “Bolşevik partinin birikimi ve iyi bir kadrosu var ama benzerlerinden farkı iradesi olması. Onlar bu düzen değişmeli fikrine kilitlenip, tüm çabalarını buraya endekslemişler” dedi.

Bolşeviklerin devrimci mücadelenin çok temel bir ilkesini hayata geçirdiğini söyleyen Kemal Okuyan “Öz gücünüze bakarak hedef belirlerseniz, hiçbir zaman devrimci olamazsınız. Egemen sınıf, sizden her zaman daha güçlüdür. Güç dengesi hiçbir zaman, hiçbir ülkede devrimcilerden yana değildir. Dolayısıyla siz de düzenin zayıf noktalarına bakarsınız. Bolşevik partinin de asıl meselesi buydu” diye konuştu.

‘1919’A GÖRE BİR YANDAN DAHA GÜÇLÜYÜZ’

Dünyada yeniden böyle dönemlerin açılacağını söyleyen Okuyan şöyle konuştu:

“Eğer buradan insanlık adına bir umut çıkacaksa, ‘zayıfız’ demek yerine, karşı tarafa bakılması lazım. Hiçbir devrim de bu açıdan gerçekçi değildi. Önemli olan dönemin ruhunu iyi okumaktır.

Şu anda ‘azız, zayıfız’ diyoruz. Evet daha iyi, daha güçlü olalım ama 1919'a göre bir yandan daha güçlüyüz. Öte yandan 1919'da işçiler, yoksullar ‘kapitalizmi devirebiliriz’ iradesine sahipti. Bu iradeye sahip olmak gerekiyor.

İnsanların zihninden ‘kapitalizmin yıkılabileceği’ fikrini çıkardılar. 100 yıl öncesine göre fark bu. 1916'da dünyada işçi hareketi bile yoktu ama insanlarda ‘Bu düzen değişmeli’ fikri vardı. Bunu insanların aklına tekrar sokmamız gerekiyor. ‘Henüz erken’ demek insanlığa hakarettir. 100 yıl önce mümkün olan şey, şimdi geçersiz olabilir mi?

Birileri müdahale etmezse, insanlığın sonu çok karanlık olabilir. Vakit varken bu aptal düzenden kurtulmalıyız. Tekrar aynı şeyler yaşanacak, bundan eminim. Bilimsel veriler de bunu gösteriyor. Kapitalizm, çok büyük bir krize yuvarlanıyor. Bu sefer iyi hazırlanıp, üzerimize düşeni yapmalıyız.”

https://haber.sol.org.tr/turkiye/devrimin-golgesinde-kitabi-icin-okurlariyla-bulusan-okuyan-henuz-erken-demek-insanliga



Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Milli/Kemal Okuyan melnur 0 1786 04.11.2013- 18:20
Konu Klasör Ulus.../Kemal Okuyan melnur 0 1974 19.11.2013- 11:48
Konu Klasör soL’da yazmayın!/Kemal Okuyan melnur 0 1689 20.11.2013- 18:31
Konu Klasör Kemal Okuyan: ''Tehlikedesiniz...'' melnur 0 270 10.12.2018- 23:27
Konu Klasör Kemal Okuyan'dan "Karar An'ı" melnur 0 1775 29.08.2013- 16:24
Etiketler   Kemal,   Okuyan,   yazdı:,   Devrimin,   Gölgesinde
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS