SolPaylaşım  
Ana Sayfa  |  Yönetim Paneli  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 
Sosyal Demokrasi ve Sosyalizm...           (gösterim sayısı: 2.343)
Yazan Konu içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

34 kere teşekkür etti.
44 kere teşekkür edildi.
Konu Yazan: melnur
Konu Tarihi: 19.03.2020- 09:22


Sosyal demokrasiyle ilgili bir iki başlığımız var ama kavramın içeriği, nasıl ortaya çıktığı ve süreç içinde nasıl bir şekil aldığıyla ilgili kimi eksiklikler de mevcut..   Önemsiz de değil. Pek çok kavram gibi, sosyal demokrasi ve sosyalizm kavramlarının zihnimizde netleşmesi, hem ezbercilikten kurtulmak, hem   güncel olanla doğru bir bağ kurabilmek ve hem de sol siyaseti sağlam bir zemine oturtmak için   bir ölçüde de olsa eşelemek gerekiyor gibi geliyor bana. Bu başlığın açılış nedeni bu.

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, sosyal demokrasinin ne olup ne olmadığı ve   nasıl bir programatiğe sahip olduğu konusu 19. ve 20. yüzyıllarda farklılık göstermektedir. Bunun nedeni 20.yüzyılın başlarında yaşanan ayrışmadır. Tarihsel süreçte işçi sınıfı bu dönemde ikiye bölünmüş, önceleri Marksizmin ideolojik karşılığı anlamına gelirken ayrışmadan sonra Marksizmin teori ve pratiğini   rehber edinenler kendilerini sosyal demokrat değil komünist olarak nitelemişlerdir. 20.yüzyılın başlarında meydana gelen bölünmeden sonra sağ bir yorumla Marksizmle farklılaşanlar ise demokrasi ve parlamenterizm tercihleriyle sosyal demokrat ismini kullanmaya devam etmişlerdir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta günümüzde sosyal demokrasiyi benimseyenlerin parti adı olarak ''sosyal demokrat parti'' adının yanında ''sosyalist'' ve İşçi partisi'' adını da kullanmalarıdır.   Benzer şekilde ''demokratik sol'' ve ''demokratik sosyalizm'' kavramlarıyla ifade edilenlerin de sosyal demokrat öz ve niteliğe sahip oldukları anlaşılmalıdır.  

Karıştırılmaması gereken bir başka nokta da sosyalizm sözcüğünün hem komünistler ve hem de sosyal demokratlar tarafından kullanılmasıdır. Bu durum uzunca bir sol geçmişe sahip olan Avrupa'da sorun yaratmamaktadır. Sosyalist enternasyonal partileri dahil bu tür partilerin kullanımında olan sosyalizmin Marksist sosyalizmle bir ilgisinin olmadığı ve burada işaret edilenin demokrasi ve parlamenter sistem vurgulu bir sosyal demokrasi olduğudur. Aynı sözcük -sosyalizm- Marksist literatürde komünizmde eş anlamlıdır ve komünist ideolojiyle ilişkilendirilerek kullanılır. Türkiye'de bu konuda bir karışıklık olduğu da görülmektedir. Sadece bu nedenle bile sosyal demokrasinin ne olup ne olmadığı konusu önemsenmelidir diye düşünüyorum.

Sosyal demokrasinin tanımı konusunda da bir sorun vardır. Genel anlamda solun demokrasi ve parlamenterizm bağlamında savunageldiği bir ideoloji veya siyasi pratik olarak tanımlansa da, detaylandırıldığında ülkelere ve solun geleneklerine bağlı   olarak kimi farklılıklara   rastlanır. Bu yüzden sosyal demokrasinin anlaşılması konusu nasıl ortaya çıktığıyla ilişkilidir ve sürecin anlaşılması için de sosyal demokrasinin kurucusu sayılan Bernstein ile başlamak ve sonrasında Kautsky ile sürdürmek gereği vardır.

Sanırım zaman zaman bu noktadan devam edilebilir.












Bu ileti en son melnur tarafından 25.03.2020- 20:14 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 29.03.2020- 18:01


Sistem ( düzen ) içinde kalarak yapılan solculuk nasıl olabiliyorsa sosyal demokrasi de genellikle bu tip bir ideoloji/siyasetle ilişkilendirilir. Bu siyaset kapitalizmin vahşi yüzünün revizyonu ve toplumsal adalet ile refahın düzen içinde gerçekleştirilmesi anlamına gelir. Bu yüzden bu tür bir sosyal demokrasi ve sosyalist anlayışın, kapitalizmin sivri uçlarının törpülenmesi,   özgürlük ve eşitliğin tabana yayılması ve sonuçta kapitalizmin daha yaşanılır hale getirilmesi olarak yorumlanabilir.

Sadece bu değil. Sosyal demokrasiyi Marksizmle ve ikinci enternasyonalle ilişkilendiren yorumlar da vardır. İsmail Cem bunlardan biri ve belki en önde geleni.   Kautsky Marksizmini savunduğu söylenebilir. Tipik anlamda siyasal iktidara şiddet yoluyla değil barışçıl yollarla gelinebileceğini savunur. Bu siyasi tavrın da adı sosyal demokrasi ya da sosyalizmdir. 70'li yıllarda Avrupa komünist partileri proleter diktatörlüğü reddederek demokrasiden yana tercihte bulunduklarında tipik bir Kautsky Marksizmini savunur hale geldiler. Özetle Marksizm ''şiddet''ten arındırılıyor ve yöntem olarak demokrasi benimseniyordu.

Sosyal demokrasi ile ortodoks marksizm arasındaki ayrışma Bernstein ile başlamış ve ikinci enternasyonalle sürmüştür. Aralarındaki farklılık Bernstein ve Kautsky arasındaki tartışmalar, sonra Lenin'le Kautsky arasındaki farklı yorumlamalar oralardan buralara   farklı bir sosyalizm anlayışını da beraberinde getirdi. 80 li yıllardan sonra belirgin bir biçimde ''Mark'a dönelim'' veya ''farklı bir sosyalizm'' çığırtkanlıklarını daha iyi anlayabilmek için bu sürecin izini takip etmenin yararlı olacağı çok açık.

Katılım olursa çok daha ufuk açıcı olacaktır, kanısındayım.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 31.03.2020- 14:00


Engels'in yakın arkadaşı Bernstein Engels'in ölümünden sonra daha önce hiç yapmadığı biçimde hemen hemen pek çok konuda diyalektiği de kapsayacak şekilde Marksizme yönelik eleştirilerde bulunmaya başlar. Bu konuda Kautsky ile de karşı karşıya gelir. Kautsky Bernstein'e karşı Marksizmi savunur. İşçi sınıfının öncülüğü konusunda da Bernstein ile farklı yerlerdedir. Dahası Kautsky nihai kurtuluşun komünizm olduğuna da inanır; Bernstein'in ise tüm önerileri kapitalizmin iyileştirilmesi üzerinedir. Aralarındaki tek ortak nokta iktidar olma yolunun şiddet yöntemlerinden geçmemesi yönündedir. Kautsky proleter diktatörlük konusunun da sorun çözücü olmadığını savunur.

O günlerden bu günlere çok zaman geçti, çok değişimler yaşandı, süreç içinde Bernstein ve Kautsky'nin önerileri bir yerde birleştirildi ve sosyal demokrat ideolojinin çatısı oluşturuldu. Filmi hızlı sarıp bugüne geldiğimizde sosyal demokrasiyi Bernstein gibi yorumlayanlar da mevcut, Kautsky gibi de. Ama her iki yorum şekli de aynı zamanda sosyalizm kavramını sahiplenir. Öyle olduğunda bu iki yorumu da aynılaştırıp her ikisi için de ''düzen solu'' nitelemesinde mi bulunacağız? Bernstein yorumunda değil, Kautsky yorumunda sınıfsız toplum da var, proleter öncülük de. Sadece iktidarın şiddet yoluyla alınması konusunda bir itiraz söz konusu. Bir de yoruma göre proleter diktatörlüğün kendisine. Zaman içinde birçok Avrupalı komünist partilerin de bu yorumu benimsediklerini söylemek mümkün. Özellikle 70'li yıllardan sonra kimi KP'lerin proleter diktatörlüğü reddedip ''eurokomünizm'' adıyla demokratik bir yöntemi savundukları gerçek. Dolayısıyla sosyal demokrasi, sosyalizm, bilimsel sosyalizm gibi kavramlar sadece söylenip geçilmeyecek kadar da önemli. Bu yüzden, şu ezberci anlayıştan sıyrılmak gerektiğini sürekli yinelemek ihtiyacı duyuyorum. Kavramlar doğru kullanılmadığında hem ne anlatmak istendiği anlaşılmıyor ve hem de süreçleri kavramak pek mümkün olmuyor.




Bu ileti en son melnur tarafından 31.03.2020- 15:10 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.
Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 05.04.2020- 15:09


Sosyal demokratların sahiplendiği sosyalizm ile komünizm arasındaki temel farkın öncelikle bir yöntem ve yorumlama biçimi olarak demokrasi kavramında yattığı söylenebilir. Bu bağlamda sosyalistler (Sosyal demokratlar)   kapitalizmin zaman içinde uysallaştırılabileceği ve sosyalizme demokratik yöntemlerle ulaşılabileceği kanısındadırlar. Ve demokrasiyi sadece düzenin dönüştürülmesi konusunda değil ve aynı zamanda örgüt konusu da dahil hemen her konuda savunulması gereken bir yöntem olarak altını çizerler. Zor kullanarak çıkılan yolun devrim sonrasına da yansıyacağı ve hem parti ve hem de (proleter) devletin yukarıdan aşağı, hiyerarşik yapısının sosyalizmle uyuşmayacağını iddia ederler.

Sosyalistler (sosyal demokratlar) dışarıdan bilinç konusunda da farklı bir tavır geliştirmişlerdir. Leninist parti modelindeki merkeziyetçi ve hiyerarşik yapının Kautsky'nin dışardan bilinç tezlerinin Lenin tarafından benimsenmesiyle ortaya çıktığını ve hem dışardan bilinç   ve hem de partinin merkeziyetçi ve hiyerarşik yapısının sosyalist örgüt yapısıyla uyuşmadığı görüşündedirler. Alman sosyal demokrat parti liderinin reel sosyalizmin çözülüşü ve DUVAR'ın yıkılışı sonrasında söylediği ''haklıymışız'' sözünün dayanağı da budur.

Yabana atılmaması gereken eleştiriler bunlar. Demokrasi, örgüt, siyasal ve toplumsal devrim/dönüşüm konuları ve proleter diktatörlük...-bence bu eleştirileri de kapsayacak şekilde irdelenmeli; gerekirse tekrar tekrar...



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 06.04.2020- 11:30


Özellikle bu demokrasi konusu bence her yönüyle irdelenmeli, somutlaştırılmalı; sadece seçime de bağlamamak gerek. Örgüt konusuyla da, öncülük konusuyla da doğrudan ilişkili bir konu bu. Partinin hem devrim öncesinde ve hem de devrim sonrasındaki işlevinin sınıfın önüne geçmemesini savunan görüşler Marks'a atıf yaparak devrim öncesindeki siyasal mücadelede ve devrim sonrasında toplumsal dönüşümlerde işçi sınıfının bir yönetilen/buyurulan olmaması gerektiğini söylüyorlar. Sınıfı kurtaracak gücün doğrudan sınıfın irade ve bilinç düzeyinde olduğunu öncü partinin merkeziyetçiliği ve hiyerarşik yapısının siyasal devrimin gerçekleşmesinde etkin olsa bile bu yapıyla sosyalizmin kurulamayacağını   ve bu durumun da Kautsky'nin ''dışardan bilinç'' tezlerinin Lenin tarafından benimsenip parti programı haline getirmesinin rol oynadığını iddia etmekteler. Gerçekten öyle mi; tartışılmalı.

İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kendiliğindenciliğiyle siyasal devrimin gerçekleşebilmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Marksizmde bu konuda boşluklar bulunduğu bir gerçek. Marks kapitalizmin gelişimine paralel olarak proletaryanın iktidarı alacağını düşünmüş ama bu konuyu   uzun uzadıya irdelememişti. Proletaryanın sınıfsal bilinci elde edebilmesinin ve tarihsel çıkarlarının farkına varmasının ve ayrıca uygun strateji ve taktiklerle siyasal iktidarı elde edebilmesinin mümkün olabileceği ve bu konuda komünist partilerin öncülük işlevinin gereksizliği üzerine kurgulanan iddiaların demokrasi adı altında savunulmasını anlayabilmek ve kabullenebilmek mümkün değil.   İşçi sınıfı/proletarya siyasal ve toplumsal devrimde temel güçtür, bu kesin. Ama öncüsü ve önderi olmadan kendi başına bu süreçleri gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği konusu farklı bir konudur. Sınıflı bir toplumda, -kapitalizmde- işçi sınıfı ve emekçi kesimler yığınsal olarak hiçbir şekilde tarihi çıkarlarının farkına varamaz. Eğitimi, zamanı ve maddi gücü buna yeterli değildir çünkü. Dışarıdan bilince bu yüzden ihtiyaç var ve dışarıdan bilinç sınıfla iktidar arasında var olan açıyı kapatır.Partinin öncülüğüne bu yüzden ihtiyaç var ve bu yüzden parti sınıfın aklını ve iradesini temsil etmektedir.

Tabi, konu bu kadar da basit değil. Kimi sosyal demokratların demokrasi bağlamında işçi sınıfını öne çıkarmak istemeleri ve buyurulan bir kitle olmasına karşı çıkmaları konusundaki kaygılarını da önemsemek   gerekiyor. Öncü partinin (ve proleter devletin) örgütsel yapı ve işleyişi bu yüzden tekrar tekrar gözden geçirilmeli (bence) öncesinden daha gevşek bir yapıya kavuşturulabilmeli ve olabildiğince sınıfa açık bir yapı haline getirilebilmelidir, diye düşünüyorum.




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 08.04.2020- 15:53


Sosyal demokrasinin savunageldiği demokrasi anlayışı doğal olarak reformist siyasetleri de gündeme getirir. Kapitalizm içinde kalarak, kapitalizmi reformler yoluyla ve demokrasi yöntemiyle değiştirerek sosyalizme ulaşılabileceği savunulur. Komünistler ise kapitalizmin reformlarla değil zor yoluyla, devrimle dönüştürülmesinden yanadır. Toplumsal dönüşümleri gerçekleştirebilmenin yolunun siyasal iktidarın ele geçirilmesi olduğunu söylerler ve sistem içi demokrasi mücadelesinin sosyalist/komünist mücadele anlamına gelmediğini iddia ederler. Toplumsal tarihin komünistleri doğruladığı, devrim yoluyla sosyalist kuruculuğun gerçekleştirildiği süreçlerin başlatılabildiği ama demokrasi ve reformlar yoluyla özel mülkiyetin kaldırıldığı bir sosyalizme hiç geçilemediği ve böyle bir örneğin bulunmadığı söylenebilir.

Burada yanlış anlaşılmaması ve yanlış yorumlanmaması gereken konu komünistlerin burjuva demokrasisine ve reformlara karşı olduğu şeklinde bir algının da kimi zaman savunulmasında yatmaktadır. Altını çizelim, komünistler ne düzen içi reformlara karşıdırlar ve ne de burjuva demokrasisine. Tam tersine Rosa'nın deyimiyle işçi sınıfı ve emekçi kesimler reformlar yoluyla reformlar için de mücadele ederek bilinç kazanırlar. Siyasi iktidarın ele geçirilme süreci bu tür süreçlerle gerçekleştirilir çünkü sınıf için birlikte mücadele hem bilinç yaratır ve hem de ufku genişletir. Dolayısıyla komünistler için siyasal devrimin zor yoluyla olacağı gerçeği hiçbir şekilde demokrasi mücadelesi yolunda reformlar yoluyla iyileştirmeleri savunan siyasetlere   karşıtlık anlamına gelmez, gelmemeli. (Ayrıca bu zor denilen yöntem, geniş kitlelerin artık eskisi gibi yönetilmeme iradesi göstereceği sokak eylemleriyle ilişkilendirilmelidir. Zor hiçbir koşulda kitleden kopuk bir silahlı eylem anlamına gelmez.)

Özetin özeti komünistler sistemin daha demokratik bir yapıya kavuşma mücadelesinin dışında değillerdir. Burada önemli olan demokratikleşme sürecinde absurd özneleri ve sağlı sollu liboş takımını ideolojik öncü durumuna getirmemektedir. Komünistlerin öncelikli mücadelesi sosyalist/sınıf mücadelesi olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekir. Bilimsel sosyalizm her iki siyasal tavrı birbiriyle çatışmayacak bir biçimde savunma becerisine sahiptirler, diye düşünüyorum.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 12.04.2020- 20:32


Sosyal demokratların/sosyalistlerin bilimsel sosyalizmi savunanlardan bir farkı da özellikle reel sosyalizmin kuruluş sürecindeki jakoben tavır özelinde geliştirdikleri demokrasi vurgularıdır. Özellikle Kautsky'nin geliştirdiği, Rosa'nın kısmen de olsa Lenin'le karşı karşıya geldiği konu proleter diktatörlük konusu yani devletin   işleyiş biçimidir.   Hiç kuşku yok, siyasal devrimden sonra devlet proletaryanın devleti olacaktır ve   Lenin'in deyimiyle ''ne yazık ki, bürokratik urlu''   olmak zorundadır. Bu konuda gelişigüzel ve içi boş bir demokrasi güzellemesi yapma alışkanlığı edinmekten de   ve aynı şekilde iki üç cümle içine hapsedilmiş bir karşıtlıktan da kaçınmak gerek diye düşünüyorum. Partinin merkeziyetçiliği dahil devletin merkeziyetçiliğini de merkeziyetçilikte ısrar ederek demokratik bir yapıya kavuşturulması elbette önemli. Ancak bu demokratik yapının liberal bir içerikte olmaması gerek. ( Sözde sol-sosyalist forumlarda proleter diktatörlüğe bu kapsamda eleştiriler de yapılırdı.)   Siyasal devrimden önce partinin ve sonrasında parti ve devletin toplumsal devrimleri kesintiye uğratmayacak bir siyasi farklılığa açık olması gerektiği konusu bence artık aşılmalıdır. Bu konu somutlaştırılmalı ve solun gündeminden de çıkarılmalıdır.

Devrimden sonra tek parti mi çok parti mi konusu da bence irdelenmeli. Daha önce tek bir komünist partisi olmalı ve bir üstte söylediğim şekliyle farklı sosyalist yorumlar (hizipler) aynı parti içinde bulunmalı diye düşünüyordum. Devrimden sonra çok partili bir yapıyı hala garipsiyor olsam da, tek partili bir yapının işleyiş biçiminin de zaman içinde sosyalizme aykırı bir pratik oluşturabileceği kaygılarım yok değil. Böyle bir yapı partiyi ( ve dolayısıyla parti MK'sını) hem karar alan, hem   yapan ve hem denetleyen pozisyonuna sokacağı için sorunlu ve sosyalist işleyişle uyumsuz bir yapının ortaya çıkmasına yol açabilir. Böyle bir yapı böyle bir potansiyel de içerir. Bu yüzden partinin ve proleter devletin merkeziyetçi yapısının demokratikleşmesi dahil, siyasal yapının da çerçevesi belli bir sosyalist farklılığı taşıyacak yapıda olabilmesinin yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Siyasal devrim dahil ve sonrasında sosyalist kuruculuğun amacı komünizme giden yolda toplumsal dönüşümleri gerçekleştirmektir. Burada önemli olan ve mutlaka altı çizilmesi gereken şey demokrasicilik adı altında parti ve devletin merkezi rolünün yadsınmasıdır. Bu tür demokrasi anlayışı ile merkeziyetçi işleyişin demokratikleşmesi gerektiğini ileri süren anlayışın birbiriyle karıştırılmaması gerekir.

( Bir parantez açarak bu sürecin ulusal ölçekte gerçekleşeceğini de ekleyelim. Bu konunun tartışılacak bir yanı da bulunmuyor. Enternasyonalizm zırvaları bu konuyu sulandırmaktan ve sol sempatizanları enternasyonalizm çığırtkanlığı adı altında ulusalcı/milliyetçi bir harekete yedeklemekten başka bir işe yaramıyor, deyip, parantezi kapatalım.)




Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 14.04.2020- 07:07


Teorik tartışmalar, insanların bu tür konulardaki görüşlerini açıklamaları önemli kuşkusuz; özellikle ülkemizde var olan sorunlar temelinde görüş belirtmek ve sadece teoride de kalmak değil, pratikte de o tür konularda bir ilkesel tutum alabilmeyi önemsemek gerek diye düşünüyorum. Demokrasi konusunu bu bağlamda ele alacaksak ülkenin içinden geçtiği koşullardan soyutlanmış açıklama ve siyasal tutum almaları samimi bulmak pek mümkün değildir diye düşünüyorum.

Somutlaştıracaksak, Türkiye'de solcu olmak, sosyalist olmak bazen gerçekten de zorlama yorumların yapılmasına yol açmakta... Demokrasi konusu da böyle,   bu konu kimi sosyalist partilerin zorlama ''sınıfsal yaklaşımları'' ile bir ölçüde güme gittiğini düşünmekteyim. Örnekse, yaşanılan demokrasi yani yönetememe sorununun/krizinin kapitalizmin doğal sonucu olarak yorumlanması ( bana göre) bu tür zorlama yorumlamaların kapsamına girmekte ve açıkçası yaşanan sürecin ne bir açıklaması olmakta ve ne de yaşanan sürecin bir devasını içermektedir. (Klavyenin başında bunları yazarken Halk tv. açık ve Enver Aysever'in Ayrıntılar programı tekrar edilmekte. Önce Başak Demirtaş ve sonrasında Kavala'nın akademisyen eşi konuştu. Gelin de onlara bugün yaşadığımız sıkıntıların zorunlu ve kaçınılmaz sıkıntılar olduğunu anlatın. Sadece onlara mı; tek adam diktatörlüğünden sıtkı sıyrılmış milyonlarca insanın karşısına geçip, demokrasi ve sınıfsallık üzerine ahkam kesmenin ve bu konuda milyonlarca insana dokunamamanın nesini solculukla veya sosyalistlikle bağdaştırabiliriz? Sınıfsallık dediğimiz tavır böyle bir şey değil ki...Farklı olmak, bağımsız sosyalist mücadelede bulunmak da böyle bir şey değil. Bu tür değerlendirmeler ve tavır almalarla da sosyalizme alan açmak ise hiç mümkün değil.)

Sürekli olarak belirli konuları tekrarlamak durumunda kalıyoruz: sosyalistler için demokrasi mücadelesinin merkezi bir mücadele biçimi olmadığını, belirli dönemlerde belki öncelik kazanabileceği   -burjuva devrimleri aşamasında olan toplumlar için öncelikli bir hal alabilir- ama sosyalist devrim aşamasının öncelik kazandığı toplumlarda demokrasinin tali (ikincil) bir konu olduğunu söylemek mümkün. Sosyalistler demokrasi mücadelesini her koşulda önemserler ve sınıf mücadelesine tabi olarak savunurlar. İkisi arasında nasıl bir açı olursa olsun, demokrasi mücadelesini önemsizleştirecek tavırlarda kaçınmak gerekir. Ve dolayısıyla, günümüze geldiğimizde sınıfsal mücadele, sosyalist farklılık ve benzer gerekçeler üreterek demokrasiyi hiçleştiren ve AKP'yi devre dışı bırakan söz ve eylemler bütünü değildir ve olamaz. Bu kaotik süreçte sosyalizme alan açmak ve yığınlaşma konusunda bir ön almak için bile olsa böyle bir hata yapılmamalı.

Önce sosyalizm, sosyalistler için hep sosyalizm; sosyalist devrim perspektifini yitiren veya öteleştiren hiçbir ideolojik ve siyasi tavrın toplumsal alanda bir karşılığı da, bir geleceği de olmayacaktır. Ama sosyalizm mücadelesini demokrasi mücadelesinden soyutlayarak yorumlamanın da bu topraklarda bir karşılık bulacağını hiç düşünmüyorum. Bu yüzden ülkemiz koşullarında demokrasi mücadelesini sosyalist mücadelenin bir manivelası haline getirmek gerekiyor. Bir anlamda demokrasi mücadelesinin ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda sosyalist mücadelenin en önemli bir parçası olduğunu söylemek de mümkün. Rejim böyle bir çatlak oluşturmuşken, sosyalistlerin bunu görmezden gelmesi, değerlendirme dışı tutması ve yok sayması akıl almaz bir hata olacaktır.



Cvp:
Yazan Cevap içeriği
Üye Profili boşluk
melnur
[ Gelenek ]
Kurucu
Varsayılan Kullanıcı Resmi
Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 9.124
Konum: İstanbul
Durum: Forumda Değil
İletişim E-Posta Gönder
| Özel ileti Gönder

44 kere teşekkür edildi.
34 kere teşekkür etti.
Cevap Yazan: melnur
Cevap Tarihi: 18.04.2020- 08:58


Kendilerini sosyal demokrat/sosyalist olarak tanımlayanların da savundukları arasında fark var. Bu bağlamda sosyal demokrasiyi sınıfsız bir toplum düzenini savunan ama bu düzene demokrasi yol ve yöntemiyle varılmasını öngören bir ideoloji olarak tanımlayan yaklaşımların da doğru olmadığını söylemek mümkündür. Bunu savunanlar vardır kuşkusuz, böyle bir ideolojik tavrı sosyalizm, sosyal demokrasi veya komünizm hatta sol Kemalizm başlığı altında savunanlar bu topraklarda azımsanmayacak kadar çok; örnekse İ Cem, ya da A.İlhan, ya da U.Mumcu vb. CHP içinden de isimler sayılabilir.

Başka bir tanımlama daha var. Sosyal demokrasiyi ve hatta solu ve sosyalizmi sınıfsız bir topluma ulaşmayan ama özel mülkiyetçi sistemin daha demokratik bir ortam içinde dönüştürülerek kurulacak olan ve daha yaşanası ve emekten yana toplumsal bir yapının karşılığı olarak tanımlayanlar da bu coğrafyada mevcut. Batıda olduğu gibi kökeni marksizme dayanmayan sosyal demokrasi tanımlaması sanırım bu toplam için kullanılmaktadır. Dolayısıyla sosyal demokrasi kavramının hem 2.enternasyonalizm öncesindeki anlamı farklıdır ve hem de 2.enternasyonalden sonraki   anlamları konusunda farklılıklar mevcuttur.

Ve dolayısıyla ortodoks marksizm veya geleneksel marksiszm olarak nitelenebilecek bir solculukla üstte kategorize edilmeye çalışılan solculuk arasında temel farklılıklar vardır. Ne var ki, en geniş anlamıyla sol bütün bu tanıları da içine alır. Solu en geniş çerçevede tanımlamak gerektiğinde bu tür yaklaşımların hiçbir dışarıda bırakılamaz. Üstelik bu coğrafyada olduğu gibi, gericiliğin güçlü bir damar halinde olduğu ve uzunca bir zamandır da, iktidarda olup muktedir hale geldiği bir ülkede...

Bu yazılıp çizilenleri sözde sol-sosyalist ve dahi enternasyonalist forumlarda yıllarca egemen olan ''sol''söylemle kıyasladığımızda ne kadar çok ve bağışlanamaz bir yanlışlık içinde bulunulduğu anlaşılır mı? AKP gericiliğini bir kenara bırakarak, hatta onu bir demokrasi ittifakı olarak görerek ağızlarda bir sakız gibi çiğnenen ulusalcılık veya ulusalcı sol kavramı nereye oturuyor; hiç akla getirdik mi?

Bu yüzden bile yüzeysellikten ve ezbercilikten mutlak arınmak, kurtulmak gerekiyor, diye düşünüyorum.



Yeni Başlık  Cevap Yaz
 Toplam 2 Sayfa:   Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası

 


 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.
Konuyu Sosyal Ortamda Paylas
Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sosyal Demokrasi ve sosyalizm... melnur 1 1101 19.12.2019- 06:12
Konu Klasör 1914’te Sosyal Demokrasi proleter 0 2422 01.06.2014- 15:10
Konu Klasör Sosyal demokrasi nereye? umut 1 3804 25.08.2014- 19:06
Konu Klasör Kemalizm Ulusal Sol ve Sosyal Demokrasi abbas 2 3651 02.09.2014- 19:35
Konu Klasör Demokrasi ve sosyalizm... melnur 56 3764 06.08.2021- 04:08
Etiketler   Sosyal,   Demokrasi,   Sosyalizm.
SOL PAYLAŞIM
Yasal Uyarı
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine yollayabilirsiniz.
Forum Mobil RSS