SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 
''AKP devleti'' ve sosyalist kavrayış...           (gösterim sayısı: 1.851)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
45 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 01.02.2020- 09:29


Çoktandır   ülkedeki rejim ''AKP devleti''   veya ''tek adam'' vurgusu ile tanımlanıyor. Yaşananlara yüzeysel olarak bakıldığında bile hemen her gün bunun kanıtlarıyla karşılaşmak mümkün. Daha tazeliğini koruyan iki örnek verilecek olursa, Elazığ depreminden sonra muhalefetin ''deprem paralarına ne oldu'' sorusuna Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın verdiği yanıttan söz edilebilir. ''Ben Bay Kemal'e hesap mi vereceğim'' sözü de ''ben kimseye hesap vermem'' anlamındadır ve AKP devleti sözünün tipik bir kanıtıdır. İkincisi, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör olan şahsın o skandal ifadelerine rağmen hala görevde oluşu, bir başkası yeni yeni ortaya çıkan ve Kızılay'ın Ensar vakfına yaptığı sekiz milyonluk bağıştır. Devletin tarikatlara ve cemaatlere terk edilmesi, siyasi iktidarın kendi burjuvazisini yaratması, hukuk sisteminin de yönetici kadroların sultası altına girmesi vb.

Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile bir rejim değişikliği olmuştur. Bu rejimin tanımlaması en hafif deyimle ''tek adam otoriterliği''dir. Bu rejim Cumhuriyetin kazanımlarıyla kavgalıdır. Bu rejim cumhuriyetin tüm kazanımları ve aydınlanma anlayışının yıkılması, yerine neo-osmanlıcı bir yapının ikame edilmesi sürecinden de başka bir şey değildir. Cumhuriyet bir parantez olarak görülmekte ve kapatılmak istenmektedir.

Şimdi, böyle bir yapıyı ve böyle bir anlayışı, ''tek adam otoriterliği'' ve ''AKP devleti'' olarak ifadelendirmek neden yanlış olsun, neden sosyalist kurama aykırılık taşısın? AKP devleti dendiğinde düzenin/devletin niteliğinin sermaye olduğu gerçeğinin üzerinden atlanmış olmuyor ki! Tam tersine, sermaye temelli düzenin bir parti devlet rejimine dönüştüğü gerçeğinin de altı çizilmiş olmaktadır.

***
Peki, neden karşı çıkılmaktadır ve neden AKP'ye, AKP devleti ifadesine ve AKP karşıtlığı üzerinden bir mücadelenin benimseniyor oluşuna? Çok kapsamlı bir sorudur bu ve özellikle sözde sol, sosyalist ve dahi enternasyonalist forumlara özgü yanıtları da vardır. Bu başlıkta bu konulara değinir, yıllarca yapıldığı gibi keskin komünistlik ve enternasyonalizm bağlamında yürütülen doğrudan veya dolaylı ''AKP seviciliği''nin bir çözümlemesini yapmaya çalışırız. Ama önce şu, ''AKP devleti'' konusuna ''kuramsal'' bir açıklık getirmekte yarar var.

****
Kapitalizmin tarihsel anlamda en gelişmiş ve modern bir sınıflı toplum olduğunu biliyoruz. Burjuvazi mutlak monarşiyi yıkıp devraldığı devlet mekanizmasını kendi sınıfsal çıkarlarına hizmet edecek bir şekilde biçimlendirdi. Ortaya çıkan burjuva devlet sadece sınıfsal bir baskı aracı değildi. Ve aynı zamanda kapitalist üretimin işlerliğini   sağlayan bir aygıt olarak da tarihteki yerini almıştır ve dolayısıyla kapitalist üretimin genel çıkarları ve işlerliği de   devletin bu işlevi ile sıkı sıkıya ilgili bir hale getirilmiştir.

Kapitalizm özel mülkiyet ve rekabet temelinde yapılanmış bir burjuva toplumudur. Yine son dönemlerin öne çıkan bir deyişiyle, burası önemli, devlet,   burjuvazinin tek tek sınıfsal çıkarlarını değil, kollektif çıkarlarını koruyup kollayan bir aygıttır. Bunun anlamı,burjuvazinin en zengin kesimlerinden birinin çıkarı bile bu kollektif çıkarın önüne geçemez, demektir ve bu çerçevede devlet tarafsızdır ve özerktir.   Ve ayrıca, devletin bu bağlamda tarafsız ve özerk oluşu sınıfsal niteliğinin olmadığı anlamına gelmez. devletin kollektif çıkar temsiliyetini kaybettiği anlamına gelir.

***
Yılmaz Güney'in UMUT filminde -hatırlayacaksınız- bir karakol sahnesi vardır. Yılmaz Güney filmdeki adıyla Arabacı Cabbar,   at arabasıyla Adana sokaklarında ekmeğinin peşindeyken bir ''kodaman''   arabasına çarpar ve atının ölmesine sebeb olur. Olay karakola yansır, karakolda bir koltuğa oturtulan kodaman, çay-kahve   el üstünde tutulurken Arabacı Cabbar ise ayaktadır ve Komiser tarafından sürekli azarlanır. Bu sahnelerde Komiser devleti temsil etmektedir ve karşısına gelen zengin ve fakir iki ''yurttaş'' arasında tercihini zenginden yana kullanmaktadır.

Şu soru sorulabilir; kapitalist devletin işlerliği böyle midir? Pratikte bu tür örnekler olsa da, devletin sermaye sınıfının çıkarlarını kollayan bir araç olması nedeniyle sistem pratikte böyle mi yürür? Yanıt, sistemin böyle yürümediği, sınıfsal çıkarın da bu anlama gelmediği yönünde olmalıdır. Yılmaz Güney anlatmaya çalıştığı öyküye en uygunu böyle bir örnek olduğu için bu yolu seçmiştir, oradaki komiser bir çeşit Hulusi Kentmen tipinde biri de olabilir, zengini suçlu, Arabacı Cabbar'ı ise haklı bulabilirdi. Bu durumun, bu tür bir örneğin devletin sınıfsal anlamıyla çeliştiği şeklinde bir yorumlanamazdı. Çünkü o karakoldaki komiserin kararı ne olursa olsun devletin sınıfsal çıkarının sermaye nitelikli olduğu gerçeği değişmezdi.

Olayın açıklaması, kapitalist bir toplumda sermayenin sınıfsal devlet aygıtı burjuvazinin tek tek bireysel çıkarlarını değil, kolektif çıkarını gözetir, şeklinde olmalıdır. Bu yüzden devlet hem burjuvazinin kendi aralarında ve hem de bireysel olarak zengin fakir karşıtlığında (olabildiğince)   tarafsızdır, özerktir.

***
Konuya döneceksek, AKP, kapitalist devletin bu özerk yapısını yıkmış, değiştirmiş ve kendince biçimlemiştir. Bu bağlamda karşımızda ''tarafsız'' ve ''özerk'' bir devlet yoktur. Devlet uzunca bir süreden beri artık bir ''AKP devleti''dir ve yönetim biçimi de   en hafif deyimiyle ''tek adam otoriterliği''dir.









Bu ileti en son melnur tarafından 02.02.2020- 06:53 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 02.02.2020- 08:30


Marksizm konusunda ustaların neler söylediği önemlidir; ne var ki bu söylenenleri, sanki bir ansiklopedinin mutlak doğrularıymış gibi ele almak ve ezberlemek, hele bir de doğru ve uygun bir kavrayıştan   yoksunluk söz konusu ise pek de benimsenmemesi gereken bir yöntemdir. Marksizmi anlamak, en azından bu yönde bir çaba harcamak en azından Marksizmin devrimci ruhunu/özünü kavramaktan geçer. Bu bağlamda okumak önemli, ustaların neler söylediğini öğrenmeye çalışmak da önemli ve en az bunlar kadar nasıl okunduğu,   da önemlidir. Ustaların söylediklerini hangi koşullarda ve hangi polemikler karşısında söyledikleri, hangi saiklerle hareket ettikleri bilinmeden genel sonuçlara varmak doğru değildir. Üstelik aradan yüz yılı aşkın bir zaman geçmişken ve mekansal koşullarda da farklılık varken, kolaycı bir yöntemle cımbızlama yapmaya çalışmak Marksist ve dahi enternasyonalist bir yöntem değildir, sadece ezberciliktir.

Sözde sol, sosyalist forumlarda çokça örneğine rastladık bu ezberciliğin...Özellikle Kürt Sorunu'nda... Hatırlayın o günleri...Her gün UKKTH adına bir yığın üfürmeler olurdu. Lenin şunu söylemiş, bunu söylemiş. Marks İrlanda konusunda şöyle tavır almış, falan. Yapılan iş üstte değinmeye çalıştığım ezbercilik ve kolaycılığın sıradan örnekleri. Kitap da okumadan, internette bulunan bir alıntıyı bağlamından ve bütünlüğünden kopararak cımbızlamak ve altına üstüne de bir şeyler karalayıp, Marksist veya enternasyonalist bir fikir, bir yaklaşım ortaya koyduğunu sanmak. Anlamı ise, ''solcu, sosyalist, enternasyonalist olmanın Kürt Hareketi'ne destekten geçtiği yolunda bir algı yaratmak. Daha doğrusu algı yaratmak yapılan işin bir sonucuydu. Gerçekteyse yapılan iş, ortaya çıkan görüntü Marksist bir kirlilikten başka bir şey değildi. İlk düğme yanlış iliklendiğinde arkası da sökün ediyordu; TKP başta olmak üzere, CHP, HKP, ÖDP ve hatta Halk Cephesi'ne düşmanlık bu koşullarda yeşertildi. Solculuk değerlendirmesi Kürt hareketine biatla ilişkilendirildiğinde biat etmeyen her siyasi kesim ötekileştirildi, düşmanlaştırıldı. İnanılmaz bir şeydi; dinci bir gericilik adım adım devleti ele geçirirme yönünde adımlar atarken bu sözüm ona enternasyonalist(!) şarlatanlığın Türkiye nesnelliğine bakışının çerçevesi buydu!

Sorun bu kadar da değil(di); bu iklim sadece forumlara giren sol sempatizanların zihinlerine etki etmedi, bu kerameti kendinden menkul tipler,   yani bir başka deyişle forum kuyrukçuları, bu üfürmelerle kendi zihinlerini de koşullayarak bir daha geri dönüşü mümkün olmayacak bir hale getirdiler. O zamanlar yapılan yanlışlar aynı Marksist Okumalar(!) ve aynı yöntem devam ettiği için şimdi de devam ediyor. O zaman da sola düşmandılar, şimdi de; o zaman da Kürt hareketine biat etmek temel yaklaşımdı şimde de... Aradaki fark şimdilerde bunları doğrudan değil,   dolaylı yapmaları....

***

Konu başlığıyla doğrudan ilişkilendireceksek, uzun bir zamandır bu şekilde biçimlenen bir zihnin, ortaya çıkışına katkı koyduğu iklim tarafından etkilenmemesi   mümkün değildir. Kötümser bir ifade mi, pek kestiremiyorum ama, Marksizmi cımbızcılık sanan, solculuğu/enternasyonalizmi Kürt hareketine kuyrukçuluk olarak algılayan ve bu bağlamda başta TKP ve CHP olmak üzere pek çok biat etmeyen siyasetleri düşmanlaştırmaya çalışan bir zihnin AKP gibi bir partiyi doğru yorumlayabilmesi beklenmemelidir. Asıl düşman bu zihniyette CHP'dir, aydınlanmadır ve cumhuriyettir. Farkında değiller, Marksist cımbızlamayı, sağlı sollu liberallerin yarattığı bir yanılsamayı doğrulamak ve desteklemek için kullanmaktadır. Evet, yaptıklarının anlamını dün de bilmiyorlardı, bilmeden yapıyorlardı; bugün de bilmiyorlar, bilmeden yapıyorlar.

Bu zihin için ''devlet sınıfsal bir baskı aracıdır, AKP bir sıradan bir düzen partisidir, AKP'yi değil, devleti potaya koymak lazımdır''. Ama CHP söz konusu olduğunda aynı cümle nedense hiç kurulmaz. CHP düşmandır. CHP'nin kurduğu cumhuriyet, laiklik, aydınlanma da önemsenecek, savunulacak bir kazanım değildir. Hatta AKP'nin bir solcu için yaşamsal önemdeki laiklik karşıtlığının karşısına dikilmek bile bu tiplerde yoktur.   Dolaylı olarak da olsa, yıkılmaya çalışılan laikliğe destek verircesine ''laikliği yıkıp yerine sosyalist laikliği kuracağız'' şeklinde ahmakça sözler de söyleyebiliyorlardı...

Yanlış yaptılar sözü hafif kalıyor.

Türkiye bugün dinci bir otoriterliğin boyunduruğuna girmişse bu sözde sol-sosyalist ve enternasyonalist forumlardaki şarlatanlıkların da kendi çaplarında müdahillikleri vardır. Bu adamların desteği, liberalliği enternasyonalizmmiş gibi, işçi sınıfının olması gereken tavrıymış gibi üfürmelerinin rolü vardır. Çok azaldılar biliyorum, etkileri de hiç kalmadı. Ama işte, sanki hiçbir şey olmamış gibi, bu karanlık tünele girmemizde hiç etkileri yokmuş gibi davranmaları ve hala aynı yanlışı dolaylı yollardan sürdürmeye çalışmaları insanın içini sızlatıyor. Bu kadar pişkinlik gerçekten şaşırtıcı...

Ama mesele bu şarlatanların kendisi değil, bunlar her dönemde olacak, asıl şaşırtıcı olan şey bunların şarlatanlıklarına değer vermeye çalışanların varlığı...Asıl üzücü olan bu...


NOT: Devam edilecek, bu konuda söylenmesi gereken o kadar çok şey var ki...








Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.02.2020- 02:35


Konular iç içe girdi. Burada yorunlananların devamı bu linkten takip edilebilir:

http://www.solpaylasim.com/k174-devlet-nedir-.html  

(Bu forumun alt yapısında başlıkların birleştirilmesi olmadığından bu tür sorunlarla karşılaşabiliyor ve ancak bu şekilde aşabiliyoruz.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.02.2021- 12:44


Çok basit konuları içinden çıkılmaz hale getirmek nasıl mümkün olabiliyor? Örnekse devletin bir parti devletine dönüşmesinin ya da tek adam diktatörlüğü olarak tanımlanmasının maddi bir karşılığı bir gerçekliği mi yok? Marksizme göre devletin sınıfsal bir öze sahip olması gerçeği devletin görece bir özerkliği olamayacağı anlamına mı geliyor? Bence bu konuların anlaşılması için her zaman ve her konuda olduğu gibi kullanılan kavramların içinin doldurulması gerekiyor. Yani özerklikten, devletin görece özerkliğinden söz etmek ne anlama geliyor; Marksizmin sınıfsal öz nitelemesine aykırı bir durum mu bu gibi sorular sorarak, bu sorulara uygun yanıtlar vererek ve maddi gerçeklikle de söyleyeceklerimizi karşılaştırarak, bir anlamda pratikle de karşılaştırarak konuyu anlamak gerekiyor, diye düşünüyorum. (Şunu da ekleyeyim, ezbercilik bu tür bir anlama ve çözümleme yönteminin benimsenmesine ve içselleşmesine uygun değildir.)

Devletin sınıfsal bir öz'e sahip olduğu gerçeği burjuva veya halktan sınıflar karşısında ve modern bir devlette bağımsızlığı gerektirir. Altını çizelim, burjuva sınıfına mensup bireylerden de bağımsız bir niteliktir bu devletin sınıfsal niteliği konusu Bu bağımsız olma durumu da kendini görece özerklik kavramında bulur. Hem burjuvazinin kendi içindeki farklılıkları ve hem de halk sınıflarının benzer nitelikleri modern bir devlette doğrudan bir görece özerklik konusunun devlet biçimlenmesine yansımasıdır.   Dahası devletin sınıfsal niteliğinin gerçeklik kazanabilmesi için bu anlamda bir özerkliğe ihtiyaç vardır. Tek adam totaliterizmi, bir parti devleti veya burjuvazinin belli bir kesiminin devlete hakim olması demek işte bu görece özerklik dediğimiz olgunun ortadan kaldırılması/kalkması anlamına gelir. Türkiye'nin içinde bulunduğu süreç de budur ve bunun şaşkınlıkla karşılanmasının gerçekten şaşırtıcı olduğu söylenebilir.

(Zaman zaman devam edilmesinde yarar var.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 10.02.2021- 16:54


Devletin sınıfsal bir niteliği olduğu gerçeğini sağdan soldan duyup haklı olarak benimsemek ''parti devleti'', ''AKP devleti'', ''tek adam devleti'' gibi söylemlerle karşılaşıldığında öncelikle bu söylemlerle neyin anlatıldığı üzerinde durulmaması kısaca ezbercilik olarak nitelediğimiz durumun ortaya çıkması hem anlama ve dolayısıyla hem de anlatma konusunda yetersizlik ve bir dizi yanlışlığı da beraberinde getiriyor. Sanalda uzunca bir dönem bu durum yaşandı ve halen azalarak da olsa yaşanmaya devam ediyor. Bu konudaki sorunumuz tekrar ediyorum ezbercilik kaynaklıdır ve analiz etme becerisinden yoksunluk, eksik bilgilenme gibi faktörler nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Somutlarsak devletin sınıfsal niteliğini ezberleyen bir zihin, bir geri kalmış ülke devletiyle gelişmiş bir ülke devleti arasındaki farkı göz ardı etmemeli; görmezlikten de gelmemeli.   Basit bir şekilde İsveç devleti ile yine feodal nitelikleri büyük ölçüde geride bırakmış Türkiye devletinin arasındaki farkı düşündüğümüzde, bu ezberin bu farkı açıklama konusunda yetersiz kaldığını görebilmeli.   'Ama işte sosyalistlerin amacı hükümeti değil, bakanı değil, falancayı filancayı istifa ettirmek değil, devletin sınıfsal yapısını değiştirmek'' gibi bir söylem nesnel durumu görmezlikten gelme amacını taşımıyorsa, pek çok konuda hem bilgi eksikliği ve hem de neyin neden tartışıldığı ve bir siyaset haline getirildiğini de anlamıyor demektir.

Önce bilgi, bir düşüncenin oluşabilmesi için önce bilgiye ihtiyaç var. Güncel duruma bakıldığında sınıfsallığın yetersiz kaldığı örnekler bizleri başka bilgilere de yöneltmek durumunda. Sınıfsal öz konusunu ezberlemek nesnelliği anlamak, açıklamak ve ona göre bir siyaset oluşturabilme konusunda yeterli olmadığını anlamak zorundayız. Anlamalıyız ki, bu yetersizliği giderme konusunda bir arayışa girelim. Böyle bir arayış bizi bir yandan devletin görece özerkliği konusuna yöneltecek öte yandan demokratikleşme konusunun da kavranmasını kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 11.02.2021- 08:48


Konunun hiç kuşkusuz tarihsel bir yanı da var. Sınıfların ortaya çıkmadığı,   ''zümreler''den oluştuğu dönemlerde devletin o zümrelerden bağımsız olduğu söylenebilir. Zümrelerin yerini sınıflar almaya başladığında ve iki antagonist/uzlaşmaz sınıfların ortaya çıktığı koşullarda devletin sınıflardan bağımsız olma durumu ortadan kalkar. Modern sınıflarda devletin sınıfsal niteliği de o koşullarla birlikte oluşur. Ne var ki, üstte de değinildiği gibi bu bağımlı olma ve sınıfsal öz niteliği devletin görece özerkliğiyle birlikte bir anlam ve gerçeklik kazanır. Dolayısıyla bir sosyalist için devletin sınıflardan bağımsız bir ''tarafsız'' nitelikten söz edilemez. Sosyalist kavrayışın   böyle bir yaklaşımın ötesinde bir anlama sahip olduğunu, bu konunun mutlaka görece özerklikle birlikte tamamlanması gerektiği, günceli anlayabilmenin de bu bütünlükten, bütünlüklü çözümlemeden geçtiği sorunsalında yattığı, ezberciliğin bu yüzden ve mutlaka terkedilmesi...-böyle!

Sadece bu konuda değil; hemen her konuda bu tür ezbercilik ve tekdüze yaklaşım ve değerlendirmelerden sıyrılabilmeliyiz. Marksist ustaların herhangi bir konuda söylediklerinin çoğu kez polemik yollu dile getirdiklerinin bilinmesinde yarar olduğunu ne var ki, bu söylenenlerin belli bir analiz etme becerisiyle ele alınmadığı sürece günümüzün nesnelliğini kavrama zorluğu yaşanabileceği gibi ve aynı zamanda halk kitleleriyle bir temas noktası ve bir bağ oluşturma çabasının da pek mümkün olamayacağı söylenebilir ve dolayısıyla...

Evet, ve dolayısıyla devletin sınıfsal bir niteliğe sahip olduğu gerçeğini verili durumla karşılaştırmadan, birlikte ele almadan sürekli yinelemek sanıldığı gibi ''burjuva sınırlarının dışında'' bir siyaseti yeğlemek değil, apaçık bir şekilde kavranılmamış bir olguya ezbercilik yollu bir komikliği bulaştırmak anlamına gelir. Başka bir şey değil.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.02.2021- 01:28


Bir konuda bir parantez açmakta yarar var; zihnimi kurcalıyor; bir solcunun, bir sosyalistin, ya da daha keskin bir ifadeyle bir ''enternasyonalist komünist''in sistemli bir AKP karşıtlığında pozisyon almaması nasıl mümkün olabilir? Ya da olabilir mi? Böyle bir şey mümkün mü? AKP karşıtlığını sistemli bir şekilde dile getirmeyen birinin bırakın solcu, sosyalist olabilmeyi, en basitinden muhalif olma özelliğinden söz edilebilir mi? Çok mu zor? Hadi eksik bilgi, yetersizlik, günceli okuyamama, çözümleme becerisinden yoksunluk diyoruz da, bir kişinin yasama, yürütme ve yargıyı kendinde toplamış olması, denetimin ortadan kalkması ve taraf olmayanların bitaraf olduğu bir rejimi görememesi mümkün olabilir mi? Tekrar edelim, eksik bilgi, yetersizlik, günceli okuyama ve çözümleme becerisinden yoksunluk olsa bile ortada apaçık duran bir gerçeklik nasıl görünmez?

Evet, zihnimi kurcalıyor, şeytan dürtüyor; bir trollük söz konusu olabilir mi?

''AKP devleti olamaz, CHP iktidara gelirse CHP devleti mi diyeceğiz, devlet burjuva devleti, cumhuriyet burjuva cumhuriyet, bunları söyleyenler, burjuva sınırlar içinde siyaset yapıyor, bakanın istifası, hükümetin istifası istenmez, bunları söylemek burjuva sınırlar içinde kalmaktır, enternasyonalist komünistlerin rejimi değil, düzeni değiştirmeye çalışırlar, burjuva siyasetin dışında siyaset yaparlar!''

Bu kadar absürt, gerçeklikten kopuk, AKP'ye toz kondurmamaya özen gösteren, adeta değirmenine su taşıyan cümleler duruma uygun bir kılıf geçirme çabası olamaz mı? Yani sanaldaki trollüğün bir kılıfı, bir kamuflajı?

Yabana atmamak gerek!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 17.02.2021- 17:58


Marksizm'in temel tezlerini anlamak, içselleştirmek ebette önemli, Lenin'in Marksizm'e katkılarını kavramak da öyle. Ne var ki bu kavrama ve içselleştirme konusu oradan buradan alınmış ve ezberlenmiş cümleleri yinelemekten geçmiyor Böyle bir tavrın bırakın yararı olmayı, zararından bile söz edebilmek mümkündür. Çünkü anlamayı engeller. Dikkat edin bu tür ezberleri yinelemeyi ''burjuvazi/sistem dışı siyaset'' sanma alışkanlığı çok yaygındır. Bir örnek,   siyasi iktidarın zor yoluyla alınma yöntemi bir yasal yürüyüşün bile küçümsenmesi sonucuna yol açabilmektedir. Bu zihinsel yapı burjuvazinin zor yöntemini polisle, askerle çatışma ve sağa sola taş atma, camı çerçeveyi indirme ve giderek eline silah alma şeklindeki eylemleri benimsemeye kadar vardırılır. Lenin de uzunca yıllar (SF'de) ''tüfek omza'' benzetmesiyle ilişkilendirilmedi mi?

''AKP devleti'' konusundaki karşı çıkışların da benzer zihinsel çarpıklık sonucu olduğu söylenebilir. Bir muhalif insanın Kavala, Demirtaş örneklerine bakarak bile ülkede olan bitenin farklı bir kulvarda cereyan ettiğini görmesi gerekir. Bugün partili cumhurbaşkanının sanırım Ankara Kongresinde Kılıçdaroğlu için söylediklerini duymuşsunuzdur. Gerçekten de insan sanki Kafkaesk bir teatral içinde bulunuyormuş gibi geliyor.   Metin Akpınar ve Müjdat Gezen için ise savcı 4 yıl, sekiz aylık bir ceza istedi. Gerçeküstü bir hayat sürüp gidiyor gözlerimizin önünde. Bütün bunları yorumlamayı bir kenara bırakın, solculuğunda samimiyet olan bir kişinin bu gerçekliği görmezlikten gelebilmesi mümkün olabilir mi?

Olamaz; mümkün değil.
Peki neden böyle? Neden dağ taş yarılsa, fırtınalar kopsa bile AKP'ye karşı bir siyasal tutum alınmaz?

Bence tek bir nedeni var bunun: AKP'li olmak!
Ya doğrudan AKP'lidir insan, körlemesine savunur ki, örneklerini hayatın her alanında görebilmek mümkün; ya da...
Evet, ya da bir şekilde AKP trollüğü yapmak.
Olamaz mı?
Çok mu abartılı?
Bence ''bu kadarı da olmaz'' deyip geçmemeli.
Bunun başka bir açıklaması var mı?



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.289
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

45 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 25.02.2021- 01:27


Devletin sınıfsal bir niteliği olduğu gerçeğini sağdan soldan duyup haklı olarak benimsemek ''parti devleti'', ''AKP devleti'', ''tek adam devleti'' gibi söylemlerle karşılaşıldığında öncelikle bu söylemlerle neyin anlatıldığı üzerinde durulmaması kısaca ezbercilik olarak nitelediğimiz durumun ortaya çıkması hem anlama ve dolayısıyla hem de anlatma konusunda yetersizlik ve bir dizi yanlışlığı da beraberinde getiriyor.

Böyle söylemişim.
Ve bu haliyle bu uzun cümle hala detaylandırılmaya muhtaç.
Şu soru aklıma geliyor; ortada apaçık, reddedilemeyecek bir gerçeklik varken neden ''tek adam devleti'' veya ''AKP devleti'' söylemine karşı çıkılır?
Birinci yanıt şöyle olabilir; iktidarı ve düzen muhalefetini aynı çizgiye iterek kendi siyasal yaklaşımına yer açmak çabası... İktidarın ve muhalefetin sermaye sınıfı partileri olduğunu söylemek, bu bağlamda aynılaştırmak toplumsal alandaki aydınlanmacı, ilerici, solcu ve hatta demokrat birikimin sol-sosyalist ''cephe''ye yönelmesini sağlamak. Doğrudur, yanlıştır, eksiktir ayrı bir konu...Sık sık bu konuya değiniyor ve düşündüklerimi de açık seçik yazmaya çalışıyorum.

Başka bir nedeni daha olabilir...
Bir üstte değinmişim
Sol saflara sızmış bir AKP trollüğü...
Ciddi ciddi içimden geçirdiğim oluyor.

Bu iki tavır birbirine benzer gibi görünüyor.   İkincisi birincisinden cımbızlama yapmak zorunda çünkü. Ayrım da şu noktada. Birincisinin AKP karşıtlığında yıllarca mücadele etmiş, hala ve hala o mücadelenin gerekliliğini de savunuyor. Ama sosyalizmin toplumsal bir güç olması konusundaki haklı ısrarı bu aşamada böyle bir siyaseti kendince savunmak zorunda bırakıyor.

Ya ikincisinin AKP'ye olan karşıtlığı?
Böyle bir karşıtlık var mı?
Duyuldu mu, görüldü mü?
Mümkün değil.
Kürt ulusalcılığı AKP ile birlikte demokrat bir Türkiye peşinde oyalanırken, kuyrukçuydu, ikisi üçü aynı mıydı, değil miydi, pek de ilgilenmiyordu; ama Kürt hareketi AKP'nin karşısına geçtiğinden beri , ''hepsi bir''miş!
Yani!
O zaman da AKP'ye çıt yok,
bu zamanlarda da..

Cahillik deyip geçilebilir...
Cahil cesareti denilip önemsenmeyebilir...
Hatta iktidar korkusu nedeniyle de olabilir.
Ne ki,
yine de,
aklın bir yerine not etmekte yarar var.
AKP'li trollerin sol saflara uzanmış örnekleri...

Normal bir tavır değil çünkü.





Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör MİT devleti doğuyor solcu 4 3098 11.04.2014- 23:57
Konu Klasör TKP'den AKP'ye: O devleti kuramazsınız! melnur 0 1630 04.08.2017- 22:02
Konu Klasör Türkiye Devleti Profili RAGE-SF 0 648 18.05.2020- 00:47
Konu Klasör Bekaroğlu'nun 'Ulus Devleti ayhan 14 8008 03.01.2016- 15:08
Konu Klasör Venezuela komünal devleti tartışıyor umut 0 2573 02.06.2014- 13:09
Etiketler   AKP,   devleti,   sosyalist,   kavrayış.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS